Ortadoğu
“KOEP’nin yokluğunda savaşa tek gerçek alternatif gayri resmi anlaşma”

Bir tarafta ABD’nin dondurduğu milyon dolarlık varlıklar, ekonomik ambargolar. Diğer yanda İran’ın silah üretme noktasına gelen nükleer kapasitesi. ABD ve İran kartları açık oynuyor ancak kimsenin eli diğerini yenecek kadar iyi değil. Böyle bir ortamda Washington en azından Tahran’ın nükleer programını frenleme ve milis kuvvetlerin Suriye’deki ABD birliklerine yönelik saldırılarına son verme” umuduyla İran yönetimiyle müzakereler yürütüyor. Nükleer kapasitesinden geri adım atmaya niyeti olmayan İran’ın ise ekonomik ambargonun bir nebze gevşemesine ihtiyacı var.
Müzakere sürecinin KOEP benzeri bir anlaşma ile sonuçlanmayacağı artık herkes kabul ediyor. Peki iki ülke arasında ufukta nasıl bir anlaşma görünüyor.
The Emirates Policy Center (EPC) birkaç hafta içinde ABD ile İran arasında gayri resmi nitelikte bir anlaşmaya varılacağını iddia eden bir analize yer verdi. Brookings Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan, ulusal güvenlik stratejileri profesörü Ömer Taşpınar’ın (National Defense University) kaleme aldığı analiz, KOEP gibi resmi bir anlaşma seçeneğinin yokluğunda, gayri resmi uzlaşının savaşa tek gerçek alternatif olduğu görüşünde:
***
Bir Sonraki ABD-İran Anlaşması: Bağlam, Motivasyon ve Dinamikler
Temel Çıkarımlar:
- Washington ve Tahran arasında Biden yönetiminin seçim gündemine ve İran’ın güvenlik ve dini kurumlarının ekonomik ve siyasi çıkarlarına hizmet edecek geçici, küçük, gayri resmi ve yazılı olmayan bir anlaşmanın zamanı gelmiş gibi görünüyor.
- Gayri resmi bir anlaşma arayışı, her iki ülkenin de iç ve jeopolitik durumlarında meydana gelen değişikliklerden dolayı ivme kazandı.
- Tahran ile gayri resmi ve yazılı olmayan bir mutabakat Biden yönetimi için çok daha tercih edilebilir çünkü böyle bir anlaşma daha az siyasi ve hukuki denetime maruz kalacaktır.
- İran’ın nükleer ilerlemelerini tersine çeviren, programına katı sınırlamalar ve şeffaflık önlemleri getiren ve İran yaptırımlarının hafifletilmesi sağlayan KOEP gibi resmi bir anlaşma seçeneğinin yokluğunda, bu mini anlaşma savaşa tek gerçek alternatif olarak görünüyor.
Washington, Tahran ile nükleer diplomasi konusunda üç temel gerçeği kabul etti. Birincisi, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) kurtarılması mümkün değil. İkincisi, İran’ın elde ettiklerini- fiili nükleer devlet statüsü, silahlanmaya küçük bir adım uzakta- geri döndürmek için iddialı bir gündem içeren herhangi bir B planı da aynı derecede gerçekçi değil. Üçüncüsü, pragmatik sertlik yanlıları şu anda Tahran’ı sıkı bir şekilde kontrol altında tutuyor ve Washington ile geçici bir anlaşmadan kaybedecek bir şeyleri olmadığına inanıyorlar. Suudi Arabistan ile normalleşmeleri ve Moskova ile derinleşen askeri ilişkileri sayesinde Washington’a karşı üstünlük sağladıklarını düşünüyorlar.
