Asya
Japonya’da Siyasi Deprem: LDP’de Liderlik Yarışı Başladı

Temsilciler Meclisi seçimlerinin ardından Meclis Üyeleri seçimlerinde büyük yenilgiler alan Başbakan Şigeru Ishiba, Liberal Demokrat Parti (LDP) içinden gelen yoğun istifa baskısına daha fazla direnemeyerek 7 Eylül pazar günü istifa ettiğini açıkladı.
Hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Danışmanlar Meclisi’nde çoğunluğu kaybeden LDP-Komeito hükümeti, bu yenilginin ardından sorumluluğun kimde olduğu tartışmalarını sonlandırarak yeni bir siyasi sistem inşa etmeye yönelecek. Ancak iktidarda kalmalarını sağlayacak bir sistem kurmak, her zamankinden çok daha zor görünüyor. LDP içinde durum giderek karmaşık bir hâl alırken, bazı kesimler partinin geleceğini Sanae Takaichi veya Shinjiro Koizumi gibi popüler isimlere değil, daha az tanınan politikacılara emanet etmesi gerektiğini savunuyor.
Ishiba–Koizumi Buluşması
Siyasi kulislerde beklenen son, yine oldukça dramatik oldu. Deneyimli Japon gazetecilerden bazıları, Başbakan Ishiba’nın 8’inde yapılması planlanan özel başkanlık seçimi öncesinde istifa edeceğini öngörüyordu. LDP’li 120’den fazla milletvekilinin acil seçim çağrısı yapması ve il meclislerinin yarısına yakınının bu yönde tavır alması, istifanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu.
6 Eylül akşam saatlerinde Başbakanlık Resmi Konutu’nda gerçekleşen Ishiba–Koizumi görüşmesi sürecin seyrini belirledi. Ishiba, önce Başkan Yardımcısı Yoshihide Suga ile, ardından Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık Bakanı Shinjiro Koizumi ile iki saatlik görüşmeler yaptı. Kaynaklara göre Koizumi, halkın çoğunluğunun başkanlık seçimi istediğini belirterek, “Çatışma devam ederse LDP kesinlikle bölünür. Parti birliğini korumak için istifa etmeniz gerekiyor” sözleriyle Ishiba’yı ikna etmeye çalıştı.
Dört Yıl Önce Olduğu Gibi “İstifa Dramına Karışan Aynı Yüzler”
Bu gelişmeler, dört yıl öncesine dair bir déjà vu etkisi yaratıyor. 31 Ağustos 2021’de Koizumi, dönemin Başbakanı Yoshihide Suga’yı benzer bir kriz sırasında ikna ederek seçim stratejisini değiştirmeye zorlamıştı. O dönemde Suga, başkanlık seçimlerinde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı ve durumu çözmek için Ulusal Diyet İşleri Komitesi Başkanı Hiroyuki Moriyama (şimdiki Genel Sekreter), onu Diyet’i feshetmeye çağırdı. Belki de Koizumi’nin ikna çabaları etkili oldu ve Suga yeniden seçilme teklifinden vazgeçip istifasını açıkladı.
Açıklamanın ardından Suga ile görüşen Koizumi, gözyaşları içinde gazetecilere:
“Çok minnettarım.” demişti.
Bu arada Koizumi, o dönemde LDP başkanlık seçimlerine katılmamış, bunun yerine Ishiba ile birlikte Taro Kono’yu desteklemişti. Ishiba da aday olmama kararı almış ve bu nedenle ikiliye “Koishi-Kawa İttifakı” adı verilmişti. Kono daha sonra koalisyondan uzaklaştı, ancak “Koishi” ittifakı hâlâ canlı ve güçlü durumda. Bu istifa duyurusunu çevreleyen dramaya bakıldığında, aynı aktörlerin Ishiba, Koizumi, Suga ve Moriyama’nın rol aldığı ve şimdiye kadarki senaryonun dört yıl öncekiyle neredeyse aynı olduğu görülüyor.
