Ortadoğu
Kushner’in Gazze’yi ikiye bölme planı masada

ABD ve İsrail, Gazze’yi İsrail kontrolündeki ‘güvenli bölge’ ve Hamas kontrolündeki alan olarak ikiye ayırmayı öngören geçici bir planı değerlendiriyor. ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Kushner’in hazırladığı plana göre, yeniden inşa çalışmaları yalnızca İsrail denetimindeki bölgede başlayacak.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, ABD ve İsrail, Gazze’nin geçici olarak ikiye bölünmesini öngören bir planı değerlendiriyor.
Plan, Gazze’nin İsrail ve Hamas tarafından kontrol edilen iki ayrı bölgeye ayrılmasını ve Hamas silahsızlandırılıp iktidardan uzaklaştırılana kadar yeniden inşa çalışmalarının yalnızca İsrail’in kontrol ettiği tarafta başlatılmasını içeriyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, salı günü İsrail’de düzenledikleri basın toplantısında planın çerçevesini özetledi. İkili, tarafları mevcut ateşkese uymaya teşvik etmek için bölgeye geldiklerini belirtti.
Mevcut ateşkes kapsamında İsrail ordusu geri çekilerek Gazze’nin yaklaşık yüzde 53’ünü kontrol altına almıştı.
Güvenli bölge genişletilecek
JD Vance, Gazze’de “biri nispeten güvenli, diğeri son derece tehlikeli” iki bölge bulunduğunu belirterek hedefin güvenli bölgeyi coğrafi olarak genişletmek olduğunu söyledi.
Jared Kushner ise Hamas’ın kontrolündeki alanlara yeniden inşa fonu aktarılmayacağını ve odak noktasının “güvenli tarafı” geliştirmek olacağını kaydetti.
Kushner, İsrail ordusunu kastederek, “Ordunun kontrol ettiği ve güvenliğinin sağlanabildiği alanlarda yeni bir Gazze inşasına başlamak yönünde değerlendirmeler var; böylece Gazze’de yaşayan Filistinlilere gidecekleri, iş bulacakları ve yaşayacakları bir yer sağlanabilir” diye konuştu.
Arap ülkeleri plandan endişeli
WSJ, Arap arabulucuların, ABD ve İsrail’in barış görüşmelerinde gündeme getirdiği bu plan karşısında endişeli olduğunu bildirdi.
Arap hükümetleri, Gazze’nin bölünmesi fikrine karşı çıkıyor ve bunun, bölge içinde İsrail’in kalıcı kontrolüne tabi bir alanın oluşmasına yol açabileceğini savunuyor. Bu şartlar altında Arap ülkelerinin bölgeyi denetlemek için asker gönderme olasılığının düşük olduğu belirtiliyor.
ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili, planın henüz ön aşamada olduğunu ve önümüzdeki günlerde güncellemeler yapılacağını bildirdi.
Planın arkasındaki gerekçeler
Gazze’yi ikiye ayırma fikrinin temelinde, Hamas’ı silahsızlandırma ve bölgenin kontrolünü sağlayacak alternatif bir hükümet kurmanın zorluğu yatıyor.
Alternatif bir yönetim, yeniden inşa için gerekli milyarlarca dolarlık yatırımın güvenli hale getirilmesi için de “kritik” görülüyor.
Trump’ın barış planı, Gazze’nin teknokratlardan oluşan bir kurul tarafından yönetilmesini ve güvenliğin uluslararası bir güç tarafından sağlanmasını öngörüyor ancak ayrıntılar henüz net değil.
Birçok Arap hükümeti, denetimin Batı Şeria’nın büyük bölümünü yöneten Filistin Yönetimi’nde olması gerektiğini savunurken, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bu role karşı çıkıyor.
Plan Trump’tan destek aldı
Beyaz Saray yetkilileri, bölünmüş yeniden inşa planının mimarının Jared Kushner olduğunu ve bu planı özel temsilci Steve Witkoff ile birlikte tasarladığını söyledi. Kushner’in planı Trump ve Vance’e anlattığı ve onların da desteğini aldığı aktarıldı.
