Bizi Takip Edin

Diplomasi

FP, Erdoğan’ın dış politikasını böyle anlattı: Varacağı yer belli, sadece en iyi yolu bulmaya çalışıyor

Yayınlanma

Foreign Policy, Erdoğan liderliğindeki Türk dış politikasının ana hatlarını analiz eden bir makaleye yer verdi. Türk dış politikasını dört aşamada ele alan analize göre Erdoğan’ın üç temel dış politika hedefi; stratejik bağımsızlık, güç ve refah. Analiz, Erdoğan’ın “Türkiye’yi nereye götürmek istediğini bildiği, sadece oraya ulaşmanın en iyi yolunu denediği”ni söylüyor. Dışarıdan bakıldığında tutarsız gibi görünmesine rağmen detaylarına inildiğinde atılan her adımın hedefle uyumlu olduğunu belirten analiz  NATO zirvesindeki “politika karmaşasına” rağmen Erdoğan’ın tam olarak istediği şeyi aldığı görüşünde.

Analizde imzası bulunan Steven Cook, Türkiye’de yakından tanınan bir isim. Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) Ortadoğu ve Türkiye politikaları uzmanı. CFR’nin yayın organı olan ve bu analizin yayınlandığı Foreign Policy’nin de köşe yazarı. Steven Cook, Erdoğan’ın iktidara geldiği ilk dönemde hatta ondan daha önce 1990’lardan beri Türkiye’nin batı ittifakı açısından önemine vurgu yapan bir isim. Ancak bu vurgusu, Erdoğan’ın ABD ile ilişkilerinin çıkmaza girdiği dönemde değişmeye başladı. Hatta bir dönem Türkiye’nin NATO üyeliğini bile sorguladı. Bu dönüşümde bozulan ABD-Türkiye ilişkileri kadar kuşkusuz Erdoğan’a yakın isimlerin kendisine yönelik suçlayıcı ifadeleri de etkili oldu.  

Son analizini, Erdoğan’ın dış politikadaki tutarlılığı üzerine kurarak “hakkını teslim etmesi” Washington’daki Erdoğan karşıtı havanın, kısmen mecburiyetten yumuşamaya başladığının da habercisi. ABD Orta Doğu’dan yavaş yavaş silinirken Orta Doğu’ya açılan bu kapının önemi Washington’da yeniden keşfedilmiş gibi duruyor.

***

Türkiye Aslında Ne İstiyor?

Steven A. Cook

NATO zirvesindeki politika karmaşasına rağmen Erdoğan dış politika hedeflerinde oldukça tutarlı davrandı.

Bu ayın başlarında Litvanya’nın Vilnius kentinde düzenlenen NATO zirvesinin sona ermesinden kısa bir süre sonra, Washington, D.C. banliyölerinde bir arkadaşımın evinde düzenlenen bir toplantıya katıldım. Arkadaşlarımın bira içip yengeç buğulama yediği yemek odasına girdiğimde içlerinden biri “İşte buradasın!” diye bağırdı ve bana “Erdoğan’ın Vilnius’ta ne yaptığını bana açıklayabilir misin?” diye sordu. Hemen arkamı döndüm ve odadan çıktım. Pazar günüydü ve haftalardır Türkiye ve NATO zirvesi ile ilgili soruları yanıtlıyordum.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin ne istediği konusunda insanların neden afalladığını anlamak kolay. Zirve öncesinde Türk lider, ABD Başkanı Joe Biden’a Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecine ilişkin uzun süredir askıya alınmış olan başvurusuna destek bildirisi gerektiğini söyledi ve bu destek bildirisini almadan İsveç’in Atlantik ittifakına katılma çabasına onay verilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu talep, demokratik İsveç’in Erdoğan’ın desteğini almak için yasalarını demokratik olmayan Türkiye’nin istekleri doğrultusunda değiştirdiği bir yıllık müzakerelerin ardından geldi.

Ankara’nın talebi Biden dahil hemen herkes için sürpriz oldu ama Vilnius’a vardıktan kısa bir süre sonra Türkler İsveç’in NATO üyeliğini kabul ettiklerini bildirerek herkesi bir kez daha şaşırttı. Aynı zamanda Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, Erdoğan ile bir araya geldiklerini ve AB-Türkiye “iş birliğini yeniden ön plana çıkarmak ve ilişkilere yeniden enerji kazandırmak” için “fırsatları incelediklerini” tweetledi.

