Bizi Takip Edin

Diplomasi

Merz’den yeni Macar hükümetine destek

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, salı günü yeni Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın Berlin’e yaptığı ilk ziyaret sırasında kendisine desteğini taahhüt etti.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Magyar, Almanya ve AB’nin istediği doğrultusunda, selefi Viktor Orbán’ın kurduğu ağları ve siyasi-iktisadi güç tabanını ortadan kaldırma sürecini başlattı.

Magyar, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’u görevden almayı planlıyor; fakat bunu mevcut prosedürler yoluyla değil, bir anayasa değişikliği yoluyla gerçekleştirecek.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, medya düzenleme kurumu başkanı ve diğer kurumların başkanları da değiştirilecek. Orbán ile yakın bağları olan Macar sermaye grupları, bunun olumsuz sonuçlarından endişe duyuyor.

Avrupa Komisyonu, bir teşvik olarak Macaristan’a toplam 16,4 milyar avroluk AB fonu serbest bıraktı. Ne var ki Magyar, karşılığında Brüksel’in talep ettiği reformları uygulamak zorunda.

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Péter Magyar için AB fonları

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yeni Macar hükümetiyle yapılan görüşmelerin ardından geçen cuma, Komisyonun Başbakan Viktor Orbán’ın görev süresi boyunca dondurulmuş olan toplam 16,4 milyar avroluk fonu serbest bırakacağını duyurdu.

9 Mayıs’ta göreve başlayan Orbán’ın halefi Péter Magyar, bunu “Macaristan için tarihi bir gün” olarak nitelendirdi. 

Fakat von der Leyen, fonların fiilen aktarılmasının tek bir koşula bağlı olduğunu açıkça belirtti: “Tüm reformlar tamamlanmalı. Hiçbir kestirme yola izin vermeyeceğiz.”

Leyen, bunu söylerken, Polonya ile ilgili çok benzer bir vakada, Komisyonun 2023’teki hükümet değişikliğinin ardından Polonya’nın yeni Başbakanı Donald Tusk’a güven oyu verdiğini ve önceki hükümetle yaşanan anlaşmazlık nedeniyle dondurulmuş olan tüm AB fonlarını serbest bıraktığını kabul etti. 

Fakat Brüksel’in talep ettiği hukukun üstünlüğü reformları, önce Cumhurbaşkanı Andrzej Duda’nın, ardından da halefi Karol Nawrocki’nin veto etmesiyle Polonya’da henüz uygulanmadı. 

Bununla birlikte Tusk’tan farklı olarak Magyar, parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip ve tüm reformları fiilen geçirebilir.

Yeni hükümet “reform” baskısı altında

Magyar’ın AB fonlarının akabilmesi için gerekli reformları uygulamak üzere çok az zamanı kaldı. Reformların Ağustos sonuna kadar Parlamento’dan geçmesi gerekiyor; bu nedenle bu yıl milletvekillerinin yaz tatili iptal edildi.

Brüksel’in siyasi desteğini kazanmak için Magyar, cuma günü von der Leyen’e, şartlar arasında yer almamasına rağmen Macaristan’ın AB Savcılığı’na katılımı için bir talepte bulundu.

AB Savcılığı, AB fonlarının kararlaştırıldığı şekilde kullanılmadığına dair şüphe olması durumunda bağımsız soruşturmalar yürütme yetkisine sahip olduğu için Brüksel’de önemli bir siyasi denetim organı olarak görülüyor.

Magyar ayrıca ulusal yolsuzlukla mücadele kurumunu güçlendireceğini de duyurdu. Buna ek olarak, bakanların gelecekte mal varlıklarını ve şirketlerdeki hisselerini açıklamaları gerekecek. Yanlış bilgi vermek, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

Altyapı ve sanayiye milyarlarca avro akacak

Dondurulmuş 10 milyar avroluk COVID-19 yardımına ek olarak, Macaristan AB Uyum Fonundan 6,4 milyar avro alacak.

Geçen hafta yapılan müzakereler sırasında, Macaristan hükümeti ve Avrupa Komisyonu fonların kullanımı için belirli projelerden oluşan bir liste üzerinde anlaştı.

Örneğin, 1,5 milyar avro Macaristan enerji şebekesinin modernizasyonu ve rüzgar türbinlerinin bağlanması için ayrılacak.

1,8 milyar avroya yeni tren vagonları satın alınacak. 500 milyon avro bir yapay zeka gigafabrikasının inşasına ayrılacak ve 500 milyon avro da AB uydu ağı Iris2’ye yatırılacak.