O Ancak bu kez kritik soru şu: Koizumi, yardımcı rolden başrole yükselecek mi?
Taro Aso’nun Gücü ve Hesaplaşması
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunu belirleyecek bir diğer önemli etken ise, Ishiba’yı deviren kampın merkezi isimlerinden olan eski Başbakan Taro Aso’nun (partinin baş danışmanı) siyasi işlerde liderlik yapıp yapamayacağı olacak.
Aso’nun Ishiba’ya karşı derin bir nefreti var. LDP’nin 2007’de Meclis Üyeleri seçimlerinde ezici bir yenilgiye uğraması üzerine Ishiba, görevde kalmaya çalışan dönemin Başbakanı Shinzo Abe’yi sert bir şekilde eleştirmiş ve istifaya çağırmıştı.
Abe’nin müttefiki olan Aso ise öfkelenerek, LDP’den bir zamanlar ayrılmış birinin böyle bir şey söylemeye hakkı olmadığını söylemişti. Dahası, 2009’da Aso, Lehman Şoku’nun ardından azalan onay oranlarıyla boğuşurken, Aso kabinesinde hâlâ kabine üyesi olmasına rağmen, onu alenen istifaya çağıran da Ishiba olmuştu.
Geçen yılki LDP başkanlık seçimlerinde, Ishiba’ya duyduğu nefret nedeniyle ikinci tur oylamasının son dakikasında Takaichi’yi desteklemişti. Meclis Üyeleri seçimlerinin ardından Ishiba’yı görevden alma çabaları ortaya çıktığında bile, yasadışı fonlara bulaşan eski Abe fraksiyonu üyelerinden bile daha kararlıydı.
Bazı genç LDP üyeleri, Aso’nun Başbakan Ishiba’yı devirmek için parti içinde kalan tek grubu harekete geçirme girişimi karşısında şok oldular. Bazıları bunun yaşlı bir adamın tek fikirliliğinin bir işareti veya bir yanılsama olduğunu söylüyor.
Aso’nun bundan sonra LDP içindeki nüfuzunu sürdürüp sürdüremeyeceği belirsiz.
Sanae Takaichi’nin Yükselişi ve Belirsizliği
Geçen yılki LDP başkanlık seçiminde Shinzo Abe’nin desteğini alarak öne çıkan Sanae Takaichi, ikinci turda Ishiba’ya çok az farkla kaybetmişti. Şimdi, Ishiba’nın istifasıyla birlikte Takaichi yeniden güçlü bir aday konumuna geldi. Ancak parti içinde, özellikle onu destekleyen milletvekillerinin yarısının gizli fon skandalları nedeniyle siyasetten çekilmesi, Takaichi’nin tabanını zayıflatıyor.
Ayrıca Halk Partisi ve Japon Muhafazakâr Partisi’nin yükselişi, Takaichi’nin sert sağcı destekçilerinin bir kısmını bu yeni güçlere yönlendiriyor. Kamuoyu yoklamalarında hâlâ üst sıralarda olsa da, bazı anketlerde Koizumi ve hatta Ishiba’nın gerisinde kalması dikkat çekiyor.
Ishiba Sonrası Olası Adaylar
LDP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesi, yeni başkanın önceliğini muhalefet partileriyle müzakere edebilecek pragmatik bir profil olmasını zorunlu kılıyor. Öne çıkan adaylar arasında:
Yoshimasa Hayashi – Baş Kabine Sekreteri, deneyimli bir ılımlı muhafazakâr. Muhalefetle iyi ilişkileri var. Parti içinde “renksiz, şeffaf ve risksiz” bir aday olarak görülüyor.
Katsunobu Kato – Maliye Bakanı, geniş siyasi tecrübeye sahip ancak halk arasında fazla tanınmıyor.
Takeshi Saito – Eski Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanı, pratik becerileriyle öne çıkan bir isim.
Shinjiro Koizumi – Popülerliği yüksek, ancak gençliği ve deneyim eksikliği soru işaretleri yaratıyor.
