Bizi Takip Edin

Asya

Nepal Başbakanı Oli, yolsuzluğa karşı protestoların tırmanması üzerine istifa etti

Yayınlanma

Nepal Başbakanı K.P. Sharma Oli, ülkede yayılan şiddetli protestolarda 19 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından salı günü istifa etti.

Oli’nin istifası, pazartesi günü İçişleri Bakanı Ramesh Lekhak’ın istifasının ardından geldi. Nepal medyasına göre, salı günü iki bakan daha istifa etti.

Oli hükümetinin, sosyal medya yasağı sonrası protestoların şiddetlenmesi üzerine, hükümet pazartesi günü yasağı kaldırdı. Polis, parlamentoyu basmaya çalışan protestoculara göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiyle müdahale etti. Çatışmalarda 19 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.

Ancak salı günü protestolar dinmedi, bu da Oli’yi istifaya zorladı.

Bu çatışmalar, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik belirsizlikle boğuşan yoksul Himalaya ülkesinde son on yılların en kötüsü.

Oli, Cumhurbaşkanı Ramchandra Paudel’e yazdığı istifa mektubunda, “Ülkedeki olumsuz durum göz önüne alındığında, sorunun çözümünü kolaylaştırmak ve anayasaya uygun olarak siyasi olarak çözülmesine yardımcı olmak için bugün itibariyle istifa ettim” dedi.

Paudel’in bir yardımcısı Reuters’a, istifanın kabul edildiğini ve cumhurbaşkanının “yeni bir lider için süreç ve görüşmeler” başlattığını söyledi.

Ayrı bir açıklamada, Nepal Ordusu halkı korumaya kararlı olduğunu belirterek, herhangi bir tırmanışın önlenmesi için ulusal birliği çağrısında bulundu.

BAŞBAKANIN EVİ YAĞMALANDI,
HAVAALANI KAPATILDI

73 yaşındaki Oli, monarşinin yıkıldığı 2006’dan bu yana ülkenin 14. başbakanı olarak geçen yıl Temmuz ayında dördüncü dönemine yemin etmişti.

Kabine arkadaşlarından ikisi pazartesi günü geç saatlerde, ahlaki nedenlerle görevlerine devam etmek istemediklerini belirterek istifa etti.

Salı günü erken saatlerde Oli, tüm siyasi partileri bir toplantıya çağırarak şiddetin ulusun çıkarına olmadığını ve “herhangi bir soruna çözüm bulmak için barışçıl diyaloga başvurmamız gerektiğini” söyledi.

Protestocuların yolsuzlukla ilgili şikayetlerine doğrudan yanıt vermedi.

Ancak, protestocular süresiz sokağa çıkma yasağına rağmen başkent Katmandu’da parlamento ve diğer yerlerin önünde toplanarak hükümete karşı öfkelerini göstermeye devam ettiler.

Görgü tanıkları, protestocuların Katmandu’daki bazı politikacıların evlerini ateşe verdiğini söyledi. Yerel basında ise bazı bakanların askeri helikopterlerle güvenli bir yere götürüldüğü bildirildi.

Oli’nin bir yardımcısı, Reuters’a, görevden ayrılan başbakanın özel konutunun da ateşe verildiğini söyledi.

Televizyon görüntülerinde protestocuların binaya girip mülkü yağmaladıkları ardından binayı ateşe verdikleri görüldü.

Görgü tanıkları, Başbakanlık Ofisi ve diğer bakanlıkların yanı sıra Parlamento Binası’nın da bulunduğu Singha Durbar bölgesinin ateşe verildiğini söyledi.

Nepal Sivil Havacılık Otoritesi, yangınlardan çıkan dumanın uçakların güvenliğini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle, Nepal’in ana uluslararası havaalanı olan Katmandu havaalanının derhal kapatıldığını duyurdu.

Protestoların, gençlerin, hükümetin yolsuzlukla mücadele ve ekonomik fırsatları artırma konusunda harekete geçmediğine dair yaygın hayal kırıklığından kaynaklandığı ifade edildi. Genç protestocular kendilerini sosyal medyada “Z kuşağı” olarak tanıttı.

SOSYAL MEDYA KISITLAMASI

Nepal’de Facebook, Instagram, WhatsApp, YouTube, X, Reddit ve LinkedIn platformları, verilen süre aralığında Nepal İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığına kayıt için başvurulmadığı gerekçesiyle 4 Eylül’de erişime kapatılmıştı.

