Bizi Takip Edin

Asya

Nepal protestolarına dair: Yolsuzluk, Z Kuşağı, NED fonları ve jeopolitik rekabet

Yayınlanma

Nepal’de 20 kişinin öldüğü kitlesel protestolar, Başbakan KP Sharma Oli’nin Hindistan’a yapacağı planlı geziden önce ve Çin’den dönüşünden sonra gerçekleşti. Bangladeş’ten sonra Hindistan’ın bir diğer komşusunun daha şiddetli protestolarla sarsılması ise dikkat çekti. Nepal’de başbakanı deviren protestocular kendilerini “Z kuşağı” olarak tanıtırken, sokak hareketinin kendiliğinden mi olduğu yoksa ABD, Çin, Hindistan gibi büyük güçlerin bölgedeki rekabetinin yansıması mı olduğu tartışma konusu.

Nepal’de kitlesel protestolara yol açan öfke yeni ortaya çıkmadı, bu yılın başlarında gelişen cumhuriyet karşıtı, monarşi yanlısı protestoların bir devamı olarak da görülüyor. Protestolarda cumhuriyet karşıtı monarşistler de yer alıyor. Nitekim, geçiş hükümeti tartışmaları sürerken, süreci yürüten Nepal ordu sözcüsü, monarşi yanlısı aktivist Durga Prasai’nin de katıldığı yoğun görüşmelerin Katmandu’daki Ordu Karargahı’nda devam ettiğini duyurdu.

Öte yandan patlamanın zamanlaması dikkat çekiyor. Protestolar özellikle, Çin’den yeni dönen ve eylül ayı sonunda Hindistan’a seyahat etmeyi planlayan Nepal Başbakanı KP Sharma Oli’yi hedef aldı.

GENÇ İŞSİZLİK YÜZDE 20

Pazartesi günü protestolarda, üniformalı öğrenciler de dahil olmak üzere genç grupların güvenlik güçleriyle çatışması sonucu en az 20 kişi hayatını kaybetti. Katmandu dahil Nepal’in tüm şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve Oli istifa etti.

Tetikleyici, Oli hükümetinin sosyal medya uygulamalarını yasaklama kararı olsa da, uzmanlar halkın öfkesine sebep olan asıl unsurun ekonomik zorluklar, yükselen genç işsizlik ve başta “kayırmacılık” olmak üzere iktidardaki yolsuzluk olduğunu ifade ediyor. Genç işsizlik oranı %20 civarında seyrediyor. Beyin göçü ulusal bir gerçeklik; her gün binlerce kişi yurtdışında fırsat aramak için ülkeyi terk ediyor. Yurtdışından gelen havaleler GSYİH’nın neredeyse üçte birini oluşturuyor, bu da ekonomik canlılığın yurt içi üretkenlikten çok yurt dışı fedakarlıklara bağlı olduğunu gösteriyor.

ZAMANLAMA MANİDAR

Nepal ve Güney Asya’yı yakından takip eden deneyimli gazeteci Keshav Pradhan’a göre ise, Nepal’deki uzun süredir devam eden istikrarsız durumdan “çeşitli iç ve dış güçlerin yararlanma olasılığı var.”

Pradhan ayrıca, protestoların zamanlamasının Oli’nin Çin’den dönüşü ve eylül ayında planladığı Hindistan ziyareti ile çakıştığına dikkat çekiyor.

Oli bu ayın sonunda Hindistan’ı ziyaret edecekti ve Hindistan Dışişleri Bakanı bu ziyaret öncesinde Nepal’deydi. Oli de Tianjin’deki ŞİÖ Zirvesi’ne katıldıktan sonra Çin’den döndü.

BANGLADEŞ’İN ARDINDAN NEPAL VE
BÜYÜK GÜÇ REKABETİ

Nepal, Hindistan için stratejik öneme sahip ve son bir yılda siyasi karışıklıkların yaşandığı en yakın ikinci komşu ülke. Temmuz-Ağustos 2024’te, başta öğrenci protestosu olarak başlayan eylemler, Hindistan’a yakın ancak Çin’le de dengeli ilişkiler hedefleyen bir lider olarak görülen Başbakan Şeyh Hasina’nın hükümetini devirmek için muhafazakarların ve milliyetçilerin önderlik ettiği, Batı ve özellikle ABD tarafından desteklenen bir harekete dönüşmüştü.