Sanae Takaichi – Kamuoyu desteği güçlü olsa da parti içindeki dengeler onu zorlayabilir.
Takayuki Kobayashi – LDP’nin “umut vadeden genç” yüzlerinden biri olarak gösteriliyor.
Seçimin formatı da büyük önem taşıyor. Parti üyelerinin oy kullanacağı “tam kapsamlı” bir seçim yapılırsa, yarış Koizumi, Takaichi ve Kobayashi gibi popüler isimler arasında geçebilir.
LDP’nin Geleceği ve Halkın Güvensizliği
Başbakan Ishiba, istifasını duyurduğu basın toplantısında, hedeflerine ulaşamadan görevi bırakmak zorunda kalmasının üzüntüsünü dile getirdi. Ancak seçim yenilgisinin ardından karar almakta gecikmesi ve bu süreçte yaşanan “50 günlük siyasi boşluk”, halkta hayal kırıklığı yarattı.
Bugün Japon halkı için asıl mesele, LDP’nin iç hesaplaşmalarından çok, ekonomi, enflasyon, enerji güvenliği ve dış politika gibi temel sorunlara çözüm üretecek bir sistemin inşa edilmesi. Ancak bu süreç, parti içi güç mücadelelerine saplanırsa, halkın LDP’ye olan güveni daha da zedelenecek. Ishiba’nın kendi sözleriyle:
“LDP, halkın güvenini kaybederse Japon siyaseti kolayca popülizme teslim olur.”
Bu uyarı, Japonya siyasetinin önümüzdeki dönemde büyük bir kırılma noktasına doğru ilerlediğini gösteriyor.
Japonya’da yenilgiye uğrayan iktidar koalisyonu, mecliste muhalefete muhtaç
Asya
Samsung, Kore tarihinin en büyük hissedar ödeme planını açıkladı

Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında ödeme yapmayı planladığını duyurdu. Bloomberg verilerine göre bu adım Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma niteliği taşırken, rakip SK Hynix’in hisse geri alımı sonrasında devreye alındı.
Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında kaynak aktarmayı planladığını bildirdi.
Bloomberg verilerine göre bu tutar, Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma özelliği taşıyor.
Samsung’un duyurduğu bu plan, dünya genelinde bugüne kadar açıklanan en büyük sermaye getirisi programları arasında da yer alıyor.
ABD tarihinde ise Apple, 2024 yılında 110 milyar dolarlık hisse geri alımını onaylamış ve bu işlem ülkenin en büyük hisse geri alımı olarak kayda geçmişti.
Samsung, serbest nakit akışının yaklaşık yarısını hissedarlara yönlendireceğini açıkladı. Şirket, bu tutarın yaklaşık 30 trilyon wonluk (yaklaşık 21,4 milyar dolar) kısmını üçüncü çeyrek temettüsü olarak ödeyecek.
Şirket ayrıca çalışan tazminatlarını karşılamak amacıyla yaklaşık 15 trilyon won (10,73 milyar dolar) tutarında hisse geri alımı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık Samsung, yaptığı açıklamada hedeflenen toplam tutarın kalan kısmının tam olarak nasıl ödeneceğini belirtmedi.
Şirket, kalan ödeme miktarının ve dağıtım şeklinin ocak ayındaki yönetim kurulu toplantısında kesinleştirileceğini kaydetti.
Samsung, rakibi SK Hynix gibi, yapay zeka alanındaki yükselişin etkisiyle rekor seviyeye ulaşan çip satışlarından elde edilen kârın bir bölümünü geri almak isteyen hissedarların baskısı altında.
SK Hynix, daha önce 40 trilyon won (28,5 trilyon dolar) tutarında kendi hisselerini geri alacağını duyurmuştu.
Financial Times’ın aktardığına göre, JPMorgan analistleri SK Hynix’in hissedarlarına en az 130 milyar dolar tutarında ek ödeme açıklamasını bekliyor.
