Bizi Takip Edin

Asya

Nepal protestolarına dair: Yolsuzluk, Z Kuşağı, NED fonları ve jeopolitik rekabet

Yayınlanma

Nepal’de 20 kişinin öldüğü kitlesel protestolar, Başbakan KP Sharma Oli’nin Hindistan’a yapacağı planlı geziden önce ve Çin’den dönüşünden sonra gerçekleşti. Bangladeş’ten sonra Hindistan’ın bir diğer komşusunun daha şiddetli protestolarla sarsılması ise dikkat çekti. Nepal’de başbakanı deviren protestocular kendilerini “Z kuşağı” olarak tanıtırken, sokak hareketinin kendiliğinden mi olduğu yoksa ABD, Çin, Hindistan gibi büyük güçlerin bölgedeki rekabetinin yansıması mı olduğu tartışma konusu.

Nepal’de kitlesel protestolara yol açan öfke yeni ortaya çıkmadı, bu yılın başlarında gelişen cumhuriyet karşıtı, monarşi yanlısı protestoların bir devamı olarak da görülüyor. Protestolarda cumhuriyet karşıtı monarşistler de yer alıyor. Nitekim, geçiş hükümeti tartışmaları sürerken, süreci yürüten Nepal ordu sözcüsü, monarşi yanlısı aktivist Durga Prasai’nin de katıldığı yoğun görüşmelerin Katmandu’daki Ordu Karargahı’nda devam ettiğini duyurdu.

Öte yandan patlamanın zamanlaması dikkat çekiyor. Protestolar özellikle, Çin’den yeni dönen ve eylül ayı sonunda Hindistan’a seyahat etmeyi planlayan Nepal Başbakanı KP Sharma Oli’yi hedef aldı.

GENÇ İŞSİZLİK YÜZDE 20

Pazartesi günü protestolarda, üniformalı öğrenciler de dahil olmak üzere genç grupların güvenlik güçleriyle çatışması sonucu en az 20 kişi hayatını kaybetti. Katmandu dahil Nepal’in tüm şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve Oli istifa etti.

Tetikleyici, Oli hükümetinin sosyal medya uygulamalarını yasaklama kararı olsa da, uzmanlar halkın öfkesine sebep olan asıl unsurun ekonomik zorluklar, yükselen genç işsizlik ve başta “kayırmacılık” olmak üzere iktidardaki yolsuzluk olduğunu ifade ediyor. Genç işsizlik oranı %20 civarında seyrediyor. Beyin göçü ulusal bir gerçeklik; her gün binlerce kişi yurtdışında fırsat aramak için ülkeyi terk ediyor. Yurtdışından gelen havaleler GSYİH’nın neredeyse üçte birini oluşturuyor, bu da ekonomik canlılığın yurt içi üretkenlikten çok yurt dışı fedakarlıklara bağlı olduğunu gösteriyor.

ZAMANLAMA MANİDAR

Nepal ve Güney Asya’yı yakından takip eden deneyimli gazeteci Keshav Pradhan’a göre ise, Nepal’deki uzun süredir devam eden istikrarsız durumdan “çeşitli iç ve dış güçlerin yararlanma olasılığı var.”

Pradhan ayrıca, protestoların zamanlamasının Oli’nin Çin’den dönüşü ve eylül ayında planladığı Hindistan ziyareti ile çakıştığına dikkat çekiyor.

Oli bu ayın sonunda Hindistan’ı ziyaret edecekti ve Hindistan Dışişleri Bakanı bu ziyaret öncesinde Nepal’deydi. Oli de Tianjin’deki ŞİÖ Zirvesi’ne katıldıktan sonra Çin’den döndü.

BANGLADEŞ’İN ARDINDAN NEPAL VE
BÜYÜK GÜÇ REKABETİ

Nepal, Hindistan için stratejik öneme sahip ve son bir yılda siyasi karışıklıkların yaşandığı en yakın ikinci komşu ülke. Temmuz-Ağustos 2024’te, başta öğrenci protestosu olarak başlayan eylemler, Hindistan’a yakın ancak Çin’le de dengeli ilişkiler hedefleyen bir lider olarak görülen Başbakan Şeyh Hasina’nın hükümetini devirmek için muhafazakarların ve milliyetçilerin önderlik ettiği, Batı ve özellikle ABD tarafından desteklenen bir harekete dönüşmüştü.

