Bizi Takip Edin

Diplomasi

NBA, Avrupa basketboluna kancayı attı

Yayınlanma

ABD’nin en üst düzey basketbol ligi NBA, Avrupa pazarını ele geçirmek için milyonlarca dolarlık bir plan hazırladı.

LeBron James ve Steph Curry gibi dünya çapında süperstarların oynadığı Ulusal Basketbol Birliğini Avrupa’da yaygınlaştırma hedefi bazı önemli başkentleri kapsayacak bir model etrafında şekilleniyor.

Öte yandan Avrupalı yetkililer ve büyük spor ligleri, NBA’in planı 2027 yılında kıtanın önemli şehirlerinde faaliyete geçmeden önce engellemeye çalışıyor.

NBA destekli Avrupa yarışmasının savunucuları, Avrupa’da yerel turnuvalarda, örneğin Euroleague’de büyük kârlar elde edemeyen, fakat geniş kitlelerce sevilen bir spor dalı için bu yarışmanın önemli bir yatırım olacağını düşünüyor.

Karşıt görüştekiler ise, bu küresel devin kıtaya girişinin ulusal basketbol liglerini boğacağını ve bunun yerine Amerikan şirketlerine para akışını artıracağını savunuyor.

NBA, takımların kapalı liglerde kalıcı yerlerini korudukları, takım sahiplerine önemli gelirler sağlayan ve sadece Avrupa’nın en iyi futbol kulüpleriyle boy ölçüşebilecek yüksek ücretli süperstarlar yaratan Amerikan spor modeli altında faaliyet gösteriyor.

Avrupa basketbolu ise ligler arası yükselme ve düşme sistemine ve piramit yapılı bir yapı içindeki dayanışma ödemelerine dayanıyor.

Bu kapsamda NBA ve FIBA pazartesi günü, önümüzdeki ay Avrupa’da planladıkları yeni lige katılmak üzere takımlar ve sahiplerle görüşme sürecini başlatacaklarını açıkladı.

Beklenildiği gibi, lig hem kalıcı yerler hem de FIBA Basketbol Şampiyonlar Ligi veya sezon sonu turnuvası aracılığıyla yıllık bazda “liyakat temelli bir yol” sunacak ve FIBA’ya bağlı Avrupa ligindeki her takımın katılma şansı olacak.

FIBA genel sekreteri Andreas Zagklis, “Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor,” dedi.

Yeni ligin birçok detayı henüz resmi olarak kesinleşmedi. Bunlar arasında ligin ne zaman başlayacağı (hedef Ekim 2027) ve ilk sezonda kaç takımın yer alacağı da bulunuyor.

NBA ve FIBA’nın incelediği modeller arasında 16 takımlı bir lig bulunuyor. Bu ligde 12 takım “kalıcı” yer alırken, diğer dört takım eleme maçları ile lige katılma hakkı kazanacak.

ESPN’e göre yeni ligin kurulması yönündeki çabalar, 2024 Paris Olimpiyatları öncesinde yoğunlaşmaya başladı. Bu yılın başlarında Zagklis ve mevcut NBA komisyoneri Adam Silver, New York’ta düzenlenen bir basın toplantısında NBA ve FIBA’nın bu projeyi hayata geçireceğini duyurdu.

O günden bu yana işler hızla ilerledi ve bu yaz JPMorgan ve Raine Group, belirli finansal konularda danışmanlık yapmak üzere projeye dahil oldu.

Silver, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi,” dedi.

NBA-FIBA girişiminin şu anki hedef ülkeleri arasında İngiltere (potansiyel ev sahibi şehirler Londra ve Manchester), Fransa (Paris ve Lyon), İspanya (Madrid ve Barselona), İtalya (Roma ve Milano), Almanya (Münih ve Berlin), Yunanistan (Atina) ve Türkiye (İstanbul) bulunuyor.

NBA, ocak ortasında Avrupa’da iki normal sezon maçı düzenleyecek. Memphis Grizzlies ve Orlando Magic, Berlin ve Londra’da karşılaşacak.

NBA-Avrupa işbirliğini Londra ve Manchester gibi basketboldan ziyade güçlü futbol kulüpleri ile tanınan şehirlere taşıma girişimi, Körfez ve Amerikan sermayesiyle büyüyen buradaki önemli Premier Lig kulüplerini (Chelsea, Manchester City, Manchester United) yeni modele çekme girişimi olarak görülüyor.

POLITICO’nun aktardığına göre NBA yöneticileri, projenin desteklenmesi konusunda Avrupa’nın en büyük çoklu spor kulübü sahipleri ve takım yetkilileriyle görüşmeler yapmaya başladı bile.