Hissedarlara yönelik sermaye getirisi programını 2024 yılında başlatan Samsung, bu kapsamda yıllık 9,8 trilyon wonluk (7 milyar dolar) düzenli temettü ödemelerini korurken, 2024-2026 döneminde oluşacak serbest nakit akışının yüzde 50’sini hissedarlara aktarmayı taahhüt etmişti.
Samsung’un mart ayında yayımladığı kurumsal değer artırma planına göre şirket, 2024 ve 2025 yıllarında 20,9 trilyon won (14,9 milyar dolar) nakit temettü ödedi ve ardından iptal edilmek üzere hisse geri alımlarına 8,4 trilyon won (6 milyar dolar) harcadı.
Asya
Kuzey Kore’de lüks tüketim ve inşaat patlaması yaşanıyor

Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da Rusya ile derinleşen ilişkilerin ve ekonomik büyümenin etkisiyle lüks tüketime talep arttı. Ülke genelinde inşaat hamlesi hız kazanırken mağazalarda Batılı lüks markalar ve kayıt dışı IKEA ürünleri satılıyor. Ancak Financial Times gazetesine konuşan analistler, gelir artışına rağmen yapısal sorunların ve gıda yetersizliğinin sürdüğüne dikkat çekiyor.
Financial Times’ın haberine göre Kuzey Kore, analistlerin öncelikle Rusya ile derinleşen işbirliğine bağladığı belirgin bir inşaat ve tüketim patlaması yaşıyor.
Başkent Pyongyang’da son yıllarda yeni yerleşim bölgeleri, mağazalar ve eğlence merkezleri kuruldu. Büyük mağazalarda Omega marka saatler ve Chanel kozmetik ürünleri dahil olmak üzere lüks markalar satılırken alışveriş merkezlerinden birinde resmi olmayan bir IKEA mağazası faaliyet gösteriyor.
Şehirde ayrıca taksi çağırma ve QR kodla ödeme yapma imkanı sunan yaklaşık 500 dolar değerinde akıllı telefonlar bulunuyor.
Pyongyang’da altyapı alanında da gelişmeler yaşanıyor. Taksi çağırma hizmetleri, yeni mağazalar ve QR kodlu ödeme sistemlerinin yanı sıra internet kafeler ile BMW marka araçların da satın alınabildiği otomobil galerileri açıldı.
Güney Kore merkezli Kore Bankası (Bank of Korea), 1965 yılından bu yana düzenli resmi ekonomik veri açıklamayan Kuzey Kore’nin reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) 2025 yılında yüzde 3,5 büyüdüğünü tahmin etti. Bu veriyle birlikte ülke ekonomisi üst üste üçüncü yılı da yüzde 3’ün üzerinde büyümeyle tamamladı.
Dış ticaret verileri de toparlanmaya işaret ediyor. Kore Bankası verilerine göre 2025 yılında ülkenin ithalatı yüzde 14 artışla 2,66 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 30 yükselişle 470 milyon dolara ulaştı.
Stimson Center düşünce kuruluşunun verileri de ocak-mayıs döneminde Çin’e yapılan ihracatın yüzde 68 artarak 287 milyon dolara çıktığını gösterdi. Bu artıştaki temel payı volfram sevkiyatı oluşturdu.
Ülkenin bir diğer gelir kaynağı ise kripto para hırsızlıkları oldu. TRM Labs’in değerlendirmesine göre Kuzey Kore yönetimiyle bağlantılı korsanlar, 2026 yılının ilk yarısında 643 milyon dolarlık kripto para çaldı.
Buna karşın analistler, yaşanan ekonomik büyümenin Kuzey Kore ekonomisinde henüz köklü ve yapısal bir dönüşüm anlamına gelmediğini savunuyor.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü’nün tahminlerine göre ülke, Rusya ile yürüttüğü işbirliği kapsamında Ağustos 2023 ile Aralık 2025 döneminde nakit para ve mal olarak 7,7 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar arasında kaynak elde etti.