Ancak Erdoğan’ın işi bitmemişti. Zirve sona erer ermez, Türkiye’nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) dış politika sözcüsü İsveç’in üyeliği konusunda geri adım atar gibi göründü ve Türkiye’nin aslında herkesin inandığı şeyi kabul etmediğini öne sürdü. Ne olursa olsun, İsveç’in üyeliği için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ekim ayında toplanmasını beklemek gerekecek.

Sıradan bir gözlemci için NATO zirvesi öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanan tüm bu zikzaklar şaşırtıcı ve belki de değişken bir liderin ya da kaotik bir dış politikanın göstergesi gibi görünebilir. Ancak gerçek şu ki, Erdoğan dönemi boyunca Türkiye, peşinden gittiği üç temel dış politika hedefinde tutarlı olmuştur: stratejik bağımsızlık, güç ve refah.

Bu pek de dünyayı sarsacak bir durum değil, sonuçta bunlar hemen hemen tüm ülkelerin istediği özellikler. Ancak Erdoğan’ın iktidarda olduğu 20 yıl boyunca tasarladığı tüm değişikliklerle, tamamen iç politika güdümlü tutarsızlık gibi görünen bir stratejiyi ayırt etmek zor oldu. Yine de Erdoğan yönetimindeki Türk dış politikasının dört aşamasının detaylarına inildiğinde, liderin Türkiye’yi nereye götürmek istediğini bildiği, sadece oraya ulaşmanın en iyi yolunu denediği anlaşılıyor.

AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana Türk dış politikasında birbiriyle örtüşen dört aşama yaşandı ve bu aşamalar AB üyeliğine vurguyla başladı. Ankara daha sonra Avrupa’dan uzaklaşarak Türkiye’yi bir Orta Doğu gücü olarak konumlandırdı. Ancak cesurca bölgede liderlik arayışından sonra, Türkiye’nin stratejik konumu 2013’te radikal bir şekilde değişti. Sonuç olarak, Türkiye ve diğer Orta Doğu güçleri arasında neredeyse on yıl süren bir gerginlik dönemi yaşandı ve bu süre zarfında Erdoğan ve AKP Türkiye’yi bölgede demokrasi ve istikrar peşinde olan ilkesel bir aktör olarak temsil etti. Bu da bölge içinde yakınlaşmanın son aşamasına ve ABD ile Rusya arasında kasıtlı bir dengelemeye yol açtı.

Birinci aşamada Erdoğan ve AKP hedeflerine AB üyeliği yoluyla ulaşmaya çalıştı. Analistler arasında Erdoğan ve partisinin bloğa katılma konusunda ciddi olup olmadıkları konusunda şiddetli bir tartışma var, ancak üyeliğin Türkiye’nin refahını, gücünü ve bağımsızlığını nasıl artıracağını görmek zor değil.

Refah genellikle AB üyeliğiyle birlikte gelir; bu nedenle pek çok Türk, AKP’nin 2003 ve 2004 yıllarında gerçekleştirdiği ve Türkiye’yi AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeyi amaçlayan anayasal ve yasal reformları daha bloğa katılmadan önce destekledi. AB’ye katılmanın ekonomik faydalarını anlamak için Ege’nin karşı kıyısındaki Yunanistan’a bakmaları yeterliydi. Elbette Yunanistan 2010’larda sarsıcı bir mali kriz yaşadı, ancak buna rağmen kişi başına düşen GSYİH’si Türkiye’nin iki katı. Türkiye’nin dünyanın en seçkin kulüplerinden birine üye olması, Ankara’nın küresel gücünü ve prestijini de artıracaktı.

Konu Türkiye’nin dış politikada bağımsızlığını geliştirmeye geldiğinde, AB üyeliği tartışması biraz çetrefilli bir hal alıyor. Ne de olsa bloğa üye olmak, devletlerin egemenliklerinin bir kısmını uluslar üstü kurumlara feda etmelerini gerektiriyor. Yine de AB üyeliği Türkiye’yi, genellikle bağımsız dış politikalar izleyen Birleşik Krallık (o zamanlar üyeydi), Fransa ve Almanya gibi Avrupa’daki büyük güçlerle aynı seviyeye getirecekti.

Türkiye’nin AB üyeliği, Avrupa’nın muhalefeti ve Türkiye’nin kararsızlığı nedeniyle hızlı bir şekilde sona erdi. Bu durum Ankara’nın bağımsızlık, güç ve refah arayışında bir değişime yol açtı.

Erdoğan ve AKP zaten Orta Doğu’da önemli bir rol oynamakla ilgileniyordu, ancak AB üyeliği ihtimalinin azaldığı 2005’ten sonra daha aktif hale geldiler. Ankara kendisini, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki tutumu söz konusu olduğunda, bölgesel bir sorun giderici, problem çözücü ve hakikati söyleyen kişi olarak konumlandırdı. Türk dış politikasındaki bu aşama Nisan 2012’de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun parlamenterlere verdiği demeçle doruğa ulaştı: “Yeni Orta Doğu’nun efendisi, lideri ve hizmetkârı olmaya devam edeceğiz… ve Türkiye’nin etrafında yeni bir barış, istikrar ve refah bölgesi oluşacak.”

Erdoğan bir süre için başarılı oldu. Türkiye ve Türk cumhurbaşkanının kendisi özellikle de Ankara Filistin davasıyla yakından ilişkili hale geldikçe, bölgede popülerdi. Washington’daki dış politika camiası, İslamcı siyasi güç birikiminin demokrasi ve ekonomik kalkınmayla uyumlu olabileceğini gösteren sözde Türk modeliyle ilgili konuşmalarla çalkalandı. Hatta yetkililerin ve analistlerin Arap dünyasında daha adil, açık ve demokratik toplumlar inşa etmek için kritik olduğuna inandıkları refahın teşvik edilmesine yardımcı olmak üzere Türkiye’nin kalkınma ajansı ile ABD arasında bir ortaklık kurulması bile tartışılıyordu. Bu ortaklık önemliydi çünkü bölge uzmanları Ankara’nın Orta Doğu’da Washington’un uzun zaman önce heba ettiği bir prestije sahip olduğuna inanıyordu.

Ancak Davutoğlu’nun TBMM’ye gelmesinden kısa bir süre sonra Türkiye bölgede bir dizi gerileme yaşadı. Türkler ABD’li muhataplarına, ortak din ve Osmanlı mirasının sağladığı kültürel yakınlık nedeniyle bölgeye dair özel bir kavrayışa sahip olduklarını söylemişlerdi, ancak ellerini fazla açık oynadılar ve bölgeyi yanlış okudular. Arap dünyasındaki pek çok kişi Erdoğan’a ve AKP’ye hayranlık duysa da Türkiye’nin Arap Orta Doğusu’nun efendisi ya da lideri olmasını istemiyordu.

Ardından Temmuz 2013’ün başlarında Mısır ordusu, bir yıllık çalkantılı bir görev süresinin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devirdi. Erdoğan ve AKP, Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen Mursi’ye büyük yatırımlar yapmıştı ve darbenin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından teşvik edilmesine ve ABD tarafından kabul edilmesine öfkelendiler.

Sonuç, Türk dış politikasında bir başka değişim oldu. Türkiye artık daha önce liderlik etmeye çalıştığı bölgeden ayrılarak stratejik bağımsızlık, güç ve refah arayışında olacaktı.

Türkiye, Müslüman Kardeşler liderlerine ve diğer Mısırlı muhaliflere sığınma ve iş kurma hakkı vererek Mısır’ın diktatörü ve darbe lideri Abdülfettah Es-Sisi’nin altını oydu. Ankara aynı zamanda Suudiler, Mısırlılar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin karşı çıktığı Libya’daki uluslararası tanınırlığa sahip hükümetin de hamisi oldu. Erdoğan Filistinlileri ve özellikle de Türk yetkililerin Türkiye’deki ofislerinden İsrail’e karşı operasyonlar yürütmesine izin verdiği Hamas’ı desteklemeye devam etti. Ve elbette Ankara, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Washington Post köşe yazarı Cemal Kaşıkçı cinayetindeki suçluluğunun ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynadı.

Tüm bunlarla birlikte Erdoğan ve AKP, dış politikalarının ilkeli bir politika olduğunu iddia edebilirler ki bu da bölgedeki hükümetlerin düşmanlığını kazanmalarına neden olsa da halkları nezdindeki prestijlerini artırdı. Erdoğan bunu yaparken Türkiye’nin, bölgedeki çatışma ve tartışmaların diğer tarafında olan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail’in en önemli üyeleri olduğu ABD liderliğindeki stratejik düzenden bağımsızlığının altını çizdi. Orta Doğu’nun bazı önemli ülkeleriyle Ankara’nın ilişkileri bozulmasına rağmen, özellikle başta İsrail ve Mısır ile ticari ilişkileri güçlü kalmaya devam etti.

Ancak 2021 yılına gelindiğinde, ülkenin prestijini ve Ankara’nın haklı olarak bir Akdeniz, Orta Doğu ve Müslüman gücü olduğu hissini artırmış olsa bile, Türkiye’nin Orta Doğu’ya yaklaşımının sınırları netleşti.

Mısır, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail, Fransa, BAE ve Suudi Arabistan’dan oluşan bir koalisyon, Türkiye’nin güç kullanmasına karşı çıkmak için bir araya geldi. Bu dengeleme çabasının bir parçası da çekirdeğini Mısır, Yunanistan, (Güney) Kıbrıs ve İsrail’in oluşturduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu oldu. Forum pek çok açıdan ekonomik iş birliği maskesi altında geçici bir çok taraflı güvenlik koordinasyonuydu. Elbette bölgede çıkarılacak çok fazla gaz ve bu gazın pazara ulaştırılmasında bölgesel iş birliği için teşvikler var ancak Fransız donanması Kıbrıs yakınlarındaki sularda devriye gezerken Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Yunan hava kuvvetlerinin Akdeniz semalarında birlikte tatbikat yaptığını fark etmemek zordu.

İzole edilmiş ve kendi yarattığı bir döviz kriziyle kuşatılmış olan Erdoğan, Türk dış politikasında bir başka değişiklik daha yaptı. Orta Doğu ile kavga etmenin artık maliyetine değmeyeceğine ve Suudiler, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrailliler ve Mısırlılarla yakınlaşmanın Basra Körfezi’nden yatırım ve Washington ile daha iyi ilişkiler getirebileceğine karar verdi.

Erdoğan Orta Doğu konusunda rota değiştirmiş olabilir ama Rusya’ya yaklaşımında tutarlı kaldı ve bu da Türkiye’nin bağımsızlığını tesis etme ve prestijini artırma arzusundan kaynaklanıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Şubat 2022’nin sonlarında birliklerini Ukrayna’ya sokmasının ardından Erdoğan Ukrayna’nın egemenliğini destekleme konusunda doğru şeyler söyledi ve Kiev’e önemli askeri teçhizat sattı, ancak Ankara Rusya’nın saldırısının Moskova ile ikili ilişkileri bozmasına izin vermedi.

Bu da Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna arasındaki Karadeniz Tahıl Anlaşması’nı müzakere etmesine ve Ankara’nın Erdoğan’ın alışılmışın dışındaki ekonomik sorunlarının yol açtığı ekonomik hasarı tersine çevirme çabasına yardımcı oldu. Ankara, Batı’nın Moskova’ya yönelik yaptırımlarını hiçbir zaman benimsemedi, bunun yerine Türk firmalarının devreye girerek ayrılan Batılı firmaların yerini almasına ve Rus oligarkların Türkiye’de ikamet etmelerine ve ülkeye yatırım yapmalarına izin verdi.

Tüm bunlar bizi Vilnius’a geri götürüyor. Ciddi Türkiye gözlemcileri NATO zirvesine girerken Türkiye ile ilgili pek çok olay yaşanacağını biliyordu. Çünkü zirve Erdoğan’ın uzun vadeli projesi olan Türkiye’nin bağımsızlığını ve gücünü tesis etmesi için büyük bir fırsat sunuyordu.

Erdoğan (ve muhalefeti) Türkiye’nin sadece Avrupa’nın güneydoğu kanadında bir güvenlik unsuru olarak görülmesini istemiyor. Eğer Erdoğan NATO’nun genişlemesini, Biden’dan Türkiye’ye yeni F-16’lar sağlama taahhüdü alacak ve AB liderlerini Türkiye ile potansiyel olarak gelişmiş bir gümrük birliği anlaşmasına yol açabilecek iş birliğini yenilemeye ikna edecek kadar geciktirebilirse ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul ettikten sonra bir devlet adamı olarak selamlanırsa, Türk lider adil bir şekilde “görev tamamlandı” diyebilirdi. Ve yaptığı da tam olarak bu oldu.

Diplomasi

BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Yayınlanma

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.

Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.

Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.

Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.

ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:

Brezilya

Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.

Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.

İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.

Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.

Rusya

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi. 

Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.

Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.

Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.

İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.

BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

Çin

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.

Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.

Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.

Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.

Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.

Güney Afrika

Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.

Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.

Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.

Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.

İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.

Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.

Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.

Etiyopya

Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.

Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.

Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.

Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.

İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.

İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.

Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.

Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.

Birleşik Arap Emirlikleri

Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.

Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.

BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.

Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.

BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.

Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.

Endonezya

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.

Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.

Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.

2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.

Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.

BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.

Ortak ülke heyetleri

BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.

Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Belarus

Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.

Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.

Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.

Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.

Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.

Bolivya

Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.

Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.

Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.

Küba

Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.

Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.

Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.

Kazakistan

Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.

Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.

Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Malezya

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.

Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.

Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.

Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya

Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.

Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.

Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.

Tayland

Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.

Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.

Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.

Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.

Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.

Uganda

Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.

Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.

Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.

Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.

Özbekistan

Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.

Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.

Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.

Vietnam

Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.

Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.

Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.

Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.

Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.

Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.

Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.

İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.

Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.

Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ermenistan, Rus gazına alternatif arıyor

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarikinde Rusya’ya alternatif kaynakları araştırdığını açıkladı. Halihazırda tüketiminin yüzde 82’sinden fazlasını Rus enerji şirketi Gazprom üzerinden sağlayan Erivan yönetimi, farklı kaynaklara açık olduğunu vurguluyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirme olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı.

Newsarmenia haber portalının aktardığına göre Paşinyan, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılma ihtimali karşısında Rus doğalgazına alternatif arayıp aramadıkları yönündeki soruya yanıt verdi.

Hükümetin çeşitlendirmeye gitmeyeceği hiçbir alanın olmadığını vurgulayan Paşinyan, gaz alımında farklı güzergahlara açık olduklarını belirtti.

Paşinyan açıklamasında, “Ermenistan’da doğalgaz ucuz değil. Sınırdan tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, diğer ülkelerle kıyaslandığında en yüksek fiyat artışı Ermenistan’da yaşanıyor. Gazprom Armenia şirketi büyük kârlar elde ediyor ve bu da kayda geçirmemiz gereken ayrı bir gerçek” dedi.

Rus enerji şirketi Gazprom, halihazırda Ermenistan’ın tek doğrudan doğalgaz tedarikçisi konumunu koruyor. Ülkedeki doğalgaz iletim şebekesinin işletmesini ise tamamı Rus enerji devine ait olan yan kuruluş Gazprom Armenia yürütüyor.

Ermenistan, 2009 yılından bu yana İran’dan da doğalgaz alıyor. Ancak bu sevkiyat, 2030 yılına kadar geçerliliği korunan elektrik karşılığı doğalgaz takas anlaşması kapsamında gerçekleşiyor. Erivan yönetimi İran’dan aldığı gazı elektriğe dönüştürüyor ve bir metreküp doğalgaz karşılığında İran’a 3 kilovatsaat elektrik ihraç ediyor. Takas programına dahil santraller bir metreküp İran gazından 4 ila 4,5 kilovatsaat elektrik üretiyor; arta kalan elektrik ise Ermenistan’ın iç tüketiminde kalıyor.

FinPort verilerine göre 2025 yılında Ermenistan’ın doğalgaz ihtiyacının yüzde 82,4’ünü Rusya karşıladı. Bu oran 2 milyon 229 bin 697,4 metreküpe karşılık gelirken, kalan miktar İran’dan temin edildi.

ArmRadio’nun haberine göre Paşinyan enerji politikasındaki yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi:

“İkinci bir kaynaktan gaz alma veya bu kaynaktan daha fazla gaz tedarik etme imkanı doğarsa bu yolu seçeriz; üçüncü bir kaynaktan alma imkanı çıkarsa o yönde ilerleriz; dördüncü bir seçenek oluşursa yine bu adımı atarız. TRIPP kapsamında Ermenistan üzerinden geçecek ve bize transit geçiş geliri sağlayacak bir boru hattı inşa etme olanağı doğarsa bu yolu da değerlendirebiliriz.”

Nisan ayı başında Ermenistan Parlamento Başkanı Alen Simonyan, Rusya’dan ithal edilen doğalgazın fiyatının artması halinde Erivan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılma sürecini başlatacağını söylemişti.

Paşinyan ise Rusya’yı saygı gösterilmesi gereken bir süper güç olarak nitelendirmiş ve Erivan’ın Moskova’ya asla zarar vermeyeceğini dile getirmişti. Ermenistan Başbakanı aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarını Ermenistan’ın çıkarlarının önüne koymayacağının altını çizmişti.

Kremlin yönetimi, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin Erivan’ın egemen kararı olduğunu belirtmişti. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın hem Avrupa Birliği hem de AEB Gümrük Birliği içinde aynı anda yer alamayacağını hatırlatmıştı.

Mayıs ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Erivan yönetiminin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini sürdürmesi halinde, Rusya Büyükelçiliğinin doğalgaz ve petrol ürünleri tedariki işbirliği anlaşmasının askıya alınabileceği veya feshedilebileceği konusunda Ermenistan’ı resmi olarak uyardığını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English