Ortadoğu
Katar’ın yeni deniz gücü inşası ve önündeki engeller

Katar, son yıllarda donanmasına büyük yatırım yapıyor. Tek kara komşusu Suudi Arabistan olan ve diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrili Katar, dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Çevresinde askeri olarak bölgenin en güçlü iki ülkesi; Suudi Arabistan ve İran da bulunduğu bu küçük ancak doğal kaynak zengini ülke, özellikle Katar ablukasından çıkardığı dersle savunma gücünü artırmak için çabalıyor. Son yıllara kadar güvenliğini yabancı güçlere emanet eden Katar, kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmek için çalışıyor. Etrafı sularla çevrili ancak kısıtlı deniz gücü bulunan Doha, İtalya ve Türkiye ile yaptığı anlaşmalarla etkin bir deniz gücü inşa ediyor.
Aşağıda çevirisini okuyacağız makale Katar’ın neden yeni bir deniz gücü inşa etmeye çalıştığını, zorluklarını ve önündeki engelleri açıklamaya çalışıyor:
***
Katar Ulusal Güvenlik ve Enerji Çıkarlarını Korumak için Açık Deniz Gücü Oluşturuyor
Jeopolitik ve enerji çıkarlarıyla hareket eden Katar, deniz güvenliğini artırmayı, kritik açık deniz altyapılarını korumayı ve bölgede boy göstermeyi hedeflerken, modern bir filoya sahip olma ve personel eksikliklerini gidermede zorluklarla karşı karşıya.
Leonardo Jacopo Maria Mazzucco
Yüzlerce petrol ve doğal gaz platformu ve birkaç düzine devriye botundan oluşan deniz gücüyle yaklaşık 35.000 kilometrekarelik karasularına sahip Katar Emiri Donanması (QEN), Hürmüz Boğazı’nın ötesindeki sularda boy göstermek şöyle dursun uzun süredir kıyılarının güvenliğini sağlamak için mücadele ediyor. Onlarca yıl ihmal edildikten sonra, ülke liderliği 2010’ların ortalarından bu yana, açık deniz yeteneklerinin geliştirilmesine daha fazla ilgi göstermeye başladı. Bugün itibariyle, hâlâ sınırlı büyüklükte olsa da Katar Donanma filosu Körfez bölgesinin teknolojik açıdan en gelişmiş gemilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu da denizcilik alanında ağırlığının üzerinde yumruk atma kararlılığının artığını gösteriyor.
Katar’ın ekonomik refahı ve siyasi istikrarı ülkenin güvenli bir şekilde LNG çıkarma ve ihraç etme kapasitesine bağlı olduğu sürece, hem Doha’nın geniş açık deniz gaz rezervlerinin hem de enerji endüstrisinin büyümesini sağlayan denizcilikteki kritik altyapıların güvenliği ülkenin öncelikli gündemi olacak. Katar Donanması, Katar’ın denizdeki stratejik çıkarlarını koruyabilecek bir deniz kuvveti oluşturmada büyük bir atılım yapmış olsa da denizlerdeki tehdidin niteliği hızla değişiyor.
Eylül 2022’de Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına yönelik sabotajlar ve Ekim 2022’de Ukrayna’nın Sivastopol kentindeki Rus Karadeniz Filosuna yönelik insansız suüstü araçları saldırısı, kritik denizcilik altyapılarının doğasında var olan kırılganlığın paradigmatik örnekleri. Hibrit savaş ve siber tehditlerin denizcilik alanındaki en büyük korku haline gelmesiyle birlikte Doha, hızla genişleyen asimetrik tehditlere karşı önlemler geliştirilmesinde Katar Donanması’na kesintisiz destek sağlamalı.
Deniz Kuvvetlerine Neden Yatırım Yapmalı?
Katar’ın filosunda büyük bir modernizasyon projesine girişmesine yol açan başlıca itici faktörler, sırasıyla jeopolitik ve enerji çıkarları olmak üzere iki ana kategoriye ayrılabilir.
Jeopolitik Çıkarlar
Küçük ölçekli bir askeri güce sahip olan ve coğrafi olarak Körfez bölgesinin büyük askeri ağır topları (Suudi Arabistan, İran ve Irak) arasında sıkışmış durumdaki Katar, tarihsel olarak etkili uluslararası aktörlerle sağlam diplomatik ilişkiler geliştirerek ve dış askeri tehditleri caydırma gibi kritik görevleri bu yabancı güçlere devrederek ülkenin güvenliğini sağlamaya çalıştı. Bugün Katar büyük ölçüde ülkeye konuşlandırılan Amerikan, İngiliz ve Türk askeri personel ve varlıklarının sağladığı güvenlik şemsiyesine güveniyor.
