Rusya
Kış geldi, gaz hattı kesik, tahıl koridoru askıda

Rusya’nın Karadeniz filosuna yönelik saldırısının ardından Moskova tahıl koridoru anlaşmasından çekildi. Kiev başta olmak üzere Ukrayna şehirlerine yönelik pazartesi sabahı hava saldırısı düzenlendi. Tahıl koridorunun askıya alınmasının ardından buğday fiyatları ulusarası borsalarda yükselişe geçti.
Rusya, Kırım köprüsüne ve Rusya’nın Karadeniz filosuna yönelik saldırının ardından tahıl anlaşmasından çekildi. Ukrayna’ya yönelik füze saldırılarını artıran Moskova 31 Ekim sabahı Ukrayna kentlerini yeniden ateş altına aldı. Kiev, Zaporijya, Kirovograd, Harkiv, Odessa bölgelerinde patlama sesleri duyuldu. Ukrayna İçişleri Bakanlığı, Rusya’nın 40 seyir füzesi fırlattığını öne sürdü.
Kiev’in Belediye Başkanı Vitaly Kliçko Telegram hesabından yaptığı açıklamada “Kritik altyapı tesislerine yapılan saldırı sonucu başkentin bir kısmında elektrik kesildi. Bazı bölgelerde su yok. Tüm birimler çalışıyor” ifadelerine yer verdi.
Cumartesi günü Rus gemilerine yönelik saldırının ardından Rusya Savunma Bakanlığı “Rusya Ukrayna limanlarından tarım ürünlerinin ihracatına ilişkin anlaşmaların uygulanmasına katılımı askıya almıştır” açıklamasını yaptı.
Rusya: Saldırıların arkasında İngiltere var
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Rus gemilerine yönelik saldırının ayrıntıları hakkında şu bilgilendirmeyi yapmıştı: “Kiev yönetimi, saat 04.20’de Sivastopol üssündeki Rus Karadeniz Donanması’nın gemilerine ve sivil gemilere yönelik terör saldırısı düzenledi.”
Konaşenkov, ayrıca “Saldırıya uğrayan Karadeniz Donanması’nın gemileri, tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan koridorun güvenliğinin sağlanması sürecinde yer alıyor.” dedi.
Karadeniz filosuna yönelik saldırının “İngiliz uzmanların yönetiminde gerçekleştiğini” dile getiren Konaşenkov, İngiltere Deniz Kuvvetleri’ne bağlı aynı birliğin Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2’ye yönelik 26 Eylül tarihli sabotaj eylminden de sorumlu olduğunu öne sürdü.
İngiltere Savunma Bakanlığı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’nın söz konusu iddialarını yalanladı.
https://twitter.com/DefenceHQ/status/1586337055201787906
Açıklamada, “Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın korkunç yasa dışı işgalini gözden kaçırmak için destansı ölçekte yanlış iddialarda bulunmaya başvuruyor. Bu uydurulmuş hikaye, Batı’dan çok Rus hükümeti içinde devam eden tartışmalar hakkında daha fazla şey söylüyor.” denildi.
Ukrayna yönetimi ise Rusya’yı tahıl anlaşmasını şantaj aracı olarak kullanmakla ve “uydurma terör etlemleri” icat etmekle suçladı.
Türkiye arabuluculuk için devrede
Rusya’nın “Tahıl Koridoru” anlaşmasından çekilmesiyle 200’den fazla geminin geçişi durduruldu. Gelişme buğday endeksini de etkiledi. Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) buğday vadeli işlemleri yüzde 5,4 artışla 8,7 dolara yükseldi.Buğday fiyatları Mart ayında uluslararası piyasalarda 13,6 dolara kadar yükselmişti.
Gelişmeler üzerine Milli Savunma Bakanlığı (MSB), “Ukrayna’dan gemi çıkışı durduruldu” açıklaması yaptı. Rus personelin halen İstanbul’daki Koordinasyon merkezinde bulunduğu belirtilen açıklamada; “Türkiye Cumhuriyeti bölgede barışın temini ve insani yardım konusunda bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerine düşeni yapmayı sürdürecektir” denildi.