Ekonomik hareketlilik sürerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ekonomi üzerindeki devlet denetimini artırıyor. Salgın sonrasında devlet dağıtım sistemini güçlendirmeyi hedefleyen yönetim, kayıt dışı piyasalar ile özel ticaret üzerindeki kontrolleri genişletti.
Wall Street Journal haziran ayı başında yayımladığı haberde, uluslararası yaptırımlara rağmen yönetici elit tabakanın zenginleşmesini “dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi” olarak nitelendirmişti.
Gazete, ekonomik büyümeyi Pyongyang’ın enerji ve malzeme ithalatını artırmasını ve yaptırımların bir kısmını aşmasını sağlayan Rusya ve Çin desteğiyle ilişkilendirmişti.
Kuzey Kore’nin 2006 yılındaki ilk nükleer denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ve sonrasında defalarca genişletilen yaptırımlar; finansal varlıkları, ülkeye takım tezgahı, mineral, çelik ve demir sevkiyatını ve bazı malların ihracatını kısıtlıyor.
Kuzey Kore, uygulanan yaptırımları paravan şirketler, dost ülkelerdeki aracılar, korsanlar ve kripto paralar vasıtasıyla aşmayı öğrendi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 2023 yılında, yaptırımların farklı bir jeopolitik ortamda alındığını belirterek Moskova ve Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlardan vazgeçeceğini açıklamıştı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rus tarafının Pyongyang ile askeri-teknik işbirliğine ilişkin yürürlükteki BM kısıtlamalarına uymayı sürdüreceğini ifade etmişti.
Bloomberg, 2025 yılındaki haberinde Kuzey Kore ekonomisinin 2024 yılında ağır sanayi, kimya sanayisi ve inşaat sektöründeki üretim artışının etkisiyle yüzde 3,7 büyüyerek 2016’dan bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştığını bildirmişti.
Bununla birlikte Bloomberg, Kuzey Kore’nin yoksul bir ülke olmayı sürdürdüğünü vurgulamıştı. Ülkenin 2024 yılı gayrisafi milli geliri (GSMG) Güney Kore’nin yüzde 1,7’sine denk gelerek yaklaşık 33,3 milyar dolar, kişi başına düşen geliri ise Güney Kore seviyesinin yüzde 3,4’ü düzeyinde kalarak yaklaşık 1,24 bin dolar oldu.
Birleşmiş Milletler verilerine göre ise 26 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yaklaşık yarısı yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.
Asya
Çin ve Endonezya savunma ilişkilerini derinleştirme konusunda anlaştı

Çin ve Endonezya, üst düzey görüşmelerde ikili savunma bağlarını derinleştirme konusunda anlaştı.
Çin ve Endonezya, cuma günü Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde askeri, denizcilik ve teknoloji alanlarındaki işbirliğini derinleştirme konusunda anlaşmaya vardı. Bu gelişme, ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliğin yeniden arttığı bir dönemde Pekin’in bölgedeki etkisinin arttığına işaret ediyor.
Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, Çinli mevkidaşı Dong Jun ile yaptığı görüşmenin ardından, iki ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla personel değişimlerini ve savunma sanayii işbirliğini artıracağını söyledi. Saatler sonra Dışişleri Bakanı Sugiono ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Endonezya’nın önemli ihraç ürünleri için pazara erişimin genişletilmesi olanaklarını araştırma ve yapay zekâ, haberleşme uyduları, enerji ve mineraller alanındaki işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.
Wang, iki ülkenin balıkçılık alanındaki işbirliğini yeniden başlatacağını, Güney Çin Denizi’nde ortak kalkınmayı teşvik edeceğini ve bölgesel bir davranış kurallarına ilişkin müzakerelerin sonuçlandırılması için çalışacağını söyledi. Sugiono ise tarafların, sürdürülebilir finansman yöntemlerinden yararlanarak ve yolcu sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek Cakarta-Bandung yüksek hızlı demiryolu projesini sürdürme konusunda da anlaştığını belirtti.