Dış güvenlik garantörlerinin Katar’ın savunma mimarisinde önemli bir rol oynamaya devam etmesi beklenirken üç temel faktör ülkeyi askeri yeteneklerini güçlendirmeye zorluyor. Birincisi, ABD’nin El-Udeyid Hava Üssü’ndeki devasa askeri varlığına rağmen Washington’un mevcut bölgesel güvenlik mimarisini sürdürme iradesine ilişkin kuşkular ve ABD yörüngesi dışında üst düzey koruma garantileri aramaya yönelik baskılar Katar liderliği arasında giderek yayıldı. İkinci olarak, 2014’teki dokuz aylık diplomatik kriz ve 2017-21 ablukası, Katar liderliğinin tehdit algısını ve stratejik düşünce yapısını önemli ölçüde yeniden şekillendirdi. Katar ve Körfez’deki Arap komşuları, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında en uygun güven ve uyum seviyesini yeniden tesis etmek için anlamlı adımlar atmış olsa da Doha, ulusal güvenliğine yönelik tehditleri savuşturmak için bölgedeki komşularının desteğine güvenemeyeceğini zor yoldan öğrendi. Son olarak, geçen yıllarda diğer Körfez Arap devletleri tarafından da sergilenen bir tutumla uyumlu olarak Katar, ulusal çıkarlarını ve stratejik hedeflerini daha fazla hareket alanı ve dış güvenlik garantörlerinin desteğine daha az bağımlılıkla sürdürme konusundaki kararlılığını artırdı.
Enerji Çıkarları
2022 yılında Katar’ın gaz üretimi ve doğal gaz (LNG) ihracatı 132 milyar dolar gelir getirerek Doha’yı dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumuna taşıdı. Son dokuz yılın en yüksek kârını elde eden gaz endüstrisi, ülkenin finansal zenginliğini desteklemedeki başlıca rolünü pekiştiriyor. Mevcut enerji piyasasındaki dalgalanma ve enerji geçiş süreci Katar’ın ekonomik büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunurken ülkenin uzun vadeli refahı Doha’nın hızla genişleyen LNG endüstrisinin merkezinde yer alan kıyı ve açık deniz kritik altyapılarının güvenliğini ve dayanıklılığını sağlama kapasitesine bağlı.
Katar’ın enerji ihracatının çoğu, Kuzey Kubbe sahası (NDF) gibi açık deniz petrol ve doğal gaz sahalarına dayanıyor. Katar’ın kuzeydoğu karasularında 6.000 kilometrekarelik bir alanı kaplayan NDF, dünyanın bilinen en büyük gaz sahası ve Doha’nın enerji tacı. Ayrıca, hidrokarbon işleme, depolama ve yüklemeden sorumlu hayati kara tesisleri kıyı bölgelerinin yakınında yer alıyor. Nitekim Katar’ın önde gelen LNG üretim ve ihracat tesisleri Ras Laffan endüstri bölgesinde yer alıyor. Son olarak Doha, fosil yakıtlarını dünyanın dört bir yanındaki müşterilerine ihraç etmek için LNG tankerleri veya deniz altı altyapıları gibi denizcilik çözümlerine büyük ölçüde güveniyor. Bir yandan, kiraladığı 70 gemiden oluşan filosuyla Katar Gaz halihazırda dünyanın en büyük LNG filosunu işletiyor ve son birkaç yıldır elindeki kargo sayısını artırmak için somut adımlar attı. Öte yandan, Katar’ın tek enerji ihracat boru hattı olan Dolphin Gaz Projesi, Ras Laffan’dan BAE’nin Taweelah kentine kadar 364 kilometre boyunca deniz altından ilerliyor ve burada Katar gazını BAE’nin liman kenti Fucayra ve Umman’a getiren kara dağıtım altyapılarına bağlanıyor.
Sabotaj eylemleri Katar’ın kara ve denizdeki kritik enerji altyapılarını nadiren hedef almış olsa da, bu altyapılar devlet ve devlet dışı aktörlerin yıkıcı eylemlerine karşı son derece savunmasız. Doha’nın kritik denizcilik altyapılarına olan aşırı bağımlılığı ile birlikte denizdeki tehlikelerin sayısı ve karmaşıklığı artarken, Katar liderliği deniz kuvvetlerinin kabiliyetlerini, tepkiselliğini ve hazırlığını güçlendirmek için hızla anlamlı önlemler almak zorunda kaldı.
