Bizi Takip Edin

Diplomasi

NBA, Avrupa basketboluna kancayı attı

Yayınlanma

ABD’nin en üst düzey basketbol ligi NBA, Avrupa pazarını ele geçirmek için milyonlarca dolarlık bir plan hazırladı.

LeBron James ve Steph Curry gibi dünya çapında süperstarların oynadığı Ulusal Basketbol Birliğini Avrupa’da yaygınlaştırma hedefi bazı önemli başkentleri kapsayacak bir model etrafında şekilleniyor.

Öte yandan Avrupalı yetkililer ve büyük spor ligleri, NBA’in planı 2027 yılında kıtanın önemli şehirlerinde faaliyete geçmeden önce engellemeye çalışıyor.

NBA destekli Avrupa yarışmasının savunucuları, Avrupa’da yerel turnuvalarda, örneğin Euroleague’de büyük kârlar elde edemeyen, fakat geniş kitlelerce sevilen bir spor dalı için bu yarışmanın önemli bir yatırım olacağını düşünüyor.

Karşıt görüştekiler ise, bu küresel devin kıtaya girişinin ulusal basketbol liglerini boğacağını ve bunun yerine Amerikan şirketlerine para akışını artıracağını savunuyor.

NBA, takımların kapalı liglerde kalıcı yerlerini korudukları, takım sahiplerine önemli gelirler sağlayan ve sadece Avrupa’nın en iyi futbol kulüpleriyle boy ölçüşebilecek yüksek ücretli süperstarlar yaratan Amerikan spor modeli altında faaliyet gösteriyor.

Avrupa basketbolu ise ligler arası yükselme ve düşme sistemine ve piramit yapılı bir yapı içindeki dayanışma ödemelerine dayanıyor.

Bu kapsamda NBA ve FIBA pazartesi günü, önümüzdeki ay Avrupa’da planladıkları yeni lige katılmak üzere takımlar ve sahiplerle görüşme sürecini başlatacaklarını açıkladı.

Beklenildiği gibi, lig hem kalıcı yerler hem de FIBA Basketbol Şampiyonlar Ligi veya sezon sonu turnuvası aracılığıyla yıllık bazda “liyakat temelli bir yol” sunacak ve FIBA’ya bağlı Avrupa ligindeki her takımın katılma şansı olacak.

FIBA genel sekreteri Andreas Zagklis, “Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor,” dedi.

Yeni ligin birçok detayı henüz resmi olarak kesinleşmedi. Bunlar arasında ligin ne zaman başlayacağı (hedef Ekim 2027) ve ilk sezonda kaç takımın yer alacağı da bulunuyor.

NBA ve FIBA’nın incelediği modeller arasında 16 takımlı bir lig bulunuyor. Bu ligde 12 takım “kalıcı” yer alırken, diğer dört takım eleme maçları ile lige katılma hakkı kazanacak.

ESPN’e göre yeni ligin kurulması yönündeki çabalar, 2024 Paris Olimpiyatları öncesinde yoğunlaşmaya başladı. Bu yılın başlarında Zagklis ve mevcut NBA komisyoneri Adam Silver, New York’ta düzenlenen bir basın toplantısında NBA ve FIBA’nın bu projeyi hayata geçireceğini duyurdu.

O günden bu yana işler hızla ilerledi ve bu yaz JPMorgan ve Raine Group, belirli finansal konularda danışmanlık yapmak üzere projeye dahil oldu.

Silver, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi,” dedi.

NBA-FIBA girişiminin şu anki hedef ülkeleri arasında İngiltere (potansiyel ev sahibi şehirler Londra ve Manchester), Fransa (Paris ve Lyon), İspanya (Madrid ve Barselona), İtalya (Roma ve Milano), Almanya (Münih ve Berlin), Yunanistan (Atina) ve Türkiye (İstanbul) bulunuyor.

NBA, ocak ortasında Avrupa’da iki normal sezon maçı düzenleyecek. Memphis Grizzlies ve Orlando Magic, Berlin ve Londra’da karşılaşacak.

NBA-Avrupa işbirliğini Londra ve Manchester gibi basketboldan ziyade güçlü futbol kulüpleri ile tanınan şehirlere taşıma girişimi, Körfez ve Amerikan sermayesiyle büyüyen buradaki önemli Premier Lig kulüplerini (Chelsea, Manchester City, Manchester United) yeni modele çekme girişimi olarak görülüyor.

