Bizi Takip Edin

Dünya Basını

John Mearsheimer ile mülakat: İsrail lobisi her zamanki gibi güçlü

Yayınlanma

Çevirmenin notu: 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçları korkunç boyutlarda oldu. İşgal rejiminin soykırım suçu işlediğine dair bariz kanıtlar olsa da durum Batılı kurumlar nezdinde, evvel zamanda olduğu gibi sükunetle karşılanıyor, lobi faaliyetleriyle çatlak sesler tüm kamusal alandan siliniyor.

Aşağıda tercümesi verilen mülakatta, Ukrayna’da eninde sonunda savaş başlayacağı yönündeki tahmini doğru çıkan ve Washington yönetiminin dış politika tercihlerine son derece eleştirel bakan, “saldırgan realizm” teorisinin sahibi Chicago Üniversitesi Profesörü John Mearsheimer, Gazze ve Ukrayna savaşlarına dair bir dizi değerlendirmede bulunuyor. Mearsheimer, Orta Doğu’daki gerilimin bölgesel bir savaş tehdidi barındırdığını kabul etse de Rusya’nın Doğu ve Batı Avrupa’yı “fethetmeye” çalıştığı iddialarının mantıksız olduğunu ve İran’a dair koparılan yaygaranın da aynı derecede gerçeklikten uzak olduğunu belirtiyor.


John Mearsheimer: İsrail lobisi her zamanki gibi güçlü

Amerikalı uluslararası ilişkiler uzmanı ile Gazze ve Ukrayna’daki savaşlar ve Orta Doğu’daki güç rekabeti üzerine

Gavin Jacobson

New Statesman

10 Şubat 2024

Gavin Jacobson: Ukrayna ile başlayalım. Avrupa Birliği’nin Kiev’e sunduğu 50 milyar avroluk yardım paketi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu Rusya’ya karşı savaşta kayda değer bir fark yaratacak mı?

John Mearsheimer: Hayır, bence bu yardım aslında Ukrayna hükümetini ayakta tutmak için tasarlandı. Ukraynalıların ihtiyacı olan şey silah ve AB’den gelen bu para silah almalarına yardımcı olmak üzere tasarlanmadı. Savaş alanında olup bitenler açısından asıl mesele para değil. Ukraynalıların ihtiyacı olan şey çok sayıda silah —toplar, tanklar, mermiler— ve Batı’nın Ukraynalılara Rusların inşa ettiği ve birliklerine tedarik ettiği tüm malzemelere ayak uydurmalarını sağlayacak kadar silahı yok. Ukrayna ile Rusya arasında her zaman bir silah dengesizliği vardı, özellikle de yıpratma savaşlarında büyük önem taşıyan topçu dengesizliği. Fakat bu dengesizlik zaman geçtikçe daha da artıyor. Sorunun kaynağı para değil, Batı’nın şu anda ya da kısa vadede veya önümüzdeki yıllarda Ukraynalılara verecek silahı olmaması.

GJ: Ukrayna hükümetinin komuta kademesindeki çatlaklar hakkında yorum yapabilir misiniz? Uzaktan bakıldığında, Vladimir Zelenskiy’in işlerin altından kalkabileceğini düşünüyor musunuz?

JM: Zelenskiy’in fena halde zayıfladığına şüphe yok. Mücadeleyi ön saflarda sürdürmek adına siyasi lider ile başkomutan Valeriy Zalujnıy arasında büyük bir mücadele yaşanıyor. Bunun nasıl çözüleceğini öngörmek zor. Zelenskiy’in ağır zayiat aldığını ve Zalujnıy’ın da bu çatışmadan zarar gördüğünü düşünüyorum. Ancak bu, Batı’da Ukrayna’nın ayakta kalabileceğine dair güven yaratmak ve Ukrayna’ya yardıma devam etmemiz için iyi bir gerekçe sağlamak amacıyla kesinlikle iyiye işaret değil. Cephedeki askerlere de yardımcı olmuyor. Kiev’deki siyasi-askeri liderliğin birlik içinde olduğuna ve savaş alanında zaferi kolaylaştırmak için elinden geleni yaptığına inanmak istiyorlar. Fakat Zelenskiy ve Zalujnıy, Rusya’ya karşı savaşı kazanmaktan çok birbirlerine karşı savaşı kazanmakla ilgileniyor gibi görünüyorlar.

