Diplomasi
Merkel’in eski danışmanı Vad: Venezuela operasyonu anarşiye giden yolu açıyor

Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanı Erich Vad, ABD’nin Venezuela’ya düzenlediği saldırı ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasını yorumladı. Vad, operasyonun uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ettiğini belirterek, bu durumun küresel çapta tehlikeli bir emsal oluşturduğu ve dünyayı büyük bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasının ardından Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Amerikan operasyonunun hukuki sınıflandırmasını “karmaşık” olarak nitelendirdi.
Ancak eski Tuğgeneral ve Angela Merkel’in eski askeri danışmanı Erich Vad, Berliner Zeitung gazetesine verdiği mülakatta durumun net olduğunu savundu. Vad, operasyonun uluslararası hukukun merkezi ilkelerinin açık bir ihlali olduğunu vurguladı.
Vad, “Bu eylem, bir dizi uluslararası hukuk ilkesini ihlal etti” diyerek, özellikle güç kullanma yasağı, iç işlerine karışmama ilkesi, ihtilafların barışçıl yollarla çözülmesi yükümlülüğü ve toprak bütünlüğüne saygı ilkelerine dikkat çekti. Eski general, değerlendirmesini “Bu kesinlikle uluslararası hukuka aykırıydı” sözleriyle özetledi.
“ABD’nin bir numaralı stratejik ilgi alanı”
Vad, ABD’nin stratejik gerekçelerinin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Venezuela’nın son yıllarda Rusya ile askeri işbirliğini önemli ölçüde artırdığına işaret eden Vad, bu kapsamda silah sevkiyatları, S-300 hava savunma sisteminin konuşlandırılması ve Rus askeri danışmanlar ile teknisyenlerin ülkedeki varlığına dikkat çekti.
Vad ayrıca, Venezuela’nın İran ile insansız hava araçları (İHA) alanında işbirliği yaptığını ve Çin’in de Karakas yönetimine teknik ve lojistik destek sağladığını belirtti.
Venezuela’nın, Vad’ın “Amerikalıların bir numaralı stratejik ilgi alanı” olarak tanımladığı Karayipler’e yakınlığına vurgu yapan eski danışman, bölgedeki dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinin yanı sıra ciddi ekonomik ve güvenlik çıkarlarının da rol oynadığını ifade etti.
Vad, bu faktörlerin saldırının siyasi değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini ancak hukuki durumu değiştirmediğini belirterek, “Benim için bu durum son derece sorunlu olmaya devam ediyor” dedi.
Saldırının siyasi mesajına ilişkin bir soruyu yanıtlayan Vad, ABD’nin mevcut ulusal güvenlik stratejisinde yeniden öne çıkan 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne atıfta bulundu.
Bu doktrinin temel mesajının, ABD’nin batı yarımkürede şekillendirici bir hegemonya iddiası olduğunu belirten Vad, “Trump yönetimi bunu çok geniş yorumluyor” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası alandaki sinyal etkisinin tehlikeli olduğunu savunan Vad, Çin’in Tayvan konusunda, Rusya’nın ise Ukrayna’daki eylemlerinde kendini haklı görebileceği uyarısını yaptı.
Vad, “Eğer böyle devam edersek, er ya da geç büyük bir çatışmanın ortasında kalacağız” dedi.
Eski general, çok kutupluluğu tanıyan ve uluslararası hukuku zayıflatmak yerine güçlendiren, kurallara dayalı yeni bir uluslararası düzene ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
“Avrupa büyük güçlerin oyuncağı olabilir”
Avrupa için acil eylem çağrısında bulunan Vad, ABD’nin stratejik odağını Asya’ya kaydırdığı bir dönemde Avrupa’nın kendini bağımsız ve egemen bir aktör olarak konumlandırması gerektiğini belirtti.
Vad, “Aksi takdirde büyük güçlerin oyuncağı olmaya devam ederiz” diye konuştu.