Birleşmiş Milletler’den (BM) Reuters’e konuşan bir yetkili ise Pazartesi günü Ukrayna ve Türkiye ile 16 gemi için hareket planı üzerine anlaşmaya varıldığını söyledi. Yetkili konuya ilişkin Moskova tarafının da bilgilendirildiğini söyledi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rusya’nın çekilmesi ardından çalışmaların sürdürülmesinin mümkün olduğuna inanmadığını kaydetti. Peskov, “Rusya’nın gemilerin bu bölgelerde gidiş gelişlerinin güvenliğini garanti edemeyeceğini söylediği bu şartlarda anlaşmanın gerçekleştirilmesi pek olası değil” dedi.
Moskova’nın Rus tahılı beklentisi
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Tüm tarafları bu hayati anlaşmayı sürdürmeye davet ediyoruz” dedi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise çekilme kararının tahıl ve gübrelerin ana ihracat rotasını riske soktuğunu ifade etti. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da Rusya’yı askıya alma kararını gözden geçirmeye çağırdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da konuya ilişin açıklama yaptı. Rusya’nın hassasiyetlerine dikkat çeken Erdoğan, “Rusya kendisi için aynı kolaylıkların gösterilmemesi sebebiyle bu konuda mütereddit davransa da biz insanlığa hizmet için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.” diyerek Moskova’nın beklentisine işaret etti.
Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin arabuluculuğunda İstanbul’da varılan “Tahıl Koridoru” anlaşması Rus tahılının da dünya piyasalarına ulaşmasının önündeki engellerin kaldırılmasını kapsıyordu. Ancak bugüne kadar Rusya’nın beklentilerini karşılayacak somut bir adım atılmadı.
Üç gün önce Hürriyet gazetesine konuşan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov “Peki, Rus tahılı kimsenin ilgisini çekmiyor mu? Onun kaderi hakkında kimse sual etmiyor. Sorsalar iyi olur, çünkü Rusya’nın tahıl potansiyeli, bu yılın rekor hasadı gözönüne alınırsa, Ukraynalı komşularımızın ihracat imkânlarını ciddi bir şekilde aşıyor.” demişti.
Rusya
Putin’den ABD’ye Arktik teklifi: Yaptırıma karşı LNG teknolojisi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD ile Arktik bölgesinde ortak çalışma olasılığını değerlendirdiklerini açıkladı. Uzmanlara göre Moskova, LNG projelerine ve Baker Hughes türbinlerine uygulanan yaptırımların kaldırılması karşılığında ABD’nin Alaska’daki 25 milyar dolarlık Polar LNG projesine yüzer fabrika teknolojisi verebilir.
ABD ile yapılan dizel anlaşmasının ve Rus gübre sevkiyatını genişletme ihtimalinin ardından Moskova, Washington’a Kuzey Kutbu’nda ortak çalışma teklif ediyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’li ortaklarla Arktik bölgesinde birlikte çalışma olasılığını değerlendirdiklerini açıkladı.
Putin, Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu (GECF) zirvesinde yaptığı konuşmada bölgedeki tabloyu şöyle anlattı:
“Bahsettiğim Arktik’te dünyanın pek çok ülkesiyle aktif biçimde çalışıyoruz ve ortak çalışmayla ilgileniyoruz. Çok yakın zamana kadar sahalarımızda Avrupalı ortaklarımız, Çinli ortaklarımız bizimle birlikte çalışıyordu. Şimdi ise Amerikalı ortaklarla ortak çalışma olasılığını değerlendiriyoruz.”
Peki iki ülkenin Kuzey Kutbu’ndaki ortaklığı hangi alanları kapsayabilir ve Moskova, Rus gazına yönelik yaptırımların kaldırılması karşılığında Washington’a ne sunabilir? Meselenin merkezinde sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) projeleri yer alıyor.
Avrupalı şirketler, 2022 sonrasında Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle Yamal LNG ve Arktik LNG-2 gibi Rus gaz projelerinden çekildi.
