Bizi Takip Edin

Avrupa

Kopenhag’daki AB zirvesinde gündem “drone duvarı”

Yayınlanma

Bugün başlayacak Kopenhag’daki gayri resmi AB zirvesi öncesinde, NATO’nun doğu kanadında bir “drone duvarı” inşa etme planları ivme kazanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Birliğin Durumu konuşmasında yaptığı açıklamanın ardından, Savunma Komiseri Andrius Kubilius cuma günü bu planlara “acil öncelik” verileceğini söylemişti.

Helsing ve Quantum Systems gibi Alman savunma girişimleri, aylardır insansız hava aracı duvarını savunuyorlar. Bu duvar, mart ayında Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) Başkanı ve eski Airbus CEO’su Thomas Enders tarafından bir görüş belgesinde de talep edilmişti.

Enders’e göre amaç, ABD teknolojisine başvurmadan tasarlanmış Avrupa yüksek teknoloji savunma ekipmanlarını teşvik etmek. Helsing ve Quantum Systems gibi girişimler tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Bu şirketler drone’larını Ukrayna ile yakın işbirliği içinde geliştiriyorlar ve burada savaşta pratik uygunlukları test ediliyor. 

Fakat rekabetten muaf değiller; İngiltere hafta sonu drone duvarını kendi drone’larıyla donatmak istediğini doğruladı. Şimdi Savunma Bakanı Boris Pistorius projeye itiraz ediyor.

Baltık ve İskandinav etkisi

NATO’nun doğu kanadı boyunca bir İHA duvarı oluşturma planları bir süredir tartışılıyor.

Mayıs 2024’te Litvanya İçişleri Bakanı Agnė Bilotaitė, NATO’nun doğu kanadındaki bir grup devletin (Polonya, Baltık ülkeleri, Finlandiya ve Norveç) böyle bir drone duvarı oluşturmaya karar verdiğini duyurdu.

Plan, Beyaz Rusya ve Rusya sınırlarında insansız hava araçları ve kalıcı olarak kurulmuş altyapının bir kombinasyonunu kullanmaktı. Belirtilen hedefler, düşman insansız hava araçlarını durdurmak, kaçakçılığı, istenmeyen göçü ve “düşman ülkelerin diğer provokasyonlarını” önlemekti.

Fakat birçok şey hâlâ belirsizdi. Mart 2025’te AB, bu insansız hava aracı duvarının finansmanı için yapılan başvuruyu reddetti. Tabii ki, düşük finansal hacimden de anlaşılacağı gibi, bu sadece ilk temkinli bir girişimdi; maliyetler sadece on iki milyon euro olarak tahmin edilmişti.

Bundan tamamen bağımsız olarak, ilk şirketler çalışmaya başladı. Örneğin, Estonya şirketi DefSecIntel Technologies, Baltık ülkelerinden diğer şirketlerle işbirliği içinde bir drone duvarı planları geliştirmeye başladı. Projeleri, prensipte genişlemeye açık olduğu söyleniyor.

Almanya, “bağımsızlık” fırsatı görüyor

Almanya’da, NATO’nun doğu kanadında bir drone duvarı inşa etme planı mart ayından bu yana daha geniş ölçekte tartışılıyor. O tarihte, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) dört yazarın Federal Cumhuriyet’in silahlanmasının hızlandırılması çağrısında bulunduğu bir görüş belgesi yayınladı ve Almanya ile AB’nin gerçek anlamda bağımsız bir küresel politika için gerekli koşulları yaratmak üzere “mümkün olduğunca çabuk Amerikan sistemlerinden bağımsız hale gelmesi” gerektiğini vurguladı.

Yazarlar, somut bir örnek olarak, “NATO’nun doğu kanadı üzerinde geniş kapsamlı bir drone duvarının kurulmasını” gösterdi; bunun için “on binlerce savaş drone’u” gerekecekti. 

Makalenin yayınlanmasının arkasındaki itici güç olarak da görülen dört yazardan biri, 2004’ten 2019’a kadar Airbus Group ve onun öncülü EADS’nin CEO’su olarak görev yapan ve 2019’dan beri DGAP’nin başkanı olan Thomas Enders’ti.

Enders, 2022’den beri Alman askeri startup’ı Helsing’in denetim kurulunda da yer alıyor. İlkbaharda Helsing, bir drone duvarı inşa etmek istediğini açıklamıştı.

“Silahlanmanın Silikon Vadisi”

Nisan ayından bu yana, drone duvarı planları yoğunlaşıyor. Bu konuda Helsing’in yanı sıra, Ukrayna’da savaşın başlamasından sonra Ukrayna silahlı kuvvetlerine tedarik sağlamaya başlayan ilk şirketlerden biri olan Alman drone üreticisi Quantum Systems da önemli bir rol oynuyor.

DefSecIntel Technologies’in de dahil olduğu bir grup Estonya şirketi olan Estonya Savunma Sanayii Kümesi de düzenli olarak işbirliği ortağı olarak anılıyor.

Ukrayna’daki savaştan edinilen deneyimler, bu planlarda merkezi bir rol oynuyor. Quantum Systems ve Helsing gibi şirketler sadece Ukrayna silahlı kuvvetlerine tedarik sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda hızla gelişen drone savaşından edinilen deneyimleri anında değerlendirmek ve askeri teçhizatlarını iyileştirmek için cephe hatlarının yakınında da bulunuyorlar. 

Raporlar artık Ukrayna’yı “silahlanmanın Silikon Vadisi” olarak adlandırıyor. Nisan ayında, Quantum Systems’ın Satış Direktörü Martin Karkour, drone duvarının ilk unsurlarının bir yıl içinde inşa edilebileceğini söyledi. Tek gereken “AB veya NATO düzeyinde bir strateji” ve “muhtemelen de para” idi.

“Rusya provokasyonları” drone duvarına yaradı

Bu ön koşul şu anda yerine getiriliyor ve bu, büyük ölçüde Danimarka’daki havaalanları ve askeri üsler üzerinde uçan insansız hava araçları sayesinde oldu.

Von der Leyen, 10 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında insansız hava aracı duvarını destekleyeceğini açıkladı; Ukrayna ile “insansız hava aracı ittifakı” için 6 milyar avro ayrılacak.

Bu, Quantum Systems ve Helsing gibi startup’lara insansız hava araçlarının seri üretimini ilerletme ve böylece Avrupa’nın önde gelen üreticileri haline gelme fırsatı sunacak.

Cuma günü, Savunma Komiseri Andrius Kubilius, insansız hava aracı duvarının AB için “acil öncelik” olduğunu açıkladı. Kubilius, bu açıklamayı, kuzeydeki Norveç ve Finlandiya’dan güneydoğudaki Romanya ve Bulgaristan’a kadar NATO’nun doğu kanadındaki tüm ülkelerin savunma bakanlarıyla yaptığı toplantının ardından yaptı.

AB Komiseri, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin Rusya’ya karşı yürüttüğü drone savaşından elde ettiği deneyimlerden yararlanmanın önemli olduğunu zaten teyit etmişti. Ayrıca, drone duvarının ilk unsurlarının bir yıl içinde tamamlanabileceği değerlendirmesine de katıldığını belirtti.

Almanya fikir mi değiştirdi?

Ukrayna projeye katılmayı çoktan kabul etti. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy pazartesi günü “Rusya’nın hava tehdidine karşı güvenilir bir kalkan” oluşturmak için bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya hazır olduklarını kaydetti.

Haberlere göre, AB devlet ve hükümet başkanları bugün başlayacak Kopenhag’daki gayri resmi zirvede drone duvarı planlarını görüşmeyi planlıyorlar. 

Fakat pazartesi günü oldukça şaşırtıcı bir gelişme yaşandı ve Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, drone duvarının “önümüzdeki üç veya dört yıl içinde” gerçekleştirilemeyeceğini belirtti.

Bu nedenle, planlamanın odak noktasının drone duvarı değil, genel olarak “drone savunması” olması gerektiğini ve teknolojinin hızla geliştiği için, herhangi bir zamanda ayarlamalara olanak tanıyacak şekilde “geliştirme ve tedarik süreçlerinin yeterince esnek” olmasının sağlanması gerektiğini söyledi.

Pistorius’un aklında hangi somut adımların olduğu hemen netleşmedi.

İngiliz rekabeti: Krallık Doğu Avrupa’yı himaye etmek istiyor

Öte yandan Alman girişimciler tarafından geliştirilen drone teknolojisinin alternatifleri de var.

Hafta sonu, İngiliz Savunma Bakanı John Healey, Ukrayna ile işbirliği içinde drone’ların geliştirildiğini ve bunların şu anda İngiliz fabrikalarında seri üretildiğini ve cephede kullanılmak üzere Ukrayna’ya “binlerce” adet teslim edildiğini doğruladı.

Bunlar NATO ülkelerinde de kullanılabilir. The Telegraph gazetesi, bunu açıkça AB tarafından şu anda planlanan drone duvarının alternatifi olarak gösteriyor.

Avrupa

Yatırımcıların faiz artış beklentilerini düşürmesiyle avro bölgesi tahvilleri düştü

Yayınlanma

Yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının faiz artırımlarına yönelik beklentilerini azaltması ve ABD Merkez Bankasının artırımlara devam edeceği öngörülerinin güçlenmesiyle avro bölgesi devlet tahvili faizleri düşüşünü ikinci güne taşıdı. ECB Başkanı Christine Lagarde’ın enflasyona yönelik açıklamaları ve gerileyen petrol fiyatları, bankanın agresif sıkılaşma adımlarına dair beklentileri zayıflattı.

Avro bölgesi devlet tahvili faizleri, yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının (ECB) daha fazla faiz artırımına gideceğine yönelik tahminlerini azaltmasıyla salı günü düşüşünü ikinci güne taşıdı.

Buna karşın ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz artırımlarına devam edeceği beklentileri ise güçlendi.

Reuters’ın aktardığına göre Almanya 2 yıllık tahvil fiyatları pazartesi günü geç işlemlerde keskin bir yükseliş kaydetti ve faizler son iki haftanın en büyük günlük düşüşünü yaşadı.

