Bizi Takip Edin

Diplomasi

Merz’den yeni Macar hükümetine destek

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, salı günü yeni Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın Berlin’e yaptığı ilk ziyaret sırasında kendisine desteğini taahhüt etti.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Magyar, Almanya ve AB’nin istediği doğrultusunda, selefi Viktor Orbán’ın kurduğu ağları ve siyasi-iktisadi güç tabanını ortadan kaldırma sürecini başlattı.

Magyar, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’u görevden almayı planlıyor; fakat bunu mevcut prosedürler yoluyla değil, bir anayasa değişikliği yoluyla gerçekleştirecek.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, medya düzenleme kurumu başkanı ve diğer kurumların başkanları da değiştirilecek. Orbán ile yakın bağları olan Macar sermaye grupları, bunun olumsuz sonuçlarından endişe duyuyor.

Avrupa Komisyonu, bir teşvik olarak Macaristan’a toplam 16,4 milyar avroluk AB fonu serbest bıraktı. Ne var ki Magyar, karşılığında Brüksel’in talep ettiği reformları uygulamak zorunda.

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Péter Magyar için AB fonları

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yeni Macar hükümetiyle yapılan görüşmelerin ardından geçen cuma, Komisyonun Başbakan Viktor Orbán’ın görev süresi boyunca dondurulmuş olan toplam 16,4 milyar avroluk fonu serbest bırakacağını duyurdu.

9 Mayıs’ta göreve başlayan Orbán’ın halefi Péter Magyar, bunu “Macaristan için tarihi bir gün” olarak nitelendirdi. 

Fakat von der Leyen, fonların fiilen aktarılmasının tek bir koşula bağlı olduğunu açıkça belirtti: “Tüm reformlar tamamlanmalı. Hiçbir kestirme yola izin vermeyeceğiz.”

Leyen, bunu söylerken, Polonya ile ilgili çok benzer bir vakada, Komisyonun 2023’teki hükümet değişikliğinin ardından Polonya’nın yeni Başbakanı Donald Tusk’a güven oyu verdiğini ve önceki hükümetle yaşanan anlaşmazlık nedeniyle dondurulmuş olan tüm AB fonlarını serbest bıraktığını kabul etti. 

Fakat Brüksel’in talep ettiği hukukun üstünlüğü reformları, önce Cumhurbaşkanı Andrzej Duda’nın, ardından da halefi Karol Nawrocki’nin veto etmesiyle Polonya’da henüz uygulanmadı. 

Bununla birlikte Tusk’tan farklı olarak Magyar, parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip ve tüm reformları fiilen geçirebilir.

Yeni hükümet “reform” baskısı altında

Magyar’ın AB fonlarının akabilmesi için gerekli reformları uygulamak üzere çok az zamanı kaldı. Reformların Ağustos sonuna kadar Parlamento’dan geçmesi gerekiyor; bu nedenle bu yıl milletvekillerinin yaz tatili iptal edildi.

Brüksel’in siyasi desteğini kazanmak için Magyar, cuma günü von der Leyen’e, şartlar arasında yer almamasına rağmen Macaristan’ın AB Savcılığı’na katılımı için bir talepte bulundu.

AB Savcılığı, AB fonlarının kararlaştırıldığı şekilde kullanılmadığına dair şüphe olması durumunda bağımsız soruşturmalar yürütme yetkisine sahip olduğu için Brüksel’de önemli bir siyasi denetim organı olarak görülüyor.

Magyar ayrıca ulusal yolsuzlukla mücadele kurumunu güçlendireceğini de duyurdu. Buna ek olarak, bakanların gelecekte mal varlıklarını ve şirketlerdeki hisselerini açıklamaları gerekecek. Yanlış bilgi vermek, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

Altyapı ve sanayiye milyarlarca avro akacak

Dondurulmuş 10 milyar avroluk COVID-19 yardımına ek olarak, Macaristan AB Uyum Fonundan 6,4 milyar avro alacak.

Geçen hafta yapılan müzakereler sırasında, Macaristan hükümeti ve Avrupa Komisyonu fonların kullanımı için belirli projelerden oluşan bir liste üzerinde anlaştı.

Örneğin, 1,5 milyar avro Macaristan enerji şebekesinin modernizasyonu ve rüzgar türbinlerinin bağlanması için ayrılacak.

1,8 milyar avroya yeni tren vagonları satın alınacak. 500 milyon avro bir yapay zeka gigafabrikasının inşasına ayrılacak ve 500 milyon avro da AB uydu ağı Iris2’ye yatırılacak.