Washington ile Tahran arasında Biden yönetiminin seçim gündemine ve İran’ın güvenlik ve dini kurumlarının ekonomik ve siyasi çıkarlarına hizmet edecek geçici, küçük, gayri resmi ve yazılı olmayan bir anlaşmanın zamanı gelmiş gibi görünüyor. Tüm bunlar yeni bir aşamada olduğumuzu gösteriyor. Öncelik anlaşmazlığın çözümünden, gerilimin daha da tırmanmasını önlemeye doğru kaydı. Artık masada olan şey KOEP’nin yenilenmesi ya da “daha azı için daha azı” şeklinde daha küçük bir anlaşma değil. Bunun yerine daha mütevazı ama yine de kritik derecede gerekli bir şey var: çatışmayı önleme taahhüdü.
Washington’daki kaynaklar böyle bir gayri resmi anlaşmanın önümüzdeki birkaç hafta içinde mümkün olabileceğini belirtiyor. Bu anlayış, mütevazı ve gayri resmi bir anlaşmanın feci bir askeri çatışmadan çok daha iyi olduğu yönündeki sağlam siyasi varsayıma dayanıyor. Tahran uranyum zenginleştirmeye devam ederse ABD ile İran arasında ya da daha kötüsü İsrail ile İran arasında böyle bir askeri çatışma kaçınılmaz olacak. İran’ın son dönemde kaydettiği ilerlemenin en net resmi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Mayıs ayında yayınladığı ve yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş 114 kg uranyum bulunduğunu bildiren raporunda yer alıyor. Bu seviye sivil kullanım için uygun değil. Eğer daha da işlenerek %90’lık silah sınıfı seviyesine getirilirse, en az iki nükleer bomba üretmek için yeterli olur.
Bir dağın içine inşa edilmiş müstahkem bir tesis olan Fordow’da, çevre örneklerini test eden müfettişler yüzde 83.7 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum izlerine rastladı. İran, suçu anlık bir donanım arızasına attı; İran’ın bu kadar yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokladığına dair bir kanıt yoktu. Ancak bu keşif, geçici bir anlaşmaya varılmasına yönelik diplomatik çabalara aciliyet kazandırdı.
Washington ve Tahran için Değişen Şartlar
Bu teknik faktörün yanı sıra, her iki ülkeyi çevreleyen iç ve jeopolitik koşulların değişmesi nedeniyle gayri resmi bir anlaşma arayışı ivme kazandı. Amerikan dinamiklerini analiz ederek başlayalım. Başkan Biden, 2024 başkanlık seçimlerinden önce İran ile ciddi bir askeri çatışmadan kaçınmak istiyor. Beyaz Saray halihazırda Rusya ile Ukrayna ve Çin ile Tayvan üzerinden yaşanan gerilimlerle meşgul. Dahası, Amerikan ekonomisi enflasyon ve gergin bütçe politikaları nedeniyle zayıf durumda. Bu koşullar altında, Orta Doğu’da yeni bir Amerikan savaşı, ekonomi ve Biden’ın 2024’teki seçim beklentileri için felaket olacaktır.
Yeni bir anlaşmayla diplomatik bir atılım yapılması ihtimali de zayıf. İslami rejimin kötüleşen imajı, İran ile diplomasi yürütmek isteyenleri engelliyor. Geçen yıl boyunca protestoların şiddetle bastırılması, Demokrat kampta ve ABD Kongresi’nde yenilenmiş bir nükleer anlaşmayı onaylamak için az da olsa var olan iştahı da yok etti. Devrim Muhafızları kan dökerek iktidarı elinde tutuyor: bu yıl 349 kişi idam edildi. Böyle bir ortamda resmi bir nükleer anlaşma imzalamak siyaseten imkânsız hale geldi.