GJ: Ukrayna hükümetinin devlet başkanlığı seçimlerini ertelemesine ne diyorsunuz?

JM: Bu özel durumda seçim yapmamak mantıklı. Mümkün olan en iyi durum Zelenskiy ve Zalujnıy’ın anlaştığı, Zelenskiy’in iktidarda kaldığı ve Ukraynalı siyasi ve askeri liderlerin Rusları savaş alanında uzak tutma ihtimalini en üst düzeye çıkarmak için birlikte çalıştığı bir durum olacaktır. Eğer çekişmeli geçecek bir seçim olursa, Zelenskiy ile rakibi kim olursa olsun arasında büyük bir kavga olacaktır; Zelenskiy ile Zalujnıy ya da Ukrayna’nın eski devlet başkanı Pyotr Poroşenko gibi Zalujnıy ile ilişkili biri arasında bir yarış tahayyül edebiliyor musunuz? Bu seçimi çevreleyecek toksik atmosfer, savaş alanındaki gidişata zarar verecektir. Her şey hesaba katıldığında, Ukrayna’da seçim yapılmaması en iyisi olacaktır. Buna ABD’de hem birinci hem de ikinci dünya savaşlarında şahit oldunuz; demokratik ilkeler büyük savaşlarda ezilme eğilimindedir, zira hükümet olağanüstü bir acil durumda faaliyet gösterir ve gerçek bir olağanüstü halde demokrasiye aykırı adımlar atarsınız. Bu üzücüdür ama çoğu durumda savaşı kazanmak için gereklidir. Ukrayna açısından en iyisi seçime gitmemek olacaktır.

GJ: Rusya’nın geçen yıl tüm G7 ekonomilerinden daha hızlı büyüdüğü ve Uluslararası Para Fonu’nun 2024’te de bunu yapacağını tahmin ettiği gerçeğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların tamamen etkisiz olduğunu göstermiyor mu?

JM: Yaptırımların bu kadar etkisiz olmasına şaşırıyorum. Savaş patlak verdiğinde yaptırımların Rusya ekonomisi üzerinde ciddi bir olumsuz etkisi olacağını düşünmüştüm. Batı’da neredeyse herkes buna inanıyordu. Bu yüzden Batılı liderler Ukrayna’nın Rusya’yı yenebileceğini düşünüyordu. Ukraynalılar 2022’de savaş alanında başarılı oldular ve Batılı liderlerin çoğu bunun Rusya ekonomisi üzerindeki yıkıcı yaptırımlarla birleştiğinde Ukrayna’nın zaferiyle sonuçlanacağını düşünüyordu. Fakat yaptırımlar ters tepti ve Avrupa ekonomilerine Rusya ekonomisinden daha fazla zarar verdi. Rus seçkinlerinin bile yaptırımlar uygulandıktan sonra bu kadar iyi bir konuma geleceklerini düşündüklerini sanmıyorum. Yaptırımların etkisizliğinin yanı sıra 2022’den bu yana savaş alanında güç dengesinin değişmiş olması, Rusların neden galip geldiğini ve neden çirkin bir zafer kazanacak gibi göründüğünü açıklıyor.

GJ: Orta Doğu’ya dönecek olursak, Kızıldeniz’de Amerikan kuvvetlerinin Husilere ve diğer İran vekillerine karşı kullanılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

