Bizi Takip Edin

Avrupa

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

Yayınlanma

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli ve Fransa’nın Ulusal Birlik (Rassemblement National – RN) partisinin lideri Marine Le Pen, haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde İspanyol parlamentosunun üçüncü büyük gücü olan sağcı VOX partisinin Madrid’de düzenlediği etkinlikte bir araya geldi.

Etkinlikte, ABD’li muhafazakâr düşünce kuruluşu Heritage Foundation’ın başkan yardımcısı ve eski Beyaz Saray çalışanları Matt ve Mercedes Schlapp tarafından temsil edilen eski ABD Başkanı Donald Trump büyük alkış aldı.

VOX ve Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri’ni de bünyesinde barındıran Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubu, VOX tarafından düzenlenen “Europa VIVA 24” etkinliği kapsamında hafta sonu İspanya’nın başkentinde manifestosunun büyük bölümünü sundu.

“Güçlü ve egemen bir Avrupa”nın savunulması, Brüksel bürokrasisinin azaltılması, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi ve Yeşil Mutabakat’ın gözden geçirilmesi seçimler öncesinde ECR’nin önceliklerinden bazıları.

Muhafazakârlar, yasadışı göç ve AB’nin iklim politikasına karşı güçlü mesajlarla kampanyalarını gayri resmi olarak başlatırken, Gazze’deki savaşında İsrail’i desteklediklerini ilan ettiler.

Orbán, Le Pen ve Meloni konuştu

ECR’nin manifestosunun ve VOX’un AB siyasi yarışına yönelik programının sunumu medyada büyük ilgi gördü. VOX lideri Santiago Abascal’ın kişisel dostu olan Javier Milei ve Le Pen Madrid’de hazır bulunurken, Meloni ve Orbán etkinliğine video konferans yoluyla katıldılar.

Meloni video konuşmasında, “Belirleyici bir seçimin arifesindeyiz (…). Şimdi seferberlik zamanı, sokaklara dökülme zamanı. Çıtayı yükseltmenin zamanı geldi, son güne kadar mücadele etmeliyiz,” dedi.

Orbán ise mesajında “Sevgili İspanyol dostlar, biz yurtseverler Brüksel’i işgal etmeliyiz,” dedi.

Orbán, Avrupa seçimleri için yürütülen kampanyayı, “kitlesel yasadışı göçü serbest bıraktığını” ve “çocuklarımızı cinsiyet propagandasıyla zehirlediğini” söylediği Brüksel’e karşı “büyük bir ortak savaş” olarak tanımladı.

Orban’a göre VOX siyasetçileri ve aktivistleri, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın kampanya sloganı “Make America Great Again”e (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) atıfta bulunarak “Avrupa’yı yeniden büyük yapmaya” yardımcı olabilecek “adanmış savaşçılar.”

VOX’un, “Avrupa’yı yeniden canlandırmak için Avrupa düzeyinde güvenilebilecek İspanyol yurtsever hareketini temsil ettiğini” öne süren Le Pen, “Bugün Avrupa Birliği’nin yönünü değiştirmek isteyen çok kişi var ve 9 Haziran’’da daha da çoğalacağız,” dedi.

Le Pen, Avrupa Komisyonu’nun “Avrupa uluslarının egemenliğini sonsuza kadar ellerinden alırsa”, bunun sonuçlarının ülkelerin geleceği açısından felaket olacağını savundu.

Avrupa Parlamentosu’nda VOX ile çalışma arzusunu açıkça ifade eden Fransız lideri, Avrupa Komisyonu’nun mevcut başkanı Ursula von der Leyen ve müttefiklerini “tekdüzeliğe boyun eğmiş” bir AB istemekle suçladı ve “Biz Avrupa’nın savunucularıyız, onlar ise yıkıcıları,” diye uyardı.

İsrailli bakan: Radikal islama karşı batı medeniyetini savunuyoruz

Haaretz’in aktardığına göre Chikli, Vox lideri Abascal ve Le Pen’in arasındaki ön sıradaki koltuğundan seyircilerin coşkulu alkışları arasında sahneye çıktı ve 7 Ekim hakkında konuşarak bunu “radikal islamın çürümüş meyvesi” olarak nitelendirdi.

Gazze’de hâlâ esir tutulan İsrailli rehineler Noa Argamani ve Bibas ailesine atıfta bulunan ve bir Hamas üyesinin Gazze’deki ailesiyle yaptığı ve “kaç İsrailliyi öldürdüğünü kutladığı telefon görüşmesinin metnini” okuyan Chikli, “Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir. Ama aynı şekilde tecavüzcüleri ve katilleri yetiştirmek için de bir köy gerekir,” dedi.

