Asya
Japonya’da Siyasi Deprem: LDP’de Liderlik Yarışı Başladı

Temsilciler Meclisi seçimlerinin ardından Meclis Üyeleri seçimlerinde büyük yenilgiler alan Başbakan Şigeru Ishiba, Liberal Demokrat Parti (LDP) içinden gelen yoğun istifa baskısına daha fazla direnemeyerek 7 Eylül pazar günü istifa ettiğini açıkladı.
Hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Danışmanlar Meclisi’nde çoğunluğu kaybeden LDP-Komeito hükümeti, bu yenilginin ardından sorumluluğun kimde olduğu tartışmalarını sonlandırarak yeni bir siyasi sistem inşa etmeye yönelecek. Ancak iktidarda kalmalarını sağlayacak bir sistem kurmak, her zamankinden çok daha zor görünüyor. LDP içinde durum giderek karmaşık bir hâl alırken, bazı kesimler partinin geleceğini Sanae Takaichi veya Shinjiro Koizumi gibi popüler isimlere değil, daha az tanınan politikacılara emanet etmesi gerektiğini savunuyor.
Ishiba–Koizumi Buluşması
Siyasi kulislerde beklenen son, yine oldukça dramatik oldu. Deneyimli Japon gazetecilerden bazıları, Başbakan Ishiba’nın 8’inde yapılması planlanan özel başkanlık seçimi öncesinde istifa edeceğini öngörüyordu. LDP’li 120’den fazla milletvekilinin acil seçim çağrısı yapması ve il meclislerinin yarısına yakınının bu yönde tavır alması, istifanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu.
6 Eylül akşam saatlerinde Başbakanlık Resmi Konutu’nda gerçekleşen Ishiba–Koizumi görüşmesi sürecin seyrini belirledi. Ishiba, önce Başkan Yardımcısı Yoshihide Suga ile, ardından Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık Bakanı Shinjiro Koizumi ile iki saatlik görüşmeler yaptı. Kaynaklara göre Koizumi, halkın çoğunluğunun başkanlık seçimi istediğini belirterek, “Çatışma devam ederse LDP kesinlikle bölünür. Parti birliğini korumak için istifa etmeniz gerekiyor” sözleriyle Ishiba’yı ikna etmeye çalıştı.
Dört Yıl Önce Olduğu Gibi “İstifa Dramına Karışan Aynı Yüzler”
Bu gelişmeler, dört yıl öncesine dair bir déjà vu etkisi yaratıyor. 31 Ağustos 2021’de Koizumi, dönemin Başbakanı Yoshihide Suga’yı benzer bir kriz sırasında ikna ederek seçim stratejisini değiştirmeye zorlamıştı. O dönemde Suga, başkanlık seçimlerinde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı ve durumu çözmek için Ulusal Diyet İşleri Komitesi Başkanı Hiroyuki Moriyama (şimdiki Genel Sekreter), onu Diyet’i feshetmeye çağırdı. Belki de Koizumi’nin ikna çabaları etkili oldu ve Suga yeniden seçilme teklifinden vazgeçip istifasını açıkladı.
Açıklamanın ardından Suga ile görüşen Koizumi, gözyaşları içinde gazetecilere:
“Çok minnettarım.” demişti.
Bu arada Koizumi, o dönemde LDP başkanlık seçimlerine katılmamış, bunun yerine Ishiba ile birlikte Taro Kono’yu desteklemişti. Ishiba da aday olmama kararı almış ve bu nedenle ikiliye “Koishi-Kawa İttifakı” adı verilmişti. Kono daha sonra koalisyondan uzaklaştı, ancak “Koishi” ittifakı hâlâ canlı ve güçlü durumda. Bu istifa duyurusunu çevreleyen dramaya bakıldığında, aynı aktörlerin Ishiba, Koizumi, Suga ve Moriyama’nın rol aldığı ve şimdiye kadarki senaryonun dört yıl öncekiyle neredeyse aynı olduğu görülüyor.
O Ancak bu kez kritik soru şu: Koizumi, yardımcı rolden başrole yükselecek mi?
Taro Aso’nun Gücü ve Hesaplaşması
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunu belirleyecek bir diğer önemli etken ise, Ishiba’yı deviren kampın merkezi isimlerinden olan eski Başbakan Taro Aso’nun (partinin baş danışmanı) siyasi işlerde liderlik yapıp yapamayacağı olacak.
Aso’nun Ishiba’ya karşı derin bir nefreti var. LDP’nin 2007’de Meclis Üyeleri seçimlerinde ezici bir yenilgiye uğraması üzerine Ishiba, görevde kalmaya çalışan dönemin Başbakanı Shinzo Abe’yi sert bir şekilde eleştirmiş ve istifaya çağırmıştı.