Bu olaylar öncesinde ise 2024’te, Bangladeş’in Hindistan’ın şebekesi aracılığıyla Nepal’den hidroelektrik ithal etmesine izin veren dönüm noktası niteliğinde bir Güney Asya enerji ticareti anlaşması imzalanmıştı. Üç ülke için de avantajlı olan bu anlaşmanın, bölgenin enerji manzarasını yeniden şekillendirmesi bekleniyordu.

Ancak Bangladeş gibi Nepal de siyasi nüfuz için çeşitli dış güçlerin rekabetine tanık oluyor.

Oli’nin liderliğinde Nepal, Aralık 2024’te Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmak için çerçeve anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, borç yükü altında olan Nepal’e 41 milyon ABD doları tutarında mali yardım sağladı. Son zamanlarda Pekin, Katmandu ile daha fazla ilgilenmeye başladı — altyapıya büyük yatırımlar yaptı, parti anlaşmazlıklarında arabuluculuk yaptı ve Kuşak ve Yol Girişimi’ni teşvik etti.

Bu, ABD’nin Millennium Challenge Corporation’ın (MCC) Nepal Compact programı aracılığıyla altyapı projelerine yaklaşık 500 milyon dolar yatırım yapmasına rağmen gerçekleşti.

Geçen ay ise, Hindistan ve Çin’in Uttarakhand’ın Lipulekh Geçidi üzerinden ticaret yolunu açmasının ardından, Başbakan Oli, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e bu bölgenin Nepal toprağı olduğunu söyledi. Ancak aynı bölge, Yeni Delhi tarafından Hindistan toprakları içinde ve Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Hindistan buna tepki gösterdi.

Temmuz 2024’te Nepal Başbakanı olarak göreve başlayan Oli, “Çin yanlısı” olarak görülüyordu. Göreve gelmesinden bu yana bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Oli, henüz Hindistan’ı ziyaret etmedi. Uzmanlar, Oli’nin başbakan olarak ilk yurt dışı gezisi için Çin’i seçmesinin, Nepal başbakanlarının geleneksel olarak ilk olarak Hindistan’ı ziyaret etmesinden farklı olduğunu ve Pekin’e doğru bir eğilim olduğunu ortaya koyduğunu belirtmişti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 17 Ağustos’ta Hindistan Dışişleri Bakanı Vikram Misri Nepal’i ziyaret etti ve Başbakan Narendra Modi’nin, karşılıklı olarak uygun bir tarihte Hindistan’ı ziyaret etmesi için Başbakan Oli’ye resmi bir davetiyeyi iletti.

Haberlere göre Oli’nin Hindistan ziyareti 16 Eylül’de planlanmıştı.

‘DIŞ GÜÇLER’ SENARYOLARI VE NED PARMAĞI

Herkesin Nepal’deki protestocuların arkasında kimin olduğu konusunda bir teorisi var.

Bazıları Oli’nin “Çin yanlısı” olduğu için Bangladeş’teki gibi Nepal’de de ABD’nin rol oynadığını söylerken, diğerleri Washington’un MCC yatırımı nedeniyle protestoları Pekin’in körüklediğini iddia ediyor. Bir de Nepal’deki Z kuşağı hareketini, aynı zamanda Hindistan yanlısı olarak görülen monarşi yanlısı hareketle ilişkilendirenler var.

Nepal, Çin’in Kuşak Yol ve ABD’nin MCC finansmanı nedeniyle uluslararası çıkarların çatıştığı bir alan haline gelmiş olsa da, deneyimli gazeteci Pradhan, Nepal’deki yaygın protestolarda Pekin’in rolünü reddediyor.

Pradhan, “Çin, Nepal genelinde, özellikle Terai bölgesinde böyle bir sorun yaratacak durumda değil. Etkisinin büyük ölçüde Katmandu Vadisi ile sınırlı olduğu düşünülüyor” diyor.

Ayrıca Pekin’in böyle bir yangını başlatmaktan çekineceğini, çünkü bunun kendisine geri tepebileceğini açıklıyor. “Bu, her an Çin’e de karşı dönebilir. 60’larda Nepal halkı Çin’e karşı çıktı ve Katmandu’daki Çinli liderlerin fotoğraflarını indirdi” diyor. Dolayısıyla Çin, Nepal’da kargaşayı değil, istikrar tercih ediyor ve daha önce siyasi partiler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde oynadığı rolle bunu kanıtladı.

Öte yandan, uzmanlara göre, Yeni Delhi de Bangladeş’ten sonra bir diğer komşusunun daha istikrarsızlığa kapılmasını istemeyecektir. Nitekim radikal eğilimlerin yüksek olduğu ülkede istikrarsızlık, sadece Çin değil, Hindistan karşıtı grupların da örgütlenmesini beraberinde getirebilir. Nepal istikrarsız kalırsa, kendi çıkarlarını korumak için belirli grupları destekleme eğiliminde olabilirler. Ayrıca, Hint firmalar Nepal’deki en büyük yatırımcılar olup, onaylanmış toplam doğrudan yabancı yatırımların %30’undan fazlasına katkıda bulunuyor. Hindistan ve Nepal arasında 1950 yılında imzalanan Barış ve Dostluk Antlaşması, Hindistan ve Nepal vatandaşlarına her iki ülkede ikamet, mülk, iş ve dolaşım konularında karşılıklı muamele yapılmasını öngörmekte. Hindistan, Nepal Ordusu’nun modernizasyonunu ekipman ve eğitim ile desteklerken, Nepal’den yaklaşık 32,000 Gurkha askeri Hint Ordusunda görev yapıyor.

Ancak protestolara yoğun olarak katılan monarşist grupların Hindistan’ı desteklediğini ve Hindu bir devletten yana olduklarını hatırlatmakta fayda var. Üstelik Hindistan, Nepal’i bir Hindu devleti haline getirme eğilimi nedeniyle geleneksel olarak muhalefetteki Nepal Kongresi ile anlaşmayı daha kolay bulmuştur.

Çin’in bölgede yükselen etkisinden rahatsız olan ABD’nin ise, ülkedeki protestoları destekleyebilecek en olası aktör olduğu düşünülüyor. Çin dostu, komünist bir hükümet yerine, ABD dostu bir monarşinin Washington’ın tercihi olacağı aşikar. Üstelik ABD ile Hindistan’ın arasının açıldığı, Hindistan Başbakanının Çin’i ziyaret ettiği bir dönemde bu gelişmeler yaşanıyor. ABD, eylemlere müdahale bakımından Nepal’e komşularına göre uzakta kalsa da, NED fonları ile ülkedeki sivil toplum örgütlerini bir süredir desteklediği biliniyor. 2024 için yayınlanan “Asia Grant Listing” belgesine göre, NED, “Gençlerin Sivil Katılımını Güçlendirme ve Demokratik Değerleri Teşvik Etme” adı altında, “aktivistleri güçlendirmek” için 35 bin dolar fon ayırmış. Yine, “Yolsuzluk ve Otoriter Etkilere Karşı Koyma” adı altında Nepal’de “Çin’in etkisini araştırmak” üzere 79 bin dolar fon ayrılmış, “Araştırmacı Gazetecilik Yoluyla Hükümet Hesap Verebilirliğini ve Demokratik Uygulamaları Güçlendirme” adı altında medyaya 50 bin dolarlık fon ayrılmış. “Ulusal kamuoyu araştırmaları” için 500 bin dolar fon ayrılmış. Nepal’daki “işçi hareketini desteklemek” için 1.131.377 dolar fon ayrılmış. Nepal’daki Hintlerin haklarını korumak için 25 bin dolar fon ayrılmış.

Üstelik protestolara önderlik eden sivil toplum kuruşulu Hami Nepal’in sitesinde örgütü fonlayanlar arasında, Coca-Cola şirketi, Çin tarafından ayrılıkçı olarak görülen ABD destekli Students for a Free Tibet (SFT) grubu, Al Jazeera, Birleşik Krallık merkezli Gurkha Welfare Trust (GWT) gibi kurum ve markalar öne çıkıyor.

Tüm bunlar, Batı medyasında “Z Kuşağı Protestoları” olarak tanıtılan Nepal’deki eylemlerde “dış unsurların” rolüne dair soru işaretleri yaratıyor.

Nepal’de devam eden protestoların nedenleri hakkında ise, eski Hindistan’ın Nepal Büyükelçisi Ranjit Rae şöyle diyor: “Nepal’de bunun neden olduğu konusunda çok derin köklü nedenler var. Yani bu, ülke içinde ortaya çıkan bir sorun. Nepal’deki siyasi sınıf tarafından daha iyi ele alınmalıydı. Ancak Nepal’de, bunu kendi amaçları için kullanmaya çalışan unsurlar da olabilir. İstikrarsızlık olduğunda, insanlar her zaman bu istikrarsızlığı kendi amaçları için kullanmaya çalışırlar.”

Asya

Starbucks, Çin’in Sincan bölgesinde ilk şubesini açtı

Yayınlanma

ABD’li kahve zinciri devi Starbucks, salı günü Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde iki mağaza açarak, bu bölgeye ilk kez giriş yaptı ve ABD’den sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin’deki en son genişleme hamlesini gerçekleştirdi.

Mağazalar, bölge başkenti Urumçi’de yer alıyor; bunlardan biri simgesel Büyük Çarşı’da, diğeri ise Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunuyor.

Büyük Çarşı’daki amiral mağaza, bölgenin geleneksel silüetlerinden esinlenen kendine özgü bir tasarıma sahip olup, iç mekanlarında Atlas ipeği ve etnik müzik aletleri gibi Sincan unsurları yer alıyor. Her iki mağaza da yerel esintili menüler ve süt kabuğu aromalı tuzlu süt çayı gibi özel içecekler sunuyor.

Starbucks Çin CEO’su Molly Liu yazılı bir açıklamada, “Sincan’a girmek, sadece mağaza ağımızın daha da genişlemesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu canlı pazarla derin bir bağ kurmamızı ve oradaki müşterilerimizle samimi, kalıcı ilişkiler kurmamızı da sağlıyor,” dedi 

Bölgesel Piyasa Düzenleme İdaresi yetkilisi Zhang Yu, Sincan’ın kentsel ticari canlılığın ve tüketici çekiciliğinin bir göstergesi olan “ilk mağaza ekonomisini”, iç talebi ve tüketimi artırmak için kilit bir araç haline getirdiğini belirtti.

Xinhua’ya konuşan Zhang, Sincan’ın ilk mağazalara yönelik destek politikalarını iyileştirmeye, onay süreçlerinin verimliliğini artırmaya ve iş ortamını optimize etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.

Bu açılışlar, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerini yürütmek üzere Çinli risk sermayesi şirketi Boyu Capital ile kurduğu ortaklığın ardından gerçekleşti. Geçen yıl Kasım ayında imzalanan anlaşmaya göre, Boyu ve Starbucks bir ortak girişim kuracak; Boyu, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerinde yüzde 60’a kadar hisseye sahip olacak, Starbucks ise ortak girişimdeki kalan yüzde 40 hisseyi elinde tutacak ve Starbucks markasının sahibi olmaya devam ederek marka ile fikri mülkiyet haklarını yeni kuruluşa lisanslayacak.

Bu son genişleme, Starbucks’ın Kuzey Amerika işini yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; şirket geçen hafta, bölgedeki performans göstermeyen 250 kahve dükkanını kapatma planlarını açıklamıştı.

Starbucks, Ocak 1999’da Pekin’de ilk mağazasını açarak Çin anakarasına giriş yaptı. Kahve kültürü kök salıp popülerlik kazandıkça, zincir Çin genelinde varlığını istikrarlı bir şekilde genişletti. 2026 mali yılı verilerine göre, 27 Eylül 2026 itibarıyla Starbucks, Çin anakarasında 8.342 mağaza işletiyordu; bu rakam, 2025 mali yılı sonuna kıyasla 331 artışa tekabül ediyor.

Çin anakarası, şu anda Starbucks’ın ABD’den sonra en büyük ikinci pazarı konumunda; şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, 28 Haziran 2026 itibarıyla ABD’de 16.933 mağaza işletmektedir.

Şirketin uzun süredir devam eden genişlemesi, yabancı markaların Çin’in büyüyen tüketici pazarında nasıl fırsatlar aradığını yansıtmaktadır.

Piyasa Düzenleme Devlet İdaresi, Çin’de 2026 yılının ilk yarısında 35.000 yeni yabancı sermayeli işletmenin kurulduğunu ve bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 arttığını açıkladı. Ticaret Bakanlığı’nın ayrı verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 4.800 yabancı sermayeli işletme Çin’deki yatırımlarını artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.

Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.

X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.

“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”

Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.

Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.

Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu

Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.

Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.

Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.

Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Yayınlanma

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.

Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.

ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.

Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.

Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.

Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.

Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.

Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.

Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.

İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.

Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.

ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.

Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English