Asya
Nepal protestolarına dair: Yolsuzluk, Z Kuşağı, NED fonları ve jeopolitik rekabet

Nepal’de 20 kişinin öldüğü kitlesel protestolar, Başbakan KP Sharma Oli’nin Hindistan’a yapacağı planlı geziden önce ve Çin’den dönüşünden sonra gerçekleşti. Bangladeş’ten sonra Hindistan’ın bir diğer komşusunun daha şiddetli protestolarla sarsılması ise dikkat çekti. Nepal’de başbakanı deviren protestocular kendilerini “Z kuşağı” olarak tanıtırken, sokak hareketinin kendiliğinden mi olduğu yoksa ABD, Çin, Hindistan gibi büyük güçlerin bölgedeki rekabetinin yansıması mı olduğu tartışma konusu.
Nepal’de kitlesel protestolara yol açan öfke yeni ortaya çıkmadı, bu yılın başlarında gelişen cumhuriyet karşıtı, monarşi yanlısı protestoların bir devamı olarak da görülüyor. Protestolarda cumhuriyet karşıtı monarşistler de yer alıyor. Nitekim, geçiş hükümeti tartışmaları sürerken, süreci yürüten Nepal ordu sözcüsü, monarşi yanlısı aktivist Durga Prasai’nin de katıldığı yoğun görüşmelerin Katmandu’daki Ordu Karargahı’nda devam ettiğini duyurdu.
Öte yandan patlamanın zamanlaması dikkat çekiyor. Protestolar özellikle, Çin’den yeni dönen ve eylül ayı sonunda Hindistan’a seyahat etmeyi planlayan Nepal Başbakanı KP Sharma Oli’yi hedef aldı.
GENÇ İŞSİZLİK YÜZDE 20
Pazartesi günü protestolarda, üniformalı öğrenciler de dahil olmak üzere genç grupların güvenlik güçleriyle çatışması sonucu en az 20 kişi hayatını kaybetti. Katmandu dahil Nepal’in tüm şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve Oli istifa etti.
Tetikleyici, Oli hükümetinin sosyal medya uygulamalarını yasaklama kararı olsa da, uzmanlar halkın öfkesine sebep olan asıl unsurun ekonomik zorluklar, yükselen genç işsizlik ve başta “kayırmacılık” olmak üzere iktidardaki yolsuzluk olduğunu ifade ediyor. Genç işsizlik oranı %20 civarında seyrediyor. Beyin göçü ulusal bir gerçeklik; her gün binlerce kişi yurtdışında fırsat aramak için ülkeyi terk ediyor. Yurtdışından gelen havaleler GSYİH’nın neredeyse üçte birini oluşturuyor, bu da ekonomik canlılığın yurt içi üretkenlikten çok yurt dışı fedakarlıklara bağlı olduğunu gösteriyor.
ZAMANLAMA MANİDAR
Nepal ve Güney Asya’yı yakından takip eden deneyimli gazeteci Keshav Pradhan’a göre ise, Nepal’deki uzun süredir devam eden istikrarsız durumdan “çeşitli iç ve dış güçlerin yararlanma olasılığı var.”
Pradhan ayrıca, protestoların zamanlamasının Oli’nin Çin’den dönüşü ve eylül ayında planladığı Hindistan ziyareti ile çakıştığına dikkat çekiyor.
Oli bu ayın sonunda Hindistan’ı ziyaret edecekti ve Hindistan Dışişleri Bakanı bu ziyaret öncesinde Nepal’deydi. Oli de Tianjin’deki ŞİÖ Zirvesi’ne katıldıktan sonra Çin’den döndü.
BANGLADEŞ’İN ARDINDAN NEPAL VE
BÜYÜK GÜÇ REKABETİ
Nepal, Hindistan için stratejik öneme sahip ve son bir yılda siyasi karışıklıkların yaşandığı en yakın ikinci komşu ülke. Temmuz-Ağustos 2024’te, başta öğrenci protestosu olarak başlayan eylemler, Hindistan’a yakın ancak Çin’le de dengeli ilişkiler hedefleyen bir lider olarak görülen Başbakan Şeyh Hasina’nın hükümetini devirmek için muhafazakarların ve milliyetçilerin önderlik ettiği, Batı ve özellikle ABD tarafından desteklenen bir harekete dönüşmüştü.
Bu olaylar öncesinde ise 2024’te, Bangladeş’in Hindistan’ın şebekesi aracılığıyla Nepal’den hidroelektrik ithal etmesine izin veren dönüm noktası niteliğinde bir Güney Asya enerji ticareti anlaşması imzalanmıştı. Üç ülke için de avantajlı olan bu anlaşmanın, bölgenin enerji manzarasını yeniden şekillendirmesi bekleniyordu.
Ancak Bangladeş gibi Nepal de siyasi nüfuz için çeşitli dış güçlerin rekabetine tanık oluyor.
Oli’nin liderliğinde Nepal, Aralık 2024’te Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmak için çerçeve anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, borç yükü altında olan Nepal’e 41 milyon ABD doları tutarında mali yardım sağladı. Son zamanlarda Pekin, Katmandu ile daha fazla ilgilenmeye başladı — altyapıya büyük yatırımlar yaptı, parti anlaşmazlıklarında arabuluculuk yaptı ve Kuşak ve Yol Girişimi’ni teşvik etti.
Bu, ABD’nin Millennium Challenge Corporation’ın (MCC) Nepal Compact programı aracılığıyla altyapı projelerine yaklaşık 500 milyon dolar yatırım yapmasına rağmen gerçekleşti.
Geçen ay ise, Hindistan ve Çin’in Uttarakhand’ın Lipulekh Geçidi üzerinden ticaret yolunu açmasının ardından, Başbakan Oli, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e bu bölgenin Nepal toprağı olduğunu söyledi. Ancak aynı bölge, Yeni Delhi tarafından Hindistan toprakları içinde ve Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Hindistan buna tepki gösterdi.
Temmuz 2024’te Nepal Başbakanı olarak göreve başlayan Oli, “Çin yanlısı” olarak görülüyordu. Göreve gelmesinden bu yana bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Oli, henüz Hindistan’ı ziyaret etmedi. Uzmanlar, Oli’nin başbakan olarak ilk yurt dışı gezisi için Çin’i seçmesinin, Nepal başbakanlarının geleneksel olarak ilk olarak Hindistan’ı ziyaret etmesinden farklı olduğunu ve Pekin’e doğru bir eğilim olduğunu ortaya koyduğunu belirtmişti.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 17 Ağustos’ta Hindistan Dışişleri Bakanı Vikram Misri Nepal’i ziyaret etti ve Başbakan Narendra Modi’nin, karşılıklı olarak uygun bir tarihte Hindistan’ı ziyaret etmesi için Başbakan Oli’ye resmi bir davetiyeyi iletti.
Haberlere göre Oli’nin Hindistan ziyareti 16 Eylül’de planlanmıştı.
‘DIŞ GÜÇLER’ SENARYOLARI VE NED PARMAĞI
Herkesin Nepal’deki protestocuların arkasında kimin olduğu konusunda bir teorisi var.
Bazıları Oli’nin “Çin yanlısı” olduğu için Bangladeş’teki gibi Nepal’de de ABD’nin rol oynadığını söylerken, diğerleri Washington’un MCC yatırımı nedeniyle protestoları Pekin’in körüklediğini iddia ediyor. Bir de Nepal’deki Z kuşağı hareketini, aynı zamanda Hindistan yanlısı olarak görülen monarşi yanlısı hareketle ilişkilendirenler var.
Nepal, Çin’in Kuşak Yol ve ABD’nin MCC finansmanı nedeniyle uluslararası çıkarların çatıştığı bir alan haline gelmiş olsa da, deneyimli gazeteci Pradhan, Nepal’deki yaygın protestolarda Pekin’in rolünü reddediyor.
Pradhan, “Çin, Nepal genelinde, özellikle Terai bölgesinde böyle bir sorun yaratacak durumda değil. Etkisinin büyük ölçüde Katmandu Vadisi ile sınırlı olduğu düşünülüyor” diyor.
Ayrıca Pekin’in böyle bir yangını başlatmaktan çekineceğini, çünkü bunun kendisine geri tepebileceğini açıklıyor. “Bu, her an Çin’e de karşı dönebilir. 60’larda Nepal halkı Çin’e karşı çıktı ve Katmandu’daki Çinli liderlerin fotoğraflarını indirdi” diyor. Dolayısıyla Çin, Nepal’da kargaşayı değil, istikrar tercih ediyor ve daha önce siyasi partiler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde oynadığı rolle bunu kanıtladı.