Bu, özellikle Alman şirketleri için milyarlarca avro değerinde sözleşmelerin önünü açıyor.

Devlet aygıtının yeniden yapılandırılması

Magyar, o zamandan beri devletin kapsamlı bir yeniden yapılandırmasına başladı.

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, en yüksek devlet makamlarının sahiplerine 31 Mayıs’a kadar gönüllü olarak istifa etmeleri için bir ültimatom vermişti.

Etkilenenler arasında Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yanı sıra Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay ve Medya Otoritesi başkanları ile Başsavcı da bulunuyordu.

Pazartesi günü Magyar, Cumhurbaşkanını mevcut kurallar uyarınca değil, bir anayasa değişikliği yoluyla görevden alma niyetini açıkladı. Sulyok ile yaptığı görüşmenin ardından, “Gerekli kararları zamanında alacağız” dedi.

Başbakanın görev süresini sekiz yılla sınırlamak için de bir anayasa değişikliği planlanıyor; bu, Magyar’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir sözdü. 

Fakat yasa metni artık geriye dönük olarak da geçerli olacak şekilde kaleme alınmış durumda. Bu, Orbán’ın yeniden hükümetin başına geçmesini engelleyecek.

Üçüncü bir anayasa değişikliğiyle Magyar, Fidesz’in milyarlarca forint ile finanse ettiği ve kendi siyasi gündemine uydurduğu Mathias Corvinus Collegium (MCC) gibi bir dizi vakfı devletleştirmeyi planlıyor.

Yeni hükümet Fidesz şebekesine bağlı patronlara karşı harekete geçiyor

Magyar göreve geldiğinden beri, Orbán’ın siyasi ağının bir parçası olan Macar oligarklar da kaybedenler arasında yer aldı.

Bu durum, örneğin Orbán’ın uzun süredir yakın dostu olan Lőrinc Mészáros için de geçerli; onun holdingi Opus Global, seçimlerden bu yana değerinin üçte birini kaybetti.

Mészáros, Macaristan’ın en büyük ikinci bankası olan MBH Bank’ı da kontrol ediyor; bu bankanın hisse senedi fiyatı ise çift haneli bir düşüş yaşadı.

Orbán döneminde Mészáros, bir tesisatçıdan Macaristan’ın en zengin adamlarından biri haline geldi. Kamu ihalelerine ve AB tarafından finanse edilen altyapı projelerine ayrıcalıklı erişimden yararlandı.

Orbán’ın damadı István Tiborcz de kayıplarla karşı karşıya. Tiborcz, bankaların yanı sıra lojistik ve gayrimenkul şirketlerini de içeren BDPST holdingini kurdu. Başarısı, Fidesz ağıyla yakından bağlantılı.

Özel vergilerle ilgili anlaşmazlık

Orbán, ihracat sektörünü yoğun bir şekilde sübvanse eden bir ekonomi politikası izledi. Bu politikanın başlıca yararlanıcıları arasında Alman otomotiv şirketleri yer alıyor. 

Fakat 2008 krizinden sonra, stratejik olarak tanımlanan sektörler, Orbán yönetiminde yerli girişimcileri –özellikle de sıklıkla Orbán’a yakın olan yukarıda bahsedilen oligarkları– kayıran kısıtlayıcı bir sanayi politikasına tabi tutuldu.

Telekomünikasyon, bankacılık, lojistik, inşaat ve perakende sektörlerindeki yabancı yatırımcılar o zamandan beri, diğer konuların yanı sıra, özel vergilerden şikayetçi.

Seçim kampanyası sırasında Magyar, bunun sonucunda Alman şirketlerinin “zulüm gördüğünü” iddia etti ve bunu değiştireceğini söyleyerek, “Herkese eşit şartlar sunmak istiyoruz,” dedi.

Fakat şimdi, yeni Maliye Bakanı András Kármán bir parlamento oturumunda, özel vergilerin önemli bir gelir kaynağı olduğunu; bu nedenle kısa vadede bunları kaldırmaya “hiçbir niyetin” olmadığını belirtti.

Kármán, belirli sektörlere uygulanan özel vergileri diğer sektörlere sağlanan vergi indirimleriyle ilişkilendirdi. Bunu, ekonominin farklı sektörleri arasında bir yeniden dağıtım olarak tanımladı. 

Özel vergiler kademeli olarak kaldırılacak olursa, vergi indirimlerinin de gözden geçirilmesi gerekecek, bu da Alman otomobil üreticilerini oldukça rahatsız edecekti. Magyar, görünüşe göre bu riski almak istemiyor.