Bu olaylar öncesinde ise 2024’te, Bangladeş’in Hindistan’ın şebekesi aracılığıyla Nepal’den hidroelektrik ithal etmesine izin veren dönüm noktası niteliğinde bir Güney Asya enerji ticareti anlaşması imzalanmıştı. Üç ülke için de avantajlı olan bu anlaşmanın, bölgenin enerji manzarasını yeniden şekillendirmesi bekleniyordu.

Ancak Bangladeş gibi Nepal de siyasi nüfuz için çeşitli dış güçlerin rekabetine tanık oluyor.

Oli’nin liderliğinde Nepal, Aralık 2024’te Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmak için çerçeve anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, borç yükü altında olan Nepal’e 41 milyon ABD doları tutarında mali yardım sağladı. Son zamanlarda Pekin, Katmandu ile daha fazla ilgilenmeye başladı — altyapıya büyük yatırımlar yaptı, parti anlaşmazlıklarında arabuluculuk yaptı ve Kuşak ve Yol Girişimi’ni teşvik etti.

Bu, ABD’nin Millennium Challenge Corporation’ın (MCC) Nepal Compact programı aracılığıyla altyapı projelerine yaklaşık 500 milyon dolar yatırım yapmasına rağmen gerçekleşti.

Geçen ay ise, Hindistan ve Çin’in Uttarakhand’ın Lipulekh Geçidi üzerinden ticaret yolunu açmasının ardından, Başbakan Oli, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e bu bölgenin Nepal toprağı olduğunu söyledi. Ancak aynı bölge, Yeni Delhi tarafından Hindistan toprakları içinde ve Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Hindistan buna tepki gösterdi.

Temmuz 2024’te Nepal Başbakanı olarak göreve başlayan Oli, “Çin yanlısı” olarak görülüyordu. Göreve gelmesinden bu yana bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Oli, henüz Hindistan’ı ziyaret etmedi. Uzmanlar, Oli’nin başbakan olarak ilk yurt dışı gezisi için Çin’i seçmesinin, Nepal başbakanlarının geleneksel olarak ilk olarak Hindistan’ı ziyaret etmesinden farklı olduğunu ve Pekin’e doğru bir eğilim olduğunu ortaya koyduğunu belirtmişti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 17 Ağustos’ta Hindistan Dışişleri Bakanı Vikram Misri Nepal’i ziyaret etti ve Başbakan Narendra Modi’nin, karşılıklı olarak uygun bir tarihte Hindistan’ı ziyaret etmesi için Başbakan Oli’ye resmi bir davetiyeyi iletti.

Haberlere göre Oli’nin Hindistan ziyareti 16 Eylül’de planlanmıştı.

‘DIŞ GÜÇLER’ SENARYOLARI VE NED PARMAĞI

Herkesin Nepal’deki protestocuların arkasında kimin olduğu konusunda bir teorisi var.

Bazıları Oli’nin “Çin yanlısı” olduğu için Bangladeş’teki gibi Nepal’de de ABD’nin rol oynadığını söylerken, diğerleri Washington’un MCC yatırımı nedeniyle protestoları Pekin’in körüklediğini iddia ediyor. Bir de Nepal’deki Z kuşağı hareketini, aynı zamanda Hindistan yanlısı olarak görülen monarşi yanlısı hareketle ilişkilendirenler var.

Nepal, Çin’in Kuşak Yol ve ABD’nin MCC finansmanı nedeniyle uluslararası çıkarların çatıştığı bir alan haline gelmiş olsa da, deneyimli gazeteci Pradhan, Nepal’deki yaygın protestolarda Pekin’in rolünü reddediyor.

Pradhan, “Çin, Nepal genelinde, özellikle Terai bölgesinde böyle bir sorun yaratacak durumda değil. Etkisinin büyük ölçüde Katmandu Vadisi ile sınırlı olduğu düşünülüyor” diyor.

Ayrıca Pekin’in böyle bir yangını başlatmaktan çekineceğini, çünkü bunun kendisine geri tepebileceğini açıklıyor. “Bu, her an Çin’e de karşı dönebilir. 60’larda Nepal halkı Çin’e karşı çıktı ve Katmandu’daki Çinli liderlerin fotoğraflarını indirdi” diyor. Dolayısıyla Çin, Nepal’da kargaşayı değil, istikrar tercih ediyor ve daha önce siyasi partiler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde oynadığı rolle bunu kanıtladı.

