Bizi Takip Edin

Asya

Nepal protestolarına dair: Yolsuzluk, Z Kuşağı, NED fonları ve jeopolitik rekabet

Yayınlanma

Nepal’de 20 kişinin öldüğü kitlesel protestolar, Başbakan KP Sharma Oli’nin Hindistan’a yapacağı planlı geziden önce ve Çin’den dönüşünden sonra gerçekleşti. Bangladeş’ten sonra Hindistan’ın bir diğer komşusunun daha şiddetli protestolarla sarsılması ise dikkat çekti. Nepal’de başbakanı deviren protestocular kendilerini “Z kuşağı” olarak tanıtırken, sokak hareketinin kendiliğinden mi olduğu yoksa ABD, Çin, Hindistan gibi büyük güçlerin bölgedeki rekabetinin yansıması mı olduğu tartışma konusu.

Nepal’de kitlesel protestolara yol açan öfke yeni ortaya çıkmadı, bu yılın başlarında gelişen cumhuriyet karşıtı, monarşi yanlısı protestoların bir devamı olarak da görülüyor. Protestolarda cumhuriyet karşıtı monarşistler de yer alıyor. Nitekim, geçiş hükümeti tartışmaları sürerken, süreci yürüten Nepal ordu sözcüsü, monarşi yanlısı aktivist Durga Prasai’nin de katıldığı yoğun görüşmelerin Katmandu’daki Ordu Karargahı’nda devam ettiğini duyurdu.

Öte yandan patlamanın zamanlaması dikkat çekiyor. Protestolar özellikle, Çin’den yeni dönen ve eylül ayı sonunda Hindistan’a seyahat etmeyi planlayan Nepal Başbakanı KP Sharma Oli’yi hedef aldı.

GENÇ İŞSİZLİK YÜZDE 20

Pazartesi günü protestolarda, üniformalı öğrenciler de dahil olmak üzere genç grupların güvenlik güçleriyle çatışması sonucu en az 20 kişi hayatını kaybetti. Katmandu dahil Nepal’in tüm şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve Oli istifa etti.

Tetikleyici, Oli hükümetinin sosyal medya uygulamalarını yasaklama kararı olsa da, uzmanlar halkın öfkesine sebep olan asıl unsurun ekonomik zorluklar, yükselen genç işsizlik ve başta “kayırmacılık” olmak üzere iktidardaki yolsuzluk olduğunu ifade ediyor. Genç işsizlik oranı %20 civarında seyrediyor. Beyin göçü ulusal bir gerçeklik; her gün binlerce kişi yurtdışında fırsat aramak için ülkeyi terk ediyor. Yurtdışından gelen havaleler GSYİH’nın neredeyse üçte birini oluşturuyor, bu da ekonomik canlılığın yurt içi üretkenlikten çok yurt dışı fedakarlıklara bağlı olduğunu gösteriyor.

ZAMANLAMA MANİDAR

Nepal ve Güney Asya’yı yakından takip eden deneyimli gazeteci Keshav Pradhan’a göre ise, Nepal’deki uzun süredir devam eden istikrarsız durumdan “çeşitli iç ve dış güçlerin yararlanma olasılığı var.”

Pradhan ayrıca, protestoların zamanlamasının Oli’nin Çin’den dönüşü ve eylül ayında planladığı Hindistan ziyareti ile çakıştığına dikkat çekiyor.

Oli bu ayın sonunda Hindistan’ı ziyaret edecekti ve Hindistan Dışişleri Bakanı bu ziyaret öncesinde Nepal’deydi. Oli de Tianjin’deki ŞİÖ Zirvesi’ne katıldıktan sonra Çin’den döndü.

BANGLADEŞ’İN ARDINDAN NEPAL VE
BÜYÜK GÜÇ REKABETİ

Nepal, Hindistan için stratejik öneme sahip ve son bir yılda siyasi karışıklıkların yaşandığı en yakın ikinci komşu ülke. Temmuz-Ağustos 2024’te, başta öğrenci protestosu olarak başlayan eylemler, Hindistan’a yakın ancak Çin’le de dengeli ilişkiler hedefleyen bir lider olarak görülen Başbakan Şeyh Hasina’nın hükümetini devirmek için muhafazakarların ve milliyetçilerin önderlik ettiği, Batı ve özellikle ABD tarafından desteklenen bir harekete dönüşmüştü.