Bu, özellikle Alman şirketleri için milyarlarca avro değerinde sözleşmelerin önünü açıyor.

Devlet aygıtının yeniden yapılandırılması

Magyar, o zamandan beri devletin kapsamlı bir yeniden yapılandırmasına başladı.

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, en yüksek devlet makamlarının sahiplerine 31 Mayıs’a kadar gönüllü olarak istifa etmeleri için bir ültimatom vermişti.

Etkilenenler arasında Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yanı sıra Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay ve Medya Otoritesi başkanları ile Başsavcı da bulunuyordu.

Pazartesi günü Magyar, Cumhurbaşkanını mevcut kurallar uyarınca değil, bir anayasa değişikliği yoluyla görevden alma niyetini açıkladı. Sulyok ile yaptığı görüşmenin ardından, “Gerekli kararları zamanında alacağız” dedi.

Başbakanın görev süresini sekiz yılla sınırlamak için de bir anayasa değişikliği planlanıyor; bu, Magyar’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir sözdü. 

Fakat yasa metni artık geriye dönük olarak da geçerli olacak şekilde kaleme alınmış durumda. Bu, Orbán’ın yeniden hükümetin başına geçmesini engelleyecek.

Üçüncü bir anayasa değişikliğiyle Magyar, Fidesz’in milyarlarca forint ile finanse ettiği ve kendi siyasi gündemine uydurduğu Mathias Corvinus Collegium (MCC) gibi bir dizi vakfı devletleştirmeyi planlıyor.

Yeni hükümet Fidesz şebekesine bağlı patronlara karşı harekete geçiyor

Magyar göreve geldiğinden beri, Orbán’ın siyasi ağının bir parçası olan Macar oligarklar da kaybedenler arasında yer aldı.

Bu durum, örneğin Orbán’ın uzun süredir yakın dostu olan Lőrinc Mészáros için de geçerli; onun holdingi Opus Global, seçimlerden bu yana değerinin üçte birini kaybetti.

Mészáros, Macaristan’ın en büyük ikinci bankası olan MBH Bank’ı da kontrol ediyor; bu bankanın hisse senedi fiyatı ise çift haneli bir düşüş yaşadı.

Orbán döneminde Mészáros, bir tesisatçıdan Macaristan’ın en zengin adamlarından biri haline geldi. Kamu ihalelerine ve AB tarafından finanse edilen altyapı projelerine ayrıcalıklı erişimden yararlandı.

Orbán’ın damadı István Tiborcz de kayıplarla karşı karşıya. Tiborcz, bankaların yanı sıra lojistik ve gayrimenkul şirketlerini de içeren BDPST holdingini kurdu. Başarısı, Fidesz ağıyla yakından bağlantılı.

Özel vergilerle ilgili anlaşmazlık

Orbán, ihracat sektörünü yoğun bir şekilde sübvanse eden bir ekonomi politikası izledi. Bu politikanın başlıca yararlanıcıları arasında Alman otomotiv şirketleri yer alıyor. 

Fakat 2008 krizinden sonra, stratejik olarak tanımlanan sektörler, Orbán yönetiminde yerli girişimcileri –özellikle de sıklıkla Orbán’a yakın olan yukarıda bahsedilen oligarkları– kayıran kısıtlayıcı bir sanayi politikasına tabi tutuldu.

Telekomünikasyon, bankacılık, lojistik, inşaat ve perakende sektörlerindeki yabancı yatırımcılar o zamandan beri, diğer konuların yanı sıra, özel vergilerden şikayetçi.

Seçim kampanyası sırasında Magyar, bunun sonucunda Alman şirketlerinin “zulüm gördüğünü” iddia etti ve bunu değiştireceğini söyleyerek, “Herkese eşit şartlar sunmak istiyoruz,” dedi.

Fakat şimdi, yeni Maliye Bakanı András Kármán bir parlamento oturumunda, özel vergilerin önemli bir gelir kaynağı olduğunu; bu nedenle kısa vadede bunları kaldırmaya “hiçbir niyetin” olmadığını belirtti.

Kármán, belirli sektörlere uygulanan özel vergileri diğer sektörlere sağlanan vergi indirimleriyle ilişkilendirdi. Bunu, ekonominin farklı sektörleri arasında bir yeniden dağıtım olarak tanımladı. 

Özel vergiler kademeli olarak kaldırılacak olursa, vergi indirimlerinin de gözden geçirilmesi gerekecek, bu da Alman otomobil üreticilerini oldukça rahatsız edecekti. Magyar, görünüşe göre bu riski almak istemiyor.

