Ortadoğu
Katar’ın yeni deniz gücü inşası ve önündeki engeller

Katar, son yıllarda donanmasına büyük yatırım yapıyor. Tek kara komşusu Suudi Arabistan olan ve diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrili Katar, dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Çevresinde askeri olarak bölgenin en güçlü iki ülkesi; Suudi Arabistan ve İran da bulunduğu bu küçük ancak doğal kaynak zengini ülke, özellikle Katar ablukasından çıkardığı dersle savunma gücünü artırmak için çabalıyor. Son yıllara kadar güvenliğini yabancı güçlere emanet eden Katar, kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmek için çalışıyor. Etrafı sularla çevrili ancak kısıtlı deniz gücü bulunan Doha, İtalya ve Türkiye ile yaptığı anlaşmalarla etkin bir deniz gücü inşa ediyor.
Aşağıda çevirisini okuyacağız makale Katar’ın neden yeni bir deniz gücü inşa etmeye çalıştığını, zorluklarını ve önündeki engelleri açıklamaya çalışıyor:
***
Katar Ulusal Güvenlik ve Enerji Çıkarlarını Korumak için Açık Deniz Gücü Oluşturuyor
Jeopolitik ve enerji çıkarlarıyla hareket eden Katar, deniz güvenliğini artırmayı, kritik açık deniz altyapılarını korumayı ve bölgede boy göstermeyi hedeflerken, modern bir filoya sahip olma ve personel eksikliklerini gidermede zorluklarla karşı karşıya.
Leonardo Jacopo Maria Mazzucco
Yüzlerce petrol ve doğal gaz platformu ve birkaç düzine devriye botundan oluşan deniz gücüyle yaklaşık 35.000 kilometrekarelik karasularına sahip Katar Emiri Donanması (QEN), Hürmüz Boğazı’nın ötesindeki sularda boy göstermek şöyle dursun uzun süredir kıyılarının güvenliğini sağlamak için mücadele ediyor. Onlarca yıl ihmal edildikten sonra, ülke liderliği 2010’ların ortalarından bu yana, açık deniz yeteneklerinin geliştirilmesine daha fazla ilgi göstermeye başladı. Bugün itibariyle, hâlâ sınırlı büyüklükte olsa da Katar Donanma filosu Körfez bölgesinin teknolojik açıdan en gelişmiş gemilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu da denizcilik alanında ağırlığının üzerinde yumruk atma kararlılığının artığını gösteriyor.
Katar’ın ekonomik refahı ve siyasi istikrarı ülkenin güvenli bir şekilde LNG çıkarma ve ihraç etme kapasitesine bağlı olduğu sürece, hem Doha’nın geniş açık deniz gaz rezervlerinin hem de enerji endüstrisinin büyümesini sağlayan denizcilikteki kritik altyapıların güvenliği ülkenin öncelikli gündemi olacak. Katar Donanması, Katar’ın denizdeki stratejik çıkarlarını koruyabilecek bir deniz kuvveti oluşturmada büyük bir atılım yapmış olsa da denizlerdeki tehdidin niteliği hızla değişiyor.
Eylül 2022’de Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına yönelik sabotajlar ve Ekim 2022’de Ukrayna’nın Sivastopol kentindeki Rus Karadeniz Filosuna yönelik insansız suüstü araçları saldırısı, kritik denizcilik altyapılarının doğasında var olan kırılganlığın paradigmatik örnekleri. Hibrit savaş ve siber tehditlerin denizcilik alanındaki en büyük korku haline gelmesiyle birlikte Doha, hızla genişleyen asimetrik tehditlere karşı önlemler geliştirilmesinde Katar Donanması’na kesintisiz destek sağlamalı.
Deniz Kuvvetlerine Neden Yatırım Yapmalı?
Katar’ın filosunda büyük bir modernizasyon projesine girişmesine yol açan başlıca itici faktörler, sırasıyla jeopolitik ve enerji çıkarları olmak üzere iki ana kategoriye ayrılabilir.