İran’ın uzlaşmaya yanaşması ihtimal dışı olsa bile, ABD Kongresi’nin 2015 yılında neredeyse oybirliğiyle kabul ettiği İran Nükleer Anlaşması İnceleme Yasası’na (INARA) göre, Başkan’ın İran’a yönelik yaptırımları askıya almadan önce Tahran’ın nükleer programıyla ilgili herhangi bir anlaşmayı kongreden incelemesini talep etmesi gerekiyor. Bu koşullar altında, Tahran ile gayrı resmi ve yazılı olmayan bir anlaşmaya varmak Biden yönetimi için çok daha tercih edilebilir çünkü böyle bir anlaşma daha az siyasi ve yasal denetme maruz kalacak. Kongre incelemesi gerekmeyecek ve siyasi tepki ılımlı olacak. Dahası, böyle gayri resmi bir anlaşmanın parametreleri içinde İran’a “ödün verildiği” suçlamalarından kaçınmak için yeterli “stratejik belirsizlik” olacak.
İran’daki dinamikler ne olacak? On yılı aşkın bir süredir ilk kez muhafazakârlar Tahran’da iktidarın çoğunluğunu tekellerine almış durumda. Artık muhafazakârlar ve ılımlılar arasında yoğun bir rekabet yok. Sonuç olarak, muhafazakârlar ılımlıların güçlenmesinden endişe etmeden zor konularda (Riyad veya Washington ile ilişkiler gibi) daha rahat hareket edebiliyor. Tahran’ın İbrahim Reisi hükümeti döneminde Suudi Arabistan’la ilişkilerini normalleştirmesi, bu genel kanıya aykırı bağlamda görülebilir.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle ortaya çıkan jeopolitik koşullar da İslami rejimin lehine işliyor ve Moskova’yı Tahran’ın askeri kapasitesine daha bağımlı hale getiriyor. Yüzlerce İran insansız hava aracı ve büyük miktarda mühimmat karşılığında Rusya, İran’a siyasi destek, nakit para ve Ukrayna savaş alanında ele geçirilen Batı teknolojisini sağladı. Moskova ayrıca İran’a savaş uçakları ve füze teknolojisi gibi gelişmiş silahlar transfer etmeyi de düşünüyor. Rusya’nın öngörülebilir gelecekte Batı’dan izole kalmaya devam edecek olması Tahran’ın Moskova’ya karşı elini güçlendiriyor.
İran’ın Çin’in arabuluculuğunda Riyad’la yakınlaşması Washington için başka büyük bir diplomatik darbe oldu ve İran’ı izole etme çabalarını zorlaştırdı. Ancak Suudilerin normalleşmesinin ekonomik faydalarından tam anlamıyla yararlanabilmek için Tahran’ın istikrara ve Batı ile bir miktar yumuşamaya ihtiyacı var. Rejimin Rusya ile derinleşen askeri ilişkileri ve Çin ile genişleyen ekonomik ilişkiler sayesinde İran’ın izolasyonu Washington için daha zor hale geldi. Tüm bunlar Washington’un umduğunun aksine zamanın Tahran’ın pazarlık pozisyonunu zayıflatmadığını gösteriyor. Aksine İran’ın Amerikan baskısına karşı eli güçlü. Bir yandan uranyum zenginleştirmeye devam ederken bir yandan da diplomatik angajman için zamanın gelmiş olabileceğine dair sinyaller gönderiyor.
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in 11 Haziran’da yaptığı bir konuşmada İran’ın nükleer altyapısına dokunulmaması koşuluyla Batı ile bir anlaşmaya açık olduklarının sinyalini vermesinin nedeni bu olabilir. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami de gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran’ın Batı’yı yaptırımları kaldırmaya zorlamak için zenginleştirme seviyesini artırdığını söyleyerek Tahran’ın anlaşmaya açık olduğunun sinyalini verdi. Ancak Tahran, ABD ile (olası bir anlaşma ile) elde edeceklerinin sınırları olduğunun farkında. Biden yönetimiyle yapılacak herhangi bir resmi anlaşma, KOEP kapsamında elde edilenden daha az iddialı ve dolayısıyla Tahran için daha az faydalı olacak.
