Avrupa
Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Macaristan’ın yeni Başbakanı Péter Magyar, seçim zaferinin ardından Alman basınına verdiği ilk mülakatta, Avrupa Birliği ile yaşanan göç ihtilafından Rusya ile ilişkilere ve aşırı sağla mücadeleye kadar kritik açıklamalarda bulundu. Brüksel ile müzakere yoluyla uzlaşmak istediğini belirten Magyar, ülkesinin yasa dışı göçmen kabul etmeyeceğini ve AB sınırlarını korumaya kararlı olduğunu vurguladı.
Macaristan’da düzenlenen seçimlerin ardından iktidara gelen yeni Başbakan Péter Magyar, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, eski Başbakan Viktor Orbán hükümetinin kendisine yönelik yürüttüğü karalama kampanyalarından Avrupa Birliği ile ilişkilere, sığınmacı politikasından Rusya ile enerji ortaklığına kadar pek çok konuda hükümetinin yol haritasını açıkladı.
Alman basınına ilk kez konuşan Magyar, Orbán yönetiminin seçim döneminde kendisini, ailesini ve çalışma arkadaşlarını hedef alan ağır kampanyalar yürüttüğünü belirterek, “Viktor Orbán’ı uzun zamandır tanıyorum. Seçim kampanyasında yaşananlar benim için sürpriz olmadı, her ne kadar başka ülkelerde bunu hayal etmek güç olsa da. Çamur atma kampanyası sadece kişisel olarak bana karşı değil, aileme, meslektaşlarıma ve arkadaşlarıma karşı da yürütüldü. Ancak karşı karşıya gelenler Macarlar ile Macarlar değildi; Viktor Orbán ve tebaası, Macar ulusunun karşısında yer alıyordu. En önemli seçim vaatlerimizden biri, Macar ulusunu yeniden birleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağımızdır” ifadelerini kullandı.
Avrupa yanlısı bir seçim kampanyası yürüterek başarıya ulaşmasına rağmen Avrupa Birliği ile özellikle göç politikası konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu kabul eden Magyar, sığınmacı krizi konusunda eski Başbakan Orbán’ın 2015 yılındaki tutumunun doğru olduğunu savundu.
Magyar, “Benim hükümetim, yasa dışı göç konusunda son derece sıkı ve kararlı bir politika izleyecek. Viktor Orbán’a istediğiniz kadar kızabilirsiniz, onu benden daha fazla eleştiren kimse yok, ancak 2015 yılında göç krizi başladığında kendisi haklıydı. Birçok üye ülke o dönemde yanlış kararlar aldıklarını artık kabul etti. Biz her halükarda vatanımızı, vatanımızın sınırlarını ve Avrupa’nın dış sınırlarını koruyacağız” şeklinde konuştu.
“Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek”
Avrupa Birliği’nin yürürlüğe giren yeni sığınma kuralları kapsamında, üye ülkelerin dış sınırlarda sığınma prosedürlerini bizzat yürütme yükümlülüğüne değinen Başbakan Magyar, ülkesinin bu kurallara uyup uymayacağı sorusuna kesin bir dille yanıt verdi.
Macaristan’ın kota ve yaptırımlara boyun eğmeyeceğini belirten Magyar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sadece şunu söyleyebilirim: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek. Bunun için herhangi bir ceza da ödemeyeceğiz. Ancak Yunanistan’da, Malta’da veya İtalya’da olsun, Avrupa’nın dış sınırlarının korunmasına yardımcı olacağız. 2015 göç krizi, Avrupa için bir ders olmalıdır. Avrupalı siyasetçilerin en önemli görevi insanların güvenliğini korumaktır. Yasa dışı göçü durdurmanın ve bunu yaparken de Avrupa Birliği kurallarını ihlal etmemenin pek çok yolu olduğuna inanıyorum. Sadece müzakere edebilmek gerekiyor.”
Avrupa Adalet Divanı’nın Macaristan’a sığınma prosedürlerini uygulamadığı gerekçesiyle verdiği günlük 1 milyon avroluk para cezası hakkında da konuşan Magyar, bu kararın geçerliliğini yitirdiğini iddia etti.
Yargı kararının eski koşullara göre alındığını savunan Macar lider, “Mahkemenin bu kararı, çok daha farklı bir zamanda ve farklı bir hukuki çerçevede alındı. Bugün ise tamamen farklı bir durumdayız. Bu karar artık günümüzün gerçekliğini yansıtmıyor. Bugün Macaristan gibi hareket eden pek çok ülke var ama Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı onlar için geçerli olmuyor. Bunu inanılmaz derecede adaletsiz buluyorum. Sınırlarımızı koruyabilmek ve günlük 1 milyon avroluk cezayı ödemek zorunda kalmamak için Avrupalı ortaklarımızla görüşmeler yürütecek ve ortak bir çözüm bulacağız” dedi.
Mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı olduğunu bildiklerini aktaran Magyar, halkın üzerine binen bu yükün haksızlık olduğunu belirterek, “Karara karşı itiraz edilemiyor. Cezayı ödememek için yeni kurallar ve imkanlar arıyoruz. Macaristan halkının her gün 1 milyon avro ceza ödemek zorunda kalması adaletsiz ve ölçüsüzdür. Aynı şekilde, diğer üye devletler bu fonları alırken, Macaristan’a Avrupa Birliği dış sınırını korumak için inşa ettiği tel örgüye yönelik hiçbir mali kaynak sağlanmamış olması da büyük bir adaletsizliktir” dedi.
“Dışlamak aşırı sağcıları sadece daha da güçlendirir”
Avrupa Birliği’nin dış politikasında oy birliği yerine nitelikli çoğunlukla karar alma mekanizmasına geçilmesi yönündeki taleplere ve özellikle Almanya’nın bu yöndeki baskılarına karşı çıkan Magyar, ulus devletlerin egemenliğini savundu.
Eski Başbakan Orbán’ın Brüksel ile olan kavga odaklı söylemini reddettiğini belirten Magyar, “Avrupa Birliği bünyesinde uzun süre diplomat olarak görev yaptım ve 27 ülkeyle bir uzlaşıya varmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak çoğu zaman bu başarılıyor. Orbán her zaman ‘Brüksel’i yenmeliyiz’ derdi. Bence mesele bu değil. Mesele birbirini anlamak, ikna etmek ve yenmeye çalışmamaktır. İnsanlar, Avrupa Birleşik Devletleri değil, güçlü üye devletlere dayanan bir Avrupa Birliği istiyor. Bu nedenle, şu aşamada oy birliği kuralı yerine birçok alanda oy çokluğuyla karar alma sistemine geçilmesini desteklemiyorum. Müzakere edeceğiz ve bir orta yol bulacağız” ifadelerini kullandı.
Avrupa genelinde ve özellikle Fransa ile Almanya’da yükselişe geçen aşırı sağcı partilerle nasıl bir ilişki kurulması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Başbakan Magyar, geleneksel siyaset elitlerinin halkın kaygılarından koptuğunu ve siyasi ahlakçılık yaptığını savundu.
Siyasi dışlama yöntemlerinin ters teptiğini kaydeden Magyar, şunları söyledi:
“Aşırı sağ ya da aşırı sol gibi etiketleri sevmiyorum. İdeolojik savaşlardan hoşlanmam. İnsanlar, birbirine ideolojik etiketler yapıştırılan siyasi nezaket dolu konuşmalardan daha fazlasını hak ediyor. Başka üye devletlerin iç işlerine karışmak gibi bir amacım yok ve bunu yapmayacağım da; bu noktada da Orbán’dan ayrılıyorum. Ancak bazı ülkelerin uç partilerle mücadelede hatalar yaptığını gözlemliyorum. Birçok ülkede siyasetçiler dürüst davranmıyor. İnsanların korkularını ve beklentilerini anlamıyorlar, sorunlar hakkında açıkça konuşmaya ve onlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. Siyasi nezaket dilini kullanıyorlar ve günün sonunda gerçekliğin kendisini bile kavrayamıyorlar. İşte bazı kesimlerin istismar ettiği hatalar tam olarak bunlardır. Bu insanları ve bu partileri dışlamak, arkalarına bir tecrit duvarı örmek tek başına bir çözüm değildir. Dışlamak bu güçleri sadece daha da güçlendirir. Birçok ülkede bu hatalar fark edildi ama henüz her yerde değil.”
Bu durumun Almanya için de geçerli olup olmadığı sorulduğunda ise Magyar, yönetici sınıfa yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Pek çok ülkede siyasi, medya ve ekonomik elitler kendi konumlarını koruyor ve insanların gerçek korkularına ve sorunlarına her zaman eğilmiyor. Ancak halk bunu unutmaz. Bu yüzden ihtiyacımız olan şey dürüstlük, dürüstlük ve bir kez daha dürüstlüktür” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Parlamentosu’ndaki muhafazakar grupların Almanya için Alternatif (AfD) partisiyle işbirliği yapıp yapmaması gerektiği yönündeki tartışmalara da değinen Macaristan Başbakanı, kendi partisi Tisza’nın da üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) gelecekteki stratejik ortaklarına ilişkin görüşlerini paylaştı.
Magyar, “Avrupa Parlamentosu’nda siyasi güçler her zaman çoğunluk arayışında olmak zorundadır ve merkez sol ile merkez sağ arasındaki büyük koalisyonlar işleyebilir. Almanya ve Avusturya bunun iyi örnekleridir. Ancak bu her zaman işe yaramıyor ve bu yüzden CDU/CSU ile benim partim Tisza’nın da içinde bulunduğu Avrupa Halk Partisi, bir gün bir karar vermek zorunda kalabilir. Bana göre, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), Avrupa Halk Partisi’nin doğal müttefikidir. Onların AfD ile işbirliği yapmak isteyip istemeyeceği benim vereceğim bir karar değil. Ancak birbiriyle konuşmanın ve diğerinin argümanlarını dinlemenin hiçbir zaman zarar getirmeyeceğine inanıyorum. Birbirimizin önerilerinden neleri kabul edeceğimiz ise tamamen ayrı bir konudur” dedi.
“Avrupa savaştan sonra kısmen Rus enerjisine dönecektir”
Ukrayna’daki savaşa rağmen Macaristan’ın Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithal etmeye devam etme kararlılığını savunan Magyar, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliklerin göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.
Macaristan’ın denize kıyısı olmayan konumu ve enerji bağımlılığına dikkat çeken Başbakan, mülakatı şu sözlerle sürdürdü:
“Macar halkı beni Macaristan Başbakanı olarak seçti. Hükümetimin görevleri arasında enerji güvenliğini, arz güvenliğini ve mümkün olan en düşük enerji fiyatlarını sağlamak yer alıyor. Macaristan, son yıllarda Avrupa Birliği’nin en fakir ve en yozlaşmış ülkesi haline geldi. 3 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Avrupa Birliği’ndeki komşularımızın anlaması gerekir ki, Macaristan denize çıkışı olmayan bir kara ülkesidir. Hala Rus petrolüne bağımlıyız ve bunu bugünden yarına değiştiremeyiz. Yıllardır ekonomik büyüme kaydedemedik ve büyüme için ucuz enerjiye ihtiyacımız var. Elbette enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ancak şirketlerimizin rekabet gücünün daha da azalmasını ve Macar ailelerin enerji yoksulluğunun artmasını göze alamayız. Bence Avrupa, savaş bittiğinde kısmen yeniden Rus enerji kaynaklarına yönelecek ve yaptırımları kaldıracaktır; çünkü burada söz konusu olan tüm Avrupa’nın rekabet gücüdür. Gelecekteki bir barış durumunda hiç kimsenin yeni bir ekonomik ve siyasi Soğuk Savaş sürdürmekte çıkarı yoktur. Bunun için elbette öncelikle savaşın sona ermesi gerekiyor.”
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar hareketlerle kurduğu yakın ilişkilere ve Donald Trump’ın Orbán’a verdiği desteğe rağmen kendisinin seçimleri kazanmasının Washington ile ilişkilere etkisini değerlendiren Magyar, “ABD, Macaristan’ın NATO’daki doğal müttefiki ve çok önemli bir ekonomik ortağıdır. Seçim kampanyasında yaşananlar bu durumu değiştirmeyecektir. Her Amerikan yönetimiyle iyi ilişkiler sürdüreceğiz” dedi.
Orbán’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kurduğu özel dostluğu eleştiren Magyar, iki ülke arasındaki ilişkilerin savaş sonrası dönemde rasyonel bir zeminde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Magyar, şu ifadeleri kullandı:
“Rusya’nın Macaristan tarihindeki rolünü çok iyi biliyorum. 1849 ve 1956 yıllarını unutmadım. Her iki dönemde de Rus birlikleri Macar özgürlük hareketini kanlı bir şekilde bastırdı. Ancak öte yandan, coğrafyanın değişmediği de bir gerçek. Bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız. Bu nedenle, Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş sona erdiğinde Rusya ile pragmatik ilişkiler geliştirmeliyiz. Bununla birlikte, Rusya’nın şu anda tüm Avrupa için bir güvenlik riski oluşturduğu son derece açıktır. Avrupa’daki insanların Rus sabotajı ya da Rus saldırısı korkusuyla yaşamak zorunda kalması kabul edilemez. Bu yüzden bu savaş sona ermeli ve Ukrayna’ya uluslararası güvenlik garantileri vermeliyiz. Ancak normallik geri döndüğünde Avrupa gelişebilir ve Rusya’nın da kıtada yeni bir Soğuk Savaş’ın kalıcı hale gelmesinde bir çıkarı olamaz.”
“Ukrayna ile yeni bir sayfa açabiliriz”
Eski hükümetin Ukrayna’ya karşı yürüttüğü propagandayı sona erdireceklerini ve komşularıyla ilişkileri düzeltmek istediklerini ifade eden Magyar, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını ve Kiev’deki insani krize bizzat müdahil olduğunu anlattı.
Magyar, konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Her birinde bir Macar azınlığın yaşaması nedeniyle de dahil olmak üzere, tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu durum Ukrayna için de geçerlidir. Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın mağdur olduğunu ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hakkına sahip olduğunu her zaman dile getirdik. Ruslar, 2024 yazında Kiev’deki en büyük çocuk hastanesini bombaladığında, gönüllülerimizle birlikte hemen Kiev’e gittim ve Macar halkının insani yardımını bizzat teslim ettim. Saldırının hemen ardından, 30 yıllık eski bir Ford Transit ile yola çıktık ve hava saldırıları ile füze bombardımanları altında 20 saat içinde Kiev’e ulaştık. O bombalanan hastanenin orada başka hiçbir Avrupalı siyasetçi görmedim. Şu anda Ukrayna ile teknik düzeyde görüşmeler yürütüyoruz ve Ukrayna’da yaşayan 100 bin Macar’ın dil, eğitim ve kültür haklarının iade edilmesi ve güvence altına alınması konusunda birkaç gün içinde bir anlaşmaya varmak için çalışıyoruz. Bugün Ukrayna ile bu ülkedeki azınlığımız konusunda bazı hususları netleştirmemiz gerekiyor ve önümüzdeki günlerde bunu başaracağımızı umuyorum. Etnik Macarlar şu anda orada resmi makamlarla olan ilişkilerinde ana dillerini kullanma imkanına sahip değiller. Ancak bu konuları karşılıklı çıkar temelinde çözüme kavuşturursak yeni bir sayfa açabiliriz.”
Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantilerinin geçmişteki başarısız anlaşmalar gibi olmaması gerektiğini savunan Magyar, ülkenin toprak kaybı riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Magyar, “1994 yılında, ABD ve diğer büyük güçlerin Ukrayna’nın bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti ettiği ünlü Budapeşte Memorandumu imzalanmıştı. Ancak bu vaatler yerine getirilmedi; çünkü içi boş sloganlar pek işe yaramıyor. Ukrayna’da şu anda gerçekten her şey tehlikede. Çok sayıda insan ölüyor ve bu ülkenin topraklarının bir kısmını kaybetmesi ihtimal dahilinde. Bu nedenle Ukrayna’nın gerçek, uygulanabilir uluslararası garantilere ihtiyacı var” dedi.
Buna karşın, Macaristan’ın askeri olarak çatışmanın dışında kalacağını yineleyen Başbakan Magyar, silah tedarikinin bir güvenlik garantisi olmadığını savundu.
Macar lider, “Silahların bir güvenlik garantisi olduğuna inanmıyorum. Güvenlik garantileri ancak uluslararası toplum tarafından sağlanabilir. Macaristan burada belirleyici bir rol oynayamaz, bu büyük güçlerin işidir. Biz diplomatik ve insani yardım sağlayabiliriz, ayrıca Macaristan müzakereler için uygun bir zemin teşkil edebilir” diyerek mülakatı sonlandırdı.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