Bu hareket, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada, daha güçlü bir politika adımını gerektirecek türden bir enflasyon artışına dair kanıt bulunmadığını belirtmesinin ardından geldi.

Pazartesi günü Almanya’nın 2 yıllık Schatz tahvil faizi yaklaşık 5 baz puan düşerek yüzde 2,595 seviyesine geriledi. Buna karşılık ABD 2 yıllık Hazine tahvili faizleri, yatırımcıların Fed’in önümüzdeki aylarda faiz artıracağına yönelik beklentilerini artırmasıyla 5 baz puan yükselerek yüzde 4,236 ile son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Salı günü ise Almanya 2 yıllık tahvil faizi günlük bazda 3 baz puan düşüşle yüzde 2,564 seviyesinde dengelenirken, ABD’li muadili yüzde 4,192 seviyesinde işlem gördü.

Bu gelişmeyle birlikte, Alman hükümetinin iki yıllık borçlanma için ödediği faiz ile ABD’nin ödediği faiz arasındaki fark yaklaşık 163 baz puana ulaştı.

Bu fark, Eylül 2025’ten bu yana görülen en yüksek seviye olurken, iki ay önceki yaklaşık 113 baz puanlık farkın oldukça üzerine çıktı.

Almanya ayrıca salı günü 3,087 milyar avro (3,52 milyar dolar) tutarında 2 yıllık Schatz tahvili ihraç etti. İhalede ortalama faiz yüzde 2,57 ile nisan ayından bu yana en düşük seviyede gerçekleşirken, talebi gösteren bid-to-cover (teklif-kabul) oranı 1,9 ile ocak ayından bu yana en yüksek düzeye ulaştı.

ABD’den gelen güçlü ekonomik veriler ve Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh yönetiminde enflasyonu kontrol altına almaya odaklanan söylem değişikliği, son bir haftalık süreçte ABD Hazine tahvillerine olan talebi azalttı ve doları yukarı taşıdı.

Hürmüz Boğazı’ndan ham petrol ve ürün akışının artmasıyla petrol fiyatlarının varil başına 80 doların altına gerilemesi de ECB’nin enflasyonu dizginlemek için agresif faiz artırımlarına gideceği yönündeki beklentileri zayıflattı.

Para piyasalarındaki fiyatlamalar, yatırımcıların avro bölgesi faizlerinin bu yılı şu anki seviyesinin yaklaşık 30 baz puan üzerinde tamamlayacağını ve bir sonraki artırımın ekim ayında yapılacağını tahmin ettiğini gösterdi. Geçen hafta ise piyasalar iki faiz artırımını fiyatlıyordu.

Jefferies Stratejisti Mohit Kumar konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu açıklamaları, petrol fiyatlarının benzer veya daha düşük seviyelerde kalması durumunda daha fazla faiz artışına gerek kalmayacağı şeklinde okuyoruz. Son ECB toplantısından bu yana görüşümüz, bankanın bu iş döngüsünde daha fazla faiz artırmasına gerek kalmayacağı yönündeydi” ifadelerini kullandı.

Salı günü erken saatlerde açıklanan avro bölgesi özel sektör anket verileri, ticari faaliyetlerin haziran ayında daha yavaş bir hızda da olsa üçüncü ayda da daraldığını gösterdi.

Girdi maliyetlerinin ise şubat sonundaki savaşın patlak vermesinden hemen önceki dönemden bu yana en yavaş hızda artması, teorik olarak ECB karar vericileri üzerindeki baskıyı hafifletti.

ING Ekonomisti Bert Colijn, “Bu durum ECB için güvercin bir haber. Satın alma yöneticileri endeksinin (PMI) çizdiği bu tablo önümüzdeki haftalarda da devam ederse, enflasyonist ortam güçlü bir parasal sıkılaşmayı gerektirecek kadar sert olmayacağı için ECB’yi güçlü faiz artışlarından caydıracaktır” dedi.

Öte yandan ECB Başekonomisti Philip Lane salı günü yaptığı açıklamada, avro bölgesinde enflasyonun bir süre daha yüksek kalabileceğini belirtti.

Benzer şekilde ECB Yönetim Konseyi Üyesi Peter Kazimir de Orta Doğu’daki çatışmanın yarattığı hasarın bir gecede ortadan kalkmayacağını ve merkez bankasının hala yapacak işleri olduğunu ifade etti.

Gösterge niteliğindeki 10 yıllık Alman tahvili faizleri 4 baz puan düşüşle yüzde 2,912’ye gerilerken, İtalya 10 yıllık tahvil faizi 3 baz puan düşerek yüzde 3,65 seviyesinde işlem gördü.

Avro bölgesinde bir yıllık enflasyon swapları bu hafta yaklaşık yüzde 2,52 seviyesine geriledi.

Bu oran hala ECB’nin yüzde 2’lik hedefinin üzerinde bulunsa da mayıs ayı sonlarında görülen ve son üç yılın zirvesi olan yaklaşık yüzde 4 seviyesinin oldukça altında kalıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English