POLITICO’nun aktardığına göre NBA yöneticileri, projenin desteklenmesi konusunda Avrupa’nın en büyük çoklu spor kulübü sahipleri ve takım yetkilileriyle görüşmeler yapmaya başladı bile.

Bu durum kıtanın spor camiasının diğer kesimlerinde tedirginlik yarattı. Üst düzey bir Avrupalı hükümet yetkilisi, “NBA Avrupa’yı desteklemememizin ana nedeni, kapalı liglerin ve müsabakaların sadece ticari açıdan başarılı kulüplerin en üst yüzde birine fayda sağlaması, fakat ulusal düzeyde spora önemli zarar vermesi,” dedi.

AB, Avrupa’da spor faaliyetlerini yönetmese de, sporun faaliyet gösterdiği pazarı denetliyor.

AB Spor Komiseri Glenn Micallef, POLITICO’ya verdiği demeçte, AB düzeyinde de dahil olmak üzere, politika yapıcılar olarak rekabet müktesebatını korumakla yükümlü olduklarını, fakat aynı zamanda “mahkeme kararlarında defalarca vurgulanan dayanışma, açıklık ve adalet gibi daha geniş AB değerlerine de tam anlamıyla önem vermekle yükümlü olduklarını” kaydetti ve şunları ekledi:

“Mevcut tartışma, bu dengenin yeniden ayarlanması gerektiğini ve Avrupa sporunun bütünlüğünü ve piramit modelini korumak için bu değerlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini gösteriyor.”

Avrupa’da yarı kapalı Amerikan tarzı bir futbol ligi kurma yönündeki önceki girişim  2021 yılında 12 önde gelen kulübün yaptığı bir “Süper Lig” teklifiydi ve siyaset dünyası ile kamuoyunun direnişiyle karşılaşmıştı.

Basketbol ise biraz farklı bir durumda, çünkü kıtanın en önemli basketbol ligi Euroleague zaten yarı kapalı bir yarışma ki bu tasarım, yüzyılın başında başlatıldığından beri önemli tepkilerle karşılaşmıştı.

Fakat NBA’in pozisyonunu eleştirenler Roma, Berlin ve Madrid dahil olmak üzere 12 şehirde potansiyel lansmanla ilgili yoğun görüşmelerin yoğunlaşmasıyla birlikte alarm zillerini çalıyor.

Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) üst düzey yetkilileri, bu ayın başında Brüksel’de Micallef ve AB’nin önemli spor figürleriyle bir araya geldi. Toplantıda, yarı kapalı bir yapıya sahip fakat ulusal liglerinde iyi performans gösteren kulüplere Avrupa’ya açılan bir yol sunan yeni ligin Avrupa’da bir başarı öyküsü olacağına dair ısrarcı bir tavır sergilediler.

Toplantı sonrasında Micallef, “Avrupa basketbolundaki güncel gelişmeler, kapalı lig modelleriyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri ortaya koyuyor,” dedi ve bu sözleri, Amerikan spor modeline yönelik ince bir uyarı olarak yorumlandı:

“Ayrıca, bu tür yatırımların, sağlam yönetişim ilkelerine saygı gösterdiği ve Avrupa’nın spor değerleri, gelenekleri ve yapılarıyla uyumlu olduğu sürece hoş karşılanabileceği ve faydalı olabileceği kabul edilerek, sporda yatırımın artan rolü üzerine düşünmeye davet ediyorlar. Ayrılıkçı yarışmalar genellikle büyüme ve istikrar vaat ederken, açık rekabeti kısıtlamak ulusal liglerin ve daha geniş spor piramidinin aleyhine olur: diğer spor dallarının dikkatle dikkate alması gereken bir ders.”

İki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği demece göre, İspanya futbol ligi La Liga, NBA ile bir toplantı düzenleyerek, sunulan formatın Avrupa spor modeline aykırı olduğunu ve uygulanması halinde AB kurumları ve Avrupa’daki diğer spor kuruluşlarının şiddetli muhalefetiyle karşılaşacağını vurguladığını söyledi.

Müzakereler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir yöneticiye göre, NBA yetkilileri geçtiğimiz yıl boyunca büyük Avrupa futbol ve çoklu spor kulübü sahiplerine basketbol projesine katılmaları konusunda yaklaşımlarda bulundu.

NBA Komiseri Adam Silver ve yardımcısı Mark Tatum, PSG spor kulüpleri grubunun bir parçası olarak Katar Spor Yatırımlarını Paris’te yeni bir franchise sahibi olmaya ikna etmek için Doha’nın güçlü spor liderlerinden Paris Saint-Germain sahibi Nasser al-Khelaifi ile düzenli olarak görüşüyorlar.