Bu olaylar öncesinde ise 2024’te, Bangladeş’in Hindistan’ın şebekesi aracılığıyla Nepal’den hidroelektrik ithal etmesine izin veren dönüm noktası niteliğinde bir Güney Asya enerji ticareti anlaşması imzalanmıştı. Üç ülke için de avantajlı olan bu anlaşmanın, bölgenin enerji manzarasını yeniden şekillendirmesi bekleniyordu.

Ancak Bangladeş gibi Nepal de siyasi nüfuz için çeşitli dış güçlerin rekabetine tanık oluyor.

Oli’nin liderliğinde Nepal, Aralık 2024’te Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmak için çerçeve anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, borç yükü altında olan Nepal’e 41 milyon ABD doları tutarında mali yardım sağladı. Son zamanlarda Pekin, Katmandu ile daha fazla ilgilenmeye başladı — altyapıya büyük yatırımlar yaptı, parti anlaşmazlıklarında arabuluculuk yaptı ve Kuşak ve Yol Girişimi’ni teşvik etti.

Bu, ABD’nin Millennium Challenge Corporation’ın (MCC) Nepal Compact programı aracılığıyla altyapı projelerine yaklaşık 500 milyon dolar yatırım yapmasına rağmen gerçekleşti.

Geçen ay ise, Hindistan ve Çin’in Uttarakhand’ın Lipulekh Geçidi üzerinden ticaret yolunu açmasının ardından, Başbakan Oli, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e bu bölgenin Nepal toprağı olduğunu söyledi. Ancak aynı bölge, Yeni Delhi tarafından Hindistan toprakları içinde ve Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Hindistan buna tepki gösterdi.

Temmuz 2024’te Nepal Başbakanı olarak göreve başlayan Oli, “Çin yanlısı” olarak görülüyordu. Göreve gelmesinden bu yana bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Oli, henüz Hindistan’ı ziyaret etmedi. Uzmanlar, Oli’nin başbakan olarak ilk yurt dışı gezisi için Çin’i seçmesinin, Nepal başbakanlarının geleneksel olarak ilk olarak Hindistan’ı ziyaret etmesinden farklı olduğunu ve Pekin’e doğru bir eğilim olduğunu ortaya koyduğunu belirtmişti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 17 Ağustos’ta Hindistan Dışişleri Bakanı Vikram Misri Nepal’i ziyaret etti ve Başbakan Narendra Modi’nin, karşılıklı olarak uygun bir tarihte Hindistan’ı ziyaret etmesi için Başbakan Oli’ye resmi bir davetiyeyi iletti.

Haberlere göre Oli’nin Hindistan ziyareti 16 Eylül’de planlanmıştı.

‘DIŞ GÜÇLER’ SENARYOLARI VE NED PARMAĞI

Herkesin Nepal’deki protestocuların arkasında kimin olduğu konusunda bir teorisi var.

Bazıları Oli’nin “Çin yanlısı” olduğu için Bangladeş’teki gibi Nepal’de de ABD’nin rol oynadığını söylerken, diğerleri Washington’un MCC yatırımı nedeniyle protestoları Pekin’in körüklediğini iddia ediyor. Bir de Nepal’deki Z kuşağı hareketini, aynı zamanda Hindistan yanlısı olarak görülen monarşi yanlısı hareketle ilişkilendirenler var.

Nepal, Çin’in Kuşak Yol ve ABD’nin MCC finansmanı nedeniyle uluslararası çıkarların çatıştığı bir alan haline gelmiş olsa da, deneyimli gazeteci Pradhan, Nepal’deki yaygın protestolarda Pekin’in rolünü reddediyor.

Pradhan, “Çin, Nepal genelinde, özellikle Terai bölgesinde böyle bir sorun yaratacak durumda değil. Etkisinin büyük ölçüde Katmandu Vadisi ile sınırlı olduğu düşünülüyor” diyor.

Ayrıca Pekin’in böyle bir yangını başlatmaktan çekineceğini, çünkü bunun kendisine geri tepebileceğini açıklıyor. “Bu, her an Çin’e de karşı dönebilir. 60’larda Nepal halkı Çin’e karşı çıktı ve Katmandu’daki Çinli liderlerin fotoğraflarını indirdi” diyor. Dolayısıyla Çin, Nepal’da kargaşayı değil, istikrar tercih ediyor ve daha önce siyasi partiler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde oynadığı rolle bunu kanıtladı.