Bu durum kıtanın spor camiasının diğer kesimlerinde tedirginlik yarattı. Üst düzey bir Avrupalı hükümet yetkilisi, “NBA Avrupa’yı desteklemememizin ana nedeni, kapalı liglerin ve müsabakaların sadece ticari açıdan başarılı kulüplerin en üst yüzde birine fayda sağlaması, fakat ulusal düzeyde spora önemli zarar vermesi,” dedi.

AB, Avrupa’da spor faaliyetlerini yönetmese de, sporun faaliyet gösterdiği pazarı denetliyor.

AB Spor Komiseri Glenn Micallef, POLITICO’ya verdiği demeçte, AB düzeyinde de dahil olmak üzere, politika yapıcılar olarak rekabet müktesebatını korumakla yükümlü olduklarını, fakat aynı zamanda “mahkeme kararlarında defalarca vurgulanan dayanışma, açıklık ve adalet gibi daha geniş AB değerlerine de tam anlamıyla önem vermekle yükümlü olduklarını” kaydetti ve şunları ekledi:

“Mevcut tartışma, bu dengenin yeniden ayarlanması gerektiğini ve Avrupa sporunun bütünlüğünü ve piramit modelini korumak için bu değerlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini gösteriyor.”

Avrupa’da yarı kapalı Amerikan tarzı bir futbol ligi kurma yönündeki önceki girişim  2021 yılında 12 önde gelen kulübün yaptığı bir “Süper Lig” teklifiydi ve siyaset dünyası ile kamuoyunun direnişiyle karşılaşmıştı.

Basketbol ise biraz farklı bir durumda, çünkü kıtanın en önemli basketbol ligi Euroleague zaten yarı kapalı bir yarışma ki bu tasarım, yüzyılın başında başlatıldığından beri önemli tepkilerle karşılaşmıştı.

Fakat NBA’in pozisyonunu eleştirenler Roma, Berlin ve Madrid dahil olmak üzere 12 şehirde potansiyel lansmanla ilgili yoğun görüşmelerin yoğunlaşmasıyla birlikte alarm zillerini çalıyor.

Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) üst düzey yetkilileri, bu ayın başında Brüksel’de Micallef ve AB’nin önemli spor figürleriyle bir araya geldi. Toplantıda, yarı kapalı bir yapıya sahip fakat ulusal liglerinde iyi performans gösteren kulüplere Avrupa’ya açılan bir yol sunan yeni ligin Avrupa’da bir başarı öyküsü olacağına dair ısrarcı bir tavır sergilediler.

Toplantı sonrasında Micallef, “Avrupa basketbolundaki güncel gelişmeler, kapalı lig modelleriyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri ortaya koyuyor,” dedi ve bu sözleri, Amerikan spor modeline yönelik ince bir uyarı olarak yorumlandı:

“Ayrıca, bu tür yatırımların, sağlam yönetişim ilkelerine saygı gösterdiği ve Avrupa’nın spor değerleri, gelenekleri ve yapılarıyla uyumlu olduğu sürece hoş karşılanabileceği ve faydalı olabileceği kabul edilerek, sporda yatırımın artan rolü üzerine düşünmeye davet ediyorlar. Ayrılıkçı yarışmalar genellikle büyüme ve istikrar vaat ederken, açık rekabeti kısıtlamak ulusal liglerin ve daha geniş spor piramidinin aleyhine olur: diğer spor dallarının dikkatle dikkate alması gereken bir ders.”

İki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği demece göre, İspanya futbol ligi La Liga, NBA ile bir toplantı düzenleyerek, sunulan formatın Avrupa spor modeline aykırı olduğunu ve uygulanması halinde AB kurumları ve Avrupa’daki diğer spor kuruluşlarının şiddetli muhalefetiyle karşılaşacağını vurguladığını söyledi.

Müzakereler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir yöneticiye göre, NBA yetkilileri geçtiğimiz yıl boyunca büyük Avrupa futbol ve çoklu spor kulübü sahiplerine basketbol projesine katılmaları konusunda yaklaşımlarda bulundu.

NBA Komiseri Adam Silver ve yardımcısı Mark Tatum, PSG spor kulüpleri grubunun bir parçası olarak Katar Spor Yatırımlarını Paris’te yeni bir franchise sahibi olmaya ikna etmek için Doha’nın güçlü spor liderlerinden Paris Saint-Germain sahibi Nasser al-Khelaifi ile düzenli olarak görüşüyorlar.

Yönetici, Amerikalı spor patronlarının Barcelona ve Real Madrid ile de görüşmeler yaptığını söyledi.

Silver yaptığı açıklamada, “Avrupa’daki çeşitli paydaşlarla yaptığımız görüşmeler, kıtada yeni bir lig kurulmasının büyük bir fırsat olduğunu düşünmemizi pekiştirdi. FIBA ile birlikte, Avrupa’da bu sporun potansiyeli konusunda bizimle aynı vizyonu paylaşan potansiyel kulüpler ve sahiplik gruplarıyla işbirliği yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz,” dedi.

Pazartesi günü iki tarafın Avrupa’daki genişlemeyi sürdürdüğünü duyuran FIBA Genel Sekreteri Andreas Zagklis şunları söyledi:

“Ligin formatı, kıtadaki tüm hırslı kulüplere zirveye ulaşmak için adil bir yol sunarak Avrupa spor modeli ilkelerine saygı gösteriyor. Proje, Avrupa’daki basketbol severlere büyük fayda sağlayacak bir domino etkisi yaratarak, oyuncular, kulüpler, ligler ve ulusal federasyonlar dahil olmak üzere tüm Avrupa basketbol ekosisteminin sürdürülebilirliğini artıracak şekilde tasarlanmıştır.”

AB’nin düzenleyici endişelerini gidermek isteyen NBA ve FIBA, Avrupa’daki basketbol ekosisteminin gelişimine finansal destek ve kaynak ayırmayı planladıklarını da ekledi.

NBA ve FIBA’nın ligde bazı “kalıcı yerler” olacağını duyurması, Avrupa için iktisadi faydalar konusunda da şüpheci olan Brüksel’de yaklaşan direnişin merkezinde yer alıyor.

Örneğin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) merkez sağ çoğunluk Avrupa Halk Partisi (EPP) grubundan milletvekili Bogdan Zdrojewski, “Yönetim ve ekonomik değer ne olacak? NBA Avrupa ile birlikte, bu risklerin Avrupa’dan süzülerek, yönetişimde hesap verebilirliğin eksikliğine ve Avrupa’da elde edilen iktisadi getirinin (televizyon hakları, sponsorluklar) sistematik olarak ABD merkezli holding kuruluşlarına aktarılmasına bağlı olarak şaşırtıcı derecede yüksek bir iktisadi değer kaybına yol açacağı görülüyor,” dedi.

Zdrojewski şöyle devam etti:

“İktisadi modelin, geleneksel kulüplerin dışlanarak küresel yatırım fonları ve devlet destekli kulüplerin lehine bir kurumsal değişime yol açma olasılığını dikkatle incelememiz gerekiyor. Bu kulüpler, tahmini 500 milyon ila 1 milyar dolarlık franchise kurulum ücretleri gibi çok yüksek maliyetleri karşılayabilecek tek kulüpler olacak.”

Geçen ay Brüksel’de düzenlenen AB spor bakanları toplantısında, İtalya, Fransa ve Slovenya dahil olmak üzere birçok ülke NBA’in planlarına karşı çıktı.

Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda da kısa süre önce, “Atlantik’in her iki yakasındaki basketbol organizasyonlarını, rekabet etmek yerine işbirliği yapmaya, Avrupa basketbolunun köklü geleneklerini dikkate almaya ve takdir etmeye, ticari çıkarların öncesinde değerlerin geldiğini unutmamaya” çağırmıştı.

Avrupa basketbolunu bugünkü haline getirenler de bu görüşe katılıyor. Mevcut en üst düzey yarışma Euroleague Basketball’un CEO’su Paulius Motiejunas, “Avrupa basketbolu tarih, kimlik ve topluluk üzerine kuruludur. Buradaki taraftarlar fethedilecek bir pazar değil, nesiller boyunca kulüpleri ayakta tutan insanlardır. Herhangi bir yeni proje, bunu saygı göstererek ve tüm piramidi güçlendirerek başlamalıdır: elit yarışmalar, yerel ligler ve taban organizasyonlar,” diye konuştu.

Motiejunas, hedefin gerçekten Avrupa’da basketbolu büyütmek olması halinde işbirliğinin mümkün olduğunu da ekledi.

Dahası, yeni Avrupa liginin, NBA için bir tür oyuncu havuzu, ABD’deki sistemle “G-League” olmasından da endişe ediliyor. Halihazırda NBA’de oynayan neredeyse her 6 oyuncudan 1’i Avrupalı ve şu anda ligin en değerli oyuncuları listesinde Nikola Jokic (Sırbistan), Luka Doncic (Slovenya), Giannis Antetokounmpo (Yunanistan) gibi Avrupalılar en tepede yer alıyor.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English