Abe’nin müttefiki olan Aso ise öfkelenerek, LDP’den bir zamanlar ayrılmış birinin böyle bir şey söylemeye hakkı olmadığını söylemişti. Dahası, 2009’da Aso, Lehman Şoku’nun ardından azalan onay oranlarıyla boğuşurken, Aso kabinesinde hâlâ kabine üyesi olmasına rağmen, onu alenen istifaya çağıran da Ishiba olmuştu.
Geçen yılki LDP başkanlık seçimlerinde, Ishiba’ya duyduğu nefret nedeniyle ikinci tur oylamasının son dakikasında Takaichi’yi desteklemişti. Meclis Üyeleri seçimlerinin ardından Ishiba’yı görevden alma çabaları ortaya çıktığında bile, yasadışı fonlara bulaşan eski Abe fraksiyonu üyelerinden bile daha kararlıydı.
Bazı genç LDP üyeleri, Aso’nun Başbakan Ishiba’yı devirmek için parti içinde kalan tek grubu harekete geçirme girişimi karşısında şok oldular. Bazıları bunun yaşlı bir adamın tek fikirliliğinin bir işareti veya bir yanılsama olduğunu söylüyor.
Aso’nun bundan sonra LDP içindeki nüfuzunu sürdürüp sürdüremeyeceği belirsiz.
Sanae Takaichi’nin Yükselişi ve Belirsizliği
Geçen yılki LDP başkanlık seçiminde Shinzo Abe’nin desteğini alarak öne çıkan Sanae Takaichi, ikinci turda Ishiba’ya çok az farkla kaybetmişti. Şimdi, Ishiba’nın istifasıyla birlikte Takaichi yeniden güçlü bir aday konumuna geldi. Ancak parti içinde, özellikle onu destekleyen milletvekillerinin yarısının gizli fon skandalları nedeniyle siyasetten çekilmesi, Takaichi’nin tabanını zayıflatıyor.
Ayrıca Halk Partisi ve Japon Muhafazakâr Partisi’nin yükselişi, Takaichi’nin sert sağcı destekçilerinin bir kısmını bu yeni güçlere yönlendiriyor. Kamuoyu yoklamalarında hâlâ üst sıralarda olsa da, bazı anketlerde Koizumi ve hatta Ishiba’nın gerisinde kalması dikkat çekiyor.
Ishiba Sonrası Olası Adaylar
LDP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesi, yeni başkanın önceliğini muhalefet partileriyle müzakere edebilecek pragmatik bir profil olmasını zorunlu kılıyor. Öne çıkan adaylar arasında:
Yoshimasa Hayashi – Baş Kabine Sekreteri, deneyimli bir ılımlı muhafazakâr. Muhalefetle iyi ilişkileri var. Parti içinde “renksiz, şeffaf ve risksiz” bir aday olarak görülüyor.
Katsunobu Kato – Maliye Bakanı, geniş siyasi tecrübeye sahip ancak halk arasında fazla tanınmıyor.
Takeshi Saito – Eski Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanı, pratik becerileriyle öne çıkan bir isim.
Shinjiro Koizumi – Popülerliği yüksek, ancak gençliği ve deneyim eksikliği soru işaretleri yaratıyor.
Sanae Takaichi – Kamuoyu desteği güçlü olsa da parti içindeki dengeler onu zorlayabilir.
Takayuki Kobayashi – LDP’nin “umut vadeden genç” yüzlerinden biri olarak gösteriliyor.
Seçimin formatı da büyük önem taşıyor. Parti üyelerinin oy kullanacağı “tam kapsamlı” bir seçim yapılırsa, yarış Koizumi, Takaichi ve Kobayashi gibi popüler isimler arasında geçebilir.
LDP’nin Geleceği ve Halkın Güvensizliği
Başbakan Ishiba, istifasını duyurduğu basın toplantısında, hedeflerine ulaşamadan görevi bırakmak zorunda kalmasının üzüntüsünü dile getirdi. Ancak seçim yenilgisinin ardından karar almakta gecikmesi ve bu süreçte yaşanan “50 günlük siyasi boşluk”, halkta hayal kırıklığı yarattı.
Bugün Japon halkı için asıl mesele, LDP’nin iç hesaplaşmalarından çok, ekonomi, enflasyon, enerji güvenliği ve dış politika gibi temel sorunlara çözüm üretecek bir sistemin inşa edilmesi. Ancak bu süreç, parti içi güç mücadelelerine saplanırsa, halkın LDP’ye olan güveni daha da zedelenecek. Ishiba’nın kendi sözleriyle:
“LDP, halkın güvenini kaybederse Japon siyaseti kolayca popülizme teslim olur.”
Bu uyarı, Japonya siyasetinin önümüzdeki dönemde büyük bir kırılma noktasına doğru ilerlediğini gösteriyor.
Japonya’da yenilgiye uğrayan iktidar koalisyonu, mecliste muhalefete muhtaç
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Asya
Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.
Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.
Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.
Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.
Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.
Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