Öte yandan, uzmanlara göre, Yeni Delhi de Bangladeş’ten sonra bir diğer komşusunun daha istikrarsızlığa kapılmasını istemeyecektir. Nitekim radikal eğilimlerin yüksek olduğu ülkede istikrarsızlık, sadece Çin değil, Hindistan karşıtı grupların da örgütlenmesini beraberinde getirebilir. Nepal istikrarsız kalırsa, kendi çıkarlarını korumak için belirli grupları destekleme eğiliminde olabilirler. Ayrıca, Hint firmalar Nepal’deki en büyük yatırımcılar olup, onaylanmış toplam doğrudan yabancı yatırımların %30’undan fazlasına katkıda bulunuyor. Hindistan ve Nepal arasında 1950 yılında imzalanan Barış ve Dostluk Antlaşması, Hindistan ve Nepal vatandaşlarına her iki ülkede ikamet, mülk, iş ve dolaşım konularında karşılıklı muamele yapılmasını öngörmekte. Hindistan, Nepal Ordusu’nun modernizasyonunu ekipman ve eğitim ile desteklerken, Nepal’den yaklaşık 32,000 Gurkha askeri Hint Ordusunda görev yapıyor.
Ancak protestolara yoğun olarak katılan monarşist grupların Hindistan’ı desteklediğini ve Hindu bir devletten yana olduklarını hatırlatmakta fayda var. Üstelik Hindistan, Nepal’i bir Hindu devleti haline getirme eğilimi nedeniyle geleneksel olarak muhalefetteki Nepal Kongresi ile anlaşmayı daha kolay bulmuştur.
Çin’in bölgede yükselen etkisinden rahatsız olan ABD’nin ise, ülkedeki protestoları destekleyebilecek en olası aktör olduğu düşünülüyor. Çin dostu, komünist bir hükümet yerine, ABD dostu bir monarşinin Washington’ın tercihi olacağı aşikar. Üstelik ABD ile Hindistan’ın arasının açıldığı, Hindistan Başbakanının Çin’i ziyaret ettiği bir dönemde bu gelişmeler yaşanıyor. ABD, eylemlere müdahale bakımından Nepal’e komşularına göre uzakta kalsa da, NED fonları ile ülkedeki sivil toplum örgütlerini bir süredir desteklediği biliniyor. 2024 için yayınlanan “Asia Grant Listing” belgesine göre, NED, “Gençlerin Sivil Katılımını Güçlendirme ve Demokratik Değerleri Teşvik Etme” adı altında, “aktivistleri güçlendirmek” için 35 bin dolar fon ayırmış. Yine, “Yolsuzluk ve Otoriter Etkilere Karşı Koyma” adı altında Nepal’de “Çin’in etkisini araştırmak” üzere 79 bin dolar fon ayrılmış, “Araştırmacı Gazetecilik Yoluyla Hükümet Hesap Verebilirliğini ve Demokratik Uygulamaları Güçlendirme” adı altında medyaya 50 bin dolarlık fon ayrılmış. “Ulusal kamuoyu araştırmaları” için 500 bin dolar fon ayrılmış. Nepal’daki “işçi hareketini desteklemek” için 1.131.377 dolar fon ayrılmış. Nepal’daki Hintlerin haklarını korumak için 25 bin dolar fon ayrılmış.
Üstelik protestolara önderlik eden sivil toplum kuruşulu Hami Nepal’in sitesinde örgütü fonlayanlar arasında, Coca-Cola şirketi, Çin tarafından ayrılıkçı olarak görülen ABD destekli Students for a Free Tibet (SFT) grubu, Al Jazeera, Birleşik Krallık merkezli Gurkha Welfare Trust (GWT) gibi kurum ve markalar öne çıkıyor.
Tüm bunlar, Batı medyasında “Z Kuşağı Protestoları” olarak tanıtılan Nepal’deki eylemlerde “dış unsurların” rolüne dair soru işaretleri yaratıyor.
Nepal’de devam eden protestoların nedenleri hakkında ise, eski Hindistan’ın Nepal Büyükelçisi Ranjit Rae şöyle diyor: “Nepal’de bunun neden olduğu konusunda çok derin köklü nedenler var. Yani bu, ülke içinde ortaya çıkan bir sorun. Nepal’deki siyasi sınıf tarafından daha iyi ele alınmalıydı. Ancak Nepal’de, bunu kendi amaçları için kullanmaya çalışan unsurlar da olabilir. İstikrarsızlık olduğunda, insanlar her zaman bu istikrarsızlığı kendi amaçları için kullanmaya çalışırlar.”
Asya
Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.
Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.
Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.
ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.
Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.
Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.
BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.
Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.
ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.
Asya
Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.
Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.
Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.
Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.
Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.
Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.
Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.
Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.
Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.
Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.
Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.
“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.
Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.
The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.
Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.
Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.
ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.
King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.
Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.
Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.
Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.
Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.
Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.
Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.
Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.
Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.
Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.
“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.
Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.
Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”
Asya
İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.
İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.
Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.
Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.
Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.
İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.
Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.
Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.
Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.
Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.
Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.
Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.
Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.
Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.
İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.
Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.
İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.
Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.
Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.
Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.
ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.
İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.
Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.
Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.
Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









