Avrupa
Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Macaristan’ın yeni Başbakanı Péter Magyar, seçim zaferinin ardından Alman basınına verdiği ilk mülakatta, Avrupa Birliği ile yaşanan göç ihtilafından Rusya ile ilişkilere ve aşırı sağla mücadeleye kadar kritik açıklamalarda bulundu. Brüksel ile müzakere yoluyla uzlaşmak istediğini belirten Magyar, ülkesinin yasa dışı göçmen kabul etmeyeceğini ve AB sınırlarını korumaya kararlı olduğunu vurguladı.
Macaristan’da düzenlenen seçimlerin ardından iktidara gelen yeni Başbakan Péter Magyar, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, eski Başbakan Viktor Orbán hükümetinin kendisine yönelik yürüttüğü karalama kampanyalarından Avrupa Birliği ile ilişkilere, sığınmacı politikasından Rusya ile enerji ortaklığına kadar pek çok konuda hükümetinin yol haritasını açıkladı.
Alman basınına ilk kez konuşan Magyar, Orbán yönetiminin seçim döneminde kendisini, ailesini ve çalışma arkadaşlarını hedef alan ağır kampanyalar yürüttüğünü belirterek, “Viktor Orbán’ı uzun zamandır tanıyorum. Seçim kampanyasında yaşananlar benim için sürpriz olmadı, her ne kadar başka ülkelerde bunu hayal etmek güç olsa da. Çamur atma kampanyası sadece kişisel olarak bana karşı değil, aileme, meslektaşlarıma ve arkadaşlarıma karşı da yürütüldü. Ancak karşı karşıya gelenler Macarlar ile Macarlar değildi; Viktor Orbán ve tebaası, Macar ulusunun karşısında yer alıyordu. En önemli seçim vaatlerimizden biri, Macar ulusunu yeniden birleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağımızdır” ifadelerini kullandı.
Avrupa yanlısı bir seçim kampanyası yürüterek başarıya ulaşmasına rağmen Avrupa Birliği ile özellikle göç politikası konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu kabul eden Magyar, sığınmacı krizi konusunda eski Başbakan Orbán’ın 2015 yılındaki tutumunun doğru olduğunu savundu.
Magyar, “Benim hükümetim, yasa dışı göç konusunda son derece sıkı ve kararlı bir politika izleyecek. Viktor Orbán’a istediğiniz kadar kızabilirsiniz, onu benden daha fazla eleştiren kimse yok, ancak 2015 yılında göç krizi başladığında kendisi haklıydı. Birçok üye ülke o dönemde yanlış kararlar aldıklarını artık kabul etti. Biz her halükarda vatanımızı, vatanımızın sınırlarını ve Avrupa’nın dış sınırlarını koruyacağız” şeklinde konuştu.
“Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek”
Avrupa Birliği’nin yürürlüğe giren yeni sığınma kuralları kapsamında, üye ülkelerin dış sınırlarda sığınma prosedürlerini bizzat yürütme yükümlülüğüne değinen Başbakan Magyar, ülkesinin bu kurallara uyup uymayacağı sorusuna kesin bir dille yanıt verdi.
Macaristan’ın kota ve yaptırımlara boyun eğmeyeceğini belirten Magyar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sadece şunu söyleyebilirim: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek. Bunun için herhangi bir ceza da ödemeyeceğiz. Ancak Yunanistan’da, Malta’da veya İtalya’da olsun, Avrupa’nın dış sınırlarının korunmasına yardımcı olacağız. 2015 göç krizi, Avrupa için bir ders olmalıdır. Avrupalı siyasetçilerin en önemli görevi insanların güvenliğini korumaktır. Yasa dışı göçü durdurmanın ve bunu yaparken de Avrupa Birliği kurallarını ihlal etmemenin pek çok yolu olduğuna inanıyorum. Sadece müzakere edebilmek gerekiyor.”
Avrupa Adalet Divanı’nın Macaristan’a sığınma prosedürlerini uygulamadığı gerekçesiyle verdiği günlük 1 milyon avroluk para cezası hakkında da konuşan Magyar, bu kararın geçerliliğini yitirdiğini iddia etti.
Yargı kararının eski koşullara göre alındığını savunan Macar lider, “Mahkemenin bu kararı, çok daha farklı bir zamanda ve farklı bir hukuki çerçevede alındı. Bugün ise tamamen farklı bir durumdayız. Bu karar artık günümüzün gerçekliğini yansıtmıyor. Bugün Macaristan gibi hareket eden pek çok ülke var ama Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı onlar için geçerli olmuyor. Bunu inanılmaz derecede adaletsiz buluyorum. Sınırlarımızı koruyabilmek ve günlük 1 milyon avroluk cezayı ödemek zorunda kalmamak için Avrupalı ortaklarımızla görüşmeler yürütecek ve ortak bir çözüm bulacağız” dedi.
Mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı olduğunu bildiklerini aktaran Magyar, halkın üzerine binen bu yükün haksızlık olduğunu belirterek, “Karara karşı itiraz edilemiyor. Cezayı ödememek için yeni kurallar ve imkanlar arıyoruz. Macaristan halkının her gün 1 milyon avro ceza ödemek zorunda kalması adaletsiz ve ölçüsüzdür. Aynı şekilde, diğer üye devletler bu fonları alırken, Macaristan’a Avrupa Birliği dış sınırını korumak için inşa ettiği tel örgüye yönelik hiçbir mali kaynak sağlanmamış olması da büyük bir adaletsizliktir” dedi.
“Dışlamak aşırı sağcıları sadece daha da güçlendirir”
Avrupa Birliği’nin dış politikasında oy birliği yerine nitelikli çoğunlukla karar alma mekanizmasına geçilmesi yönündeki taleplere ve özellikle Almanya’nın bu yöndeki baskılarına karşı çıkan Magyar, ulus devletlerin egemenliğini savundu.
Eski Başbakan Orbán’ın Brüksel ile olan kavga odaklı söylemini reddettiğini belirten Magyar, “Avrupa Birliği bünyesinde uzun süre diplomat olarak görev yaptım ve 27 ülkeyle bir uzlaşıya varmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak çoğu zaman bu başarılıyor. Orbán her zaman ‘Brüksel’i yenmeliyiz’ derdi. Bence mesele bu değil. Mesele birbirini anlamak, ikna etmek ve yenmeye çalışmamaktır. İnsanlar, Avrupa Birleşik Devletleri değil, güçlü üye devletlere dayanan bir Avrupa Birliği istiyor. Bu nedenle, şu aşamada oy birliği kuralı yerine birçok alanda oy çokluğuyla karar alma sistemine geçilmesini desteklemiyorum. Müzakere edeceğiz ve bir orta yol bulacağız” ifadelerini kullandı.
Avrupa genelinde ve özellikle Fransa ile Almanya’da yükselişe geçen aşırı sağcı partilerle nasıl bir ilişki kurulması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Başbakan Magyar, geleneksel siyaset elitlerinin halkın kaygılarından koptuğunu ve siyasi ahlakçılık yaptığını savundu.
Siyasi dışlama yöntemlerinin ters teptiğini kaydeden Magyar, şunları söyledi:
“Aşırı sağ ya da aşırı sol gibi etiketleri sevmiyorum. İdeolojik savaşlardan hoşlanmam. İnsanlar, birbirine ideolojik etiketler yapıştırılan siyasi nezaket dolu konuşmalardan daha fazlasını hak ediyor. Başka üye devletlerin iç işlerine karışmak gibi bir amacım yok ve bunu yapmayacağım da; bu noktada da Orbán’dan ayrılıyorum. Ancak bazı ülkelerin uç partilerle mücadelede hatalar yaptığını gözlemliyorum. Birçok ülkede siyasetçiler dürüst davranmıyor. İnsanların korkularını ve beklentilerini anlamıyorlar, sorunlar hakkında açıkça konuşmaya ve onlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. Siyasi nezaket dilini kullanıyorlar ve günün sonunda gerçekliğin kendisini bile kavrayamıyorlar. İşte bazı kesimlerin istismar ettiği hatalar tam olarak bunlardır. Bu insanları ve bu partileri dışlamak, arkalarına bir tecrit duvarı örmek tek başına bir çözüm değildir. Dışlamak bu güçleri sadece daha da güçlendirir. Birçok ülkede bu hatalar fark edildi ama henüz her yerde değil.”
Bu durumun Almanya için de geçerli olup olmadığı sorulduğunda ise Magyar, yönetici sınıfa yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Pek çok ülkede siyasi, medya ve ekonomik elitler kendi konumlarını koruyor ve insanların gerçek korkularına ve sorunlarına her zaman eğilmiyor. Ancak halk bunu unutmaz. Bu yüzden ihtiyacımız olan şey dürüstlük, dürüstlük ve bir kez daha dürüstlüktür” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Parlamentosu’ndaki muhafazakar grupların Almanya için Alternatif (AfD) partisiyle işbirliği yapıp yapmaması gerektiği yönündeki tartışmalara da değinen Macaristan Başbakanı, kendi partisi Tisza’nın da üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) gelecekteki stratejik ortaklarına ilişkin görüşlerini paylaştı.
Magyar, “Avrupa Parlamentosu’nda siyasi güçler her zaman çoğunluk arayışında olmak zorundadır ve merkez sol ile merkez sağ arasındaki büyük koalisyonlar işleyebilir. Almanya ve Avusturya bunun iyi örnekleridir. Ancak bu her zaman işe yaramıyor ve bu yüzden CDU/CSU ile benim partim Tisza’nın da içinde bulunduğu Avrupa Halk Partisi, bir gün bir karar vermek zorunda kalabilir. Bana göre, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), Avrupa Halk Partisi’nin doğal müttefikidir. Onların AfD ile işbirliği yapmak isteyip istemeyeceği benim vereceğim bir karar değil. Ancak birbiriyle konuşmanın ve diğerinin argümanlarını dinlemenin hiçbir zaman zarar getirmeyeceğine inanıyorum. Birbirimizin önerilerinden neleri kabul edeceğimiz ise tamamen ayrı bir konudur” dedi.
“Avrupa savaştan sonra kısmen Rus enerjisine dönecektir”
Ukrayna’daki savaşa rağmen Macaristan’ın Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithal etmeye devam etme kararlılığını savunan Magyar, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliklerin göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.
Macaristan’ın denize kıyısı olmayan konumu ve enerji bağımlılığına dikkat çeken Başbakan, mülakatı şu sözlerle sürdürdü:
“Macar halkı beni Macaristan Başbakanı olarak seçti. Hükümetimin görevleri arasında enerji güvenliğini, arz güvenliğini ve mümkün olan en düşük enerji fiyatlarını sağlamak yer alıyor. Macaristan, son yıllarda Avrupa Birliği’nin en fakir ve en yozlaşmış ülkesi haline geldi. 3 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Avrupa Birliği’ndeki komşularımızın anlaması gerekir ki, Macaristan denize çıkışı olmayan bir kara ülkesidir. Hala Rus petrolüne bağımlıyız ve bunu bugünden yarına değiştiremeyiz. Yıllardır ekonomik büyüme kaydedemedik ve büyüme için ucuz enerjiye ihtiyacımız var. Elbette enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ancak şirketlerimizin rekabet gücünün daha da azalmasını ve Macar ailelerin enerji yoksulluğunun artmasını göze alamayız. Bence Avrupa, savaş bittiğinde kısmen yeniden Rus enerji kaynaklarına yönelecek ve yaptırımları kaldıracaktır; çünkü burada söz konusu olan tüm Avrupa’nın rekabet gücüdür. Gelecekteki bir barış durumunda hiç kimsenin yeni bir ekonomik ve siyasi Soğuk Savaş sürdürmekte çıkarı yoktur. Bunun için elbette öncelikle savaşın sona ermesi gerekiyor.”
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar hareketlerle kurduğu yakın ilişkilere ve Donald Trump’ın Orbán’a verdiği desteğe rağmen kendisinin seçimleri kazanmasının Washington ile ilişkilere etkisini değerlendiren Magyar, “ABD, Macaristan’ın NATO’daki doğal müttefiki ve çok önemli bir ekonomik ortağıdır. Seçim kampanyasında yaşananlar bu durumu değiştirmeyecektir. Her Amerikan yönetimiyle iyi ilişkiler sürdüreceğiz” dedi.
Orbán’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kurduğu özel dostluğu eleştiren Magyar, iki ülke arasındaki ilişkilerin savaş sonrası dönemde rasyonel bir zeminde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Magyar, şu ifadeleri kullandı:
“Rusya’nın Macaristan tarihindeki rolünü çok iyi biliyorum. 1849 ve 1956 yıllarını unutmadım. Her iki dönemde de Rus birlikleri Macar özgürlük hareketini kanlı bir şekilde bastırdı. Ancak öte yandan, coğrafyanın değişmediği de bir gerçek. Bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız. Bu nedenle, Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş sona erdiğinde Rusya ile pragmatik ilişkiler geliştirmeliyiz. Bununla birlikte, Rusya’nın şu anda tüm Avrupa için bir güvenlik riski oluşturduğu son derece açıktır. Avrupa’daki insanların Rus sabotajı ya da Rus saldırısı korkusuyla yaşamak zorunda kalması kabul edilemez. Bu yüzden bu savaş sona ermeli ve Ukrayna’ya uluslararası güvenlik garantileri vermeliyiz. Ancak normallik geri döndüğünde Avrupa gelişebilir ve Rusya’nın da kıtada yeni bir Soğuk Savaş’ın kalıcı hale gelmesinde bir çıkarı olamaz.”
“Ukrayna ile yeni bir sayfa açabiliriz”
Eski hükümetin Ukrayna’ya karşı yürüttüğü propagandayı sona erdireceklerini ve komşularıyla ilişkileri düzeltmek istediklerini ifade eden Magyar, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını ve Kiev’deki insani krize bizzat müdahil olduğunu anlattı.
Magyar, konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Her birinde bir Macar azınlığın yaşaması nedeniyle de dahil olmak üzere, tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu durum Ukrayna için de geçerlidir. Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın mağdur olduğunu ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hakkına sahip olduğunu her zaman dile getirdik. Ruslar, 2024 yazında Kiev’deki en büyük çocuk hastanesini bombaladığında, gönüllülerimizle birlikte hemen Kiev’e gittim ve Macar halkının insani yardımını bizzat teslim ettim. Saldırının hemen ardından, 30 yıllık eski bir Ford Transit ile yola çıktık ve hava saldırıları ile füze bombardımanları altında 20 saat içinde Kiev’e ulaştık. O bombalanan hastanenin orada başka hiçbir Avrupalı siyasetçi görmedim. Şu anda Ukrayna ile teknik düzeyde görüşmeler yürütüyoruz ve Ukrayna’da yaşayan 100 bin Macar’ın dil, eğitim ve kültür haklarının iade edilmesi ve güvence altına alınması konusunda birkaç gün içinde bir anlaşmaya varmak için çalışıyoruz. Bugün Ukrayna ile bu ülkedeki azınlığımız konusunda bazı hususları netleştirmemiz gerekiyor ve önümüzdeki günlerde bunu başaracağımızı umuyorum. Etnik Macarlar şu anda orada resmi makamlarla olan ilişkilerinde ana dillerini kullanma imkanına sahip değiller. Ancak bu konuları karşılıklı çıkar temelinde çözüme kavuşturursak yeni bir sayfa açabiliriz.”
Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantilerinin geçmişteki başarısız anlaşmalar gibi olmaması gerektiğini savunan Magyar, ülkenin toprak kaybı riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Magyar, “1994 yılında, ABD ve diğer büyük güçlerin Ukrayna’nın bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti ettiği ünlü Budapeşte Memorandumu imzalanmıştı. Ancak bu vaatler yerine getirilmedi; çünkü içi boş sloganlar pek işe yaramıyor. Ukrayna’da şu anda gerçekten her şey tehlikede. Çok sayıda insan ölüyor ve bu ülkenin topraklarının bir kısmını kaybetmesi ihtimal dahilinde. Bu nedenle Ukrayna’nın gerçek, uygulanabilir uluslararası garantilere ihtiyacı var” dedi.
Buna karşın, Macaristan’ın askeri olarak çatışmanın dışında kalacağını yineleyen Başbakan Magyar, silah tedarikinin bir güvenlik garantisi olmadığını savundu.
Macar lider, “Silahların bir güvenlik garantisi olduğuna inanmıyorum. Güvenlik garantileri ancak uluslararası toplum tarafından sağlanabilir. Macaristan burada belirleyici bir rol oynayamaz, bu büyük güçlerin işidir. Biz diplomatik ve insani yardım sağlayabiliriz, ayrıca Macaristan müzakereler için uygun bir zemin teşkil edebilir” diyerek mülakatı sonlandırdı.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa6 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor








