Bizi Takip Edin

Amerika

Michael Roberts yazdı: Venezuela’yı çöküşe sürükleyen iktisadi nedenler

Yayınlanma

İktisatçı Michael Roberts, Venezuela’da 25 yıl önce başlayan Chavista devriminin “son aşamasına” girildiğini belirtiyor. Roberts, yeni yayımlanan bir makale derlemesine dayanarak hazırladığı analizinde, ülkenin içinde bulunduğu insani krizin sorumluluğunu hem ABD’nin ekonomik yaptırımlarına hem de Nicolas Maduro hükümetinin otoriterleşen neoliberal politikalarına atfediyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ABD askeri güçleri tarafından kaçırılması, yönetimin Başkan Yardımcısı Rodriguez tarafından devralınması ve ABD’nin petrol ihracat gelirleri üzerinde kontrol sağlamasına yönelik anlaşmalar, bölgedeki siyasi dengelerin kökten değiştiğini gösteriyor.

İktisatçı Michael Roberts, kendi blog sayfasında yayımladığı analizde, bu gelişmelerin 25 yılı aşkın süre önce başlayan Chavista devriminin “son perdesi” olduğunu belirtti.

Roberts, gelinen noktayı anlamak adına, Haymarket Books tarafından yayımlanan ve Anderson Bean editörlüğünde hazırlanan Venezuela in Crisis (Krizdeki Venezuela) başlıklı kitabın sunduğu perspektifleri değerlendirdi.

Kitabın, Venezuela’daki farklı sol gelenekleri ve örgütleri temsil eden Marksist, sosyalist ve anti-kapitalist düşünürlerin görüşlerini bir araya getirdiğini kaydeden Roberts, “Bu eser, daha önce Chavez kabinesinde görev yapmış ancak şimdi Maduro hükümetine muhalif olan isimlerin sesini İngilizce konuşan dünyaya ulaştırıyor” ifadesini kullandı.

Kitabın editörü Anderson Bean’in, 2000’li yıllar boyunca Venezuela’daki Bolivaryan devrimin “Küresel Güney” için 1960’lardaki Küba devriminden bile daha büyük bir ilham kaynağı olduğunu hatırlattığını aktaran Roberts, süreci tarihsel bir perspektifle ele aldı.

Chavez dönemi sosyal kazanımlarla öne çıktı

Michael Roberts, analizinde Hugo Chavez’in 1998 seçimlerini kazanmasının, onyıllardır süregelen yolsuzluk batağındaki ABD yanlısı hükümetlerin ardından “taze bir soluk” niteliği taşıdığını vurguladı.

Roberts, Chavez döneminde Venezuela halkının maddi refahının arttığını, sosyal eşitliğin güçlendiğini ve siyasi süreçten dışlanan kesimlerin yönetimde söz sahibi olduğunu belirtti.

Roberts, Bean’in analizine atıfta bulunarak, Chavez başkanlığının üç temel bileşenini şöyle sıraladı:

Geniş halk katılımını ve kapsamlı insan hakları korumasını teşvik eden yeni anayasanın yazılması.

Petrol gelirlerinin çeşitli sosyal programlar aracılığıyla yeniden dağıtılması; bu sayede resmi yoksulluk seviyesinin yüzde 37,6, “aşırı yoksulluğun” ise yüzde 57,8 oranında azaltılması.

Halk meclisleri, işçi denetimi deneyleri ve toplum konseyleri aracılığıyla gücün tabana yayılması.

Roberts, 2008 yılı itibarıyla Venezuela’nın Latin Amerika’daki en yüksek asgari ücrete sahip olduğunu ve 2011’e gelindiğinde Kanada’dan sonra Batı Yarımküre’deki en eşitlikçi ikinci ülke haline geldiğini kaydetti.

Ancak bu olumlu tablonun 2013’ten itibaren hızla bozulmaya başladığını belirten Roberts, “2013 ile 2021 yılları arasında Venezuela GSYH’si yüzde 75 oranında daraldı ve 2018’de enflasyon dünyadaki en yüksek seviye olan yüzde 130 bine ulaştı” bilgisini paylaştı.