Jeopolitik Çıkarlar
Küçük ölçekli bir askeri güce sahip olan ve coğrafi olarak Körfez bölgesinin büyük askeri ağır topları (Suudi Arabistan, İran ve Irak) arasında sıkışmış durumdaki Katar, tarihsel olarak etkili uluslararası aktörlerle sağlam diplomatik ilişkiler geliştirerek ve dış askeri tehditleri caydırma gibi kritik görevleri bu yabancı güçlere devrederek ülkenin güvenliğini sağlamaya çalıştı. Bugün Katar büyük ölçüde ülkeye konuşlandırılan Amerikan, İngiliz ve Türk askeri personel ve varlıklarının sağladığı güvenlik şemsiyesine güveniyor.
Dış güvenlik garantörlerinin Katar’ın savunma mimarisinde önemli bir rol oynamaya devam etmesi beklenirken üç temel faktör ülkeyi askeri yeteneklerini güçlendirmeye zorluyor. Birincisi, ABD’nin El-Udeyid Hava Üssü’ndeki devasa askeri varlığına rağmen Washington’un mevcut bölgesel güvenlik mimarisini sürdürme iradesine ilişkin kuşkular ve ABD yörüngesi dışında üst düzey koruma garantileri aramaya yönelik baskılar Katar liderliği arasında giderek yayıldı. İkinci olarak, 2014’teki dokuz aylık diplomatik kriz ve 2017-21 ablukası, Katar liderliğinin tehdit algısını ve stratejik düşünce yapısını önemli ölçüde yeniden şekillendirdi. Katar ve Körfez’deki Arap komşuları, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında en uygun güven ve uyum seviyesini yeniden tesis etmek için anlamlı adımlar atmış olsa da Doha, ulusal güvenliğine yönelik tehditleri savuşturmak için bölgedeki komşularının desteğine güvenemeyeceğini zor yoldan öğrendi. Son olarak, geçen yıllarda diğer Körfez Arap devletleri tarafından da sergilenen bir tutumla uyumlu olarak Katar, ulusal çıkarlarını ve stratejik hedeflerini daha fazla hareket alanı ve dış güvenlik garantörlerinin desteğine daha az bağımlılıkla sürdürme konusundaki kararlılığını artırdı.
Enerji Çıkarları
2022 yılında Katar’ın gaz üretimi ve doğal gaz (LNG) ihracatı 132 milyar dolar gelir getirerek Doha’yı dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumuna taşıdı. Son dokuz yılın en yüksek kârını elde eden gaz endüstrisi, ülkenin finansal zenginliğini desteklemedeki başlıca rolünü pekiştiriyor. Mevcut enerji piyasasındaki dalgalanma ve enerji geçiş süreci Katar’ın ekonomik büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunurken ülkenin uzun vadeli refahı Doha’nın hızla genişleyen LNG endüstrisinin merkezinde yer alan kıyı ve açık deniz kritik altyapılarının güvenliğini ve dayanıklılığını sağlama kapasitesine bağlı.
Katar’ın enerji ihracatının çoğu, Kuzey Kubbe sahası (NDF) gibi açık deniz petrol ve doğal gaz sahalarına dayanıyor. Katar’ın kuzeydoğu karasularında 6.000 kilometrekarelik bir alanı kaplayan NDF, dünyanın bilinen en büyük gaz sahası ve Doha’nın enerji tacı. Ayrıca, hidrokarbon işleme, depolama ve yüklemeden sorumlu hayati kara tesisleri kıyı bölgelerinin yakınında yer alıyor. Nitekim Katar’ın önde gelen LNG üretim ve ihracat tesisleri Ras Laffan endüstri bölgesinde yer alıyor. Son olarak Doha, fosil yakıtlarını dünyanın dört bir yanındaki müşterilerine ihraç etmek için LNG tankerleri veya deniz altı altyapıları gibi denizcilik çözümlerine büyük ölçüde güveniyor. Bir yandan, kiraladığı 70 gemiden oluşan filosuyla Katar Gaz halihazırda dünyanın en büyük LNG filosunu işletiyor ve son birkaç yıldır elindeki kargo sayısını artırmak için somut adımlar attı. Öte yandan, Katar’ın tek enerji ihracat boru hattı olan Dolphin Gaz Projesi, Ras Laffan’dan BAE’nin Taweelah kentine kadar 364 kilometre boyunca deniz altından ilerliyor ve burada Katar gazını BAE’nin liman kenti Fucayra ve Umman’a getiren kara dağıtım altyapılarına bağlanıyor.
Sabotaj eylemleri Katar’ın kara ve denizdeki kritik enerji altyapılarını nadiren hedef almış olsa da, bu altyapılar devlet ve devlet dışı aktörlerin yıkıcı eylemlerine karşı son derece savunmasız. Doha’nın kritik denizcilik altyapılarına olan aşırı bağımlılığı ile birlikte denizdeki tehlikelerin sayısı ve karmaşıklığı artarken, Katar liderliği deniz kuvvetlerinin kabiliyetlerini, tepkiselliğini ve hazırlığını güçlendirmek için hızla anlamlı önlemler almak zorunda kaldı.
Kıyı Sularıyla Sınırlı
Katar Donanması, tarihinin büyük bölümünde esasen bir kahverengi su (kıyı ve sığ su) donanması olmuştur. Azami harekât menzili birkaç deniz mili (nm) olan gemilerden oluşan bir filoya sahip olan Katar Donanması’nın denizde kalabilme kabiliyeti ülkenin karasuları ile sınırlı. Sığ kıyı sularında görev yapmak üzere tasarlanmış birkaç düzine hızlı önleme ve devriye botunun yanı sıra Katar Donanması, karasularının güvenliğini sağlamak için uzun süredir bir avuç hızlı saldırı gemisine (FAC) güveniyordu.
1980’lerin başında Katar Donanması, Fransız gemi üreticisi Constructions Mécaniques de Normandie’den üç adet Damsah sınıfı FAC (hücumbot) tedarik etti. 15 knot hızla 2,000 deniz mili menzile sahip olan 56 metrelik gemi 42 kişilik bir mürettebat tarafından işletiliyor ve MBDA’nın MM40 Blok 3 Exocet gemisavar füzeleri ile donatılmıştır. 1990’ların sonunda Katar Donanması, o zamanki İngiliz gemi inşa şirketi Vosper Thornycroft’tan dört adet Barzan sınıfı FAC aldı. 56 metrelik gemi 12 knot hızla 1,800 nm menzile sahip ve 35 denizcinin gözetiminde. Exocet anti-gemi füzeleri ve Mistral karadan havaya füzelerle donatılmış olan Barzan sınıfı FAC, ayrı bir deniz ve hava savunma platformunu temsil ediyor.
Halen hizmette olmalarına rağmen, Damsah sınıfı ve Barzan sınıfı gemilerin sınırlı deniz yetenekleri ve mütevazı elektronik harp ve tuzak ekipmanları, ana limanlardan uzakta uzun süre faaliyet göstermelerini ve çok yönlü savunma yeteneği göstermelerini engelliyor.
Açık Deniz Donanmasına Giden Yol Zorlu
On yıllar boyunca Sahil Güvenlik benzeri bir rol oynayan Katar Donanması, 2010’ların ortalarında askeri düşünce ve tedarik politikasında tam kapsamlı bir revizyona girişti. Katar’ın donanma yenileme programı üç temel direğe datanıyor: birincisi, yüksek kaliteli savaş gemileri satın alarak filoyu güncellemek; ikincisi, güçlü deniz yetenekleri geliştirmek; üçüncüsü, büyüyen bir filoyu desteklemek için karadaki altyapıları genişletmek.
Deniz Gücü İnşası
Katar, yaşlanan filosunu modernize etmek için gemi inşa sektöründe onlarca yıllık bir geçmişe ve birinci sınıf savaş gemileri üretmede konsolide bir deneyime sahip iki ülkeye ulaştı: İtalya ve Türkiye.
Ağustos 2017’de Doha ve Roma, dört korvet, iki açık deniz devriye gemisi (OPV) ve bir amfibi gemisi (LDP) olmak üzere yedi gemi için 5 milyar Avro’luk anlaşma imzaladı. İtalya’nın gemi inşa şampiyonu Fincantieri, milyarlarca dolarlık siparişi aldı ve son geminin teslimatını Mayıs 2023’te tamamladı. Bu gemilerin silah özellikleri ve denizde kalabilme kabiliyetlerine daha yakından bakmak, donanma tedarik programının dönüştürücü etkisini kavramak için elzem.
Al Zubarah sınıfı korvet, gözetleme, deniz kurtarma, önleme ve devriye operasyonları gibi çeşitli görevleri yerine getirebilen 107 metrelik çok amaçlı bir gemidir. Al Zubarah sınıfı korvet, 98 denizciden oluşan çekirdek mürettebatı ve ilave 14 kişilik lojmanı, 21 günlük dayanıklılığı ve 15 knot seyir hızında 3.500 nm menzili ile açık denizlerde kinetik ve kinetik olmayan görevler için çok yönlü ve esnek bir deniz platformu. Korvetler en hafif savaş gemisi sınıfı olmasına rağmen, Al Zubarah sınıfı gemi, gelişmiş ve güçlü bir savaş sistemine sahip. Nitekim geminin teçhizat paketinde MBDA’nın Aster 30 Block 1NT ve Raytheon’un RAM füzeleri hava savunma harbi (AAW) senaryoları için, Exocet anti-gemi füzeleri ise su üstü savunma harbi (ASuW) operasyonları için kullanılıyor. Ayrıca, geminin kendini savunmasını sağlamak için son teknoloji elektronik ve tuzak sensörleri ile denizaltı savunma harbi (ASW) sistemlerine de sahip. Son olarak korvetin yüksek süratli botlar gibi bazı yardımcı araçları var ve uçuş güvertesi ve hangarı, bir ASW paketi ile donatılmış bir NH90 NFH (NATO Fırkateyn Helikopteri) deniz helikopterini barındırabilir.
Musherib sınıfı OPV, denizcilik alanındaki çok çeşitli tehditleri ve kritik zorlukları etkin bir şekilde karşılamak üzere tasarlanmış 64 metrelik bir gemi. Geminin 15 knot seyir hızında 1.500 nm’lik sınırlı menzili, 7 günlük dayanıklılığı ve 38 kişilik mürettebatı OPV’yi sığ kıyı suları ve çevresindeki dar denizler arasında gözetleme ve muharebe görevleri için etkili bir deniz platformu haline getiriyor. Musherib sınıfı OPV, mütevazı boyutuna rağmen, AAW ve ASuW görevlerini yürütmek için son teknoloji savaş sistemine sahip.
Al Fulk sınıfı LDP, Katar Donanması’nın amiral gemisidir. Amfibi gemi, 15 knot hızda 7.000 nm menzili, 152 kişilik mürettebatı ve 400 kişiye kadar konaklama kapasitesi ile Katar’ın ilk tam teşekküllü açık deniz savaş gemisi olarak öne çıkıyor. LDP’de ayrıca iki araç rampası ve dahili su basabilir rıhtım ile harekete hazır LCM’yi (Mekanize Çıkarma Gemisi) barındırıyor. Geminin uçuş ve garaj güverteleri NH90 NFH helikopterlerini barındırabilecek boyutta. Son olarak, LDP güçlü AAW yetenekleri sergiliyor: bir yandan, gemiye takılan Leonardo’nun Kronos Power Shield L-Band radarı, 1.500 km’ye kadar bir mesafeden gelen tehditleri tespit edebiliyor; Aster 30 Block 1 karadan havaya füzelerle donanmış olan geminin füze sistemi ise taktik balistik füzeleri engelleyebiliyor.
Katar’ın tedarik politikası genel olarak iki ana hedefe yönelmiştir: Birincisi, Musherib sınıfı OPV’ler sayesinde ülkenin yaşlanan karakol ve kıyı muharip filosunu yenilemek; ikincisi, Al Zubarah sınıfı korvetler ve Al Fulk sınıfı LDP’nin entegre konuşlandırılması yoluyla hem açık deniz senaryolarında sefer görevlerini üstlenebilecek hem de üst düzey caydırıcılık garantileri sağlayabilecek bir deniz gücü oluşturmak.
Okyanusta giden gemilerden oluşan bir filo geliştirmek Katar için kritik bir öncelik olsa da, Sahil Güvenlik güçlerini güçlendirmeye de odaklandı. Doha Uluslararası Deniz Savunma Fuarı ve Konferansı (DIMDEX) ve MILIPOL Qatar gibi ülkenin ev sahipliği yaptığı dünya çapındaki silah fuarları, 2014 yılından bu yana Doha’nın sahil filosunu ve devriye botlarını yenilemek için tercih ettiği mekânlar oldu. Geçen altı yıl içinde Doha, Türk gemi üreticisi ARES Tersanesi’nden 31 gemi satın aldı ve Tuzla merkezli gemi inşa şirketi Yonca Onuk ile çeşitli gemiler için satın alma sözleşmeleri imzaladı.
İnsan Yeteneklerinin Geliştirilmesi
Her ne kadar gerekli olsa da sofistike deniz varlıklarından oluşan bir filo kurmak güvenilir, etkin ve reaktif bir deniz gücü oluşturmak için yeterli değil. Aslında, insan gelişimine yatırım yapmak, pahalı tedarik planlarını takip etmek kadar kritik bir öneme sahip. Şu anda Katar Donanması’nın 2.500 personeli bulunuyor ancak 2025 yılına kadar bu sayıyı 6.000 çıkarmayı hedefliyor. Dolayısıyla Doha, yeni nesil öğrenci ve subaylar yetiştirmek için eğitim ve öğretim platformlarına büyük yatırımlar yapıyor.
Şubat 2019’da Mohammed Bin Ghanem Al Ghanem Denizcilik Akademisi ilk akademik yılının açılışını yaptı. Öğrencilere çok yönlü askeri ve akademik dersler vermek üzere tasarlanan Akademi, deniz bilimleri, deniz mühendisliği ve deniz tedarik zinciri ve yönetimi alanlarında uzmanlaşan 4 yıllık bir program yürütüyor. Akademi’nin ilk öğrenci grubu Şubat 2023’te mezun oldu.
DIMDEX 2018 kapsamında Katar, Türk şirketi Modern Defense Solutions (MDS) ile Buroq Özel Deniz Operasyonları Eğitim Merkezi’nin inşası için bir sözleşme imzaladı. Katar’ın batı kıyısındaki Zekreet Körfezi’nde yer alacak olan eğitim tesisinin tek seferde 200 öğrenciye denizde terörle mücadele eğitimi vermesi ve Katar’ın güvenlik ortaklarının özel operasyon güçleriyle ikili eğitim programlarına ev sahipliği yapması planlanıyor. Janes’in haberine göre Buroq sahası şu anda kullanımda.
Son olarak Katar, DIMDEX 2018 kapsamında Türk gemi üreticisi Anadolu Tersanesi’ne Al Doha ve Al Shamal adlı iki askeri öğrenci eğitim gemisi (CTS) sipariş etti. Bir OPV tasarımına dayanan 90 metrelik CTS, eğitim için savaş yönetim sistemine ve NH90 NFH helikopterlerini konuşlandırabilen güverteye sahip. İnşa ve donatım aşamaları rekor sürede tamamlanan iki gemi sırasıyla Ağustos 2021 ve Şubat 2022’de Katar Donanması’na teslim edildi. CTS’de 66 kişilik mürettebatın yanı sıra 76 askeri öğrenci ve sekiz eğitmen için de konaklama imkânı bulunuyor. CTS, eğitim görevinin yanı sıra devriye görevlerini yerine getirmek üzere de kullanılabilir.
Altyapının Genişletilmesi
Kısıtlı sayıda deniz üssüne sahip olan Katar, büyüyen filosunu destekleyebilecek ve deniz çıkarlarını genişletebilecek yeni kara tesisleri inşa etmeyi hedefliyor.
Temmuz 2019’da Sahil ve Sınır Güvenliği Genel Müdürlüğü Al Daayen’de yeni bir deniz üssünün açılışını yaptı. Katar’ın doğu kıyısında, başkente yaklaşık 30 km mesafede yer alan tesis, Katar’ın doğu karasularında deniz güvenliğini hızla sağlamak için stratejik bir konuma sahip. Yaklaşık 640.000 metrekarelik bir alanı kaplayan yeni tesis, Sahil Güvenlik’in deniz varlıkları için bir liman, bakım atölyeleri, eğitim tesisleri ve personel konaklama binaları ile hizmet veriyor.
Katar 2020 yılında Umm Al Houl deniz üssünü de açtı. Museyid sanayi şehri ve Hamad Konteyner Limanı’na yakın bir konumda bulunan deniz üssü, Katar’ın kritik sanayi ve ticaret merkezlerinden bazılarına bakan kara sularında deniz gücünü yansıtacak. Ayrıca, geleneksel olarak Doha’nın dışındaki Ras Abu Aboud deniz üssünde demirli olan Katar Donanması filosunun büyük bir kısmının Umm Al Houl tesisine taşınması bekleniyor. Şubat 2023’te Katar Donanması, Umm Al Houl deniz tesisindeki kıyı savunma füze sisteminin açılışını yaptı. Mühimmat olarak MBDA Marte ER ve Exocet gemisavar füzeleriyle donatılan üs, üst düzey ASuW yetenekleri sunuyor.
Son olarak, DIMDEX 2022’de İtalyan savunma ve güvenlik şirketi Leonardo ve Katar, Katar Donanması’nın genişleyen denizcilik hedeflerine ve sorumluluklarına daha iyi hizmet etmek için bir Deniz Operasyon Merkezi (NOC) kurmak üzere bir anlaşma imzaladı. Son teknoloji ürünü izleme sistemleri ve teknolojileriyle donatılan NOC’nin öncelikli hedefi Katar’ın güvenlik yetkililerine karasuları ve bitişiğindeki sulara ilişkin deniz durumu farkındalığının eksiksiz bir resmini sunuyor.
İnsan Sermayesi ve Modern Bakım Çabaları
Son birkaç yıldır teknolojik olarak gelişmiş bir deniz kuvveti oluşturma çabaları, Katar’a anlamlı sonuçlar getirmiş olsa da denizcilikteki önemini artırma çabaları sorunsuz değil. Doha’nın hedefine yönelik iki temel kısıtlama büyük bir engel oluşturuyor: birincisi, denizci ve subay sayısının azlığı; ikincisi ise modern bir filoyu ayakta tutmanın çok yönlü zorlukları.
Yaklaşık 300.000 kişilik bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Katar, geçmişte silahlı kuvvetlerinin saflarını doldurmakta zorlandı. Kaçınılmaz demografik sınırlamalarla boğuşan Doha, vatandaşlar arasındaki asker sıkıntısını aşmak için alternatif çözümler üretti ve uyguladı. Geleneksel olarak en etkili stratejilerden biri, ülkenin silahlı kuvvetlerine yabancı sözleşmeli askerler almak oldu. Her ne kadar yerli-yabancı oranını tam olarak tespit etmek zor olsa da subaylar ve askerler bir kenara bırakıldığında Katar güvenlik güçlerinin yüzde 85’inin vatandaş olmayan askerlerden oluştuğu tahmin ediliyor. İnsan gücü eksikliği lanetini ortadan kaldırmaya yönelik bir başka önlem de zorunlu askerlik uygulamasını başlatması oldu. Arap Yarımadası’ndaki komşuları arasında mutlak bir ilk olan Katar, 2013 yılında erkeklere zorunlu askerlik hizmeti, 2018 yılında ise kadınlara gönüllü ulusal hizmet getirdi. Ancak bu seçenekler, personel açığı gibi karmaşık bir ikilem karşısında kalıcı çözüm değil. Derin yapısal düzenlemeler ve ileri görüşlü planlama gerektiren bir meseleye yalnızca geçici alternatifler sunuyor. Katar’ın mali cömertliğine rağmen, üçüncü ülke vatandaşlarına bağımlılığını artırmak uzun vadede ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığı gibi stratejik olarak da uygun değil. Ayrıca, zorunlu askerlik hizmeti, sosyo-kültürel kaygılarla hareket eden ve esasen siyasi gündeme hizmet eden, ancak nihayetinde askeri kariyer seçen Katarlıların sayısını artırmada bir etkisi olmayan vatanseverlik numarası gibi görünüyor. Bu nedenle Doha’nın 2025 yılına kadar 6.000 kişilik bir donanmaya ulaşma hedefini gerçekleştirmek zor olacak ve Katar Donanması muhtemelen kısa vadede denizci sıkıntısı çekmeye devam edecek.
Uygun bakım prosedürleri, iyi tedarik edilmiş yedek parça stokları ve askeri teçhizatın en iyi şekilde nasıl kullanılacağına dair düzenli eğitim olmadan, en ölümcül ve verimli varlık bile kör bir araçtan başka bir şey olmama riskiyle karşı karşıya kalır. Üst düzey teknolojik bileşenleri ve sofistike mühendislik çözümlerini bir araya getiren savaş platformları olarak modern savaş gemileri, yüksek performans ve güvenilirliği garanti altına almak için büyük bir iş ahlakı gerektirir. Doha, gemilerin tesliminden sonra on yıl boyunca Fincantieri ile destek hizmetleri için bir sözleşme imzalayarak yepyeni filosunun bakımını sağlamaya çalışmış olsa da bu uzun vadede deniz varlıklarının güvenilirliğini korumak için yeterli değil. Texas Üniversitesi’nde Profesör olan Zoltan Barany ve Georgetown Üniversitesi’nde Yardımcı Profesör olan Kenneth M. Pollack tarafından yapılan kapsamlı çalışmalarda belirtildiği üzere, Arap orduları bakım ve onarım kültürünü geliştirmek yerine genellikle en üst düzey askeri teçhizatın tedarikine ve pahalı silah sistemlerinin büyük ölçüde istiflenmesine öncelik veriyor. Bu nedenle, Katar Donanması’nın bakım protokollerini sıkı bir şekilde uygulamak için gereken disiplini, etkili bir şekilde özümseyip özümseyemeyeceği sorusu ortada duruyor.
Ortadoğu
İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.
Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.
“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”
İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.
Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.
Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.
“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”
İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.
İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.
Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.
“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.
Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.
“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.
Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.
Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.
Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.
“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”
Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.
Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.
İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.
“Lübnan adına karar vermiyoruz”
İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.
“Trump’ın iddiaları yalandır”
ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.
Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.
“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.
Ortadoğu
ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.
ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.
Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.
Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.
Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.
Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.
Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”
İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.
Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.
Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.
Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.
Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.
Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı
Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.
Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”
Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.
Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı
Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.
Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.
İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.
Ortadoğu
İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.
İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.
The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.
Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.
Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.
“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”
Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.
Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.
Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.
Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.
Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.
Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor
ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.
The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.
Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.
Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı
CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.
Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.
Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