Kıyı Sularıyla Sınırlı
Katar Donanması, tarihinin büyük bölümünde esasen bir kahverengi su (kıyı ve sığ su) donanması olmuştur. Azami harekât menzili birkaç deniz mili (nm) olan gemilerden oluşan bir filoya sahip olan Katar Donanması’nın denizde kalabilme kabiliyeti ülkenin karasuları ile sınırlı. Sığ kıyı sularında görev yapmak üzere tasarlanmış birkaç düzine hızlı önleme ve devriye botunun yanı sıra Katar Donanması, karasularının güvenliğini sağlamak için uzun süredir bir avuç hızlı saldırı gemisine (FAC) güveniyordu.
1980’lerin başında Katar Donanması, Fransız gemi üreticisi Constructions Mécaniques de Normandie’den üç adet Damsah sınıfı FAC (hücumbot) tedarik etti. 15 knot hızla 2,000 deniz mili menzile sahip olan 56 metrelik gemi 42 kişilik bir mürettebat tarafından işletiliyor ve MBDA’nın MM40 Blok 3 Exocet gemisavar füzeleri ile donatılmıştır. 1990’ların sonunda Katar Donanması, o zamanki İngiliz gemi inşa şirketi Vosper Thornycroft’tan dört adet Barzan sınıfı FAC aldı. 56 metrelik gemi 12 knot hızla 1,800 nm menzile sahip ve 35 denizcinin gözetiminde. Exocet anti-gemi füzeleri ve Mistral karadan havaya füzelerle donatılmış olan Barzan sınıfı FAC, ayrı bir deniz ve hava savunma platformunu temsil ediyor.
Halen hizmette olmalarına rağmen, Damsah sınıfı ve Barzan sınıfı gemilerin sınırlı deniz yetenekleri ve mütevazı elektronik harp ve tuzak ekipmanları, ana limanlardan uzakta uzun süre faaliyet göstermelerini ve çok yönlü savunma yeteneği göstermelerini engelliyor.
Açık Deniz Donanmasına Giden Yol Zorlu
On yıllar boyunca Sahil Güvenlik benzeri bir rol oynayan Katar Donanması, 2010’ların ortalarında askeri düşünce ve tedarik politikasında tam kapsamlı bir revizyona girişti. Katar’ın donanma yenileme programı üç temel direğe datanıyor: birincisi, yüksek kaliteli savaş gemileri satın alarak filoyu güncellemek; ikincisi, güçlü deniz yetenekleri geliştirmek; üçüncüsü, büyüyen bir filoyu desteklemek için karadaki altyapıları genişletmek.
Deniz Gücü İnşası
Katar, yaşlanan filosunu modernize etmek için gemi inşa sektöründe onlarca yıllık bir geçmişe ve birinci sınıf savaş gemileri üretmede konsolide bir deneyime sahip iki ülkeye ulaştı: İtalya ve Türkiye.
Ağustos 2017’de Doha ve Roma, dört korvet, iki açık deniz devriye gemisi (OPV) ve bir amfibi gemisi (LDP) olmak üzere yedi gemi için 5 milyar Avro’luk anlaşma imzaladı. İtalya’nın gemi inşa şampiyonu Fincantieri, milyarlarca dolarlık siparişi aldı ve son geminin teslimatını Mayıs 2023’te tamamladı. Bu gemilerin silah özellikleri ve denizde kalabilme kabiliyetlerine daha yakından bakmak, donanma tedarik programının dönüştürücü etkisini kavramak için elzem.
Al Zubarah sınıfı korvet, gözetleme, deniz kurtarma, önleme ve devriye operasyonları gibi çeşitli görevleri yerine getirebilen 107 metrelik çok amaçlı bir gemidir. Al Zubarah sınıfı korvet, 98 denizciden oluşan çekirdek mürettebatı ve ilave 14 kişilik lojmanı, 21 günlük dayanıklılığı ve 15 knot seyir hızında 3.500 nm menzili ile açık denizlerde kinetik ve kinetik olmayan görevler için çok yönlü ve esnek bir deniz platformu. Korvetler en hafif savaş gemisi sınıfı olmasına rağmen, Al Zubarah sınıfı gemi, gelişmiş ve güçlü bir savaş sistemine sahip. Nitekim geminin teçhizat paketinde MBDA’nın Aster 30 Block 1NT ve Raytheon’un RAM füzeleri hava savunma harbi (AAW) senaryoları için, Exocet anti-gemi füzeleri ise su üstü savunma harbi (ASuW) operasyonları için kullanılıyor. Ayrıca, geminin kendini savunmasını sağlamak için son teknoloji elektronik ve tuzak sensörleri ile denizaltı savunma harbi (ASW) sistemlerine de sahip. Son olarak korvetin yüksek süratli botlar gibi bazı yardımcı araçları var ve uçuş güvertesi ve hangarı, bir ASW paketi ile donatılmış bir NH90 NFH (NATO Fırkateyn Helikopteri) deniz helikopterini barındırabilir.
Musherib sınıfı OPV, denizcilik alanındaki çok çeşitli tehditleri ve kritik zorlukları etkin bir şekilde karşılamak üzere tasarlanmış 64 metrelik bir gemi. Geminin 15 knot seyir hızında 1.500 nm’lik sınırlı menzili, 7 günlük dayanıklılığı ve 38 kişilik mürettebatı OPV’yi sığ kıyı suları ve çevresindeki dar denizler arasında gözetleme ve muharebe görevleri için etkili bir deniz platformu haline getiriyor. Musherib sınıfı OPV, mütevazı boyutuna rağmen, AAW ve ASuW görevlerini yürütmek için son teknoloji savaş sistemine sahip.
Al Fulk sınıfı LDP, Katar Donanması’nın amiral gemisidir. Amfibi gemi, 15 knot hızda 7.000 nm menzili, 152 kişilik mürettebatı ve 400 kişiye kadar konaklama kapasitesi ile Katar’ın ilk tam teşekküllü açık deniz savaş gemisi olarak öne çıkıyor. LDP’de ayrıca iki araç rampası ve dahili su basabilir rıhtım ile harekete hazır LCM’yi (Mekanize Çıkarma Gemisi) barındırıyor. Geminin uçuş ve garaj güverteleri NH90 NFH helikopterlerini barındırabilecek boyutta. Son olarak, LDP güçlü AAW yetenekleri sergiliyor: bir yandan, gemiye takılan Leonardo’nun Kronos Power Shield L-Band radarı, 1.500 km’ye kadar bir mesafeden gelen tehditleri tespit edebiliyor; Aster 30 Block 1 karadan havaya füzelerle donanmış olan geminin füze sistemi ise taktik balistik füzeleri engelleyebiliyor.
Katar’ın tedarik politikası genel olarak iki ana hedefe yönelmiştir: Birincisi, Musherib sınıfı OPV’ler sayesinde ülkenin yaşlanan karakol ve kıyı muharip filosunu yenilemek; ikincisi, Al Zubarah sınıfı korvetler ve Al Fulk sınıfı LDP’nin entegre konuşlandırılması yoluyla hem açık deniz senaryolarında sefer görevlerini üstlenebilecek hem de üst düzey caydırıcılık garantileri sağlayabilecek bir deniz gücü oluşturmak.
Okyanusta giden gemilerden oluşan bir filo geliştirmek Katar için kritik bir öncelik olsa da, Sahil Güvenlik güçlerini güçlendirmeye de odaklandı. Doha Uluslararası Deniz Savunma Fuarı ve Konferansı (DIMDEX) ve MILIPOL Qatar gibi ülkenin ev sahipliği yaptığı dünya çapındaki silah fuarları, 2014 yılından bu yana Doha’nın sahil filosunu ve devriye botlarını yenilemek için tercih ettiği mekânlar oldu. Geçen altı yıl içinde Doha, Türk gemi üreticisi ARES Tersanesi’nden 31 gemi satın aldı ve Tuzla merkezli gemi inşa şirketi Yonca Onuk ile çeşitli gemiler için satın alma sözleşmeleri imzaladı.
İnsan Yeteneklerinin Geliştirilmesi
Her ne kadar gerekli olsa da sofistike deniz varlıklarından oluşan bir filo kurmak güvenilir, etkin ve reaktif bir deniz gücü oluşturmak için yeterli değil. Aslında, insan gelişimine yatırım yapmak, pahalı tedarik planlarını takip etmek kadar kritik bir öneme sahip. Şu anda Katar Donanması’nın 2.500 personeli bulunuyor ancak 2025 yılına kadar bu sayıyı 6.000 çıkarmayı hedefliyor. Dolayısıyla Doha, yeni nesil öğrenci ve subaylar yetiştirmek için eğitim ve öğretim platformlarına büyük yatırımlar yapıyor.
Şubat 2019’da Mohammed Bin Ghanem Al Ghanem Denizcilik Akademisi ilk akademik yılının açılışını yaptı. Öğrencilere çok yönlü askeri ve akademik dersler vermek üzere tasarlanan Akademi, deniz bilimleri, deniz mühendisliği ve deniz tedarik zinciri ve yönetimi alanlarında uzmanlaşan 4 yıllık bir program yürütüyor. Akademi’nin ilk öğrenci grubu Şubat 2023’te mezun oldu.
DIMDEX 2018 kapsamında Katar, Türk şirketi Modern Defense Solutions (MDS) ile Buroq Özel Deniz Operasyonları Eğitim Merkezi’nin inşası için bir sözleşme imzaladı. Katar’ın batı kıyısındaki Zekreet Körfezi’nde yer alacak olan eğitim tesisinin tek seferde 200 öğrenciye denizde terörle mücadele eğitimi vermesi ve Katar’ın güvenlik ortaklarının özel operasyon güçleriyle ikili eğitim programlarına ev sahipliği yapması planlanıyor. Janes’in haberine göre Buroq sahası şu anda kullanımda.
Son olarak Katar, DIMDEX 2018 kapsamında Türk gemi üreticisi Anadolu Tersanesi’ne Al Doha ve Al Shamal adlı iki askeri öğrenci eğitim gemisi (CTS) sipariş etti. Bir OPV tasarımına dayanan 90 metrelik CTS, eğitim için savaş yönetim sistemine ve NH90 NFH helikopterlerini konuşlandırabilen güverteye sahip. İnşa ve donatım aşamaları rekor sürede tamamlanan iki gemi sırasıyla Ağustos 2021 ve Şubat 2022’de Katar Donanması’na teslim edildi. CTS’de 66 kişilik mürettebatın yanı sıra 76 askeri öğrenci ve sekiz eğitmen için de konaklama imkânı bulunuyor. CTS, eğitim görevinin yanı sıra devriye görevlerini yerine getirmek üzere de kullanılabilir.
Altyapının Genişletilmesi
Kısıtlı sayıda deniz üssüne sahip olan Katar, büyüyen filosunu destekleyebilecek ve deniz çıkarlarını genişletebilecek yeni kara tesisleri inşa etmeyi hedefliyor.
Temmuz 2019’da Sahil ve Sınır Güvenliği Genel Müdürlüğü Al Daayen’de yeni bir deniz üssünün açılışını yaptı. Katar’ın doğu kıyısında, başkente yaklaşık 30 km mesafede yer alan tesis, Katar’ın doğu karasularında deniz güvenliğini hızla sağlamak için stratejik bir konuma sahip. Yaklaşık 640.000 metrekarelik bir alanı kaplayan yeni tesis, Sahil Güvenlik’in deniz varlıkları için bir liman, bakım atölyeleri, eğitim tesisleri ve personel konaklama binaları ile hizmet veriyor.
Katar 2020 yılında Umm Al Houl deniz üssünü de açtı. Museyid sanayi şehri ve Hamad Konteyner Limanı’na yakın bir konumda bulunan deniz üssü, Katar’ın kritik sanayi ve ticaret merkezlerinden bazılarına bakan kara sularında deniz gücünü yansıtacak. Ayrıca, geleneksel olarak Doha’nın dışındaki Ras Abu Aboud deniz üssünde demirli olan Katar Donanması filosunun büyük bir kısmının Umm Al Houl tesisine taşınması bekleniyor. Şubat 2023’te Katar Donanması, Umm Al Houl deniz tesisindeki kıyı savunma füze sisteminin açılışını yaptı. Mühimmat olarak MBDA Marte ER ve Exocet gemisavar füzeleriyle donatılan üs, üst düzey ASuW yetenekleri sunuyor.
Son olarak, DIMDEX 2022’de İtalyan savunma ve güvenlik şirketi Leonardo ve Katar, Katar Donanması’nın genişleyen denizcilik hedeflerine ve sorumluluklarına daha iyi hizmet etmek için bir Deniz Operasyon Merkezi (NOC) kurmak üzere bir anlaşma imzaladı. Son teknoloji ürünü izleme sistemleri ve teknolojileriyle donatılan NOC’nin öncelikli hedefi Katar’ın güvenlik yetkililerine karasuları ve bitişiğindeki sulara ilişkin deniz durumu farkındalığının eksiksiz bir resmini sunuyor.