JM: Nafile. Husiler, İran destekli milisler ve Hizbullah, Hamas’ı desteklemek için ABD ve İsrail hedeflerine saldırıyor. ABD, Hizbullah’a karşı olmasa da askeri güç kullanarak karşılık verdi, zira bunu İsraillilere bırakacak. Asıl soru şu; kim kazanacak? ABD değil. Neredeyse herkes başından beri Husilere karşı askeri güç kullanmanın onları Kızıldeniz’deki gemilere saldırmaktan alıkoymayacağını söyledi ve onlar da durmadılar, hatta kritik öneme sahip deniz kablolarını kesmekle tehdit ediyorlar. ABD’nin çetin ceviz bir savaş gücü olduğunu ispat edecek olan Husilere karşı kullanacağı gücün yapabileceklerinin gerçek sınırları var. ABD’nin ham askeri güç açısından müthiş bir avantaja sahip olduğuna şüphe yok. Fakat Vietnam ve Afganistan gibi bölgelerde öğrendiğimiz üzere, bu askeri üstünlük her zaman zaferi garanti etmiyor. Bu hadisede de zaferi garanti etmeyeceği kesin. Dolayısıyla Amerika’nın Kızıldeniz’deki eylemleri beyhude bir çaba anlamına geliyor.

GJ: ABD neden ezici gücün kendi iradesini dünyaya dayatmanın etkili bir yolu olduğu fikrinden vazgeçemiyor? Ve neden Orta Doğu’dan kendini kurtaramıyor, neden kendini sürekli olarak bölgeye geri çekilmiş buluyor?

JM: Amerikalı liderlerin askeri güçle yapabileceklerinizin sınırlarını neden kavrayamadıklarına dair bir açıklamam yok. İyi bir realist olarak, bir devletin gezegendeki en güçlü askeri güce sahip olmak istemesini anlıyorum. Ancak aynı zamanda, bu askeri güçle yapabileceklerinizin gerçek sınırları olduğunu bilmek de önemlidir. ABD’nin Irak ordusunu çölün düzlüklerinde kolayca bozguna uğrattığı 1991’deki ilk Körfez Savaşı gibi, üstün orduların hızlı ve mutlak zaferler elde edebildiği durumlar vardır. Fakat Amerikan ordusunu Taliban’la mücadele etmesi için Afganistan gibi bir yere gönderirseniz, elinizdeki onca silahla bile zaman içinde başarısız olursunuz. Benzer şekilde Husilerle savaştığınızda ya da Irak ve Suriye’de bu milislerle karşı karşıya geldiğinizde, ABD onları yenmek ve savaşa son vermek için müthiş askeri gücünü kullanamayacaktır. Düşman bir gün daha savaşmak için yaşayacaktır. Ve siz onlara her vurduğunuzda, onlar da size karşılık verecektir. İsrail Gazze’de benzer bir durumda. İsrail Savunma Kuvvetleri, askeri denge açısından Hamas’tan çok daha güçlü. Fakat Hamas’ı ve terör sorununu tamamen ortadan kaldıracağı fikri bir hayal. Vietnam Savaşı sırasında Amerikan ordusundaydım ve ordunun Kuzey Vietnam ordusundan ve Viet Kong’dan çok daha güçlü olduğuna şüphe yoktu ama yine de kaybettik. Bazen güçlü devletler çok daha az güçlü düşmanlara karşı savaş kaybederler. Amerikan dış politika kurumunun bunu neden anlamadığını izah etmek çok zor.

Orta Doğu’ya bu kadar müdahil olmamızın nedeni ABD ve İsrail’in etle tırnak gibi olmaları. ABD’nin İsrail’i koruma konusunda resmi bir askeri taahhüdü yok. Fakat buradaki iç politika nedeniyle Washington’un dünyanın bu bölgesine derinlemesine müdahil olmaması mümkün değil. İkinci bir neden de Sovyetler ve Amerikalıların nüfuz mücadelesi yürüttüğü, her ikisinin de orada asker bulundurduğu ve hatta vekalet savaşları yaptığı Soğuk Savaş döneminde Orta Doğu’yu bu kadar önemli kılan petrolün bolluğu. Ancak Soğuk Savaş sona erdiğinde biz kaldık ve kalmamızın nedeni de İsrail’di.