Öte yandan, uzmanlara göre, Yeni Delhi de Bangladeş’ten sonra bir diğer komşusunun daha istikrarsızlığa kapılmasını istemeyecektir. Nitekim radikal eğilimlerin yüksek olduğu ülkede istikrarsızlık, sadece Çin değil, Hindistan karşıtı grupların da örgütlenmesini beraberinde getirebilir. Nepal istikrarsız kalırsa, kendi çıkarlarını korumak için belirli grupları destekleme eğiliminde olabilirler. Ayrıca, Hint firmalar Nepal’deki en büyük yatırımcılar olup, onaylanmış toplam doğrudan yabancı yatırımların %30’undan fazlasına katkıda bulunuyor. Hindistan ve Nepal arasında 1950 yılında imzalanan Barış ve Dostluk Antlaşması, Hindistan ve Nepal vatandaşlarına her iki ülkede ikamet, mülk, iş ve dolaşım konularında karşılıklı muamele yapılmasını öngörmekte. Hindistan, Nepal Ordusu’nun modernizasyonunu ekipman ve eğitim ile desteklerken, Nepal’den yaklaşık 32,000 Gurkha askeri Hint Ordusunda görev yapıyor.

Ancak protestolara yoğun olarak katılan monarşist grupların Hindistan’ı desteklediğini ve Hindu bir devletten yana olduklarını hatırlatmakta fayda var. Üstelik Hindistan, Nepal’i bir Hindu devleti haline getirme eğilimi nedeniyle geleneksel olarak muhalefetteki Nepal Kongresi ile anlaşmayı daha kolay bulmuştur.

Çin’in bölgede yükselen etkisinden rahatsız olan ABD’nin ise, ülkedeki protestoları destekleyebilecek en olası aktör olduğu düşünülüyor. Çin dostu, komünist bir hükümet yerine, ABD dostu bir monarşinin Washington’ın tercihi olacağı aşikar. Üstelik ABD ile Hindistan’ın arasının açıldığı, Hindistan Başbakanının Çin’i ziyaret ettiği bir dönemde bu gelişmeler yaşanıyor. ABD, eylemlere müdahale bakımından Nepal’e komşularına göre uzakta kalsa da, NED fonları ile ülkedeki sivil toplum örgütlerini bir süredir desteklediği biliniyor. 2024 için yayınlanan “Asia Grant Listing” belgesine göre, NED, “Gençlerin Sivil Katılımını Güçlendirme ve Demokratik Değerleri Teşvik Etme” adı altında, “aktivistleri güçlendirmek” için 35 bin dolar fon ayırmış. Yine, “Yolsuzluk ve Otoriter Etkilere Karşı Koyma” adı altında Nepal’de “Çin’in etkisini araştırmak” üzere 79 bin dolar fon ayrılmış, “Araştırmacı Gazetecilik Yoluyla Hükümet Hesap Verebilirliğini ve Demokratik Uygulamaları Güçlendirme” adı altında medyaya 50 bin dolarlık fon ayrılmış. “Ulusal kamuoyu araştırmaları” için 500 bin dolar fon ayrılmış. Nepal’daki “işçi hareketini desteklemek” için 1.131.377 dolar fon ayrılmış. Nepal’daki Hintlerin haklarını korumak için 25 bin dolar fon ayrılmış.

Üstelik protestolara önderlik eden sivil toplum kuruşulu Hami Nepal’in sitesinde örgütü fonlayanlar arasında, Coca-Cola şirketi, Çin tarafından ayrılıkçı olarak görülen ABD destekli Students for a Free Tibet (SFT) grubu, Al Jazeera, Birleşik Krallık merkezli Gurkha Welfare Trust (GWT) gibi kurum ve markalar öne çıkıyor.

Tüm bunlar, Batı medyasında “Z Kuşağı Protestoları” olarak tanıtılan Nepal’deki eylemlerde “dış unsurların” rolüne dair soru işaretleri yaratıyor.

Nepal’de devam eden protestoların nedenleri hakkında ise, eski Hindistan’ın Nepal Büyükelçisi Ranjit Rae şöyle diyor: “Nepal’de bunun neden olduğu konusunda çok derin köklü nedenler var. Yani bu, ülke içinde ortaya çıkan bir sorun. Nepal’deki siyasi sınıf tarafından daha iyi ele alınmalıydı. Ancak Nepal’de, bunu kendi amaçları için kullanmaya çalışan unsurlar da olabilir. İstikrarsızlık olduğunda, insanlar her zaman bu istikrarsızlığı kendi amaçları için kullanmaya çalışırlar.”

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Yayınlanma

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.

South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.

Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.

Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.

Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.

Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.

Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı

Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.

Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.

Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.

Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.

New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.

Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.

Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English