Vzglyad gazetesine konuşan Rusya Federasyonu Hükümetine bağlı Finans Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov’a göre, Avrupalıların ayrılmasıyla birlikte Çinli şirketlerle işbirliği yeni bir boyuta taşındı.
Arktik LNG-2 projesinde CNPC ve CNOOC adlı iki Çinli hissedar yer alıyor. Bu iki şirket başlangıçta projeye yönelik Amerikan yaptırımlarından çekinerek katılımlarını dondurmuştu.
Yakıt ve Enerji Kompleksi Teknolojilerini Geliştirme Enstitüsü uzmanı Mihail Vakilyan, Vzglyad’a verdiği demeçte, Pekin’in kendi politikasını değiştirmediğini, yalnızca Çinli şirketler CNPC ve CNOOC’un dolara erişimlerini riske atmak istemediğini belirtiyor.
Ancak bir buçuk yıl sonra tablo tamamen değişti. Çin, 2025’in ikinci yarısında yaptırım altındaki Arktik LNG-2 tesisinden gaz satın almaya başladı ve bu proje için başlı başına bir terminal ayırdı.
Üstelik bu yıl yalnızca Rus LNG’sine hizmet veren ikinci bir terminal daha açtı.
Hatta daha önce sevkiyatı durdurmuş olmasına rağmen, Arktik LNG-2’nin üçüncü hattını tamamlamak için gereken modüllerin teslimatına da yeniden başladı.
Moskova pazar ve türbin arıyor, karşılığında Alaska’ya teknoloji öneriyor
Bütün bu gelişmelere rağmen Rusya’nın Kuzey Kutbu’nda ABD’den beklentisi çok net. Mihail Vakilyan bu ihtiyacı şu sözlerle özetliyor:
“Rusya’ya iki şey lazım: Birincisi pazar, ikincisi ise donanım. Arktik LNG-2 ve onun gaz tankerlerine yönelik yaptırımların kaldırılması; Japonya, Hindistan ve Güneydoğu Asya’daki alıcıları geri getirecek ve şu an tek müşteri olan Çin’in aldığı indirimi ortadan kaldıracaktır. Donanım kısmına gelince; Yamal LNG ve Arktik LNG-2’deki sıvılaştırma kompresörlerini çalıştıran türbinler bir Amerikan şirketi olan Baker Hughes üretimi. Bu makinelerin bakımı, yedek parçası ve modernizasyonu Amerikan ihracat yasaklarına takılıyor.”
İgor Yuşkov ise süreci siyasi ve ekonomik bir takas çerçevesinde değerlendiriyor:
“Burada da dizel anlaşmasındaki şemanın aynısı işliyor. Rusya karşıtı yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna’ya baskı yapılması karşılığında ABD’ye karşılıklı fayda sağlayan projeler ve genel olarak ekonomide işbirliği öneriyoruz. Bu işbirliğinin dizel, gübre, LNG ve benzeri farklı alanlarda çok yönlü olabileceğini gösteriyoruz.”
Yaptırımların kaldırılması karşılığında Rusya’nın LNG alanında ABD’ye sunabileceği somut teklif ise Alaska’da kurulacak bir LNG tesisine teknolojik destek vermek. Burada kastedilen, 25 milyar dolar değerindeki Polar LNG projesi.
Yuşkov, Rus enerji şirketi Novatek’in elindeki kozu şöyle açıklıyor:
“Novatek, Arktik LNG-2’de uyguladığı ve Alaska’daki LNG projesine de uyacak teknolojik bir çözüme sahip. Bunlar, üzerine sıvılaştırma ekipmanlarının yerleştirildiği betonarme platformlar; yani özünde yüzer birer LNG fabrikası. Novatek ekipmanlarıyla birlikte bu tür iki platformu zaten inşa etti, Belokamenka’da ise büyük tonajlı deniz yapıları inşa merkezi kurdu. Sorun şu ki hem bu merkez hem de Arktik LNG-2 fabrikasının kendisi ABD yaptırımlarına girdi. Dolayısıyla en azından büyük tonajlı platform inşa merkezine yönelik yaptırımların kaldırılması karşılığında Alaska’da böyle bir tesis kurabiliriz.”