Çin ve Rusya’nın şu anda Orta Doğu’ya derinlemesine müdahil olduklarını anlamak son derece önemli. Elbette Rusya’nın Suriye’de halihazırda bir varlığı var, Çin ise bölgeye güç yansıtmak için bir mavi su donanması inşa ediyor. Orta Doğu’da bir tarafta Çinliler ve Ruslar, diğer tarafta Amerikalıların yer aldığı bir güvenlik rekabetine şahit olacağız. ABD, yalnızca İsrail’e olan bağlılığından ötürü değil, aynı zamanda büyük güç politikalarının dünyanın bu bölgesinde oynanacak olmasından ötürü de Orta Doğu’ya giderek daha fazla ilgi duyacaktır. Ruslar, Çinliler ve İranlılar mart ayında Orta Doğu’da büyük bir deniz tatbikatı gerçekleştirecekler.

İsrail ve Gazze ile ilgili olarak kâbus senaryosu, Tahran’ın Pekin ve Moskova tarafından desteklendiği İran ile bir savaşa dönüşmesi. Bence bundan oldukça uzaktayız. Ancak Çinliler ve Ruslar Orta Doğu’ya daha fazla müdahil oldukça ve onlarla İran arasında bu yakın ilişki geliştikçe, tırmanma riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Bu felaket olur.

GJ: 2007 yılında Stephen Walt ile birlikte İsrail Lobisi’ni yazdınız. İsrail lobisi ile ABD dış politikası arasındaki ilişkiye dair o çalışmanızda savunduğunuz değerlendirmenizde herhangi bir değişiklik oldu mu?

JM: Hayır, bence meseleyi doğru anladık. Lobi her zamanki gibi güçlü. Kitabı yazdığımız zaman ile şimdiki zaman arasındaki en büyük fark, lobinin faaliyetlerinin bugün 2007’de olmadığı biçimde açıkta olması. Sanırım o dönem lobi hakkında bilgisi fazla olan çok az insan vardı. Ve lobinin Amerikan dış politikası, özellikle de Orta Doğu üzerindeki etkisi hakkında bilgisi fazla olan da çok az insan vardı. Bence bunu ortaya çıkarmaya yardımcı olduk ve şimdi daha fazla insan neler olup bittiğini anlıyor. Lobi artık çok daha açık bir şekilde faaliyet göstermek zorunda. Herhangi bir lobinin bakış açısına göre, kapalı kapılar ardında faaliyet göstermesi ve halkın görmediği önemli bir etkiye sahip olması en iyisidir. Fakat İsrail lobisi artık bu şekilde çalışamıyor. 7 Ekim’den bu yana, lobinin İsrail’i eleştiren politikacılara ve kamuya mal olmuş şahsiyetlere karşı sert davrandığına dair çok sayıda kanıt var; bunu lobicilerin İsrail’i eleştirmeye cüret eden herkesi disipline etmek ve cezalandırmak için büyük çaba sarf ettiği üniversite kampüslerinde de görebilirsiniz.

GJ: İran ne kadar tehlikeli?

JM: Kendi başına hiç de tehlikeli değil. Bugün yaşananlara bakarsanız, Amerikalılar Irak ve Suriye’de Husiler ve diğer İran destekli milislerle karşı karşıya. İsrailliler Hizbullah ve Hamas’la karşı karşıya. İran bu hikâyenin neresinde? Kenarda oturuyor. ABD, İran’a saldırma niyetinde olmadığını açıkça ortaya koydu ki bu da İsrail’i mutsuz ediyor. Ancak Joe Biden’ın yapmak istediği son şey İran’a saldırmak. İran ve İranlılar ABD ile bir çatışmaya girmek istemediklerini açıkça belirttiler. Dolayısıyla İranlılar Amerikalıların yeni bir bataklığa saplanmasını izliyor. Tahran çok sevinmiş olmalı. ABD’nin diplomatik ya da askeri olarak makul bir çıkış stratejisi yok gibi görünürken İran’ın 7 Ekim’den bu yana bu çatışmadan hiç zarar görmemiş olduğu bir gerçek.

GJ: Britanya’nın Kızıldeniz’de ABD ile birlikte oynadığı rol hakkında ne düşünüyorsunuz?