Bununla birlikte bazı yetkililere göre, planın uygulanabilir hale gelmesi için hâlâ önemli soruların yanıtlanması gerekiyor.
İsrail’in kontrolündeki kısımda yaşayacak Filistinlilere günlük hizmetlerin nasıl verileceği ve insanların oraya taşınmaya ne ölçüde istekli olacağı bu sorular arasında yer alıyor.
Yetkililer, ateşkes sağlanmadan önce dahi Hamas’ın kontrol etmediği alanların yeniden inşasının gündeme geldiğini belirtti.
Bu adımla Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve “Hamas sonrası Gazze” için sembolik bir başlangıç oluşturulmasının umulduğu ifade edildi.
İsrail tarafına geçişlerde Hamas mensuplarının sızmasını engelleme konusu da tartışılıyor. Bu noktada bazı ABD’li yetkililer, İsrail makamlarının yürüteceği bir güvenlik soruşturması programı öneriyor.
Washington zaman kazanmaya çalışıyor
Bazı arabulucular, ABD’nin savaş sonrası yönetimin çetrefilli meselelerini çözerken zaman kazanmayı hedeflediği görüşünü taşıyor.
Washington’ın önceliği, Gazze’deki bazı rehine cenazelerinin iadesine ilişkin anlaşmazlıklar ve ateşkesin sürdürülmesi olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede Vance, Kushner, Witkoff ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio İsrail’e gönderildi.
Diğer taraftan Hamas, silahsızlanmayı kabul etmiş değil. İsrail ordusuna göre örgüt, İsrail’in kontrol alanı dışında kalan nüfus üzerinde hâkimiyetini yeniden tesis etmek için muhaliflere baskıyı artırdı ve zaman zaman İsrail askerlerine ateş açtı.
İsrailli analistler ne diyor?
İsrail’de bazı analistler, bölünmüş yeniden inşa yaklaşımını Hamas’ı zayıflatma fırsatı olarak görüyor.
Tel Aviv merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünden kıdemli araştırmacı Ofer Guterman, İsrail’in kontrol ettiği bölgeleri güçlendirmenin Hamas’ı siyasi olarak zedeleyebileceğini savundu. Guterman, bu durumun aynı zamanda ordunun örgütün savaş kabiliyetini aşındıracak operasyonlarını kolaylaştırabileceğini belirtti.
Guterman’a göre İsrail, zamanla Hamas’ın kontrol ettiği alanı daraltırken sınırın İsrail kasabaları yakınında daha güçlü bir güvenlik tamponu da oluşturabilir. Guterman, plan için “Yapılabilir ve en iyi seçenek” değerlendirmesinde bulundu.
Emekli kıdemli savunma yetkilisi Amir Avivi ise amacın Gazze’yi kalıcı olarak bölmek değil, Hamas üzerinde silahsızlanma baskısı oluşturmak olduğunu söyledi.
Avivi, Hamas geri çekilmezse İsrail’in kontrol alanını genişletmeye çalışmasının şaşırtıcı olmayacağını ifade etti.
“Filistinliler ciddi direnç gösterecek”
Avrupa Dış İlişkiler Konseyinden araştırmacı Tahani Mustafa ise planın Filistinlilerden ciddi direnç göreceğini belirtiyor.
Mustafa, savaşın başından bu yana Filistinlilerin, İsrail’in Gazze’de de Batı Şeria’daki modele benzer şekilde tam güvenlik kontrolü kurmasından endişe ettiğini hatırlattı.
Mustafa, bu modelin Gazzelileri küçük ve kopuk yönetim alanlarına sıkıştıracağını vurgulayarak, “Gazze, Filistin devleti için tek parçalı toprak bütünlüğünün kaldığı yegâne yerdi. Bu tür bir plan, korkulan sonucu doğurabilir” dedi.
Mustafa’ya göre, Trump planının somut bir barış süreci güvencesi olmaksızın Hamas’ın silahsızlanmasını talep etmesi temel sorunu oluşturuyor. Mustafa, “Son kertede ortaya çıkacak tablo çıkmaz olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