Yönetici, Amerikalı spor patronlarının Barcelona ve Real Madrid ile de görüşmeler yaptığını söyledi.

Silver yaptığı açıklamada, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi. FIBA ile birlikte, Avrupa’da bu sporun potansiyeli konusunda bizimle aynı vizyonu paylaşan potansiyel kulüpler ve sahiplik gruplarıyla işbirliği yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz,” dedi.

Pazartesi günü iki tarafın Avrupa’daki genişlemeyi sürdürdüğünü duyuran FIBA Genel Sekreteri Andreas Zagklis şunları söyledi:

“Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor. Proje, Avrupa’daki basketbol severlere büyük fayda sağlayacak bir domino etkisi yaratarak, oyuncular, kulüpler, ligler ve ulusal federasyonlar dahil olmak üzere tüm Avrupa basketbol ekosisteminin sürdürülebilirliğini artıracak şekilde tasarlanmıştır.”

AB’nin düzenleyici endişelerini gidermek isteyen NBA ve FIBA, Avrupa’daki basketbol ekosisteminin gelişimine finansal destek ve kaynak ayırmayı planladıklarını da ekledi.

NBA ve FIBA’nın ligde bazı “kalıcı yerler” olacağını duyurması, Avrupa için iktisadi faydalar konusunda da şüpheci olan Brüksel’de yaklaşan direnişin merkezinde yer alıyor.

Örneğin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) merkez sağ çoğunluk Avrupa Halk Partisi (EPP) grubundan milletvekili Bogdan Zdrojewski, “Yönetim ve ekonomik değer ne olacak? NBA Avrupa ile birlikte, bu risklerin Avrupa’dan süzülerek, yönetişimde hesap verebilirliğin eksikliğine ve Avrupa’da elde edilen iktisadi getirinin (televizyon hakları, sponsorluklar) sistematik olarak ABD merkezli holding kuruluşlarına aktarılmasına bağlı olarak şaşırtıcı derecede yüksek bir iktisadi değer kaybına yol açacağı görülüyor,” dedi.

Zdrojewski şöyle devam etti:

“İktisadi modelin, geleneksel kulüplerin dışlanarak küresel yatırım fonları ve devlet destekli kulüplerin lehine bir kurumsal değişime yol açma olasılığını dikkatle incelememiz gerekiyor. Bu kulüpler, tahmini 500 milyon ila 1 milyar dolarlık franchise kurulum ücretleri gibi çok yüksek maliyetleri karşılayabilecek tek kulüpler olacak.”

Geçen ay Brüksel’de düzenlenen AB spor bakanları toplantısında, İtalya, Fransa ve Slovenya dahil olmak üzere birçok ülke NBA’in planlarına karşı çıktı.

Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda da kısa süre önce, “Atlantik’in her iki yakasındaki basketbol organizasyonlarını, rekabet etmek yerine işbirliği yapmaya, Avrupa basketbolunun köklü geleneklerini dikkate almaya ve takdir etmeye, ticari çıkarların öncesinde değerlerin geldiğini unutmamaya” çağırmıştı.

Avrupa basketbolunu bugünkü haline getirenler de bu görüşe katılıyor. Mevcut en üst düzey yarışma Euroleague Basketball’un CEO’su Paulius Motiejunas, “Avrupa basketbolu tarih, kimlik ve topluluk üzerine kuruludur. Buradaki taraftarlar fethedilecek bir pazar değil, nesiller boyunca kulüpleri ayakta tutan insanlardır. Herhangi bir yeni proje, bunu saygı göstererek ve tüm piramidi güçlendirerek başlamalıdır: elit yarışmalar, yerel ligler ve taban organizasyonlar,” diye konuştu.

Motiejunas, hedefin gerçekten Avrupa’da basketbolu büyütmek olması halinde işbirliğinin mümkün olduğunu da ekledi.

Dahası, yeni Avrupa liginin, NBA için bir tür oyuncu havuzu, ABD’deki sistemle “G-League” olmasından da endişe ediliyor. Halihazırda NBA’de oynayan neredeyse her 6 oyuncudan 1’i Avrupalı ve şu anda ligin en değerli oyuncuları listesinde Nikola Jokic (Sırbistan), Luka Doncic (Slovenya), Giannis Antetokounmpo (Yunanistan) gibi Avrupalılar en tepede yer alıyor.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English