Rusya
Miroşnik: ‘Batı, Ukrayna’yı Rusofobik bir intihar devletine dönüştürdü’

Rusya Dışişleri Bakanlığı Kiev Rejimi Suçları Özel Temsilcisi Rodyon Miroşnik, Ankara’daki Rus Evi’nde düzenlenen ‘Ukrayna Krizi: Doğuşu ve Çözüm Yolları’ başlıklı etkinlikte, Kiev rejimini insanlık suçları işlemekle suçladı ve Batı’nın Ukrayna’ya müdahalesini eleştirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Kiev Rejimi Suçları Özel Temsilcisi Rodyon Miroşnik, pazartesi günü Ankara’daki Rus Evi’nde düzenlenen “Ukrayna krizi: Doğuşu ve çözüm yolları” başlıklı bir etkinlikte konuştu.
Etkinlikte Ukrayna krizi ve çözüm yolları ele alındı.
Miroşnik, konuşmasında Kiev rejimini sivillere karşı suç işlemekle itham etti. “5 binden fazla insan yaralandı ve bu insanlar sivil. Yani asker değiller. Sadece o bölgede yaşayan yerli insanlar arasında bu kadar çok insan yaralandı,” diyen Miroşnik, dron saldırıları sonucu binlerce insanın hayatını kaybettiğini belirtti. Miroşnik, Belgorod, Kursk ve Donetsk oblastında binlerce insanın dron saldırıları sonucu yaralandığını da sözlerine ekledi.
Fotoğrafların gerçeği yansıttığını vurgulayan Miroşnik, “Fotoğraflarda bulunan her bir fotoğraf gerçek olduğu için, bu yüzden binlerce kilometre öteye bu gerçeği taşımakla mükellefiz. Kiev rejimini, işledikleri insanlık suçlarını, temel insan haklarını ihlal edip verdikleri suçları, hepsini bu etrafımızda fotoğraflarda görebilirsiniz,” diye konuştu.
Miroşnik, Ukrayna krizinin 3 yıl önce başladığını belirterek, “Tam 3 yıl önce Rusya, Ukrayna topraklarından gelen bu ordudan tehdit ve Donbass halkına, Ruslara, Rusça konuşanlara, Rus destekçilerine ve Ukrayna’da orduda zarar edip ayrımcılık nedeniyle ve soykırım nedeniyle özel askeri operasyonu başlattı,” dedi.
Batı’nın Ukrayna’daki rolüne de değinen Miroşnik, “Batı tarafından desteklenen ve finanse edilen devlet darbesi sonucu iktidara gelen Kiev rejimi, aktif şekilde bu insanlık dışı politikayı izledi. Ancak bu sadece buzdağının görünen kısmıydı. Bu, en az 25 yıl boyunca Batı’nın Ukrayna’nın iç işlerine pervasızca müdahale ederek devleti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmasının bir sonucuydu,” ifadelerini kullandı.
‘Batı, Ukrayna’yı Rusofobik bir intihar devletine dönüştürdü’
Batı’nın Ukrayna ile ilgili temel amacının Ukrayna’yı Rusya’nın etkisinden çıkarmak olduğunu savunan Miroşnik, “Onu aynı zamanda Rusofobik bir intihar devletine dönüştürerek kendi çıkardığı neo-Nazileri Rusya’ya zarar vermeye hazır hale getirdi,” diye konuştu.
1999 yılında Viktor Yuşçenko’nun Ukrayna başbakanı olduğunu hatırlatan Miroşnik, Yuşçenko’nun eşi aracılığıyla Amerikan istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğunu iddia etti.
Miroşnik, “Eşi Amerikalı Catherine Clary’de uçakta tanışmış ve kısa süre sonra evlenmişler. Eşinin CIA’yla bağlantıları olduğu aşikar,” diye konuştu.
2004 yılında Batı’nın Ukrayna’da Maydan adlı büyük ölçekli protesto eylemlerini hazırlayıp finanse ettiğini öne süren Miroşnik, “Yuşçenko için başarısız geçen seçimlere doğrudan müdahale etti. Bu müdahale sözde bağımsız yapılar olan Demokrasi ve İnsan Hakları Bürosu ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların katılımıyla, seçimlerin yasa dışı bir üçüncü turunu organize ederek, aslında Yuşçenko’nun Ukrayna Cumhurbaşkanlığına atanmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirdik,” ifadelerini kullandı.
2014 yılında Batı’nın Ukrayna’da askeri-milliyetçi birliklerin ve radikal siyasi örgütlerin desteğiyle bir darbe organize etmeye karar verdiğini söyleyen Miroşnik, “Halkın iradesine karşı muhalefetin şiddet kullanarak, silah zoruyla iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından Batılı partnerler bunu devlet darbesi olarak deyip, demokrasi ve özgürlüğün zaferi olarak adlandırdılar,” dedi.
Miroşnik, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Victoria Nuland’ın Ukrayna’da demokrasinin teşvikine 5 milyar dolar harcandığını itiraf ettiğini belirtti.
Bu miktarın büyük bir kısmının ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı bütçesinden Ukrayna muhalefetine yönlendirildiğini ifade eden Miroşnik, Batı’da eğitim almış ve George Soros’un Yeniden Doğuş Fonu gibi yapılar tarafından yetiştirilmiş kişilerin Ukrayna’da iktidara geldiğini savundu.
Kiev rejiminin, iktidara gelişinden iki ay sonra Ukrayna anayasasını ihlal ederek ordu ve radikal milliyetçi birlikleri kullanarak Donbass’ta savaş başlattığını ifade eden Miroşnik, 14 Nisan 2014’te Ukrayna geçici cumhurbaşkanı Turçinov’un kendi halkına karşı terörle mücadele operasyonu başlatılmasına dair anayasaya aykırı bir kararname imzaladığını söyledi.
Yetkili, “Bu tarih, Ukrayna’daki savaşın resmi olarak başladığı an,” dedi. 11 yıldır süren savaşta Donbass ve Rusya’da 15 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini, 30 binden fazla insanın ise yaralandığını aktaran Miroşnik, Ukrayna yönetiminin bu sayıları tam olarak açıklamadığını belirtti.
Miroşnik, Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakerelere de değinerek, dışişleri bakanları düzeyinde Suudi Arabistan’da hazırlık görüşmelerinin gerçekleştiğini ve taraflar arasında temas sağlandığını söyledi.
Şu anda tarafların müzakerelerle krizden çıkış yollarını ele aldığını belirten Miroşnik, Rusya’nın müzakereler sırasında krizden kurtulmanın pek çok yolunu tartıştığını ancak haziran ayından beri Rusya’nın kendi duruşunu net bir şekilde belli ettiğini ve bu duruşa bağlı kaldığını ifade etti.
Yetkili, Rusya’nın duruşunun tüm Rusya halkının güvenliğinin sağlanması ve geri alınan topraklardaki halkın korunması olduğunu vurguladı.
‘Ukrayna, neo-Nazi düşünce şeklinden vazgeçmediği sürece krizin çözülmesinin mümkün değil’
Ukrayna ordusunun askeri gücünün 80-100 bin seviyesine indirilmesi, uzun menzilli silahların ve hava kuvvetlerinin ortadan kaldırılması gerektiğini savunan Miroşnik, Ukrayna’nın neo-Nazi düşünce şeklinden vazgeçmediği sürece krizin çözülmesinin mümkün görünmediğini dile getirdi.
Rusya’nın kendi anayasal topraklarından vazgeçmesinin söz konusu olmadığını vurgulayan Miroşnik, bu bölgelerin tamamen Rusya Federasyonu’nun kontrolüne geçmesi gerektiğini söyledi.
Rusya’nın çatışmanın gerekçesiz bir şekilde dondurulmasını kabul etmediğini belirten Miroşnik, bunun ilerleyen süreçte daha büyük tırmanışlara ve zorluklara yol açacağını ifade etti.
Miroşnik, Kiev rejimi liderliğinin işlediği suçların ve kanlı savaşı başlatmanın sorumluluğunu üstlenmesi ve hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini söyledi. Müzakerelerin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve sürecin önemli destekçileri olduğu gibi karşı çıkanların da mevcut olduğunu belirten Miroşnik, adil bir çözüm yolu bulmanın zaman gerektireceğini dile getirdi.
Miroşnik, Batı’nın Ukrayna’ya karşılıksız destek vereceği ilüzyonunun ortadan kalktığını ve ABD Başkanı’nın Kiev’den verilen destek karşılığında 500 milyar dolar talep ettiğini iddia etti. Ayrıca Ukrayna’nın doğal kaynaklarını ABD’ye devretmesi karşılığında bir anlaşma yapıldığını öne süren Miroşnik, AB’nin ise anti-Trump koalisyonu oluşturmaya çalışarak Kiev’e finansal desteği sürdürmek ve Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaş sonuna kadar kullanmak istediğini savundu.
Fakat AB’nin desteği olmadan imkanlarının sınırlı olduğunu belirten Miroşnik, Avrupa Birliği ülkelerinin Ukrayna’ya aktardıkları her şeyin kanlı bir savaşa destek olmaktan başka bir şey yapmadığını bildiklerini söyledi.
Miroşnik, bu sebeple Amerika ve Rusya arasındaki müzakerelerde Avrupa ülkelerinin yer almadığını, çünkü sergiledikleri duruşun Rusya’nın sergilediği duruşla örtüşmediğini ifade etti.
Ukrayna yönetiminin kendi halkına baskı uyguladığını ve muhalif partileri yasakladığını kaydeden Miroşnik, Ukrayna hapishanelerinde siyasi gerekçeli maddeler uyarınca yaklaşık 10 bin kişinin tutulduğunu ve baskı ve tutuklamalardan kaçınmak için 10 binlerce kişinin ülkesini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.
Ukrayna’da televizyon kanallarında sansür uygulandığına dikkat çeken Miroşnik, Ukrayna’da medya üzerinde ciddi sansür uygulamaları başlatıldığını ve hükümete bağlı olmayan bağımsız medya kuruluşlarının kapatıldığını belirtti.
Ukrayna nüfusunun neredeyse yarı yarıya azaldığını söyleyen Miroşnik, 2014 yılında gerçekleşen darbe öncesinde Ukrayna’nın nüfusunun 40 milyonun üzerinde olduğunu ancak şu anki Kiev hükümetinin nüfus sayımı yapmadığını veya verileri gizlediğini iddia etti.
Birleşmiş Milletler verileri de dahil olmak üzere kesin olarak bilinenin, Ukrayna topraklarından Avrupa Birliği’ne en az 6,5 milyon kişinin göç ettiği olduğunu belirten Miroşnik, sınırlar henüz açıkken Rusya’ya en az 3,5 milyon kişinin geçtiğini ve referandumların düzenlendiği bölgelerle birlikte yaklaşık 10 milyon kişinin ise Rusya’ya katılımı gönüllü olarak kabul ettiğini aktardı.
‘Ukrayna, Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline geldi’
Ukrayna’nın Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline geldiğini söyleyen Miroşnik, Ukrayna’nın 2024 devlet bütçesinin yüzde 50’sinden fazlasını diğer devletlerden veya uluslararası kuruluşlardan alınan dış yardımların oluşturduğunu belirtti.
Ukrayna’nın barış döneminde dahi kendini bağımsız bir şekilde geçindirebilecek durumda olmadığını ifade eden Miroşnik, Ukrayna’da silah zoruyla seferberlik sürecinin başlatıldığını ve askeri personel alım merkezlerine halkı yakalama ve zorla cepheye gönderme yetkisi verildiğini söyledi. Miroşnik, şu an Ukrayna’nın 18 yaşından itibaren bütün erkekleri de seferber etmek için şartları kabul ettiğini dile getirdi.
Miroşnik, Kiev rejiminin 3 yıl önce Donbass’taki sorunu askeri yolla çözmeye kalkışarak durumu daha da kötüleştirdiğini ve Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetlerine saldırıda bulunduğunu belirtti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donbass halkını koruma kararı aldığını ve Lugansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ni tanıdığını söyleyen Miroşnik, bu cumhuriyetlerle imzalanan anlaşmalar temelinde özel askeri operasyonun başlatıldığını ifade etti.
Miroşnik, Rusya’nın askeri operasyonun başlangıcında Ukrayna’nın ele geçirdiği ancak şimdi Rusya’nın tekrar kontrolüne geçtiği bölgeleri harita üzerinde gösterdi.
Ukrayna ordusunun Rusya’nın Kursk oblastına yönelik Batılı ülkelerin desteğiyle gerçekleştirdiği saldırının amacının Rusya’yı Donbass yönündeki taarruzunu durdurmaya ve Kursk bölgesine güç sevk etmeyi durdurmaya zorlamak, Ukraynalı militanların bazı başarılarını öne sürerek Kiev rejiminin finansman ve desteğinin devamını sağlamak ve ABD başkanlık seçimlerinde başkan adayı Kamala Harris’i desteklemek olduğunu öne sürdü.
Kursk’taki çatışmalar
Fakat Zelenskiy tarafından belirlenen hedeflerin hiçbirinin gerçekleştirilemediğini belirten Miroşnik, Rusya’nın Donbass yönündeki taarruzunu sürdürerek 2 bin kilometrekareden fazla alanı kurtardığını ve Ukrayna birliklerinin Kursk oblastında daha önce ele geçirdikleri toprakların üçte ikisi üzerindeki kontrolü kaybettiğini söyledi.
Miroşnik, Ukrayna’nın bu saldırının bedelini 60 binden fazla askerin hayatıyla ödediğine işaret etti.
Kursk oblastında birkaç gün önce bulunduğunu belirten Miroşnik, Ukrayna silahlı oluşumlarının işlediği suçlara dair bilgiler paylaştı.
Ukrayna birlikleri tarafından ele geçirilen yerleşim yerlerinin tamamen yağmalandığını, yakıldığını ve sivil konutları ile altyapıların tahrip edildiğini söyleyen Miroşnik, savaş bölgesinden ayrılmaya çalışan sivillerin ateş açıldığını ve şiddete maruz kaldıklarını belirtti.
Miroşnik, çatışma bölgesinden yaklaşık 150 bin sivilin tahliye edildiğini, işgal altında kalan sivillerin ise Ukraynalı militanların şiddetine, infazlarına ve yağmalarına maruz kaldığını ifade etti.
Yetkili, tahliye edilen sivillerden biriyle konuştuğunu ve söylenene göre orada kalmak zorunda kalan sivillerin yani tahliye edilemeyen sivillerin sadece yarısının hayatta kalabildiğini aktardı.
Son bir yıl içinde Ukraynalı militanlar tarafından Rusya’nın sivil hedeflerine Batılı ülkelerin sağladığı 90 binden fazla mühimmat ateşlendiğini söyleyen Miroşnik, kullanılan silahlar arasında yasaklı kümülatif mühimmatlar, mayınlar, uzun menzilli füzeler ve çok namlulu roket sistemleri yer aldığını belirtti.
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