İran ayrıca Amerika ile bir anlaşma müzakere edip ABD Kongresi’nin bunu reddetmesini ya da Trump’ın yeniden seçilmesi halinde 18 ay içinde tekrar yırtıp atmasını görmek istemiyor. Ancak daha küçük, gayri resmi bir anlaşmanın böyle bir dezavantajı olmayacak. Potansiyel olarak önemli ekonomik kazanımlar karşılığında mütevazı bir taviz verilecek. Dahası Tahran nükleer anlaşmayı, İran’ın nükleer programı üzerindeki bazı kilit kısıtlamaların sona ereceği en azından 2025 yılına kadar canlı tutmak istiyor.
Gayri resmi bir anlaşma birçok açıdan İran’ın ihtiyaçlarına yanıt verecek ve feci bir askeri çatışma riskini önleyecektir. Washington’un İran’ı nükleer eşiğin hemen altında bırakacak bir anlaşmayı alkışlaması zor. Bir alternatif bulmak da zor. Gayri resmi bir anlaşma ya da mini bir mutabakat olmadan İran uranyum zenginleştirmeye devam edecek ve askeri seçenek kaçınılmaz hale gelerek tüm bölgeyi bir savaşa sürükleyebilecektir. Şimdilik, İran ve ABD arasında varılacak zımni bir mutabakatla işi oluruna bırakmak en iyi seçenek.
‘Gayri Resmi Anlaşma’ Nasıl Görünecek?
Kısa cevap kimsenin bilmediği; bunu söylemek için henüz çok erken. Ortada 159 sayfalık KOEP belgesine benzer bir şey olmayacak ama sessiz, gayrı resmi bir anlaşma olacak. Mütevazı düzeyde bir güvenle bilinen şey, Biden yönetiminin İran’ın aşağıdaki maddelere uyması konusunda ısrarcı olduğudur:
- İran’da haksız yere hapsedilen üç İran asıllı Amerikan vatandaşının serbest bırakılması,
- İran’dan uranyumu yüzde 60’ın üzerinde zenginleştirmekten kaçınacağına dair sözlü taahhüt,
- Zenginleştirilmiş uranyum stoklamasını yavaşlatmaya yönelik sözlü taahhüt,
- Irak ve Suriye’deki Şii milislerin ABD askerlerine ve müteahhitlerine yönelik saldırıları son bulacak,
- Rusya ile askeri işbirliğini sınırlandırma taahhüdü,
- UAEA ile daha şeffaf bir iş birliği.
Bunun karşılığında ABD İran’a yönelik yaptırımları sıkılaştırmaktan kaçınacak, günlük bir milyon varil petrol satışına göz yumacak (İran’ın zaten gizlice sattığı petrolün üzerine), İran petrolü taşıyan petrol tankerlerine el koymaktan vazgeçecek ve UAEA ya da BM Güvenlik Konseyi’ni Tahran’a karşı cezalandırıcı önlemler almaya zorlamayacak. Amerikalı tutuklular serbest bırakıldığında, Washington yabancı bankalarda tutulan İran parası üzerindeki blokajı kaldıracak ve ABD’de tutuklu bulunan dört İranlıyı serbest bırakacak.
ABD, Irak ve Güney Kore’nin İran’a olan 10 milyar dolarlık borcunu serbest bırakacak. Bu para İran’a iade edilmeyecek ancak Tahran bu parayı gıda ve ilaç için harcayabilecek. Biden yönetimi Irak hükümetine, İran’a 2.76 milyar dolarlık gaz ve elektrik borcunu ödemesi için bir muafiyet sağlamıştı. Washington bunun rutin bir muafiyet olduğunda ısrar ederken, Irak tarafı onayın Irak Dışişleri Bakanı ile ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken arasında Suudi Arabistan’daki bir konferans sırasında yapılan görüşmede verildiğini bildirdi. Gayri resmi bir anlaşmanın uygulanması kolay olmayacaktır. Zorlukların ilk işaretleri, İran müesses nizamı içindeki grupların ABD’nin mahkumların serbest bırakılmasına ilişkin talepleri konusunda anlaşmazlığa düşmesiyle ortaya çıktı.
İşleri zorlaştırabilecek bir diğer faktör de İsrail. Başbakan Netanyahu herhangi bir uzlaşmaya karşı çıkıyor. İsrail’in Washington’un kabul ettiği şeylere bağlı kalmayacağını defalarca açıkladı. Ancak Netanyahu, İsrail’in güvenlik kurumlarını ilgilendiren büyük bir siyasi krizle karşı karşıya ve İran’ın uranyum zenginleştirmesini ve silahlanma yolunda ilerlemesini donduran gayri resmi ve geçici bir anlaşma için ülkeyi harekete geçirecek siyasi sermayeye sahip olmayabilir. Knesset’te ABD ile İran arasında imzalanması beklenen gayri resmi anlaşmayla ilgili bir soruya Netanyahu, Biden’ın bir nükleer anlaşma değil “mini bir anlaşma” müzakere ettiğini savunarak alışılmadık bir pragmatiklik sergiledi. Knesset üyelerine “Bunun üstesinden gelebileceğiz” dedi.
Resmi bir anlaşmanın yokluğu göz önüne alındığında, bu mini anlaşmanın temel zayıflığı uygulama mekanizması olacaktır. Zımni bir mutabakata nasıl güvenilebilir? UAEA’nın rolü, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin izinsiz denetlenmesinde kilit önem taşıyacak. Anlaşmaya uyulup uyulmadığını test etmenin bir başka yolu da her iki tarafın da taahhütlerine uyma konusunda atacağı somut adımları görmek olacak. İran’ın, Irak’taki Şii milis vekil grupların Amerikan hedeflerine saldırmasını durdurması halinde bu durum netleşecek. Aynı mantık ABD’nin İran petrolü taşıyan petrol tankerlerine el koymayı durdurması için de geçerli. Benzer şekilde, mahkumların yakın zamanda serbest bırakılıp bırakılmayacağı konusunda da bir gizem kalmayacak.
Son olarak, İran ile gayri resmi bir anlaşmanın caydırıcılık ve askeri seçeneklerin sonu olmadığını belirtmek önemli. Washington, İsrail ile geniş çaplı tatbikatların, İsrail’in İran’a karşı askeri güç kullanma tehditlerinin, ABD’nin İran’ın silah edinmesine izin vermeyeceğine dair tekrarlanan açıklamalarının ve Avrupa’nın uranyumu yüzde 90 oranında zenginleştirmenin BM yaptırımlarının yeniden uygulanmasını tetikleyeceğine dair uyarılarının bir araya gelmesinin Tahran’ı bomba düzeyinde malzeme üretmekten caydıracağını umuyor.
Sonuç
Washington’un gözünde gayri resmi bir anlaşma önemli bir amaca ulaşıyor: savaşa yol açabilecek riskli bir tırmanışı önlüyor. Bu anlaşma, KOEP’nin yerini alacak resmi bir anlaşma için koşulların zaman içinde daha elverişli hale geleceği umuduna (ya da hüsnü kuruntusuna) dayanıyor. Gayrı resmi anlaşma, Washington’un şu anda Ukrayna ve Tayvan’a odaklanan dikkatini dağıtacak bir krizden kaçınma arzusunu yansıtıyor. İran’ın nükleer ilerlemelerini tersine çeviren, programına katı sınırlamalar ve şeffaflık önlemleri getiren ve İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesini sağlayan KOEP gibi resmi bir anlaşmanın tercih edilen seçenek olmaması durumunda, bu mini anlaşma savaşa tek gerçek alternatif olarak görünüyor.
Ortadoğu
Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.
Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.
“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.
Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.
İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek
Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.
Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.
Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.
Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.
“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim
LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.
Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.
“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.
Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.
Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.
Sağdan salvolar, soldan eleştiriler
Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.
Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.
Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.
Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.
Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.
Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.
Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.
Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