Bakanlık, gerekli izinleri alan platformların aynı gün erişime yeniden açılacağını bildirmişti.

Bunun üzerine çoğunluğu gençlerden oluşan göstericiler, yolsuzluk iddialarını ve hükümetin sosyal medyayı kapatma kararını protesto etmek için dün parlamento binasına doğru yürüyüşe geçmişti.

Yetkililer, şiddet olaylarının artırmasının ardından parlamento çevresindeki önemli bölgelerde yerel saatle 22.00’ye kadar sokağa çıkma yasağı ilan etmişti.

Polisin protestoculara karşı tazyikli su, göz yaşartıcı gaz ve gerçek mühimmat kullandığı müdahale sırasında 19 kişinin hayatını kaybettiği aktarılmıştı.

İŞSİZLİK VE YOKSULLUK

30 milyon nüfuslu ülkede, hükümet istatistiklerine göre, 15 ila 40 yaş arası insanlar nüfusun yaklaşık yüzde 43’ünü oluştururken, Dünya Bankası’na göre işsizlik oranı yüzde 10 civarında seyrediyor ve kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla sadece 1.447 ABD doları.

Ülkede fırsat bulamayan yüzlerce genç erkek ve kadın, her gün ülkeyi terk ederek, petrol zengini Körfez ülkeleri ve Malezya’da uzun vadeli sözleşmelerle çalışmaya gidiyor. On binlerce kişi Hindistan’da mevsimlik göçmen işçi olarak çalışıyor. Hükümet verilerine göre, geçen yıl 741.000’den fazla kişi, çoğunlukla inşaat veya tarım alanında iş bulmak için ülkeyi terk etti.

Nepal’in geri kalanı, yurtdışında çalışan ve sayıları 2 milyon olduğu tahmin edilen işçilerin eve gönderdikleri havalelere büyük ölçüde bağımlı. 2024 yılında, bu işçilerin gönderdiği 11 milyar dolar, ülke ekonomisinin yüzde 26’sından fazlasını oluşturdu. Bu parayla Nepal’de gıda ve ilaç satın alınmakta ve çocuklar okula gönderilmektedir.

Bu derin yoksulluğun sebeplerinden biri de iktidardaki yolsuzluk ve yozlaşma olarak görülüyor.

BÜYÜKELÇİLİKLERDEN İTİDAL ÇAĞRISI

Avustralya, Finlandiya, Fransa, Japonya, Güney Kore, İngiltere ve ABD’nin Katmandu Büyükelçiliklerinden ülkedeki toplumsal olaylara ilişkin ortak açıklama yapıldı.

Şiddet olayları ve can kayıplarından üzüntü duyulduğu belirtilen açıklamada, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı mesajı verildi.

Açıklamada, “Tüm tarafları azami itidal göstermeye, daha fazla gerilimden kaçınmaya ve temel hakların korunmasını sağlamaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hindistan Dışişleri Bakanlığından yapılan ayrı bir açıklamada da olayların yakından takip edildiği ve barışçıl şekilde çözülmesinin umulduğu kaydedildi.

Çin-Hindistan rekabeti sürerken Nepal’de siyasi değişim Pekin lehine gelişiyor

Asya

Çin Başbakanı Yaz Davos’unda Avrupa’nın sübvansiyon iddialarını reddetti

Yayınlanma

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Yaz Davos’u” toplantısında Avrupalı ticaret ortaklarının sübvansyion şikâyetlerini reddetti.

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) konferansında ülkesinin rekabet gücünü teknolojik yeniliğe bağladı ve devlet sübvansiyonlarına ilişkin uluslararası şikâyetleri reddetti.

Çarşamba günü kuzeydeki liman kenti Dalian’da düzenlenen WEF’in “Yaz Davos’u” etkinliğinde konuşan Li, Çinli şirketlerin araştırma-geliştirme harcamalarını ve bataryalardan iletişim teknolojilerine kadar uzanan sektörlerde elde edilen başarıları öne çıkardı.

“Çin ürünlerinin rekabet gücünün anahtarı, bazılarının iddia ettiği gibi hükümet sübvansiyonlarına dayanması değildir” diyen Li, “Çin hükümeti o kadar zengin değil, bunu karşılayabilecek durumda da değil” ifadelerini kullandı.