JM: İngilizler Amerikalıların yapmalarını istedikleri neredeyse her şeyi yaparlar. Amerikalılar genelde müttefiklerinin her zaman onların çeşitli planlarına uymak istemediklerini görürler. Ama bunun bir istisnası var, o da Britanya. Eskiden durum böyle değildi. Amerikalılar, İngilizlerin Vietnam’daki savaşa katılmasını umutsuzca istediler ve İngilizler bunu reddetti. Ama bence bugün bir Vietnam Savaşı yaşasaydık ve Amerikan hükümeti İngilizlerden savaşa katılmalarını isteseydi, İngilizler büyük bir hevesle savaşa katılırlardı. Böyle bir sadakat stratejik açıdan mantıklı değil. Özellikle de İngiliz ordusunun eriyip gittiğini düşündüğünüzde. İngiliz askeri gücü artmıyor; tam tersi bir yöne doğru gidiyor gibi görünüyor. Bu durumda İngilizlerin, Amerikalıların kendilerini dahil ettiği bu çeşitli maceralara olan bağlılıklarını azaltmalarını beklersiniz. Ama böyle bir şey olmuyor. Tam aksi söz konusu.

GJ: Eğer varsa, Trump’ın başkanlığı ABD’nin Orta Doğu’daki dış politikasını ne şekilde değiştirir?

JM: Trump’ın Orta Doğu’ya yaklaşımının Biden’ın yaklaşımından farklı olacağına inanmakta zorlanıyorum, özellikle de ABD-İsrail ilişkileri konusunda. Trump İran konusunda söylemsel olarak Biden’dan daha sert ama o kadar da değil ve Trump, İran’a karşı bir savaş başlatacak kadar aptal değil. Trump bir savaş çığırtkanı değil. Trump son zamanlarda kendi gözetiminde savaş başlatmayan tek başkan olmakla övünüyor ve bu doğru. Bence Amerikan dış politikasında önemli değişikliklerin olabileceği tek yer Avrupa. Bence Trump Avrupa’dan çekilmek istiyor, NATO’ya son vermek istiyor. Ukrayna savaşını sona erdirmek için Putin ile daha yakın çalışmak istediği de kesin. 2017-2021 yılları arasındaki ilk döneminde ABD’nin bölgedeki politikasını değiştirmek istemişti. Sanırım kendisine kalsa Avrupa’dan çekilir ve NATO’ya dahil olurdu. Ancak “blob”* olarak adlandırılan dış politika kurumu onu geri püskürttü.

Eğer tekrar kazanırsa, Trump bu kez blob’un üstesinden gelmeye kararlı olacaktır. Artık, ilk seferinde imkânsız olan hedeflerine ulaşmasına yardımcı olacak bir dış politika ekibine sahip olduğuna inanıyor.

Doğu Asya konusunda Biden’dan önemli bir değişiklik göreceğinizi sanmıyorum. Biden 2021’de göreve geldiğinde Asya konusunda Trump’ın ayak izlerini takip etmişti. Trump, ABD’nin Doğu Asya politikasını temelden değiştirmiş, Çin ile angajmanı terk etmiş ve bir çevreleme politikası izlemişti. Biden bu politikayı sertleştirdi ve bazı açılardan Çin’e karşı Trump’ın yönetiminin ilk dönemlerinde olduğundan daha sertti. Biden yönetiminin Pekin ile Washington arasındaki gerilimi azaltmaya çalışması ve böylece ABD’nin Ukrayna ve Orta Doğu’da sıkışmışken Doğu Asya’da bir savaşa girmemesini sağlamaya çalışmasıyla bu durum değişti.

GJ: Joe Biden’ın hafızası konusunda ne kadar endişelisiniz?

JM: Joe Biden’ın şu anda dünyanın en zorlu ve en önemli işi için gereken zihinsel yetilere sahip olup olmadığını sorgulamak için elbette iyi nedenler var. Ben 76 yaşındayım ve bu konuyu her zaman düşünüyorum, zira 70’li yaşların sonuna geldiğinizde bir miktar elden ayaktan düşmemeniz mümkün değil. Eskiden harika olan hafızam bir ölçüde aşındı ve artık eskisi kadar keskin değilim. Esasında benden bir yaş büyük olan Donald Trump’ın biraz güçten düştüğünü düşünüyorum, ancak Biden’a kıyasla esasen kapasiteli çalışıyor. Burada asıl bahsettiğimiz Joe Biden’ın önümüzdeki beş yıl boyunca sağlığı, zira asım ayındaki seçimi kazanırsa —ki bence seçim başa baş geçecek— ikinci dönemi Ocak 2025’te başlayacak, 2029’da sona erecek ve bu kadar uzun süre bu işi yapabileceğini düşünmek çok zor. Sorun şu ki, Demokratların adayı o olacak ve hiçbir şeyin bunu değiştireceğini sanmıyorum.