Görüşmeler, cuma günü ilerleyen saatlerde yapılması planlanan ikinci dışişleri ve savunma bakanları toplantısı, yani “2+2” diyaloğu öncesinde gerçekleşti. Bu temaslar, geçen yıl yaklaşık 155 milyar dolarlık ikili ticarete dayanan ilişkilere yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. Aynı zamanda, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun bölgede nüfuz için rekabet eden hem Pekin hem de Washington ile ilişkileri derinleştirme çabasını da ortaya koyuyor.
Endonezya ile ABD, nisan ayında askeri modernizasyon, eğitim, tatbikatlar ve operasyonel işbirliğini kapsayan “Büyük Savunma İşbirliği Ortaklığı”nı kurmuştu. Buna rağmen Asya’da birçok kişi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yapılan tatbikatları ani bir kararla kısıtlamasının ardından Washington’ın bölgeye bağlılığını sorguluyor.
Endonezya’nın Çin ile yakınlaşması, Cakarta ile Pekin’in güvenlik ve denizcilik işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştığı Nisan 2025’te Pekin’de gerçekleştirilen ilk 2+2 diyaloğunun da devamı niteliğinde. O görüşmelerde istihbarat paylaşımı, koordineli operasyonlar ve sahil güvenlik güçleri arasındaki bağların güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmaya varılmıştı.
Dışişleri bakanları cuma günü ayrıca ilk Endonezya-Çin Kapsamlı Stratejik Diyaloğu’nu başlattı ve 2027-2031 dönemini kapsayacak beş yıllık bir eylem planına ilişkin görüşmeleri memnuniyetle karşıladı.
Çin, iki ülke arasındaki ortaklığın daha geniş bir stratejik rol üstlenmesini istiyor. Dong, ülkelerin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) çerçeveleri üzerinden güvenlik işbirliğini derinleştirmesi ve Küresel Güney ülkeleri arasındaki savunma ilişkilerine örnek teşkil etmesi gerektiğini söyledi. Eş zamanlı çeviriye göre Dong ayrıca taraflara “dış güçlerin kötü niyetlerini” boşa çıkarma çağrısında bulundu.
Çin ve Endonezya Tayvan’ın doğusunda deniz tatbikatı gerçekleştirecek
Güvenlik alanındaki yakınlaşma, Güney Çin Denizi konusunda iki ülke arasında uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarına rağmen ilerliyor. Prabowo ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 2024 yılında yayımlanan ortak bildiride “örtüşen hak iddialarının bulunduğu bölgelerde ortak kalkınma” ifadesine yer verilmesi, Cakarta’nın Pekin’in geniş kapsamlı deniz yetki alanı iddialarına yönelik muhalefetini yumuşattığı yönünde yorumlanmıştı.
Savunma ilişkileri, silah tedariki alanına da daha fazla yayılabilir. Endonezya, Çin yapımı Chengdu J-10 savaş uçaklarını satın almayı değerlendiriyor ancak henüz herhangi bir sözleşme sonuçlandırılmış değil.
Ekonomik işbirliği ise ilişkilerin merkezindeki yerini koruyor. Sugiono, iki ülkenin yerel para birimleriyle yapılan işlemleri ve finansal işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığını söyledi. Wang ise Endonezya’nın Çinli şirketler için adil, şeffaf ve elverişli bir iş ortamı sağlamayı taahhüt ettiğini belirtti.
Bununla birlikte şirketler düzeyinde bazı gerilimler de yaşanıyor. Çinli şirketler, Endonezya’nın nikel sektöründeki daha sıkı politikalarının maliyetleri artırdığından ve yatırımları tehdit ettiğinden şikâyet ederken, Çin Büyükelçiliği söz konusu politika değişikliklerinin mevcut ve planlanan yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırımı riske atabileceği uyarısında bulundu.
Malezya, ABD destekli Filipin askeri üssü konusunda endişeli
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor












