Bizi Takip Edin

Diplomasi

NBA, Avrupa basketboluna kancayı attı

Yayınlanma

ABD’nin en üst düzey basketbol ligi NBA, Avrupa pazarını ele geçirmek için milyonlarca dolarlık bir plan hazırladı.

LeBron James ve Steph Curry gibi dünya çapında süperstarların oynadığı Ulusal Basketbol Birliğini Avrupa’da yaygınlaştırma hedefi bazı önemli başkentleri kapsayacak bir model etrafında şekilleniyor.

Öte yandan Avrupalı yetkililer ve büyük spor ligleri, NBA’in planı 2027 yılında kıtanın önemli şehirlerinde faaliyete geçmeden önce engellemeye çalışıyor.

NBA destekli Avrupa yarışmasının savunucuları, Avrupa’da yerel turnuvalarda, örneğin Euroleague’de büyük kârlar elde edemeyen, fakat geniş kitlelerce sevilen bir spor dalı için bu yarışmanın önemli bir yatırım olacağını düşünüyor.

Karşıt görüştekiler ise, bu küresel devin kıtaya girişinin ulusal basketbol liglerini boğacağını ve bunun yerine Amerikan şirketlerine para akışını artıracağını savunuyor.

NBA, takımların kapalı liglerde kalıcı yerlerini korudukları, takım sahiplerine önemli gelirler sağlayan ve sadece Avrupa’nın en iyi futbol kulüpleriyle boy ölçüşebilecek yüksek ücretli süperstarlar yaratan Amerikan spor modeli altında faaliyet gösteriyor.

Avrupa basketbolu ise ligler arası yükselme ve düşme sistemine ve piramit yapılı bir yapı içindeki dayanışma ödemelerine dayanıyor.

Bu kapsamda NBA ve FIBA pazartesi günü, önümüzdeki ay Avrupa’da planladıkları yeni lige katılmak üzere takımlar ve sahiplerle görüşme sürecini başlatacaklarını açıkladı.

Beklenildiği gibi, lig hem kalıcı yerler hem de FIBA Basketbol Şampiyonlar Ligi veya sezon sonu turnuvası aracılığıyla yıllık bazda “liyakat temelli bir yol” sunacak ve FIBA’ya bağlı Avrupa ligindeki her takımın katılma şansı olacak.

FIBA genel sekreteri Andreas Zagklis, “Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor,” dedi.

Yeni ligin birçok detayı henüz resmi olarak kesinleşmedi. Bunlar arasında ligin ne zaman başlayacağı (hedef Ekim 2027) ve ilk sezonda kaç takımın yer alacağı da bulunuyor.

NBA ve FIBA’nın incelediği modeller arasında 16 takımlı bir lig bulunuyor. Bu ligde 12 takım “kalıcı” yer alırken, diğer dört takım eleme maçları ile lige katılma hakkı kazanacak.

ESPN’e göre yeni ligin kurulması yönündeki çabalar, 2024 Paris Olimpiyatları öncesinde yoğunlaşmaya başladı. Bu yılın başlarında Zagklis ve mevcut NBA komisyoneri Adam Silver, New York’ta düzenlenen bir basın toplantısında NBA ve FIBA’nın bu projeyi hayata geçireceğini duyurdu.

O günden bu yana işler hızla ilerledi ve bu yaz JPMorgan ve Raine Group, belirli finansal konularda danışmanlık yapmak üzere projeye dahil oldu.

Silver, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi,” dedi.

NBA-FIBA girişiminin şu anki hedef ülkeleri arasında İngiltere (potansiyel ev sahibi şehirler Londra ve Manchester), Fransa (Paris ve Lyon), İspanya (Madrid ve Barselona), İtalya (Roma ve Milano), Almanya (Münih ve Berlin), Yunanistan (Atina) ve Türkiye (İstanbul) bulunuyor.

NBA, ocak ortasında Avrupa’da iki normal sezon maçı düzenleyecek. Memphis Grizzlies ve Orlando Magic, Berlin ve Londra’da karşılaşacak.

NBA-Avrupa işbirliğini Londra ve Manchester gibi basketboldan ziyade güçlü futbol kulüpleri ile tanınan şehirlere taşıma girişimi, Körfez ve Amerikan sermayesiyle büyüyen buradaki önemli Premier Lig kulüplerini (Chelsea, Manchester City, Manchester United) yeni modele çekme girişimi olarak görülüyor.

POLITICO’nun aktardığına göre NBA yöneticileri, projenin desteklenmesi konusunda Avrupa’nın en büyük çoklu spor kulübü sahipleri ve takım yetkilileriyle görüşmeler yapmaya başladı bile.

Bu durum kıtanın spor camiasının diğer kesimlerinde tedirginlik yarattı. Üst düzey bir Avrupalı hükümet yetkilisi, “NBA Avrupa’yı desteklemememizin ana nedeni, kapalı liglerin ve müsabakaların sadece ticari açıdan başarılı kulüplerin en üst yüzde birine fayda sağlaması, fakat ulusal düzeyde spora önemli zarar vermesi,” dedi.

AB, Avrupa’da spor faaliyetlerini yönetmese de, sporun faaliyet gösterdiği pazarı denetliyor.

AB Spor Komiseri Glenn Micallef, POLITICO’ya verdiği demeçte, AB düzeyinde de dahil olmak üzere, politika yapıcılar olarak rekabet müktesebatını korumakla yükümlü olduklarını, fakat aynı zamanda “mahkeme kararlarında defalarca vurgulanan dayanışma, açıklık ve adalet gibi daha geniş AB değerlerine de tam anlamıyla önem vermekle yükümlü olduklarını” kaydetti ve şunları ekledi:

“Mevcut tartışma, bu dengenin yeniden ayarlanması gerektiğini ve Avrupa sporunun bütünlüğünü ve piramit modelini korumak için bu değerlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini gösteriyor.”

Avrupa’da yarı kapalı Amerikan tarzı bir futbol ligi kurma yönündeki önceki girişim  2021 yılında 12 önde gelen kulübün yaptığı bir “Süper Lig” teklifiydi ve siyaset dünyası ile kamuoyunun direnişiyle karşılaşmıştı.

Basketbol ise biraz farklı bir durumda, çünkü kıtanın en önemli basketbol ligi Euroleague zaten yarı kapalı bir yarışma ki bu tasarım, yüzyılın başında başlatıldığından beri önemli tepkilerle karşılaşmıştı.

Fakat NBA’in pozisyonunu eleştirenler Roma, Berlin ve Madrid dahil olmak üzere 12 şehirde potansiyel lansmanla ilgili yoğun görüşmelerin yoğunlaşmasıyla birlikte alarm zillerini çalıyor.

Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) üst düzey yetkilileri, bu ayın başında Brüksel’de Micallef ve AB’nin önemli spor figürleriyle bir araya geldi. Toplantıda, yarı kapalı bir yapıya sahip fakat ulusal liglerinde iyi performans gösteren kulüplere Avrupa’ya açılan bir yol sunan yeni ligin Avrupa’da bir başarı öyküsü olacağına dair ısrarcı bir tavır sergilediler.

Toplantı sonrasında Micallef, “Avrupa basketbolundaki güncel gelişmeler, kapalı lig modelleriyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri ortaya koyuyor,” dedi ve bu sözleri, Amerikan spor modeline yönelik ince bir uyarı olarak yorumlandı:

“Ayrıca, bu tür yatırımların, sağlam yönetişim ilkelerine saygı gösterdiği ve Avrupa’nın spor değerleri, gelenekleri ve yapılarıyla uyumlu olduğu sürece hoş karşılanabileceği ve faydalı olabileceği kabul edilerek, sporda yatırımın artan rolü üzerine düşünmeye davet ediyorlar. Ayrılıkçı yarışmalar genellikle büyüme ve istikrar vaat ederken, açık rekabeti kısıtlamak ulusal liglerin ve daha geniş spor piramidinin aleyhine olur: diğer spor dallarının dikkatle dikkate alması gereken bir ders.”

İki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği demece göre, İspanya futbol ligi La Liga, NBA ile bir toplantı düzenleyerek, sunulan formatın Avrupa spor modeline aykırı olduğunu ve uygulanması halinde AB kurumları ve Avrupa’daki diğer spor kuruluşlarının şiddetli muhalefetiyle karşılaşacağını vurguladığını söyledi.

Müzakereler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir yöneticiye göre, NBA yetkilileri geçtiğimiz yıl boyunca büyük Avrupa futbol ve çoklu spor kulübü sahiplerine basketbol projesine katılmaları konusunda yaklaşımlarda bulundu.

NBA Komiseri Adam Silver ve yardımcısı Mark Tatum, PSG spor kulüpleri grubunun bir parçası olarak Katar Spor Yatırımlarını Paris’te yeni bir franchise sahibi olmaya ikna etmek için Doha’nın güçlü spor liderlerinden Paris Saint-Germain sahibi Nasser al-Khelaifi ile düzenli olarak görüşüyorlar.

Yönetici, Amerikalı spor patronlarının Barcelona ve Real Madrid ile de görüşmeler yaptığını söyledi.

Silver yaptığı açıklamada, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi. FIBA ile birlikte, Avrupa’da bu sporun potansiyeli konusunda bizimle aynı vizyonu paylaşan potansiyel kulüpler ve sahiplik gruplarıyla işbirliği yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz,” dedi.

Pazartesi günü iki tarafın Avrupa’daki genişlemeyi sürdürdüğünü duyuran FIBA Genel Sekreteri Andreas Zagklis şunları söyledi:

“Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor. Proje, Avrupa’daki basketbol severlere büyük fayda sağlayacak bir domino etkisi yaratarak, oyuncular, kulüpler, ligler ve ulusal federasyonlar dahil olmak üzere tüm Avrupa basketbol ekosisteminin sürdürülebilirliğini artıracak şekilde tasarlanmıştır.”

AB’nin düzenleyici endişelerini gidermek isteyen NBA ve FIBA, Avrupa’daki basketbol ekosisteminin gelişimine finansal destek ve kaynak ayırmayı planladıklarını da ekledi.

NBA ve FIBA’nın ligde bazı “kalıcı yerler” olacağını duyurması, Avrupa için iktisadi faydalar konusunda da şüpheci olan Brüksel’de yaklaşan direnişin merkezinde yer alıyor.

Örneğin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) merkez sağ çoğunluk Avrupa Halk Partisi (EPP) grubundan milletvekili Bogdan Zdrojewski, “Yönetim ve ekonomik değer ne olacak? NBA Avrupa ile birlikte, bu risklerin Avrupa’dan süzülerek, yönetişimde hesap verebilirliğin eksikliğine ve Avrupa’da elde edilen iktisadi getirinin (televizyon hakları, sponsorluklar) sistematik olarak ABD merkezli holding kuruluşlarına aktarılmasına bağlı olarak şaşırtıcı derecede yüksek bir iktisadi değer kaybına yol açacağı görülüyor,” dedi.

Zdrojewski şöyle devam etti:

“İktisadi modelin, geleneksel kulüplerin dışlanarak küresel yatırım fonları ve devlet destekli kulüplerin lehine bir kurumsal değişime yol açma olasılığını dikkatle incelememiz gerekiyor. Bu kulüpler, tahmini 500 milyon ila 1 milyar dolarlık franchise kurulum ücretleri gibi çok yüksek maliyetleri karşılayabilecek tek kulüpler olacak.”

Geçen ay Brüksel’de düzenlenen AB spor bakanları toplantısında, İtalya, Fransa ve Slovenya dahil olmak üzere birçok ülke NBA’in planlarına karşı çıktı.

Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda da kısa süre önce, “Atlantik’in her iki yakasındaki basketbol organizasyonlarını, rekabet etmek yerine işbirliği yapmaya, Avrupa basketbolunun köklü geleneklerini dikkate almaya ve takdir etmeye, ticari çıkarların öncesinde değerlerin geldiğini unutmamaya” çağırmıştı.

Avrupa basketbolunu bugünkü haline getirenler de bu görüşe katılıyor. Mevcut en üst düzey yarışma Euroleague Basketball’un CEO’su Paulius Motiejunas, “Avrupa basketbolu tarih, kimlik ve topluluk üzerine kuruludur. Buradaki taraftarlar fethedilecek bir pazar değil, nesiller boyunca kulüpleri ayakta tutan insanlardır. Herhangi bir yeni proje, bunu saygı göstererek ve tüm piramidi güçlendirerek başlamalıdır: elit yarışmalar, yerel ligler ve taban organizasyonlar,” diye konuştu.

Motiejunas, hedefin gerçekten Avrupa’da basketbolu büyütmek olması halinde işbirliğinin mümkün olduğunu da ekledi.

Dahası, yeni Avrupa liginin, NBA için bir tür oyuncu havuzu, ABD’deki sistemle “G-League” olmasından da endişe ediliyor. Halihazırda NBA’de oynayan neredeyse her 6 oyuncudan 1’i Avrupalı ve şu anda ligin en değerli oyuncuları listesinde Nikola Jokic (Sırbistan), Luka Doncic (Slovenya), Giannis Antetokounmpo (Yunanistan) gibi Avrupalılar en tepede yer alıyor.

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

Yayınlanma

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.

29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.

AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.

Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.

Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.

Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:

“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”

Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.

Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Yayınlanma

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.

Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.

AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.

Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.

İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.

Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.

Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.

Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.

Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.

Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.

Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.

Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.

ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.

Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.

AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.

Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.

Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.

Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.

Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English