İnsan Sermayesi ve Modern Bakım Çabaları
Son birkaç yıldır teknolojik olarak gelişmiş bir deniz kuvveti oluşturma çabaları, Katar’a anlamlı sonuçlar getirmiş olsa da denizcilikteki önemini artırma çabaları sorunsuz değil. Doha’nın hedefine yönelik iki temel kısıtlama büyük bir engel oluşturuyor: birincisi, denizci ve subay sayısının azlığı; ikincisi ise modern bir filoyu ayakta tutmanın çok yönlü zorlukları.
Yaklaşık 300.000 kişilik bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Katar, geçmişte silahlı kuvvetlerinin saflarını doldurmakta zorlandı. Kaçınılmaz demografik sınırlamalarla boğuşan Doha, vatandaşlar arasındaki asker sıkıntısını aşmak için alternatif çözümler üretti ve uyguladı. Geleneksel olarak en etkili stratejilerden biri, ülkenin silahlı kuvvetlerine yabancı sözleşmeli askerler almak oldu. Her ne kadar yerli-yabancı oranını tam olarak tespit etmek zor olsa da subaylar ve askerler bir kenara bırakıldığında Katar güvenlik güçlerinin yüzde 85’inin vatandaş olmayan askerlerden oluştuğu tahmin ediliyor. İnsan gücü eksikliği lanetini ortadan kaldırmaya yönelik bir başka önlem de zorunlu askerlik uygulamasını başlatması oldu. Arap Yarımadası’ndaki komşuları arasında mutlak bir ilk olan Katar, 2013 yılında erkeklere zorunlu askerlik hizmeti, 2018 yılında ise kadınlara gönüllü ulusal hizmet getirdi. Ancak bu seçenekler, personel açığı gibi karmaşık bir ikilem karşısında kalıcı çözüm değil. Derin yapısal düzenlemeler ve ileri görüşlü planlama gerektiren bir meseleye yalnızca geçici alternatifler sunuyor. Katar’ın mali cömertliğine rağmen, üçüncü ülke vatandaşlarına bağımlılığını artırmak uzun vadede ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığı gibi stratejik olarak da uygun değil. Ayrıca, zorunlu askerlik hizmeti, sosyo-kültürel kaygılarla hareket eden ve esasen siyasi gündeme hizmet eden, ancak nihayetinde askeri kariyer seçen Katarlıların sayısını artırmada bir etkisi olmayan vatanseverlik numarası gibi görünüyor. Bu nedenle Doha’nın 2025 yılına kadar 6.000 kişilik bir donanmaya ulaşma hedefini gerçekleştirmek zor olacak ve Katar Donanması muhtemelen kısa vadede denizci sıkıntısı çekmeye devam edecek.
Uygun bakım prosedürleri, iyi tedarik edilmiş yedek parça stokları ve askeri teçhizatın en iyi şekilde nasıl kullanılacağına dair düzenli eğitim olmadan, en ölümcül ve verimli varlık bile kör bir araçtan başka bir şey olmama riskiyle karşı karşıya kalır. Üst düzey teknolojik bileşenleri ve sofistike mühendislik çözümlerini bir araya getiren savaş platformları olarak modern savaş gemileri, yüksek performans ve güvenilirliği garanti altına almak için büyük bir iş ahlakı gerektirir. Doha, gemilerin tesliminden sonra on yıl boyunca Fincantieri ile destek hizmetleri için bir sözleşme imzalayarak yepyeni filosunun bakımını sağlamaya çalışmış olsa da bu uzun vadede deniz varlıklarının güvenilirliğini korumak için yeterli değil. Texas Üniversitesi’nde Profesör olan Zoltan Barany ve Georgetown Üniversitesi’nde Yardımcı Profesör olan Kenneth M. Pollack tarafından yapılan kapsamlı çalışmalarda belirtildiği üzere, Arap orduları bakım ve onarım kültürünü geliştirmek yerine genellikle en üst düzey askeri teçhizatın tedarikine ve pahalı silah sistemlerinin büyük ölçüde istiflenmesine öncelik veriyor. Bu nedenle, Katar Donanması’nın bakım protokollerini sıkı bir şekilde uygulamak için gereken disiplini, etkili bir şekilde özümseyip özümseyemeyeceği sorusu ortada duruyor.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