GJ: Britanya Savunma Bakanı Grant Shapps’ın “savaş sonrası dünyadan savaş öncesi dünyaya doğru ilerlediğimiz” görüşüne katılıyor musunuz? Geniş ölçekli bir savaş ihtimali nedir?

JM: Bu yorumların Rusya ile Batı arasındaki muhtemel savaş bağlamında yapıldığına inanıyorum ve bu argümanın altında yatan temel varsayım, Putin’in yürüyüşe geçip tüm Ukrayna’yı ele geçireceği, ardından Doğu Avrupa’daki ülkelere saldıracağı ve nihayetinde Batı Avrupa’yı tehdit ederek bizi bir Üçüncü Dünya Savaşı’na sürükleyeceğidir. Mesele şu ki, Ukrayna’yı şimdi sonuna kadar desteklemek ve Putin’in Ukrayna’da kazanmasını engellemek daha iyidir, zira sonunda bu onun Avrupa’yı fethetmesini engelleyecektir.

Bu gülünç bir argüman. Putin Ukrayna’nın tamamını fethetme niyetinde olmadığını açıkça ortaya koydu ve bırakın Batı Avrupa’yı, Doğu Avrupa’daki herhangi bir ülkeyi fethetmekle ilgilendiğini hiçbir zaman belirtmedi. Ayrıca Doğu Avrupa’yı fethedecek askeri kabiliyete de sahip değil; Rusya ordusu Wehrmacht’ın ikinci formu değil. Ukrayna’da güç dengesi 2022’den bu yana Rusya’nın lehine değişmiş olsa da Ruslar Ukraynalıları geri püskürtmekte zorlanıyor. Rusya’nın daha fazla toprak fethedeceği fikri hiçbir anlam ifade etmiyor.

Shapps ve diğerlerinin bu argümanı öne sürmelerinin, Üçüncü Dünya Savaşı senaryosunu yansıtmalarının nedeni Ukrayna’ya desteğin devam etmesini istemeleri. Bu, ABD ve Britanya’nın tarihsel olarak çok iyi becerdiği demode bir tehdit şişirme yöntemidir. Rusya tehdidini şişirerek Batı’daki çeşitli kurumsal politikaları Ukraynalıları sonuna kadar yardım etmeye teşvik edebilirsiniz.


(*) Eski ABD başkanlarından Barack Obama’nın dış politika danışmanı Ben Rhodes’in Amerikan dış politika kurumunu tanılamak için kullandığı kelime. Mevcut ve eski hükümet yetkilileri, düşünce kuruluşları, çıkar grupları ve medya mensuplarından oluşan “blob”, hem yeni muhafazakârları hem de liberal enternasyonalistleri içeriyor. Söz konusu kurum, her uluslararası sorunu, ABD’nin müdahale etmesi ve güç kullanması için bir fırsat olarak görme eğilimini taşıyor. (ç.n.)

Dünya Basını

Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Yayınlanma

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.

Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.

2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.

Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.

“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”

Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.

1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.

Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.

Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.

“Servet ile para aynı şey değildir”

Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.

Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:

“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”

Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.

Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”

Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.

Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.

Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:

“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”

“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”

Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.

İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.

Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.

Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.

Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:

“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”

“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”

Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.

1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.

ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.

İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.

Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.

Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”

Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.

Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.

Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.

Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.

“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”

Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.

Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.

“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”

Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.

Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.

“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”

Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.

“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”

Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.

“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”

Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.

“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”

Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”

“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”

Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.

Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.

İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.

“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”

Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”

Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.

Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.

İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.

“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”

Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.

“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”

İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.

Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.

Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.

Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.

Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”

ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.

“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”

Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.

Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English