Öte yandan, uzmanlara göre, Yeni Delhi de Bangladeş’ten sonra bir diğer komşusunun daha istikrarsızlığa kapılmasını istemeyecektir. Nitekim radikal eğilimlerin yüksek olduğu ülkede istikrarsızlık, sadece Çin değil, Hindistan karşıtı grupların da örgütlenmesini beraberinde getirebilir. Nepal istikrarsız kalırsa, kendi çıkarlarını korumak için belirli grupları destekleme eğiliminde olabilirler. Ayrıca, Hint firmalar Nepal’deki en büyük yatırımcılar olup, onaylanmış toplam doğrudan yabancı yatırımların %30’undan fazlasına katkıda bulunuyor. Hindistan ve Nepal arasında 1950 yılında imzalanan Barış ve Dostluk Antlaşması, Hindistan ve Nepal vatandaşlarına her iki ülkede ikamet, mülk, iş ve dolaşım konularında karşılıklı muamele yapılmasını öngörmekte. Hindistan, Nepal Ordusu’nun modernizasyonunu ekipman ve eğitim ile desteklerken, Nepal’den yaklaşık 32,000 Gurkha askeri Hint Ordusunda görev yapıyor.

Ancak protestolara yoğun olarak katılan monarşist grupların Hindistan’ı desteklediğini ve Hindu bir devletten yana olduklarını hatırlatmakta fayda var. Üstelik Hindistan, Nepal’i bir Hindu devleti haline getirme eğilimi nedeniyle geleneksel olarak muhalefetteki Nepal Kongresi ile anlaşmayı daha kolay bulmuştur.

Çin’in bölgede yükselen etkisinden rahatsız olan ABD’nin ise, ülkedeki protestoları destekleyebilecek en olası aktör olduğu düşünülüyor. Çin dostu, komünist bir hükümet yerine, ABD dostu bir monarşinin Washington’ın tercihi olacağı aşikar. Üstelik ABD ile Hindistan’ın arasının açıldığı, Hindistan Başbakanının Çin’i ziyaret ettiği bir dönemde bu gelişmeler yaşanıyor. ABD, eylemlere müdahale bakımından Nepal’e komşularına göre uzakta kalsa da, NED fonları ile ülkedeki sivil toplum örgütlerini bir süredir desteklediği biliniyor. 2024 için yayınlanan “Asia Grant Listing” belgesine göre, NED, “Gençlerin Sivil Katılımını Güçlendirme ve Demokratik Değerleri Teşvik Etme” adı altında, “aktivistleri güçlendirmek” için 35 bin dolar fon ayırmış. Yine, “Yolsuzluk ve Otoriter Etkilere Karşı Koyma” adı altında Nepal’de “Çin’in etkisini araştırmak” üzere 79 bin dolar fon ayrılmış, “Araştırmacı Gazetecilik Yoluyla Hükümet Hesap Verebilirliğini ve Demokratik Uygulamaları Güçlendirme” adı altında medyaya 50 bin dolarlık fon ayrılmış. “Ulusal kamuoyu araştırmaları” için 500 bin dolar fon ayrılmış. Nepal’daki “işçi hareketini desteklemek” için 1.131.377 dolar fon ayrılmış. Nepal’daki Hintlerin haklarını korumak için 25 bin dolar fon ayrılmış.

Üstelik protestolara önderlik eden sivil toplum kuruşulu Hami Nepal’in sitesinde örgütü fonlayanlar arasında, Coca-Cola şirketi, Çin tarafından ayrılıkçı olarak görülen ABD destekli Students for a Free Tibet (SFT) grubu, Al Jazeera, Birleşik Krallık merkezli Gurkha Welfare Trust (GWT) gibi kurum ve markalar öne çıkıyor.

Tüm bunlar, Batı medyasında “Z Kuşağı Protestoları” olarak tanıtılan Nepal’deki eylemlerde “dış unsurların” rolüne dair soru işaretleri yaratıyor.

Nepal’de devam eden protestoların nedenleri hakkında ise, eski Hindistan’ın Nepal Büyükelçisi Ranjit Rae şöyle diyor: “Nepal’de bunun neden olduğu konusunda çok derin köklü nedenler var. Yani bu, ülke içinde ortaya çıkan bir sorun. Nepal’deki siyasi sınıf tarafından daha iyi ele alınmalıydı. Ancak Nepal’de, bunu kendi amaçları için kullanmaya çalışan unsurlar da olabilir. İstikrarsızlık olduğunda, insanlar her zaman bu istikrarsızlığı kendi amaçları için kullanmaya çalışırlar.”

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Yayınlanma

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.

Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.

Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.

Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.

Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.

Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.

Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.

Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.

Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.

Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.

Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yayınlanma

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.

Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.

Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.

Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.

Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.

Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.

Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.

Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.

Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.

Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.

Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.

Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English