Brüksel ile yakınlaşmanın sınırları

Magyar, Orbán’ın siyaset ve iş dünyasındaki ağlarını olabildiğince kapsamlı bir şekilde ortadan kaldırmak için elinden geleni yapsa da, örneğin göç politikası gibi konularda AB ile çatışma potansiyeli devam ediyor.

Magyar bu konuda Orbán’ın siyasi çizgisine sadık kalacak; örneğin, AB Göç Paktını reddediyor.

Magyar, von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı António Costa arasındaki görüşmelerde Ukrayna’nın AB üyeliği de defalarca gündeme geldi. Magyar, Orbán’ın yaptığı gibi, Ukrayna’daki Macar azınlığın haklarının eksikliğini gerekçe göstererek bu girişimi engelliyor.

Eski başbakanla akrabalık bağı bulunmayan yeni dışişleri bakanı Anita Orbán, Macar azınlığın haklarını “Kiev ile çözmemiz gereken en önemli mesele” olarak nitelendirdi.

Magyar ayrıca, Ukrayna’dan geçen Drujba boru hattı üzerinden ham petrol gibi Rus hammaddelerini ithal etmeye devam etmeyi planlıyor.

Merz ile görüşme: “Budapeşte Avrupa’ya geri dönüyor”

Péter Magyar, salı günü Berlin’de Friedrich Merz ile düzenledikleri ortak basın toplantısında, Macaristan’ın kıtanın temel sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaya kararlı, egemen ve yapıcı bir ortak olarak Avrupa masasına geri döneceğini söyledi.

Magyar, Macaristan’ın Avrupa Birliği’nin bir sonraki Çok Yıllı Mali Çerçevesi müzakereleri, yasadışı göçle mücadele çabaları, rekabet gücünü artırmaya yönelik girişimler ve daha geniş kapsamlı dış politika sorunları dahil olmak üzere, Avrupa’nın önemli meselelerinin çözümünde aktif bir rol oynamayı amaçladığını belirtti.

Hükümetinin seçim zaferini değerlendiren başbakan, yönetimin Macar seçmenlerden benzeri görülmemiş bir yetki aldığını söyledi. Başbakan, bu kadar güçlü bir halk desteğinin hem yurtiçinde hem de Avrupa genelinde önemli bir sorumluluk ve artan beklentiler getirdiğini vurguladı.

Magyar, Macaristan’ın “Demir Perde’nin yıkılmasına” ve Almanya’nın yeniden birleşmesine yaptığı katkının anılarının Almanya’da hâlâ güçlü olduğunu kaydetti.

Macaristan’ın bu tarihi gelişmelere katkıda bulunabilmesinden memnun olduğunu belirten Magyar, Almanya’yı Macaristan’ın doğal müttefiklerinden biri olarak nitelendirdi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Magyar, Şansölye Merz ile yolsuzluk konusundaki endişelerin giderilmesi halinde daha fazla Alman şirketinin Macaristan’a yatırım yapmaya ilgi duyacağı konusunda mutabık kaldıklarını söyledi.

Yolsuzlukla mücadele tedbirlerini ve yargı ile soruşturma makamlarının bağımsızlığının güçlendirilmesini hükümetinin en önemli öncelikleri olarak belirledi.

Alman liderden “yeni bir başlangıç” vurgusu

Merz ise, yeni Başbakan Peter Magyar’ın Macaristan’ı yeniden AB ana akımına yöneltme çabalarına tam destek vereceğini taahhüt etti.

Merz, Macaristan Başbakanı’nın Berlin’e yaptığı göreve başlama ziyareti sırasında Magyar’ı övdü; Viktor Orban’a karşı kazandığı seçim zaferini Avrupa için ilham verici olarak nitelendirdi ve başarılı bir yeni başlangıcın sağlanmasına yardımcı olacağına söz verdi.

Yeni Macar lideri karşılayan Merz, Magyar’ın birçok Macar için “zamanımızın büyük umut ışığı” olduğunu ileri sürdü:

“Ona net bir yetki verdiler. Macaristan’da demokrasi ve hukukun üstünlüğü yeniden güçlendi. Macaristan’ı Avrupa’nın kalbine geri götürmesi için ona güveniyoruz.”

Merz, “Budapeşte’nin öncelikle Ukrayna’daki Macar azınlığın hakları gibi ikili meseleleri çözmek istediğini anlıyoruz. Fakat bu, Avrupa’nın desteğinden ödün verilmesi anlamına gelmemeli ve ilk bölümden başlayarak Ukrayna ile üyelik müzakerelerini şu anda resmen başlatma hedefimizden bizi alıkoymamalıdır,” diye konuştu.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English