Ekonomik çöküş insani krize dönüştü

Roberts, yoksulluk sınırındaki hanelerin oranının 2014’te yüzde 48,4 iken 2022’de yüzde 81,5’e fırladığını bildirdi.

Chavez döneminde 300 dolar olan aylık asgari ücretin, kriz döneminde günlük 0,15 dolara (aylık 2,23 dolar) gerilediğine dikkat çeken Roberts, bu rakamın Dünya Bankası’nın mutlak yoksulluk sınırı olan günlük 1,25 doların sekiz kat altında kaldığını vurguladı.

Gelirlerdeki bu dramatik düşüşün kitlesel bir göç dalgasına yol açtığını ifade eden Roberts, “Bugün yaklaşık 7,7 milyon Venezuelalı, yani nüfusun yüzde 20’si ülkeden kaçmış durumda. Venezuela, Suriye’nin ardından dünyada en fazla yerinden edilmiş insana sahip ikinci ülke” dedi.

ABD yaptırımları ekonomiyi felç etti

Michael Roberts, Venezuela’daki “rüyadan kabusa” geçişin iki ana nedeni olduğunu belirtti. Bean’in analizini aktaran Roberts, ilk nedenin ABD tarafından uygulanan ağır ekonomik yaptırımlar ve rejim değişikliği çabaları olduğunu kaydetti.

ABD emperyalizminin, Chavez’in petrol endüstrisini millileştirmesini ve ABD dışı ticaret ağları kurma girişimlerini bir tehdit olarak gördüğünü ifade eden Roberts, 2002’deki darbe girişiminden 2019’daki Juan Guaido’nun “başkanlık” ilanına kadar süregelen müdahale kronolojisini hatırlattı.

Yaptırımların ekonomik sonuçlarını detaylandıran Roberts, Trump yönetimi döneminde Venezuela’nın dış borçlarını yapılandırmasının engellendiğini, Citgo gibi yurt dışındaki varlıklarına el konulduğunu ve sadece 2018 yılında 6 milyar dolarlık petrol geliri kaybı yaşandığını bildirdi.

Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi’nin (CEPR) 2019 raporuna dayanan Roberts, “Sadece 2017-2018 yıllarında yaptırımlar yaklaşık 40 bin Venezuelalının ölümüne neden oldu. 300 binden fazla kişi ilaç ve sağlık hizmetlerine erişemediği için risk altında kaldı” bilgisini paylaştı.

Maduro hükümeti neoliberal politikalara yöneldi

Analizinde sadece dış etkenlere odaklanmayan Roberts, Venezuela’daki çöküşün tek sorumlusunun ABD yaptırımları olmadığını savundu. Roberts, Maduro hükümetinin giderek otoriterleşen yapısı ile iktisadi yönetim hatalarının ve neoliberal uygulamalarının yıkımdaki payına dikkat çekti.

Ana akım iktisatçıların çöküşü “sosyalizmin sonucu” olarak görmesinin, solun bir kesiminin ise Maduro rejimini “sosyalizm örneği” diyerek savunmasının hatalı olduğunu belirten Roberts, “Bean ve diğer yazarlar, ne Chavez’in ne de Maduro’nun gerçek anlamda sosyalist bir ekonomi kurduğunu kabul ediyor” dedi.

Roberts, Chavez’in başarısının 2000’li yıllardaki emtia fiyatlarındaki artışa dayandığını, ancak bu süreçte kapitalist sektörün yapısına dokunulmadığını belirtti. Roberts, Bean’in “Sosyal mülkiyet ilişkilerinde gerçek bir dönüşüm yaşanmadı, özel sermaye hem Chavez hem de Maduro döneminde baskın kalmaya devam etti” tespitini aktardı.

Verilere göre, 1999-2011 yılları arasında özel sektörün ekonomik faaliyetlerdeki payının yüzde 65’ten yüzde 71’e çıktığını kaydeden Roberts, devletin petrol gibi stratejik alanlardaki kontrolünün de işçi denetimi yerine bürokrasi üzerinden yürütüldüğünü vurguladı.

Karar alıcılar işçi sınıfını görmezden geldi

Emtia fiyatlarının 2013’te düşüşe geçmesiyle Maduro’nun bir yol ayrımına geldiğini belirten Roberts, hükümetin krizi işçi sınıfına fatura etmeyi seçtiğini yazdı.

Roberts, iktisatçı Luis Salas’ın “Hükümetin programı ile sağcı muhalefetin programı arasında büyük bir fark yok; tek fark birinin Rusya ve Çin, diğerinin ABD ve Avrupa ile ittifak kurmak istemesi” değerlendirmesine yer verdi. R

oberts, Maduro’nun 2016’da Orinoco Madencilik Yayı’nı işletmeye açtığını, 2021’de vergisiz “Özel Ekonomi Bölgeleri” kurduğunu ve 2018’de grev hakkını fiilen kaldırdığını hatırlattı.

Maduro yönetiminin, Chavez’in millileştirdiği pek çok sanayi kolunu geri özelleştirerek “tersine kamulaştırma” yaptığını belirten Roberts, “Devlet, siyasi-askeri bir kastın sadakat karşılığında kaynak dağıttığı bir ‘piñata’ haline geldi” eleştirisini getirdi.

Roberts, Maduro’nun 2002 darbesinde rol oynayan büyük iş dünyası örgütü Fedecámaras ile uzlaşırken, işçi örgütlerinin sesini bastırdığını kaydetti.

Şubat 2026: Rodriguez yönetimi ABD karşısında çaresiz

Bugünkü duruma (Şubat 2026) gelindiğinde, Rodriguez yönetiminin ABD emperyalizmi karşısında “teslimiyetçi” bir tutum içinde olduğunu belirten Roberts, Trump yönetiminin temkinli ilerlediğini ifade etti. Roberts, ABD’nin Maria Machado’yu hemen göreve getirmek yerine, Rodriguez’i taleplerine boyun eğmeye zorlayarak tam bir “uydu rejim” hazırlığı yaptığını vurguladı.

Geçtiğimiz çarşamba günü Miraflores başkanlık sarayında Rodriguez ile birlikte görülen ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın “Venezuela halkını ve ekonomisini özgürleştirmek istiyoruz” dediğini aktaran Roberts, son anket verilerini de paylaştı.

Michael Roberts, Gold Glove Consulting tarafından yapılan bir ankete göre, olası bir seçimde Maria Machado’nun yüzde 67 oy alacağının tahmin edildiğini, Rodriguez’e desteğin ise yüzde 25’te kaldığını bildirdi.

Roberts, “Ankete katılanların yüzde 72’si, Maduro’nun yakalanmasının ardından Venezuela’nın olumlu bir yöne evrildiğini düşünüyor” diyerek analizini noktaladı.

Roberts’a göre Venezuela’da sosyalizm başarısız olmadı, asıl mesele kapitalist sabotajı engelleyecek ve işçi sınıfını birleştirecek gerçek sosyalist politikaların uygulanmaması.

Amerika

Microsoft’un veri merkezi yatırımı New York’un elektrik talebini aşacak

Yayınlanma

Microsoft, bulut ve yapay zeka hizmetlerindeki sunucu açığını kapatmak amacıyla veri merkezlerinin kapasitesini 2032’ye kadar üçe katlayıp 38 gigavatın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Planlanan bu enerji miktarı, New York eyaletinin zirve dönemdeki elektrik tüketimini aşıyor.

Amerikan teknoloji şirketi Microsoft, veri merkezlerinin kapasitesini 2032 yılına kadar üç kattan fazla artırarak 38 gigavatın üzerine çıkarmayı planlıyor.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedeflenen bu kapasite, New York eyaletinin en yüksek tüketim dönemlerindeki elektrik ihtiyacını geride bırakıyor.

Kapasite artışı, Microsoft’un bulut hizmetleri ve yapay zeka operasyonlarında yaşadığı işlem gücü yetersizliğini aşmasını amaçlıyor.

Şirketin dünya genelindeki veri merkezi ağının mevcut elektrik kapasitesi yaklaşık 12 gigavat seviyesinde seyrediyor.

Gelecekteki kapasitenin yaklaşık üçte birinin yapay zeka donanımlarına ayrılması hedefleniyor. Bu alandaki güncel tüketim ise 2 gigavat civarında kalıyor.

Sunucu kapasitesindeki yetersizlik, Microsoft’u ABD ve Avrupa’daki bazı merkezlerinde yeni bulut aboneliklerini sınırlandırmak zorunda bıraktı. Bu durum nedeniyle müşterilerin bir bölümü rakiplerle sözleşme imzaladı.

Tesis inşasını hızlandıran şirket, Atlanta bölgesi dahil yeni merkezler kuruyor. Son mali yılda sermaye harcamaları 145 milyar dolara ulaşan şirketin harcamalarında, analistlerin değerlendirmelerine göre yükseliş sürecek.

Tesislerin inşasının yıllar alması, talep ve teknolojideki değişimlerin sürmesi sebebiyle mevcut planlar revizyona uğrayabilir.

Microsoft, programın ayrıntılarına dair henüz açıklama yapmadı.

Daha önce şirket içi değerlendirmelerde, yapay zeka merkezleri inşasının elektrik, su tüketimi ve karbon emisyonları nedeniyle çalışanlar arasında kaygı yarattığı kabul edilmişti.

Microsoft, su verimliliğini artırdığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarını güçlendirdiğini savunuyor.

Veri merkezi krizi

Okumaya Devam Et

Amerika

“Teknoloji devleri gençlerin tepki odağında petrolün yerini aldı”

Yayınlanma

ABD’li kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin petrol şirketlerinin yerini alarak kamuoyunun bir numaralı hedefi haline geldiğini söyledi. Van’t Hof, yüksek gelir ve kariyer arayışındaki gençlerin enerji sektörüne ilgisinin arttığını savundu. Bloomberg verileri ise sektörde üretimin rekor kırmasına karşın son on yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını gösteriyor.

ABD merkezli kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin tepe yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin kamuoyu nezdinde petrol şirketlerinin yerini alarak “bir numaralı halk düşmanı” haline geldiğini söyledi.

Financial Times gazetesine konuşan Van’t Hof, iyi gelir ve güçlü kariyer fırsatları arayan gençlerin artık petrol sektörünü dışlanan bir alan olarak görmediğini vurguladı.

Teknoloji şirketlerinin, özellikle veri merkezlerinin inşası nedeniyle yoğun bir toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Van’t Hof, enerji sektörüne yönelik yaklaşımın ise dönüştüğünü savundu.

The New York Times gazetesinin daha önce yer verdiği haberde, veri merkezlerine yönelik endişelerin çevreye dönük tehditler ve sohbet robotlarına olan bağımlılıkla bağlantılı olduğu aktarılmıştı.

Van’t Hof, toplumun enerjinin gündelik hayattaki vazgeçilmez rolünü artık çok daha iyi kavradığına dikkat çekti.

Gelişmeleri değerlendiren Diamondback yöneticisi, şu ifadeleri kullandı:

“Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün petrol sektörünün öldüğüne dair makaleler çıkıyordu. Ancak bugün insanların bunun saygın, iyi ödeme yapan, ayrıca yapay zeka ile enerjinin kesiştiği bir alan olduğunu anladığını düşünüyorum.”

Söz konusu dönüşümün istihdam piyasasına da yansıdığını kaydeden Van’t Hof, sektöre genç yetenek akışı yaşandığını ve staj başvurularında artış görüldüğünü dile getirdi.

Van’t Hof, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektörü havalı olabilir mi? Evet, sanırım öyle. Artık asıl bilişimciler kötü adam olarak görülüyor.”

Teksas merkezli olan ve kayaç petrolü çıkaran Diamondback, 56 milyar dolarlık ciroya sahip. Şirket, ABD’nin güneyindeki geniş petrol ve doğalgaz bölgesi Permian Havzası’nın en büyük bağımsız petrol üreticisi konumunu elinde tutuyor.

Öte yandan Bloomberg, Temmuz ayında geçtiği haberde ABD petrol ve doğalgaz sektörünün son on yılda istihdamını yaklaşık yüzde 40 oranında azalttığını duyurmuştu.

Bu oran 250 bin kişilik iş kaybına denk gelirken, söz konusu pozisyonların büyük kısmının geri dönmeyeceği kaydedildi.

İstihdamdaki bu sert düşüşe rağmen, aynı dönemde ham petrol üretimi yüzde 50 artış kaydetti.

Bloomberg’in aktardığına göre 2014 yılındaki fiyat çöküşünün ardından yatırımcılar şirketlerden daha yüksek verimlilik ve kâr talep etmeye başladı.

Bu baskı; işten çıkarmaları, şirket birleşmelerini, ileri teknolojilerin kullanımını, otomasyonu ve robotik sistemleri beraberinde getirdi.

Ajansın hesaplamalarına göre sektörde 2023 yılının başından bu yana gerçekleşen birleşme ve devralma işlemlerinin toplam hacmi 500 milyar doları aştı ve önceki üç yıllık dönemin toplamını yüzde 20’den fazla geride bıraktı.

Güncel verilerle ABD’deki ham petrol üretimi günlük 13,8 milyon varille rekor seviyeye ulaşsa da sektördeki istihdam son üç yılın en düşük seviyesinde seyrediyor.

Ülkedeki enerji şirketleri, 2014 yılında çalışan sondaj kulelerinin üçte birinden daha azıyla faaliyet gösteriyor; ancak sahadaki her bir kule artık o döneme kıyasla yaklaşık dört kat daha fazla petrol üretiyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, ismi açıklanmayan “büyük” bir bankaya yaptırım uygulayacak

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump yönetiminin önümüzdeki hafta büyük bir bankaya yaptırım uygulayacağını söyledi.

Yeni yaptırım, yine İran’a karşı iktisadi abluka kapsamında ilan edilecek.

“Real America’s Voice” programına konuk olduğu sırada ne finans kurumunun adını ne de bulunduğu ülkeyi belirten Bessent, bu adımın pazartesi günü (14 Eylül) atılacağını ifade etti.

Bessent, bu adımın başlangıçta cuma günü gerçekleştirilmesinin planlandığını fakat 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri nedeniyle ertelendiğini belirtti.

Bessent şöyle konuştu:

“Herkes bu rejimle ilişkisini kesene kadar bu sürece devam edeceğiz. Bunu o kadar kârsız hale getireceğiz ki, şirketinizin ya da kendinizin, kişisel mali durumunuzun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze almak istiyorsanız, buyurun deneyin. ⁠Ama peşinize düşeceğiz.”

ABD, Türkiye’deki bir bankaya “İran bağlantılı” olduğu iddiasıyla yaptırım uyguladı

ABD, Şubat ayında çatışmanın başlamasından bu yana İran’a karşı petrol ihracatı, nakliye ağları, silah tedarik kanalları, finansal aracılar, dijital varlık borsaları ve havacılık bağlantılarını hedef alan bir dizi ekonomik önlem uyguladı.

Trump yönetimi, geçen ay Bessent’in “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı girişimle kampanyasını tırmandırdı.

ABD, yaklaşık 60 kuruluş, kişi ve gemiye yaptırımlar uyguladı ve deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörlerde İran’la iş yapanlara yönelik ikincil yaptırımların kapsamını genişletti.

Beyaz Saray geçen hafta İstanbul merkezli Golden Global Bank’ı, Çin’in İran petrolü karşılığında ödediği büyük meblağları Devrim Muhafızları’na aktardığı gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.

İran üzerindeki baskı giderek artmasına rağmen, ABD Başkanı Donald ​Trump savaşın Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonraya kadar sona ermeyeceğini öngördü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English