Uzmana göre Rusya, Belokamenka’daki bu merkezde betonarme platformu dökebilir, üzerine LNG fabrikasını kurabilir ve tesis tamamlandıktan sonra onu yüzdürerek Alaska’ya çekebilir.
Kuzey Kutbu’nun bizzat kendisinde sıfırdan inşaat yapmak hem pahalı olduğu hem de zaman ve ekipman nakliyesi açısından kısıtlamalar yarattığı için bu yöntem çok daha kolay bir çözüm sunuyor.
Yine de Yuşkov bu planın kesinleşmediği konusunda uyarıyor:
“Çok sayıda yaptırım sorunu ve projenin ekonomisine dair soru işaretleri yüzünden bu hikayenin hayata geçeceği kesin değil; ama yine de Amerikalılar Alaska için bizim teknolojilerimizle ilgileniyor, Rusya da bundan faydalanıp bunu yapabileceğini söylüyor.”
Öte yandan Yuşkov, Rusya’nın özellikle gaz alanında ABD’nin baş rakibi olduğunu ve Amerikan yönetiminin son yıllarda Rus gazını Avrupa pazarından sistemli biçimde dışladığını hatırlatıyor.
Uzmana göre, Rusya’nın kaybettiği pazar payını ABD LNG’sinin ele geçirmesine yardım etmek pek de parlak bir fikir değil.
Avrupa’nın 2027 yasağı, Çin’le fiyat pazarlığı ve nadir toprak metalleri
ABD ile olası bir işbirliğinden kazançlı çıkabilecek tek Rus projesi Arktik LNG-2 değil; ABD yaptırımlarından etkilenmeyen Yamal LNG için de yeni bir kapı aralanabilir.
Buradaki düğüm yaptırımlar değil, Avrupa Birliği’nin (AB) 1 Ocak 2027’den itibaren her türlü Rus LNG sevkiyatını yasaklayacak olması.
Vakilyan, yaklaşan tehlikeyi ve olası çözümü rakamlarla anlatıyor:
“İlk yarıyılda Avrupa, tesisin neredeyse tüm üretimini, yani 9,89 milyon tonu aldı. İki ay sonra bu hacimlerin yeni bir rotaya ve yeni bir alıcıya ihtiyacı olacak; Amerikalı bir ticaret şirketi de bu konum için gayet uygun görünüyor.”
Denklemin bir diğer kazananı ise Çin ile Baykal’ın Gücü (eski adıyla Sibirya’nın Gücü-2) boru hattı için müzakere yürüten Gazprom olabilir.
Vakilyan, “ABD ile işbirliği, fiyat pazarlığında Rusya’nın elindeki kozdur. Çin uzun zamandır Rus gazının gidecek başka yeri olmadığı hesabıyla Gazprom’la müzakere yürütüyor; Kuzey Kutbu’ndaki bir Amerikan şirketi bu hesabı bozar” diyor.
Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, Rusya ve ABD’nin petrol projeleri ve nadir toprak metalleri olmak üzere iki ayrı temas noktası daha var.
Rosneft’e yönelik yaptırımların kaldırılmasını bekleyen Vostok Oil projesi bunlardan ilki.
Vakilyan, diğer başlıkları ise şöyle sıralıyor:
“2014’ten beri bir türlü geliştirilemeyen Pobeda kıta sahanlığında Amerikalılar olmadan ilerlemek imkansız; zira orası için denizaltı üretim kompleksleri ve Amerikan şirketlerinin en güçlü olduğu buzlu denizlerde sondaj hizmetleri gerekiyor. İlk bakışta göze çarpmayan bir diğer konu ise nadir metaller. Trump yönetimi dünyanın dört bir yanında bunları arıyor ve en büyük nadir toprak metali yataklarından biri olan Tomtor, Yakutistan’ın Arktik bölgesinde yatıyor.”