Chkli, İsrail’in Gazze’deki askeri harekatını “istemediğimiz bir savaş, çocuklarımızın ve özgür dünyanın iyiliği için savaşmaktan ve kazanmaktan başka seçeneğimiz olmayan bir savaş” olarak nitelendirdi.

Bakan 15 dakikalık konuşması boyunca “dünya çapında radikal islam tehdidine” birçok kez geri döndü. Chikli bir noktada, “Bu savaş sadece Gazze, İsrail Devleti ya da hatta Ortadoğu ile ilgili değil. Bu, radikal islama karşı batı medeniyetinin geleceği için varoluşsal bir savaştır,” dedi ve kongrede bulunan kalabalık buna “alkış patlamasıyla” karşılık verdi.

İsrailli bakan, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’i Filistin devletini savunduğu için eleştirirken, Vox lideri Abascal’a övgüler yağdırdı ve aralık ayında İsrail’e yaptığı ziyaret için teşekkür etti.

Chikli, “Diğerlerinin aksine, bunu fotoğraf çektirmek ya da sıra savmak için yapmadınız. Diğerlerinin aksine, iyi yüreğiniz sizi Hamas ve İran yerine İsrail Devleti’nin yanında yer almaya yöneltti. Gerçeğin yanında durduğun için teşekkürler Abascal,” dedi.

Chikli daha sonra, kendi deyimiyle “pervasız göç politikalarının” Avrupa için yarattığı tehdide geri döndü. “Genellikle dini fanatizmin yuvası haline gelen islami göçmenlerle dolu gettoları” eleştirdi ve “çok kültürlülüğün” reddedilmesi çağrısında bulunarak bu kavramı “bu kıtayı varoluşsal tehlikenin eşiğine getiren tam bir başarısızlık” olarak nitelendirdi.

Chikli sözlerini, İspanyollara “sağduyularını” kullanarak İsrail’e geçen hafta gerçekleşen Eurovision şarkı yarışmasında mümkün olan en yüksek puanı verdikleri için teşekkür etti ve “Sessiz çoğunluk sözünü söyledi,” dedi.

Likud-Avrupa sağı bağları güçleniyor

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun partisi Likud’un üyesi olan Chikli, bir süredir Avrupa’daki ‘milli muhafazakâr’ olarak nitelendirilen sağcı partilerin etkinliklerine katılıyor.

Aralık ayında Chikli, “ahlaki göreceliliğin Batı medeniyetini çökertmekle tehdit ettiği alacakaranlıkta, ahlaki netliğin bir feneri olarak duran bir hakikat adamı” olarak nitelendirdiği Vox başkanı Santiago Abascal ile bir araya gelmişti.

Chikli geçtiğimiz ay da Macaristan’daki Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansına (CPAC) katılmış ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı “İsrail’in destekçisi” olarak övmüştü.

Chikli, Avrupa sağında önemli bir yer kaplayan “Büyük Yer Değiştirme” teorisini destekleyen ve özellikle Müslüman ülkelerden gelen Avrupa göçüne atıfta bulunan ve nazilerle ilişkilendiriken “omvolking” (“yeniden nüfuslanma”) terimini kullanan Belçika’nın Vlaams Belang partisinin başkanı Tom Van Grieken ile birlikte konuşmuştu.

Chikli bu yılın başlarında İsveç’in sağcı partisi İsveç Demokratları ile de bir araya gelmişti. İsveç parlamentosunun ikinci büyük partisi olan bu partinin geçmişinde Naziler bulunuyor ve üyeleri son yıllarda bile neo-Nazi hareketlerle bağlantıları olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. İsrail şu ana kadar parti ile resmi bağlar kurmaktan kaçındı ancak İsveç Demokratları kendilerini “İsveç’teki en İsrail yanlısı parti” ilan etti.

Ocak ayında Krakow’da Avrupa Yahudi Derneği tarafından düzenlenen bir konferansta Chikli, resmi sıfatının kendisini İsrail’in Gazze’deki işgaline karşı uluslararası protestolara katılan Diaspora Yahudileriyle ittifak kurmaya teşvik etmeyeceğini söylemişti.

Jewish Telegraphic Agency’ye verdiği demeçte Chikli, “‘Nehirden denize, Filistin özgür olacak’ diye bağıran bir kalabalığın arasında kendini evinde hisseden bir Yahudi’yi ben Yahudi olarak görmüyorum. Onunla bir köprü kurmak istemiyorum,” demişti.

Milei diplomatik kriz çıkardı

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ise, “solcuları” yerdiği ve serbest piyasa kapitalizmini savunduğu konuşmasıyla ayakta alkışlandı.

Öte yandan, “uygulanan politikaların kalıcı olması ve gelecekte özgürlüklerini savunan ve ülkesinde (örneğin Kuzey Kore veya Küba’da) ‘futbolu bile kontrol eden’ sosyalistler tarafından ayaklar altına alınmalarına izin vermeyen vatandaşların olması için” bir hükümet açısından da gerekli olan “kültürel savaşı” teşvik etti.

Milei sözlerini, “Batıyı büyük yapan değerleri savunmaya geri dönelim: yaşam, özgürlük ve mülkiyet,” diyerek tamamladı.

Vox lideri Santiago Abascal’a, “Anneler Günü’nde Adem’den daha yalnız olduğum zamanlarda” kurduğu dostluk için teşekkür eden Milei, sosyalizmin “lanetli ve kanserli” olduğunu ve “ölüme davetiye çıkardığını” söyledikten sonra, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in eşi için “yozlaşmış” deyince diplomatik bir krizi tetikledi.

Milei’nin sert sözlerine karşılık olarak İspanya, Buenos Aires Büyükelçisi María Jesús Alonso’yu istişarelerde bulunmak üzere geri çağırdı.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares pazar günü, “son derece ciddi” olarak değerlendirdiği sözleri için Milei’den “kamuoyu önünde özür dilemesini” talep etti. Özür gelmediği takdirde İspanya’nın “egemenliğini ve haysiyetini” korumak için “uygun tedbirleri” alacağını duyurdu.

Bakan, Milei’nin sözlerinin “her türlü siyasi ve ideolojik farklılığı aştığını” ve “uluslararası ilişkiler tarihinde ve hatta güçlü kardeşlik bağlarıyla birleşmiş iki ülke ve iki halk arasındaki ilişkiler tarihinde eşi benzeri görülmemiş” olduğunu belirtti.

Avrupa sağı oylarını artırıyor: ECR programı açıklandı

Avrupa Parlamentosu’nda sağcı oluşumlara ev sahipliği yapan iki grup, VOX’un yanı sıra İtalya’nın Kardeşleri ve Polonya’nın eski iktidar partisi Hukuk ve Adalet’in (PiS) yer aldığı ECR ile RN, Almanya için Alternatif (AfD) ve Matteo Salvini’nin Lega’sına ev sahipliği yapan Kimlik ve Demokrasi (ID).

Euractiv için yapılan en son Europe Elects projeksiyonu, ECR ve ID’nin 83’er AP üyesi kazanacağını gösteriyor. ID, 2019 seçimlerinde 73 ve ECR 62 vekil kazanmıştı.

Meloni ECR’nin şu anki başkanı ve grubun Başkan Yardımcısı İspanyol VOX Milletvekili Hermann Tertsch.

Seçim bildirgesinde ECR, diğer hususların yanı sıra “ulusal kimliğin korunması, vatandaşların güvenliği ve sınırların güçlendirilmesi konularındaki kesin kararlılığını” ifade ediyor.

Buna ek olarak ECR grubu, “gücün Brüksel’de gereksiz yere merkezileştirilmesini” reddederken, AB’nin “üye devletlerin egemenliğine ve geleneklerine saygı gösterecek ve bunları koruyacak” şekilde reforme edilmesini öneriyor. Ayrıca “güçlü bir Avrupa savunması”, Ukrayna’ya askeri desteğin güçlendirilmesi ve NATO’nun GSYİH’nin %2’si çağrısı doğrultusunda tüm ortakların savunma bütçelerinin arttırılması çağrısında bulunuyor.

Manifestoda ayrıca ECR’nin AB’nin sınırlarını güvence altına almak için “kapsamlı bir göç stratejisi” çağrısında bulunduğu ve bu stratejinin diğer girişimlerin yanı sıra Avrupa’da “sadece” “gerçek mültecilere” sığınma hakkı verilmesini de içereceği belirtiliyor.

ECR grubu ayrıca Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) gözden geçirilmesini istiyor ve “Tarladan Sofraya” stratejisinin güçlendirilmesinin yanı sıra Yeşil Mutabakat’ın sektörün “sosyo-ekonomik refahına” öncelik verecek şekilde revize edilmesini savunuyor. 

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English