Avrupalı hükümetlerin ABD saldırısı sonrasındaki sessizliğini de eleştiren Vad, liderlerin uluslararası hukuk ihlalini açıkça isimlendirmemesinin ölümcül bir sinyal olduğunu savundu.
Avrupa’nın güç politikalarına dayalı bir bağımlılık içinde kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Vad, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin sorumluluk alması gerektiğini ancak bu ülkelerin şu anda sınırlı bir siyasi yaptırım gücüne sahip olduğunu ve ciddi iç baskı altında bulunduklarını ifade etti.
“Anarşiye giden yolun önü açılır”
Vad, uluslararası hukukun aşınmasının ve devam eden ihlallerin iç politikadaki yansımaları konusunda da uyarılarda bulundu.
Uluslararası hukukun hiçe sayılmasının Batı toplumlarının iç siyasetini etkilediğini belirten Vad, hukuk ve kanunların keyfi hale geldiği izleniminin oluşması durumunda, demokratik toplumlardaki hukuk güvenliğinin sarsılacağını ve yasal düzen sistemlerine olan güvenin kaybolacağını dile getirdi.
ABD’nin Kongre baskınıyla aşırı bir toplumsal kutuplaşma yaşadığını ve Avrupa’da da sağ popülist güçlerin yükselişte olduğunu hatırlatan Vad, siyasi kampların hukuk ve kanunların artık bağlayıcı bir yön sunmadığı izlenimine kapılması halinde, “anarşiye giden yolun önü açılır” değerlendirmesini yaptı.
“Yeni bir Viyana Kongresi’ne ihtiyaç var”
Vietnam’dan Irak’a kadar uluslararası hukuka aykırı savaşların yeni bir olgu olmadığını hatırlatan Vad, tam da bu nedenle siyasi bir yeni başlangıca ihtiyaç duyulduğunu savundu.
Vad, çözüm önerisi olarak 1815 Viyana Kongresi’nin bir nevi “yeni baskısını” önerdi. İlgi alanlarını tanımlayan, müdahale yasaklarını belirleyen ve çok kutuplu hale gelen dünyada uluslararası düzeni stabilize eden bir güçler konserine ihtiyaç olduğunu belirten Vad, “Aksi takdirde herkes kaosun içinde kalacak” uyarısında bulundu ve ekledi: “Savaş ve barış bağlamında acilen uluslar üstü, dayanıklı bir uzlaşıya ihtiyacımız var.”
Diplomasi
OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.
Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.
Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.
Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.
OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.
Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.
Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.
Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.
Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.
Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.
ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.
Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.
Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.
Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.
Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.
Diplomasi
İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.
İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.
Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.
Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.
Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.
Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.
Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.
Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.
Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.
Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.
Diplomasi
Tayvan muhalefet lideri ABD gezisinde boğazlar arası barış çağrısı yaptı

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretinin başlangıcında San Francisco’da bulunuyor.
Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, San Francisco’da, Pekin ve Washington’ın “uzlaşma ve işbirliği” peşinde koşması ve savaştan kaçınması gerektiğini söyledi. Bu sözlerinin ABD ziyaretinin ana temasını oluşturduğunu vurguladı.
Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’dan (KMT) bir heyete liderlik eden Cheng, pazartesi akşamı San Francisco’ya vararak Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretine başladı.
Salı günü San Francisco’nun Chinatown bölgesinde Cheng, Çin ve ABD’nin “dostluk ve işbirliği ilişkisi” kurması gerektiğini ve Washington, Pekin ve Taipei birlikte çalışırsa “dünyanın barış ve refahı için yeni başarılar” yaratacaklarını söyledi.
KMT’ye göre Cheng, salı öğleden sonra Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution kurumundan akademisyenlerle kapalı kapılar ardında bir toplantı da yaptı.
KMT açıklamasına göre Cheng, Çin ana karasının daha geniş Pasifik’e en yakın denizlerini işaretleyen birinci ada zincirinin “jeopolitik rekabetin ön hattından kademeli olarak bir barış ve refah zincirine dönüşmesini” umduğunu söyledi.