Rusya
Putin açıkladı: Türk şirketleri Akkuyu’dan hisse almaya hazır

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye’deki şirketlerin 25 milyar dolarlık Akkuyu NGS projesinden hisse satın almaya hazır olduğunu ve Moskova’nın bu ortaklık talebini memnuniyetle karşıladığını açıkladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye’deki bazı şirketlerin Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinden hisse almaya hazırlandığını duyurdu.
Rusya-Afrika Zirvesi kapsamındaki sergiyi ziyareti sırasında konuşan Putin, projenin tamamının bugüne dek Rus finansmanıyla ilerlediğini hatırlatarak Türk yatırımcıların ortaklık talebine olumlu baktıklarını söyledi.
Akkuyu projesinin toplam 25 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığını ve bu kaynağın yüzde 100 Rus yatırımı olduğunu belirten Putin, inşaatın kendine has koşullarına dikkat çekti.
Rus lider, santralin “yap-işlet-devret” modeliyle hayata geçirildiğini vurgulayarak, “Türkiye’de işi bütünüyle tamamlıyoruz. Şimdi ülke içinden bazı şirketler bu sürecin parçası olmak istiyor ve hisselerin bir bölümünü satın almaya hazırlar. Biz bunu sadece memnuniyetle karşılarız, buyursunlar” dedi.
Projede yabancı veya yerel ortaklara pay satışı konusu aslında ilk kez gündeme gelmiyor.
Akkuyu Nükleer AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, 2025 yılında yaptığı açıklamada Rosatom’un projede yüzde 49’a kadar hisse satışı için müzakereler yürüttüğünü duyurmuştu.
Rosatom yetkilileri de bu hisse devri ihtimalinin Türkiye ile Rusya arasında 2010 yılında imzalanan hükümetlerarası anlaşmada zaten yer aldığını hatırlatıyor.
Rus devlet nükleer enerji kuruluşu Rosatom’un Genel Müdürü Aleksey Lihaçyov ise 2026 ilkbaharında, bir dizi Türk şirketiyle sermaye ortaklığı üzerine görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti.
Lihaçyov, Rus Enerji Haftası 2026 (REN-2026) etkinliğinde kendisine yöneltilen soruya karşılık yatırımcı çekme sürecinde somut ilerleme kaydedildiğini aktarmıştı.
Mersin’de inşa edilen ve Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali unvanını taşıyan Akkuyu NGS, her biri 1200 megavat kapasiteli dört güç ünitesinden oluşuyor. Santralde Rus tasarımı 3+ nesil VVER-1200 reaktörleri kullanılıyor. Rusya’nın santrali hem inşa edip işleteceği hem de mülkiyetini elinde tutacağı bu dev projede, ilk güç ünitesinin 2026 yılı sonuna kadar işletmeye alınması planlanıyor.
İlk ünitede kritik dayanıklılık testi başarıyla tamamlandı
Hissedarlık trafiğinin yanı sıra sahada teknik aşamalar da ilerliyor. Akkuyu NGS’nin ilk güç ünitesinde, reaktör tesisinin sıcak testlerine hazırlık kapısını açan ikinci çevrim ekipmanlarının hidrolik testleri tamamlandı.
Yapılan basınç denetimi, monte edilen sistemlerin sağlamlığını ve işçilik kalitesini doğruladı.
Üç gün süren testler boyunca uzmanlar dört buhar jeneratörünü, buhar vana bloklarını ve besleme suyu boru hatlarını denetledi.
Ekipmanlar, tasarımda öngörülen çalışma değerinin yüzde 15 üzerine çıkarılarak 12,6 megapascal (MPa) basınca tabi tutuldu. Test öncesinde buhar jeneratörleri 126 santigrat dereceye kadar ısıtılırken, denetim sırasında suyun sıcaklığı 135 santigrat dereceye ulaştı.
Basınç kademeli olarak yükseltilerek ekipmanın durumu ve bağlantı noktalarının sızdırmazlığı anlık izlendi. Azami seviyede belirli bir süre bekletilen basınç, nihai görsel inceleme için 10,1 MPa seviyesine düşürüldü.
Çalışmalarda Akkuyu Nükleer, Atomtehenergo ve Rosatom Servis uzmanlarının yanı sıra Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) temsilcileri de yer aldı.
Akkuyu Nükleer Genel Müdürü Sergey Butskih, test sonuçlarının ekipmanların güvenilirliğini ve kaynak bağlantılarının kalitesini kesinleştirdiğini bildirdi.
Böylece sahada reaktör tesisinin işletme öncesi en önemli adımlarından biri sayılan sıcak test hazırlıklarına geçiş için teknik onay alınmış oldu.
Rusya
AB, Güney Kore’nin Rusya ile “yakınlaşmasından” endişeli

Financial Times’a konuşan Avrupalı diplomatlar, Güney Kore’nin Devlet Başkanı Lee Jae-myung döneminde Rusya ile yakınlaşmasından ve Seul’ün ortak olarak güvenilirliğinden endişe duyuyor. Güney Kore gemisinin Kuzey Deniz Yolu’nu kullanması ve Rusya’ya 176 bin tondan fazla yakıt gönderilmesi kaygıları büyüttü.
Avrupalı diplomatlar, Güney Kore’nin Devlet Başkanı Lee Jae-myung döneminde Rusya’ya yaklaşmasından endişe duyuyor ve Seul’ün güvenilir bir ortak olup olmadığını sorguluyor.
Financial Times (FT) gazetesinin Avrupalı yetkililere ve analistlere dayandırdığı haberine göre, Avrupa Birliği (AB) başkentlerinde Seul’ün Moskova ile kurduğu temaslar yakından izleniyor.
Rahatsızlığın ilk somut işaretlerinden biri, Güney Kore bandıralı PanStar Acro konteyner gemisinin Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz Yolu üzerinden yaptığı ilk sefer oldu.
Gazetenin aktardığına göre AB, bu seferi “Seul’ün Moskova’ya doğru diplomatik ve ticari yatışı” olarak değerlendiriyor.
Üstelik gemi ekim ayında Güney Kore’ye döndüğünde, mürettebatı bizzat Devlet Başkanı Lee Jae-myung karşıladı.
Arktik Okyanusu’ndan geçen Kuzey Deniz Yolu, Avrupa ile Asya-Pasifik bölgesini birbirine bağlayan en kısa deniz güzergahı. Bu rota, Süveyş Kanalı geçişine kıyasla Avrupa yolculuğunu yaklaşık on gün kısaltıyor. Ancak FT’nin işaret ettiği üzere, bu hattı kullanmak Moskova ile sıkı bir işbirliği gerektiriyor.
Avrupalı diplomatların kaygılarını artıran bir diğer gelişme de yakıt sevkiyatı haberleri oldu. Temmuz ve ağustos aylarında Güney Kore’den Rusya’ya çoğu dizel olmak üzere 176 bin tondan fazla yakıt gönderildiği bildirildi.
Seul’de görev yapan ve adı açıklanmayan bir Avrupalı diplomat, gazeteye yaptığı değerlendirmede iki taraf arasındaki bakış farkını şu sözlerle özetledi:
“Güney Koreliler aslında bizimle tam anlamıyla aynı kafada değil. Ukrayna’daki çatışmanın sonsuza dek sürmeyeceği varsayımıyla hareket ediyorlar ve çatışma biter bitmez Rusya ile işbirliğine bir an önce dönmek istiyorlar.”
İstihbarat bağlantılı enstitüden Moskova açılımı
Hankuk Yabancı Diller Üniversitesi Uluslararası Politika Profesörü Mason Richey’ye göre, Moskova ile Seul arasındaki ilişkiler geçen yılın sonbaharından beri “sessiz sedasız” iyileşiyor.
Ülkenin istihbarat teşkilatıyla bağlantılı Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü (INSS), Kasım 2025’te Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi ile kapalı kapılar ardında bir konferans düzenledi. Haziran ayında ise INSS Başkanı Kim Sung-bae, Rus temsilcilerle stratejik diyalog yürütmek üzere Moskova’yı ziyaret etti.
Başkanlık sarayındaki kadro tercihleri de bu yönelimi destekliyor. Lee, ekim ayında iktidardaki Demokratik Parti’nin eski lideri Song Young-gil’i barış diplomasisi özel danışmanlığına atadı.
Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesini savunan Song’un bu göreve getirilmesini değerlendiren Richey, bu yaklaşımı benimseyenlerin devlet başkanı üzerindeki nüfuzunun arttığını, Batılı ortaklarla işbirliğine odaklanan bazı yetkililerin ise güç kaybettiğini belirtiyor.
Avrupa’da asıl hoşnutsuzluk yaratan başlıkların başında, Seul’ün bilgisayarlı sayısal kontrol (CNC) tezgahlarına yönelik ihracat kısıtlamalarını “yeterince sıkı” uygulamaması geliyor.
Geçen yılın şubat ayında iki Güney Koreli girişimci, Rusya’ya 5,5 milyon dolar değerinde CNC tezgahını yasadışı yollarla ihraç etmekle suçlandı.
Yargılama sonucunda girişimcilere birer yıl ertelenmiş hapis cezası verilirken, şirkete yalnızca 30 bin dolar para cezası kesildi.
Güney Kore Dışişleri Bakanlığı ise Moskova ile aşırı yakınlaşma iddialarını reddetti. Bakanlık, “Bazı çevrelerde dile getirilen, Güney Kore’nin Rusya tarafına fazlasıyla meylettiğine dair endişeler gerçeği yansıtmıyor” açıklamasını yaptı.
Seul yönetimi, Ukrayna’daki çatışmanın sona ermesi ve barışın yeniden tesisi için yürütülen uluslararası çabaları desteklediklerini de vurguladı.
Esir asker krizi Seul ile Kiev’i kopma noktasına getirdi
Moskova ile temasların arttığı bu dönemde, Güney Kore ile Ukrayna arasındaki ilişkiler Kuzey Koreli savaş esirleri yüzünden bozuldu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, esir alınan iki Kuzey Kore askerinin Seul’e teslim edildiğini duyurdu.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung ise bu bilginin açıklanmasının esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını belirterek Kiev’i gizlilik mutabakatını ihlal etmekle suçladı.
Lee, 2 Ekim’de Ukrayna’yı uyardı ve Kiev’in mutabakat ihlalini kabul edip özür dilememesi halinde misillemede bulunacaklarını açıkladı.
Seul daha sonra Ukrayna’dan özür mesajı ulaştığını doğruladı ama bunu yeterli görmedi.
Kiev yönetimi ise herhangi bir anlaşmayı ihlal ettiği iddiasını reddediyor. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhiy Tıhıy, anlaşmazlığın gizlilik şartlarının farklı yorumlanmasından kaynaklandığını söyledi.
Tıhıy’ın anlatımına göre, Kuzey Korelileri kendi anayasası uyarınca vatandaşı sayan Güney Kore, esirlerin kendilerine verilmesini bizzat talep etti; Ukrayna tarafı da iyi niyet göstergesi olarak bunu kabul etti.
Kriz kısa sürede diplomatik temsiliyetin daralmasına yol açtı. Güney Kore 8 Ekim’de Ukrayna’daki büyükelçisini geri çağırdı; ardından Kiev’in sorunu çözmek için olumlu adım atmadığını ve hava saldırısı tehdidini gerekçe göstererek diplomatik misyon personelini daha da azaltmaya karar verdi.
Dışişleri Bakanı Cho Hyun, 27 Ekim’de Ukrayna’dan sekiz diplomatik personelin geri çekildiğini duyurdu. Büyükelçilik şu anda geçici maslahatgüzar yönetiminde çalışmalarını sürdürüyor.
Gerilim bununla da sınırlı kalmadı; Dışişleri Bakanı Cho Hyun, önceki gün yaptığı açıklamada anlaşmazlığın daha da tırmanması halinde Ukrayna ile diplomatik ilişkileri kesebileceklerini söyledi.
Meclis Dışişleri ve Birleşme Komisyonu toplantısında konuşan Bakan, “Gerilim tırmanmaya devam ederse, sanırım böyle bir ihtimal de var” dedi.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi4 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi6 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Ortadoğu2 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi










