Bizi Takip Edin

Avrupa

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Yayınlanma

Macaristan’ın yeni Başbakanı Péter Magyar, seçim zaferinin ardından Alman basınına verdiği ilk mülakatta, Avrupa Birliği ile yaşanan göç ihtilafından Rusya ile ilişkilere ve aşırı sağla mücadeleye kadar kritik açıklamalarda bulundu. Brüksel ile müzakere yoluyla uzlaşmak istediğini belirten Magyar, ülkesinin yasa dışı göçmen kabul etmeyeceğini ve AB sınırlarını korumaya kararlı olduğunu vurguladı.

Macaristan’da düzenlenen seçimlerin ardından iktidara gelen yeni Başbakan Péter Magyar, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, eski Başbakan Viktor Orbán hükümetinin kendisine yönelik yürüttüğü karalama kampanyalarından Avrupa Birliği ile ilişkilere, sığınmacı politikasından Rusya ile enerji ortaklığına kadar pek çok konuda hükümetinin yol haritasını açıkladı.

Alman basınına ilk kez konuşan Magyar, Orbán yönetiminin seçim döneminde kendisini, ailesini ve çalışma arkadaşlarını hedef alan ağır kampanyalar yürüttüğünü belirterek, “Viktor Orbán’ı uzun zamandır tanıyorum. Seçim kampanyasında yaşananlar benim için sürpriz olmadı, her ne kadar başka ülkelerde bunu hayal etmek güç olsa da. Çamur atma kampanyası sadece kişisel olarak bana karşı değil, aileme, meslektaşlarıma ve arkadaşlarıma karşı da yürütüldü. Ancak karşı karşıya gelenler Macarlar ile Macarlar değildi; Viktor Orbán ve tebaası, Macar ulusunun karşısında yer alıyordu. En önemli seçim vaatlerimizden biri, Macar ulusunu yeniden birleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağımızdır” ifadelerini kullandı.

Avrupa yanlısı bir seçim kampanyası yürüterek başarıya ulaşmasına rağmen Avrupa Birliği ile özellikle göç politikası konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu kabul eden Magyar, sığınmacı krizi konusunda eski Başbakan Orbán’ın 2015 yılındaki tutumunun doğru olduğunu savundu.

Magyar, “Benim hükümetim, yasa dışı göç konusunda son derece sıkı ve kararlı bir politika izleyecek. Viktor Orbán’a istediğiniz kadar kızabilirsiniz, onu benden daha fazla eleştiren kimse yok, ancak 2015 yılında göç krizi başladığında kendisi haklıydı. Birçok üye ülke o dönemde yanlış kararlar aldıklarını artık kabul etti. Biz her halükarda vatanımızı, vatanımızın sınırlarını ve Avrupa’nın dış sınırlarını koruyacağız” şeklinde konuştu.

“Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek”

Avrupa Birliği’nin yürürlüğe giren yeni sığınma kuralları kapsamında, üye ülkelerin dış sınırlarda sığınma prosedürlerini bizzat yürütme yükümlülüğüne değinen Başbakan Magyar, ülkesinin bu kurallara uyup uymayacağı sorusuna kesin bir dille yanıt verdi.

Macaristan’ın kota ve yaptırımlara boyun eğmeyeceğini belirten Magyar, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sadece şunu söyleyebilirim: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek. Bunun için herhangi bir ceza da ödemeyeceğiz. Ancak Yunanistan’da, Malta’da veya İtalya’da olsun, Avrupa’nın dış sınırlarının korunmasına yardımcı olacağız. 2015 göç krizi, Avrupa için bir ders olmalıdır. Avrupalı siyasetçilerin en önemli görevi insanların güvenliğini korumaktır. Yasa dışı göçü durdurmanın ve bunu yaparken de Avrupa Birliği kurallarını ihlal etmemenin pek çok yolu olduğuna inanıyorum. Sadece müzakere edebilmek gerekiyor.”

Avrupa Adalet Divanı’nın Macaristan’a sığınma prosedürlerini uygulamadığı gerekçesiyle verdiği günlük 1 milyon avroluk para cezası hakkında da konuşan Magyar, bu kararın geçerliliğini yitirdiğini iddia etti.

Yargı kararının eski koşullara göre alındığını savunan Macar lider, “Mahkemenin bu kararı, çok daha farklı bir zamanda ve farklı bir hukuki çerçevede alındı. Bugün ise tamamen farklı bir durumdayız. Bu karar artık günümüzün gerçekliğini yansıtmıyor. Bugün Macaristan gibi hareket eden pek çok ülke var ama Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı onlar için geçerli olmuyor. Bunu inanılmaz derecede adaletsiz buluyorum. Sınırlarımızı koruyabilmek ve günlük 1 milyon avroluk cezayı ödemek zorunda kalmamak için Avrupalı ortaklarımızla görüşmeler yürütecek ve ortak bir çözüm bulacağız” dedi.

Mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı olduğunu bildiklerini aktaran Magyar, halkın üzerine binen bu yükün haksızlık olduğunu belirterek, “Karara karşı itiraz edilemiyor. Cezayı ödememek için yeni kurallar ve imkanlar arıyoruz. Macaristan halkının her gün 1 milyon avro ceza ödemek zorunda kalması adaletsiz ve ölçüsüzdür. Aynı şekilde, diğer üye devletler bu fonları alırken, Macaristan’a Avrupa Birliği dış sınırını korumak için inşa ettiği tel örgüye yönelik hiçbir mali kaynak sağlanmamış olması da büyük bir adaletsizliktir” dedi.

“Dışlamak aşırı sağcıları sadece daha da güçlendirir”

Avrupa Birliği’nin dış politikasında oy birliği yerine nitelikli çoğunlukla karar alma mekanizmasına geçilmesi yönündeki taleplere ve özellikle Almanya’nın bu yöndeki baskılarına karşı çıkan Magyar, ulus devletlerin egemenliğini savundu.

Eski Başbakan Orbán’ın Brüksel ile olan kavga odaklı söylemini reddettiğini belirten Magyar, “Avrupa Birliği bünyesinde uzun süre diplomat olarak görev yaptım ve 27 ülkeyle bir uzlaşıya varmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak çoğu zaman bu başarılıyor. Orbán her zaman ‘Brüksel’i yenmeliyiz’ derdi. Bence mesele bu değil. Mesele birbirini anlamak, ikna etmek ve yenmeye çalışmamaktır. İnsanlar, Avrupa Birleşik Devletleri değil, güçlü üye devletlere dayanan bir Avrupa Birliği istiyor. Bu nedenle, şu aşamada oy birliği kuralı yerine birçok alanda oy çokluğuyla karar alma sistemine geçilmesini desteklemiyorum. Müzakere edeceğiz ve bir orta yol bulacağız” ifadelerini kullandı.

Avrupa genelinde ve özellikle Fransa ile Almanya’da yükselişe geçen aşırı sağcı partilerle nasıl bir ilişki kurulması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Başbakan Magyar, geleneksel siyaset elitlerinin halkın kaygılarından koptuğunu ve siyasi ahlakçılık yaptığını savundu.

Siyasi dışlama yöntemlerinin ters teptiğini kaydeden Magyar, şunları söyledi:

“Aşırı sağ ya da aşırı sol gibi etiketleri sevmiyorum. İdeolojik savaşlardan hoşlanmam. İnsanlar, birbirine ideolojik etiketler yapıştırılan siyasi nezaket dolu konuşmalardan daha fazlasını hak ediyor. Başka üye devletlerin iç işlerine karışmak gibi bir amacım yok ve bunu yapmayacağım da; bu noktada da Orbán’dan ayrılıyorum. Ancak bazı ülkelerin uç partilerle mücadelede hatalar yaptığını gözlemliyorum. Birçok ülkede siyasetçiler dürüst davranmıyor. İnsanların korkularını ve beklentilerini anlamıyorlar, sorunlar hakkında açıkça konuşmaya ve onlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. Siyasi nezaket dilini kullanıyorlar ve günün sonunda gerçekliğin kendisini bile kavrayamıyorlar. İşte bazı kesimlerin istismar ettiği hatalar tam olarak bunlardır. Bu insanları ve bu partileri dışlamak, arkalarına bir tecrit duvarı örmek tek başına bir çözüm değildir. Dışlamak bu güçleri sadece daha da güçlendirir. Birçok ülkede bu hatalar fark edildi ama henüz her yerde değil.”

Bu durumun Almanya için de geçerli olup olmadığı sorulduğunda ise Magyar, yönetici sınıfa yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Pek çok ülkede siyasi, medya ve ekonomik elitler kendi konumlarını koruyor ve insanların gerçek korkularına ve sorunlarına her zaman eğilmiyor. Ancak halk bunu unutmaz. Bu yüzden ihtiyacımız olan şey dürüstlük, dürüstlük ve bir kez daha dürüstlüktür” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Parlamentosu’ndaki muhafazakar grupların Almanya için Alternatif (AfD) partisiyle işbirliği yapıp yapmaması gerektiği yönündeki tartışmalara da değinen Macaristan Başbakanı, kendi partisi Tisza’nın da üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) gelecekteki stratejik ortaklarına ilişkin görüşlerini paylaştı.

Magyar, “Avrupa Parlamentosu’nda siyasi güçler her zaman çoğunluk arayışında olmak zorundadır ve merkez sol ile merkez sağ arasındaki büyük koalisyonlar işleyebilir. Almanya ve Avusturya bunun iyi örnekleridir. Ancak bu her zaman işe yaramıyor ve bu yüzden CDU/CSU ile benim partim Tisza’nın da içinde bulunduğu Avrupa Halk Partisi, bir gün bir karar vermek zorunda kalabilir. Bana göre, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), Avrupa Halk Partisi’nin doğal müttefikidir. Onların AfD ile işbirliği yapmak isteyip istemeyeceği benim vereceğim bir karar değil. Ancak birbiriyle konuşmanın ve diğerinin argümanlarını dinlemenin hiçbir zaman zarar getirmeyeceğine inanıyorum. Birbirimizin önerilerinden neleri kabul edeceğimiz ise tamamen ayrı bir konudur” dedi.

“Avrupa savaştan sonra kısmen Rus enerjisine dönecektir”

Ukrayna’daki savaşa rağmen Macaristan’ın Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithal etmeye devam etme kararlılığını savunan Magyar, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliklerin göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

Macaristan’ın denize kıyısı olmayan konumu ve enerji bağımlılığına dikkat çeken Başbakan, mülakatı şu sözlerle sürdürdü:

“Macar halkı beni Macaristan Başbakanı olarak seçti. Hükümetimin görevleri arasında enerji güvenliğini, arz güvenliğini ve mümkün olan en düşük enerji fiyatlarını sağlamak yer alıyor. Macaristan, son yıllarda Avrupa Birliği’nin en fakir ve en yozlaşmış ülkesi haline geldi. 3 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Avrupa Birliği’ndeki komşularımızın anlaması gerekir ki, Macaristan denize çıkışı olmayan bir kara ülkesidir. Hala Rus petrolüne bağımlıyız ve bunu bugünden yarına değiştiremeyiz. Yıllardır ekonomik büyüme kaydedemedik ve büyüme için ucuz enerjiye ihtiyacımız var. Elbette enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ancak şirketlerimizin rekabet gücünün daha da azalmasını ve Macar ailelerin enerji yoksulluğunun artmasını göze alamayız. Bence Avrupa, savaş bittiğinde kısmen yeniden Rus enerji kaynaklarına yönelecek ve yaptırımları kaldıracaktır; çünkü burada söz konusu olan tüm Avrupa’nın rekabet gücüdür. Gelecekteki bir barış durumunda hiç kimsenin yeni bir ekonomik ve siyasi Soğuk Savaş sürdürmekte çıkarı yoktur. Bunun için elbette öncelikle savaşın sona ermesi gerekiyor.”

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar hareketlerle kurduğu yakın ilişkilere ve Donald Trump’ın Orbán’a verdiği desteğe rağmen kendisinin seçimleri kazanmasının Washington ile ilişkilere etkisini değerlendiren Magyar, “ABD, Macaristan’ın NATO’daki doğal müttefiki ve çok önemli bir ekonomik ortağıdır. Seçim kampanyasında yaşananlar bu durumu değiştirmeyecektir. Her Amerikan yönetimiyle iyi ilişkiler sürdüreceğiz” dedi.

Orbán’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kurduğu özel dostluğu eleştiren Magyar, iki ülke arasındaki ilişkilerin savaş sonrası dönemde rasyonel bir zeminde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Magyar, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın Macaristan tarihindeki rolünü çok iyi biliyorum. 1849 ve 1956 yıllarını unutmadım. Her iki dönemde de Rus birlikleri Macar özgürlük hareketini kanlı bir şekilde bastırdı. Ancak öte yandan, coğrafyanın değişmediği de bir gerçek. Bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız. Bu nedenle, Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş sona erdiğinde Rusya ile pragmatik ilişkiler geliştirmeliyiz. Bununla birlikte, Rusya’nın şu anda tüm Avrupa için bir güvenlik riski oluşturduğu son derece açıktır. Avrupa’daki insanların Rus sabotajı ya da Rus saldırısı korkusuyla yaşamak zorunda kalması kabul edilemez. Bu yüzden bu savaş sona ermeli ve Ukrayna’ya uluslararası güvenlik garantileri vermeliyiz. Ancak normallik geri döndüğünde Avrupa gelişebilir ve Rusya’nın da kıtada yeni bir Soğuk Savaş’ın kalıcı hale gelmesinde bir çıkarı olamaz.”

“Ukrayna ile yeni bir sayfa açabiliriz”

Eski hükümetin Ukrayna’ya karşı yürüttüğü propagandayı sona erdireceklerini ve komşularıyla ilişkileri düzeltmek istediklerini ifade eden Magyar, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını ve Kiev’deki insani krize bizzat müdahil olduğunu anlattı.

Magyar, konuya ilişkin şunları kaydetti:

“Her birinde bir Macar azınlığın yaşaması nedeniyle de dahil olmak üzere, tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu durum Ukrayna için de geçerlidir. Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın mağdur olduğunu ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hakkına sahip olduğunu her zaman dile getirdik. Ruslar, 2024 yazında Kiev’deki en büyük çocuk hastanesini bombaladığında, gönüllülerimizle birlikte hemen Kiev’e gittim ve Macar halkının insani yardımını bizzat teslim ettim. Saldırının hemen ardından, 30 yıllık eski bir Ford Transit ile yola çıktık ve hava saldırıları ile füze bombardımanları altında 20 saat içinde Kiev’e ulaştık. O bombalanan hastanenin orada başka hiçbir Avrupalı siyasetçi görmedim. Şu anda Ukrayna ile teknik düzeyde görüşmeler yürütüyoruz ve Ukrayna’da yaşayan 100 bin Macar’ın dil, eğitim ve kültür haklarının iade edilmesi ve güvence altına alınması konusunda birkaç gün içinde bir anlaşmaya varmak için çalışıyoruz. Bugün Ukrayna ile bu ülkedeki azınlığımız konusunda bazı hususları netleştirmemiz gerekiyor ve önümüzdeki günlerde bunu başaracağımızı umuyorum. Etnik Macarlar şu anda orada resmi makamlarla olan ilişkilerinde ana dillerini kullanma imkanına sahip değiller. Ancak bu konuları karşılıklı çıkar temelinde çözüme kavuşturursak yeni bir sayfa açabiliriz.”

Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantilerinin geçmişteki başarısız anlaşmalar gibi olmaması gerektiğini savunan Magyar, ülkenin toprak kaybı riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Magyar, “1994 yılında, ABD ve diğer büyük güçlerin Ukrayna’nın bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti ettiği ünlü Budapeşte Memorandumu imzalanmıştı. Ancak bu vaatler yerine getirilmedi; çünkü içi boş sloganlar pek işe yaramıyor. Ukrayna’da şu anda gerçekten her şey tehlikede. Çok sayıda insan ölüyor ve bu ülkenin topraklarının bir kısmını kaybetmesi ihtimal dahilinde. Bu nedenle Ukrayna’nın gerçek, uygulanabilir uluslararası garantilere ihtiyacı var” dedi.

Buna karşın, Macaristan’ın askeri olarak çatışmanın dışında kalacağını yineleyen Başbakan Magyar, silah tedarikinin bir güvenlik garantisi olmadığını savundu.

Macar lider, “Silahların bir güvenlik garantisi olduğuna inanmıyorum. Güvenlik garantileri ancak uluslararası toplum tarafından sağlanabilir. Macaristan burada belirleyici bir rol oynayamaz, bu büyük güçlerin işidir. Biz diplomatik ve insani yardım sağlayabiliriz, ayrıca Macaristan müzakereler için uygun bir zemin teşkil edebilir” diyerek mülakatı sonlandırdı.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English