Li’nin yorumları, Çin’in Avrupalı ticaret ortaklarının ülkenin ekonomik modeline yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Bu eleştirilerde, Pekin’in öncelikli sektörlerde sanayi politikalarını kullanmasının aşırı kapasiteyi körüklediği savunuluyor. Çin’in ticaret fazlası, mal ihracatının gücüyle geçen yıl 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Yıllardır artan ticaret gerilimleri geçen yıl Washington ile Pekin arasında patlak veren sert tarife savaşıyla zirveye çıkarken, Avrupa Birliği’nin (AB) en büyük dört ekonomisi de “haksız ticaret uygulamalarının yükselişi” olarak niteledikleri duruma karşı Avrupa sanayisini savunmak için daha sert önlemler alınması yönünde baskı yapıyor.

IMF bu yıl Çin’e sübvansiyonlarını yarıya indirme çağrısında bulundu. Kurum, bu sübvansiyonların GSYİH’nin yüzde 4’üne denk geldiğini tahmin etmiş ve bunların “uluslararası taşma etkilerine ve baskılara yol açtığını” belirtmişti.

WEF’in “Yeni Şampiyonlar Yıllık Toplantısı” —Dalian ve Tianjin arasında dönüşümlü olarak düzenlenen ve Çin’in İsviçre’deki kış buluşmasına verdiği karşılık olarak görülen etkinlik— geçmişte uluslararası yöneticileri kendine çekmiş ve Pekin’in üst düzey politika yapıcılarının başlıca ekonomik eğilimlere dair açıklamaları nedeniyle yakından izlenmişti.

Son yıllarda Pekin’in iki numaralı yetkilisi olan Li, bu etkinliği Çin’i küresel ticaret sisteminin bir dayanağı olarak göstermek ve ülkenin hızla artan ihracatına ilişkin Batı’daki kaygıları yatıştırmak için kullandı.

Bu yılki açılış konuşmasını çarşamba günü yapan Li, “maliyetli Ar-Ge harcamaları” yapan ve “haksız dış baskılarla” karşı karşıya kalan yerli şirketleri övdü.

Li, ABD’nin ihracat kontrolleri nedeniyle en ileri çip üretim teknolojilerine erişimi kısıtlanan Huawei örneğini öne çıkardı.

Huawei’nin “uzun süredir mali ve teknolojik ablukalardan muzdarip olduğunu” ancak “direnç gösterdiğini” söyleyen Li, şirketin on yılda Ar-Ge’ye 1 trilyon RMB’den —147 milyar dolar— fazla yatırım yaptığını ve “öncü teknolojilerde bir dizi atılım gerçekleştirdiğini” belirtti.

Li, “ikinci Çin şoku” uyarıları gibi “dostane olmayan anlatıları” eleştirdi. Bu ifade, Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasının ardından yaşanan ilk ihracat patlamasının bugünkü yankılarına gönderme yapıyor.

“Geçmişte Çin’in büyük pazarı ve düşük maliyetli üretim faktörleri dünyaya pazar getirileri sağlamıştı” diyen Li, şöyle devam etti:

“Bugün Çin, daha da büyük pazar getirileri sunmayı sürdürürken, teknolojik ilerlemesi ve sanayi modernizasyonuyla giderek daha fazla inovasyon getirisi de sağlıyor.”

Li, Batılı ticaret ortakları ve iş dünyası odalarının sıkça dile getirdiği bir şikâyet konusu olan pazara erişimi genişletme taahhüdünde bulunmasının yanı sıra, yapay zekânın taşıdığı riskler ve uluslararası düzenleyici işbirliği ihtiyacı konusunda da uyarıda bulundu.

Riskleri kontrol altına alacak “uygun bir yönetişim” olmaması halinde, “sonuçların ağır olabileceğini” söyledi.

Li ayrıca, perakende satışların mayısta 2022’den bu yana ilk kez gerilediği ve yılbaşından bu yana yatırımlardaki düşüşün derinleştiği iç ekonominin durumu konusunda da dinleyicilere güven vermeye çalıştı.

Çin ekonomisinin ikinci çeyrekte “sağlam ivmesini koruduğunu” söyledi.

Okumaya Devam Et

Asya

Japon elektrik üreticisi JERA, ABD’deki veri merkezi için 3 milyar dolarlık büyük gaz yakıtlı santral kuracak

Yayınlanma

Nikkei Asia’nın pazartesi günü edindiği bilgiye göre Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, ABD’de aynı sahada yer alacak bir veri merkezi için yaklaşık 500 milyar yen, yani 3 milyar dolar değerinde büyük bir gaz yakıtlı elektrik santrali inşa edecek.

Bu adım, Japon şirketinin ABD’li teknoloji devlerinin yapay zekâya yönelik benzeri görülmemiş yatırımları karşısında hızla büyüyen enerji altyapısı talebinden pay alma hedefiyle birlikte geldi.

Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, büyük dil modellerinin eğitimi için bitişikteki veri merkezlerine elektrik sağlamak üzere ABD’de doğal gaz santrali inşa etmek amacıyla büyük Amerikan teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor. 3 milyar dolarlık yatırım kapsamında kurulacak santralin 2028’de faaliyete geçmesi planlanıyor.

Bu proje, yapay zekâ eğitimi için istikrarlı elektrik arzına duyulan acil ihtiyacı yansıtıyor. Doğal gaz santralleri, veri merkezlerinin yüksek yük taleplerini karşılamak için geçiş dönemi çözümü işlevi görüyor.

Piyasa mekanizmaları açısından bakıldığında, yapay zekâ sermaye harcamaları elektrik üretimi ile veri merkezlerinin birlikte gelişimini tetikliyor. Finansman doğal gaz altyapısına ve hiper ölçekli veri merkezi işletmecilerine yönelirken, elektrik ekipmanı tedarikçileri ve bulut hizmet sağlayıcıları bu süreçten fayda sağlıyor.

JERA daha önce yurt dışı enerji varlıklarına yönelik yatırımlarını aktif biçimde geliştirmişti. ABD’li teknoloji devleriyle bu santral işbirliği, Japon şirketlerinin küresel yapay zekâ tedarik zincirine katılma stratejisinin devamı niteliğinde. Bu eğilim, Microsoft gibi şirketlerin kendi veri merkezi enerji kaynaklarını inşa etmesine benzer bir yönelimi yansıtıyor.

Sermaye akışları bakımından proje, altyapı fonlarını ve enerji dönüşümü sermayesini kendine çekecek. Bu da doğal gazın yapay zekâ veri merkezleri için güvenilir bir baz yük enerji kaynağı rolünü güçlendirirken, yenilenebilir enerji ve depolama yatırımlarını da teşvik edecek.

Google ve Amazon’un veri merkezleri için uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları imzalamasına benzer şekilde, Japon şirketleri de doğrudan yatırımlar yoluyla yapay zekâ büyümesinden doğan kazançları güvence altına alıyor. Bu süreç, küresel enerji ve bilişim altyapısının entegrasyonunu hızlandırıyor.

Özünde bu gelişme, teknolojik ikame ve sanayi zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına geliyor. Yapay zekâ eğitiminde kullanılan hesaplama gücündeki patlayıcı büyüme, yerel elektrik tedarikini zorunlu kılıyor. Bu durum, fiyatlama gücünü geleneksel kamu hizmeti şirketlerinden veri merkezleri ile elektrik üretiminin birleşimine doğru kaydırıyor ve küresel enerji sermayesinin tahsisini yeniden şekillendiriyor.

Japon sanayiciler ve yöneticiler, ABD’ye ‘sonu gelmez’ yatırımlar konusunda uyardı

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Orta Doğu’da savaş sonrası yeniden imar için görev gücü kurdu

Yayınlanma

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Güney Kore hükümetinin, Güney Koreli şirketlerin çatışma sonrası yeniden imar çalışmalarına katılımını desteklemek amacıyla Orta Doğu genelinde ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını belirlemek üzere bir görev gücü kurduğunu söyledi.

Cho, düzenlediği basın toplantısında, “Güney Koreli şirketlerin Orta Doğu’daki yeniden imar çalışmalarına katılımını kolaylaştırmak ve bölgeyle daha geniş ekonomik işbirliği geliştirmek amacıyla bakanlık özel bir görev gücü kurdu ve yurt dışı temsilcilikler aracılığıyla ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını aktif biçimde tespit etti” dedi.

Cho, “Krizlere verdiğimiz yanıtlar, Orta Doğu ülkeleri nezdinde Güney Kore’nin zor zamanlarda yanlarında duran güvenilir bir ortak olduğu algısını güçlendirdi” diye ekledi.

Geçen hafta ABD ve İran, aylar süren savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptı imzaladı. Söz konusu mutabakat, iki ülke arasındaki ateşkesi 60 gün uzatacak; bu süre içinde nükleer meseleler ve diğer başlıkların ele alınarak nihai bir barış anlaşmasına varılması için müzakereler yürütülecek.

Cho, anlaşmanın yalnızca kısa vadeli bir gerilimi azaltma tedbiri olarak kalmaması, aynı zamanda bölgede kalıcı barış ve istikrarın temeli haline gelmesi için ABD ve daha geniş uluslararası toplumla birlikte çalışacaklarını taahhüt etti.

Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan Güney Kore bağlantılı gemilere ilişkin olarak Cho, hükümetin ilgili koşulları ve Kore gemileri ile mürettebatının güvenliğini yakından izlemeyi sürdürdüğünü söyledi.

Cho, “Bizim gemilerimiz de dahil olmak üzere tüm gemiler için serbest ve güvenli geçişin hızla yeniden tesis edilmesini sağlamak amacıyla ilgili ülkelerle işbirliğimizi sürdüreceğiz” dedi. “Yakın gelecekte İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yapılması için Tahran ile koordinasyon halindeyiz” diye ekledi.

Okyanuslar Bakanlığı’na göre, Güney Kore tarafından işletilen iki gemi pazartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan çıktı. Bu gemiler, geçen haftaki ABD-İran anlaşmasıyla stratejik deniz yolunun yeniden açılmasının ardından su yolundan geçen ilk Güney Kore bağlantılı gemiler oldu.

Bu çıkışla birlikte bölgede kalan Güney Kore bağlantılı gemi sayısı 22’ye düştü.

Daha sonra bakanlıktan üst düzey bir yetkili, Güney Kore ile ABD’nin bu yıl içinde, Seul’ün nükleer denizaltı arayışı ile uranyum zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme kabiliyetleri dahil olmak üzere temel nükleer işbirliği konularında anlaşmaya varmasının beklendiğini söyledi.

Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, “Son görüşmeler Güney Kore’de yapıldı ve yakın gelecekte ABD’de yeni bir turun gerçekleştirilmesi bekleniyor” dedi.

Güney Kore’nin zenginleştirme ve yeniden işleme haklarını elde edebilmesi için ABD ile ikili nükleer işbirliği anlaşmasında, 123 Anlaşması olarak bilinen düzenlemede, kısmi ya da kapsamlı değişiklikler yapılmasını veya bir ek protokol kabul edilmesini sağlaması gerekecek.

Yetkili, “Bir anlaşmanın biçiminden çok içeriği önemlidir” dedi ve aynı ilkenin nükleer denizaltılara ilişkin görüşmeler için de geçerli olduğunu belirtti. “Mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak gibi net bir hedef belirledik” dedi.

Kuzey Kore konusunda ise yetkili, Çin’in Pyongyang’ın nükleer silah programına fiilen göz yumduğu yönündeki spekülasyonları reddederek, Pekin’in “bu konuyu kamuoyu önünde tartışmaktan kaçınmış göründüğünü” söyledi.

Bu açıklamalar, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in kısa süre önce Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile görüşmek üzere Pyongyang’a yaptığı ziyaretin ardından geldi. Önceki görüşmelerinin aksine, bu ziyarette Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması konusu kamuoyu önünde dile getirilmedi.

Bakanlık yetkilisi, “Çin’in bu konuyu kamuoyu önünde ele alma konusundaki isteksizliği, Kuzey Kore ile ilişkileri ve Pyongyang ile Moskova arasındaki büyüyen ilişki bağlamında daha geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir” dedi.

Yetkili ayrıca Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasında derinleşen hizalanmanın arzu edilmeyen bir durum olacağı uyarısında bulundu ve Güney Kore, Çin ve Japonya arasındaki üçlü işbirliğinin önemini vurguladı.

Başkan Lee Jae Myung’un kısa süre önce G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’a Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılmasının aşamalı olarak yürütülmesi yönünde yaptığı öneriye ilişkin olarak yetkili, Seul ile Washington’ın büyük ölçüde aynı çizgide kalmaya devam ettiğini söyledi.

“Çalışma düzeyindeki istişareler yoluyla ABD ile koordinasyonu sürdürdük; bu nedenle pozisyonlarımız arasında temel bir fark olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English