Brüksel ile yakınlaşmanın sınırları

Magyar, Orbán’ın siyaset ve iş dünyasındaki ağlarını olabildiğince kapsamlı bir şekilde ortadan kaldırmak için elinden geleni yapsa da, örneğin göç politikası gibi konularda AB ile çatışma potansiyeli devam ediyor.

Magyar bu konuda Orbán’ın siyasi çizgisine sadık kalacak; örneğin, AB Göç Paktını reddediyor.

Magyar, von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı António Costa arasındaki görüşmelerde Ukrayna’nın AB üyeliği de defalarca gündeme geldi. Magyar, Orbán’ın yaptığı gibi, Ukrayna’daki Macar azınlığın haklarının eksikliğini gerekçe göstererek bu girişimi engelliyor.

Eski başbakanla akrabalık bağı bulunmayan yeni dışişleri bakanı Anita Orbán, Macar azınlığın haklarını “Kiev ile çözmemiz gereken en önemli mesele” olarak nitelendirdi.

Magyar ayrıca, Ukrayna’dan geçen Drujba boru hattı üzerinden ham petrol gibi Rus hammaddelerini ithal etmeye devam etmeyi planlıyor.

Merz ile görüşme: “Budapeşte Avrupa’ya geri dönüyor”

Péter Magyar, salı günü Berlin’de Friedrich Merz ile düzenledikleri ortak basın toplantısında, Macaristan’ın kıtanın temel sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaya kararlı, egemen ve yapıcı bir ortak olarak Avrupa masasına geri döneceğini söyledi.

Magyar, Macaristan’ın Avrupa Birliği’nin bir sonraki Çok Yıllı Mali Çerçevesi müzakereleri, yasadışı göçle mücadele çabaları, rekabet gücünü artırmaya yönelik girişimler ve daha geniş kapsamlı dış politika sorunları dahil olmak üzere, Avrupa’nın önemli meselelerinin çözümünde aktif bir rol oynamayı amaçladığını belirtti.

Hükümetinin seçim zaferini değerlendiren başbakan, yönetimin Macar seçmenlerden benzeri görülmemiş bir yetki aldığını söyledi. Başbakan, bu kadar güçlü bir halk desteğinin hem yurtiçinde hem de Avrupa genelinde önemli bir sorumluluk ve artan beklentiler getirdiğini vurguladı.

Magyar, Macaristan’ın “Demir Perde’nin yıkılmasına” ve Almanya’nın yeniden birleşmesine yaptığı katkının anılarının Almanya’da hâlâ güçlü olduğunu kaydetti.

Macaristan’ın bu tarihi gelişmelere katkıda bulunabilmesinden memnun olduğunu belirten Magyar, Almanya’yı Macaristan’ın doğal müttefiklerinden biri olarak nitelendirdi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Magyar, Şansölye Merz ile yolsuzluk konusundaki endişelerin giderilmesi halinde daha fazla Alman şirketinin Macaristan’a yatırım yapmaya ilgi duyacağı konusunda mutabık kaldıklarını söyledi.

Yolsuzlukla mücadele tedbirlerini ve yargı ile soruşturma makamlarının bağımsızlığının güçlendirilmesini hükümetinin en önemli öncelikleri olarak belirledi.

Alman liderden “yeni bir başlangıç” vurgusu

Merz ise, yeni Başbakan Peter Magyar’ın Macaristan’ı yeniden AB ana akımına yöneltme çabalarına tam destek vereceğini taahhüt etti.

Merz, Macaristan Başbakanı’nın Berlin’e yaptığı göreve başlama ziyareti sırasında Magyar’ı övdü; Viktor Orban’a karşı kazandığı seçim zaferini Avrupa için ilham verici olarak nitelendirdi ve başarılı bir yeni başlangıcın sağlanmasına yardımcı olacağına söz verdi.

Yeni Macar lideri karşılayan Merz, Magyar’ın birçok Macar için “zamanımızın büyük umut ışığı” olduğunu ileri sürdü:

“Ona net bir yetki verdiler. Macaristan’da demokrasi ve hukukun üstünlüğü yeniden güçlendi. Macaristan’ı Avrupa’nın kalbine geri götürmesi için ona güveniyoruz.”

Merz, “Budapeşte’nin öncelikle Ukrayna’daki Macar azınlığın hakları gibi ikili meseleleri çözmek istediğini anlıyoruz. Fakat bu, Avrupa’nın desteğinden ödün verilmesi anlamına gelmemeli ve ilk bölümden başlayarak Ukrayna ile üyelik müzakerelerini şu anda resmen başlatma hedefimizden bizi alıkoymamalıdır,” diye konuştu.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English