Açıklamaya göre Cheng ayrıca Taipei ve Washington’ın savunma ve güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uluslararası katılım gibi alanlarda ortaklıklarını derinleştirmeyi sürdürmesini sabırsızlıkla beklediğini ekledi.
Açıklamada Cheng’in şu sözlerine yer verildi: “Tayvan’ın boğazlar arası durumla yüzleşmedeki güveni, büyük ölçüde ABD’nin Tayvan’a uzun süredir devam eden ve sağlam desteğinden geliyor.”
KMT açıklamasında Cheng’in ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve adanın savunma bütçesi gibi hassas konuları gündeme getirip getirmediğinden bahsedilmedi.
ABD de dahil olmak üzere çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor, ancak Washington adayı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak silahlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’i kızdırma riski taşıyan bir adım olan adaya yönelik 14 milyar ABD dolarlık silah paketini henüz onaylamadı. Taipei ise anlaşmanın sonunda onaylanacağından emin olduğunu ısrarla belirtti.
Washington ayrıca Taipei’ye özel bir savunma bütçesini kabul etmesi için defalarca baskı yaptı, ancak KMT ve daha küçük bir başka muhalefet partisi olan Tayvan Halk Partisi daha küçük bir versiyonu destekledi.
Cheng salı akşamı Tayvanlı Amerikalıların katıldığı bir ziyafette de boğazlar arası barışın ancak KMT’nin 2028 liderlik seçimlerinde yeniden iktidarı kazanması halinde gerçekleşebileceğini söyledi. Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin 2016’da iktidara gelmesinden bu yana boğazlar arası ilişkiler kötüleşti.
Yemekte Cheng ayrıca nisan ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD gezisine ağırlık kazandırdığını söyledi. Cheng, Xi’nin “tam bir samimiyet ve iyi niyetine, boğazlar arası barış ve istikrar için en büyük çabayı gösterme isteğinin bir ifadesine” ihtiyaç duyduğunu söyledi.
“Ancak o zaman ABD’ye gelişim farklı bir anlam taşıyacaktı,” dedi.
Cheng, Xi ile görüşmemiş olsaydı yalnızca “Tayvan’dan, hiçbir katma değeri olmayan bir muhalefet lideri” olacağını söyledi. Cheng ile nisan ayındaki görüşmesinde Xi, yeniden birleşme konusunda sabır çağrısında bulundu ve daha fazla boğazlar arası değişim çağrısı yaptı.
Bu, Komünist Parti ve KMT başkanları arasındaki on yıl içindeki ilk görüşmeydi. Günler sonra Pekin, Tayvan ile değişimleri teşvik etmeyi amaçlayan ve Cheng’i siyasi olarak güçlendirmek için tasarlanmış gibi görünen 10 maddelik bir tedbir paketi açıkladı.
Cheng’in ABD gezisi ayrıca Xi’nin Pekin’de Trump ile görüşmesinden ve ABD başkanını Tayvan meselesinin yanlış ele alınmasının “son derece tehlikeli bir duruma” yol açabileceği konusunda uyarmasından iki haftadan biraz fazla bir süre sonra gerçekleşiyor.
Cheng çarşamba günü Boston’a varacak; burada Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology’de uluslararası ilişkiler akademisyenleriyle kapalı kapılar ardında toplantılar yapması bekleniyor.
Katılımcılar arasında, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government’ın kurucu dekanı ve “Thucydides Tuzağı” teorisini popülerleştiren Graham Allison’ın da yer alması bekleniyor.
Yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemonun savaşa mahkûm olduğu teorisi, Xi tarafından Trump ile görüşmesi sırasında alıntılanmıştı.
Cheng ayrıca New York, Washington ve Los Angeles’ı da ziyaret edecek.
Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor











