Bizi Takip Edin

Diplomasi

Meloni ABD’ye gidiyor: Gündemde Çin var

Yayınlanma

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, bugün ABD’ye gidiyor. Sağcı koalisyon hükümetinin lideri, Başkan Joe Biden ile de görüşecek. Gündemde Çin, İtalya’nın Kuşak ve Yol Girişimi’nde çıkması, Ukrayna savaşı ve iki ülke arasındaki iktisadi ilişkiler var.

Meloni’nin bugün, Biden hakkında görevden alma soruşturması açmayı düşünebileceğini söyleyen Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy ile de görüşmesi bekleniyor.

Reuters’ın aktardığına göre, Beyaz Saray sözcüsü Çarşamba günü yaptığı açıklamada Biden’ın Meloni ile ‘iyi bir ilişkisi olduğunu’ ve her iki tarafın da gezinin, batının Ukrayna’ya sağladığı milyarlarca dolarlık askeri ve diğer yardımlar da dahil olmak üzere ülkeler arasındaki ‘güçlü ortaklığı’ yeniden teyit etmek için bir fırsat olduğunu vurguladığını söyledi.

Meloni’nin ofisinden yapılan açıklamada, İtalya’nın ABD ile Afrika’nın kalkınması ve istikrarının nasıl destekleneceğini görüşmeyi planladığı ve bu konunun İtalya’nın G7 dönem başkanlığının da ana konuları arasında yer alacağı belirtildi.

Gündemin baş sırasında Çin ve Kuşak-Yol var

Meloni-Biden görüşmesinin ele alacağı gündemler arasında ilk sırada Çin ile ilişkiler ve İtalya’nın Kuşak ve Yol Girişimi’ne (KYG) olan üyeliği yer alacak.

Roma’daki yetkililerin, ABD’ye KYG anlaşmasından çıkacakları konusunda özel olarak güvence verdiği belirtiliyor. Bununla birlikte Meloni’nin Washington’a yapacağı kısa ziyaret sırasında çekilme kararını kamuoyuna açıklamayı planlamadığı da vurgulanıyor. İtalyan liderin, KYG’den çekilme kararını ABD Başkanına özel olarak bildireceği iddialar arasında.

Roma, İtalya’nın böylesine hassas bir kararı ABD topraklarında kamuoyuna açıklamasının kendisini zayıf göstereceğinden endişe ediyor.

2019 yılında KYG’ye katılan İtalya’nın, 2024’te sona erecek ve itiraz olmazsa otomatik olarak 5 yıl daha uzatılacak anlaşmayı uzatmayı düşünmediği söyleniyor.

Çin, İtalya’nın KYG’den muhtemel çıkma kararının ABD’nin baskısı altında alındığına inanıyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby ise, “Giderek daha fazla ülkenin Çin ile ekonomik ortaklıkların risklerini gördüğü giderek daha açık hale geliyor,” dedi.

Bloomberg’in konu hakkında bilgi sahibi kişilerden aktardığına göre, Meloni’nin ekibi Çin’e başka özel yatırım anlaşmaları vaat ederek İtalya’nın KYG’den çekilmesini yumuşatmayı planlıyor ve İtalyan lider Biden’ı da stratejisine dahil etmeyi hedefliyor.

İtalya’nın Çin ile ticareti, 2022 yılında yaklaşık 33 milyar dolarla İtalya aleyhine gerçekleşti.

Ukrayna’ya destek sürecek

İkili görüşmenin bir diğer gündemi Ukrayna savaşı ve Kiev’e verilen destek.

Meloni geçen yıl göreve geldiğinden beri Rus lider Vladimir Putin’i ve Rusya’nın müdahalesini kesin bir dille kınadı ve Kiev’e askeri yardım gönderdi. Fakat aynı zamanda ABD ile Avrupalı liderlerin yakın çevresinin dışında kaldı ve bu durum İtalya için bir rahatsızlık kaynağı.

Bunun son örneği, Yevgeni Prigojin’in Vagner isyanı esnasında, Biden’ın İngiltere, Fransa ve Almanya ile bir telefon görüşmesi yapıp Meloni’yi dışarıda bırakmasıydı. İtalyan yetkililer Meloni’nin konuyu Biden’a ileteceğini ve Fransa ve Almanya ile eşit muamele görmeyi talep edeceğini söyledi.

İtalyan heyetinin Ukrayna’ya tam olarak ne kadar askeri destek vermeye istekli olduğunun sorgulanması beklenirken Meloni de Biden’dan Ukrayna’nın NATO üyeliği konusuna açıklık getirmesini talep etmeyi planlıyor.

Akdeniz ve Afrika: Meloni’nin Mattei Planı

Washington Post’un aktardığına göre Çarşamba günü İtalyan diplomatlar, Biden-Meloni görüşmesinin Akdeniz’deki güvenlik ve enerji sorunlarına ve özellikle de İtalya’nın Avrupa’ya göçü kontrol altına almak için daha aktif bir rol oynamak istediği Afrika politikasına odaklanacağını açıkladı.

Meloni, Avrupa’nın Tunus ile Akdeniz üzerinden göçü engellemeye yönelik büyük bir anlaşmayı müzakere etmesine öncülük etmişti. Avrupa Birliği, daha ‘agresif’ sınır uygulamaları ve kaçakçılıkla mücadele çabaları karşılığında Kuzey Afrika ülkesine milyonlarca yatırım yapmayı kabul etti. İtalyanlar Tunus devriyelerine bot, motor ve yedek parça tedarik ediyor. Beyaz Saray da ikilinin gündeminde Kuzey Afrika’da Avrupa’nın güneyine yönelik göçün de yer alacağını teyit etti.

Sözcü Kirby, “Dış politika konularında İtalya ile üstlendiğimiz pek çok örtüşen ve karşılıklı olarak birbirini güçlendiren yaklaşımlar oldu. İtalya bir NATO müttefiki ve çok yetkin bir NATO müttefiki ve Ukrayna’nın muazzam bir destekçisi oldu,” ifadelerini kullanarak Roma’ya destek sinyali verdi.

The African Report’ta yer alan bir iddiaya göre ise, Biden, Meloni’nin ‘Mattei Planı’nı destekleyebilir. ‘Mattei planı’ olarak adlandırılan plan adını İtalyan enerji grubu Eni’nin kurucusu Enrico Mattei’den alıyor. Plan, İtalya’yı Kuzey Afrika ve Akdeniz’den Avrupa’nın geri kalanına gaz dağıtımı yapan büyük bir enerji merkezine dönüştürmeyi amaçlıyor.

Meloni’ye ‘Trump’ çağrısı

Öte yandan ABD’de bazı düşünce kuruluşları, Meloni’nin ABD’li Cumhuriyetçilere ve Donald Trump’a karşı duruşunu netleştirmesini talep ediyor.

Brookings’te yer alan bir değerlenirmede, “Trump’ın siyasi yaklaşımı Macaristan ve Polonya başta olmak üzere otoriterliğe daha yatkın Avrupa hükümetlerine ilham verdi. Meloni de seçilmeden önce tam olarak bu modelleri takip etti,” deniyor.

Meloni’nin Cumhuriyetçi Parti’ye yakın olduğunu vurgulayan yazar Carlo Bastasin, 2019 ve 2022 yıllarında İtalyan liderin Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda konuşma yapmak üzere davet edildiğini ve bir sonraki ABD başkanlık seçimlerinden önce tekrar davet edilmesinin beklendiğini hatırlatıyor.

Yazar, “Sonuç olarak, Trump ile olan ilişkisinin Washington gezisi sırasında ve Beyaz Saray’daki toplantıdan sonra basın tarafından gündeme getirilmesi muhtemeldir,” diyor.

Yazar, Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri partisinin faşizm yanlısı geçmişinden biraz uzaklaşarak daha merkeze doğru kaydığını öne sürüyor ve Başbakan’ın daha ‘yatıştırıcı’ bir dil kullandığına işaret ediyor.

Atlantik Konseyi’nde yer alan ‘Ukrayna’dan Çin’e, Meloni ve Biden sandığınızdan daha yakın” başlıklı bir analizde ise Meloni’nin Ukrayna savaşı ve Çin konusunda Washington ile benzer çizgide yer aldığı öne sürülüyor.

İki ülke arasındaki iktisadi ilişkilerin önemine de dikkat çekilen yazıda, ABD’nin İtalya’nın ikinci en büyük ihracat pazarı olduğu vurgulanıyor. İtalya da ABD’nin en büyük altıncı ihracat pazarı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, son on yılda neredeyse iki katına çıkarak 52 milyar dolardan 100 milyar dolara yükseldi.

ABD’deki İtalyan yatırım stokunun 41 milyar dolardan fazla olduğuna ve yaklaşık yüz bin kişilik istihdam sağladığına dikkat çeken Atlantik Konseyi, İtalya’nın ABD’deki doğrudan yabancı yatırımının Çin’deki yatırımının neredeyse dört katı olduğunun altını çiziyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English