Ortadoğu
İsrail’den Refah’ta ‘toplama kampı’ planı: İnsanlığa karşı suç

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Gazze Şeridi’ndeki tüm sivil nüfusun Refah kentinin enkazı üzerine inşa edilecek kapalı bir “insani bölgeye” yerleştirilmesi için bir plan üzerinde çalışıldığını açıkladı. Ancak uzmanlar bu planı Gazze’deki tüm Filistinliler için bir ‘toplama kampı’ olarak nitelendiriyor.
İsrail ordusuna, Refah’ın enkazı üzerine bir “insani bölge” kurulmasına yönelik plan hazırlaması talimatı verdiğini söyleyen Katz, bu yapay yerleşim alanının nihai hedefinin Gazze Şeridi’nde yaşayan tüm nüfusu barındırmak olduğunu belirtti.
Katz’ın ifadesine göre, ilk etapta çoğunluğu El-Mevasi bölgesinden olmak üzere yaklaşık 600 bin Filistinli, güvenlik taramalarının ardından bu bölgeye nakledilecek. Savunma bakanı, yerleştirilen sivillerin bölgeyi terk etmelerine izin verilmeyeceğini de açıkça dile getirdi.
Plan uyarınca, bölgenin güvenliği İsrail ordusu tarafından sağlanacak, ancak askeri güçler bölgeyi yönetmeyecek ve insani yardımları dağıtmayacak. Katz, söz konusu bölgenin yönetimi için uluslararası ortak arayışında olduklarını kaydetti. Planın koordinasyonu, Savunma Bakanlığı Genel Müdürü ve eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı Amir Baram tarafından yürütülüyor.
‘Göç planı uygulanacak’ mesajı
Savunma Bakanı Katz, gazetecilere verdiği brifingde İsrail’in Hamas’ı zayıflatma stratejisini şöyle sıraladı: Örgüt liderliğini hedef almak, toprak kontrolünü ele geçirmek, Gazze’nin silahsızlandırılması ve ayrıca “uygulanacak olan göç planı”.
Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, Gazzelileri kabul etmeye istekli ülkeleri araştırmak üzere süreci yönettiğini ifade etti.
Ancak Haaretz’e konuşan bir yetkiliye göre, İsrail hükümeti nüfus transferi planının hayata geçirilme ihtimalini gerçekçi bulmuyor ve şu anda Gazze’den kitlesel göçü kolaylaştıracak bir hazırlık yapılmıyor. İsrail’in birçok ülkeye Filistinli mültecileri kabul etme teklifinde bulunduğu, ancak hiçbir ülkenin bunu kabul etmediği bildirildi.
‘İnsanlığa karşı suç’
İsrail’in önde gelen insan hakları avukatlarından Michael Sfard, Katz’ın planının uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi.
Sfard, “(Katz) insanlığa karşı bir suç için operasyonel bir plan ortaya koydu. Bu, bundan başka bir şey değildir” dedi. “Bu, Gazze Şeridi’nin güney ucuna nüfus transferi ve şeridin dışına sürgün için hazırlık yapmaktan ibarettir” diye ekledi.
The Guardian‘a konuşan Sfard, “Birini kendi vatanından kovmak, savaş bağlamında bir savaş suçudur. Eğer onun planladığı gibi kitlesel ölçekte yapılırsa, bu insanlığa karşı suç haline gelir” değerlendirmesini yaptı.
Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Holokost tarihçisi olan Prof. Amos Goldberg de, savunma bakanının Gazze’de etnik temizlik ve “Filistinlileri sınır dışı etmeden önce bir toplama kampı veya geçici kamp” kurulması için net planlar ortaya koyduğunu söyledi.
Katz’ın planının, İsrail’in yeni yerleşim yerine taşınma emrine uymayı reddeden Filistinlilere ne olacağı sorusunu da gündeme getirdiğini belirten Prof. Goldberg, “Filistinliler tamamen çaresiz olmadıkları için bu çözümü kabul etmez ve isyan çıkarırsa ne olacak?” diye ekledi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasıyla çelişiyor
Aynı günün sabahında, İsrail Genelkurmay Başkanlığı Yüksek Mahkeme’ye yaptığı bildirimde, ordunun Gazze içinde ya da dışında zorla nüfus tahliyesi uygulamadığını iddia etti. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in ofisinden yapılan açıklamada, “nüfusu yerinden etmek veya belirli alanlarda yoğunlaştırmak” gibi hedeflerin operasyon planları arasında yer almadığı savunuldu.
Ancak bu açıklama, mayıs ayında orduya verilen “Gideon’un Arabaları” adlı operasyon emriyle çelişiyor. Haaretz gazetesinin daha önce ortaya çıkardığı bu belgeye göre, söz konusu emirde operasyonun amaçlarından biri açıkça “sivil nüfusu yönetmek ve yerinden etmek” olarak belirtilmişti. İsrail ordusu, haberdeki detayları doğrulamış, ancak resmi bir açıklama yapmamıştı.
Bu arada, pazartesi günü Beyaz Saray’da konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD ve İsrail’in Filistinlilere “daha iyi bir gelecek” sunacak diğer ülkelerle birlikte çalıştığını söyledi.
Trump ile akşam yemeğine hazırlanırken Netanyahu, “İnsanlar kalmak istiyorsa kalabilir, ama gitmek istiyorlarsa gidebilmeliler” dedi.
GHF taşeronluğunda toplama kampları
Öte yandan, Reuters, ABD ve İsrail destekli bir yardım kuruluşu olan Gazze İnsani Vakfı’nın (GHF), hem Gazze içinde hem de Gazze dışında kurulabilecek “Geçici İnsani Yerleşim Alanları” olarak tanımlanan kampların inşasını önerdiğini duyurdu.
Söz konusu planın Katz’ın açıkladığı planla ilişkisi net değil ancak GHF’nin kuruluşu ve faaliyetlerinde İsrail’in parmağı olduğu biliniyor.
Reuters’ın ortaya çıkardığı plan, Gazze halkını bu alanlara yerleştirerek “Hamas’ın nüfus üzerindeki kontrolünü sona erdirmeyi” hedefliyor.
Yaklaşık 2 milyar dolarlık bu plan, Trump yönetimine sunuldu ve yakın zamanda Beyaz Saray’da gündeme geldi. Tarihsiz olan ancak 11 Şubat tarihli fotoğraflar içeren sunum belgesinde, GHF’nin 2 milyar doların üzerinde bir kaynak sağlamaya çalıştığı, bu parayla Gazze içinde ve dışında büyük ölçekli “Geçici İnsani Yerleşim Alanları” inşa edilmesinin hedeflendiği belirtildi.
Planın, mayıs ayı sonunda Gazze’de GHF’nin gıda dağıtım noktaları açmasıyla başladığı ve bu kampların ikinci aşama olduğu ifade ediliyor.
Reuters’ın incelediği belgeye göre kamplar, Gazze halkının “geçici olarak barınabileceği, radikalleşmeden arındırılabileceği, yeniden topluma entegre edilebileceği ve isterlerse yeniden yerleşime hazırlanabileceği” “gönüllü alanlar” olarak tanımlanıyor.
Reuters’ın ulaştığı sunum dosyası, bu kampların nasıl inşa edileceği ve maliyetleri gibi teknik ayrıntılara kadar iniyor. Sunumda yer alan bir zaman çizelgesine göre, bir kamp projesi başlatıldıktan sonraki 90 gün içinde faaliyete geçecek ve içinde 2 bin 160 kişi, çamaşırhane, duş, tuvalet ve bir okul yer alacak.
Projede yer alan bir kaynak, bu sunumun geçen yıl başlayan bir planlama sürecine ait olduğunu ve her biri yüz binlerce kişiyi barındırabilecek sekiz kamp inşa edilmesinin öngörüldüğünü söyledi.
Ancak plan, Filistinlilerin bu kamplara nasıl ve hangi yolla taşınacağına dair net bir bilgi içermiyor. Kampların Gazze dışında nereye kurulabileceği de belirsiz. Haritada Mısır ve Kıbrıs’a yönelen oklar ile “başka muhtemel destinasyonlar” ifadesi dikkat çekiyor.
Belgede, bu geniş ölçekli tesislerin “yerel halkla güven ilişkisi kurmak” ve Başkan Donald Trump’ın “Gazze vizyonunu gerçekleştirmek” için kullanılacağı belirtiliyor.
GHF böyle bir teklif sunmadığını ve belgede yer alan slaytların kendilerine ait olmadığını, sadece “Gazze’ye güvenli şekilde yardım ulaştırmaya yönelik teorik seçenekleri incelediklerini” açıkladı.
Ancak sunumun kapağında GHF’nin, bazı slaytlarda ise GHF’nin lojistik ve güvenlik hizmetlerini sağlayan, eski CIA ajanı Philip Reilly’nin kurucusu olduğu SRS’nin (Safe Reach Solutions) adı geçiyor.
Projede çalışan bir kaynak, planın maddi kaynak eksikliği nedeniyle ilerlemediğini belirtti. Reuters daha önce GHF’nin İsviçre’de bir banka hesabı açarak bağış toplamak istediğini, ancak UBS ve Goldman Sachs gibi bankaların GHF ile çalışmayı reddettiğini bildirmişti.
4 Şubat’ta Trump, kamuoyuna ilk kez “Gazze’yi devralıp Ortadoğu’nun Rivierası’na dönüştürmek istediklerini”, bunun için de 2,3 milyon Filistinlinin başka yerlere yerleştirilmesi gerektiğini açıklamıştı.
Tony Blair’in ekibi de işin içinde
Bu arada önceki gün de Financial Times gazetesi, eski İngiltere Başbakanı Sir Tony Blair’in düşünce kuruluşu Tony Blair Enstitüsü’nün (TBI), İsrailli iş insanlarının önderliğinde, Elon Musk’ın adını taşıyan bir üretim bölgesini de içeren bir proje peşinde olduğunu duyurdu.
Bu projenin, Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın kurulmasında rol oynayan ve tepki çeken Boston Consulting Group’un (BCG) üzerinde çalıştığı ve Trump’a sunduğu Gazze’yi Filistinsizleştirerek “Orta Doğu Rivierası” olarak yeniden düzenlemeyi öngören plan olduğu ve TBI’nin de bu projede BCG ile ortak yer aldığı ortaya çıktı. TBI ve BCG ise iddiaları reddetti.
Tony Blair’in sözcüsü, eski başbakanın planları hazırlayanlarla konuşmadığını ve planlar hakkında yorum yapmadığını söyledi.
Sözcü, “TBI ekibi, Gazze için savaş sonrası ‘planları’ olan birçok farklı grup ve kuruluşla görüşüyor, ancak bu planın yazımıyla hiçbir ilgisi yok” dedi.
BCG sözcüsü iddiaları reddederek şunları söyledi: “Bu çalışmayı tamamen reddediyoruz. BCG bu çalışma için herhangi bir ödeme almamıştır.”
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









