Diplomasi
Nijer, Fransa ile askeri anlaşmaların geçersiz olduğunu duyurdu

Nijer’de askerin yönetime el koymasından günler sonra halk, eski sömürgeci güçlerine ve onun Batılı müttefiklerine açık bir mesaj iletmek için ülkenin başkentindeki Fransız büyükelçiliğini sardı.
Nijerliler, ülkenin Fransa’dan bağımsızlığının 63. yıldönümü münasebetiyle sivil toplum derneklerinden oluşan bir koalisyonun çağrısı üzerine perşembe günü şehrin merkezindeli Bağımsızlık Meydanı’nda toplandı.
Devrik Devlet Başkanı Mohamed Bazoum, Niamey’deki başkanlık sarayında askerler tarafından rehin tutulurken, Nijerliler “kahrolsun Fransa” sloganları eşliğinde Fransız bayrağını ateşe verdi. Gösterilerde Rusya bayrağı taşıyanların olması dikkat çekti.
El Cezire’ye konuşan göstericilerden biri, “Bizi 1960’tan beri yağmalayan Fransızları istemiyoruz – o zamandan beri oradalar ve hiçbir şey değişmedi” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız vatandaşlarına yönelik herhangi bir saldırıya misilleme tehdidinde bulundu ve darbeyi “tamamen gayrimeşru ve Nijerliler, Nijer ve tüm bölge için son derece tehlikeli” olarak nitelendirerek kınadı.
Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı ülkeler de darbeyi kınarken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Bazoum’un göreve iade edilmemesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulundu.
Askeri yönetimin kurduğu “Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP)” Sözcüsü Amadou Abdramane ise, ECOWAS’ın Nijer’e askeri operasyon düzenlemesi halinde üye ülkelerden birine saldıracaklarını duyurdu.
Abdramane ayrıca, Nijer’in Abuja, Paris, Lome ve Washington büyükelçilerinin görevine son verildiğini bildirdi.
Bu arada, Nijer’in askeri yönetimin liderlerinden birinin, ülkenin askeri liderinden destek almak için bir heyetle birlikte Mali’ye uçtuğu belirtildi.
ABD Başkanı Joe Biden, Nijer’in Bağımsızlık Günü münasebetiyle yaptığı yazılı açıklamada Bazoum’un derhal serbest bırakılması çağrısında bulunarak, ülke “demokrasisine yönelik ciddi bir meydan okumayla” karşı karşıyayken Washington’un “Nijer halkının yanında olduğunu” söyledi.
Fransız kanalların yayınları askıya alındı
Batılı ülkeler Niamey’deki vatandaşlarını tahliye etmek için yarışıyor.
Fransız karşıtı protestolar düzenleyen aktivist bir grup olan M62 Hareketi, Niamey sakinlerini harekete geçirip yabancı askeri personel ülkeyi terk edene kadar havalimanını kapatmaya çağırdı. Grubun ulusal koordinatörü Mahaman Sanoussi yaptığı açıklamada, “Avrupalıların herhangi bir tahliyesi, yabancı askeri kuvvetlerin derhal ayrılması şartına bağlı olmalıdır” dedi.
Nijer’de askeri yönetim ise ülkedeki Fransız askerlerinin tahliyesini talep etti.
Perşembe günü geç saatlerde, askeri yönetim Fransa ile beş askeri işbirliği anlaşmasını iptal ettiğini duyurdu ve Fransa’nın Nijer’de 1.000 ila 1.500 askerinin tahliyesini istedi.
Fransa ile 1977 ile 2020 yılları arasındaki askeri anlaşmaların iptaline ilişkin karar, perşembe günü geç saatlerde ulusal televizyonda CNSP sözcüsü Amadou Abdramane tarafından okundu. Abdramane, bu amaçla Fransa’ya diplomatik tebligat gönderileceğini de sözlerine ekledi.
Fransa’dan hemen bir yanıt gelmedi. Nijer ayrıca Fransız devleti tarafından finanse edilen uluslararası haber kuruluşları France 24 ve RFI’nin yayınlarını da askıya aldı. Fransız dışişleri bakanlığı bu kararı kınadı.
Batı Afrika’nın en büyük ülkesi olan Nijer’de, IŞİD ve El Kaide bağlantılı isyancılara karşı koymada yardımcı olma bahanesiyle bir drone üssü de dahil olmak üzere yaklaşık 1.100 ABD askeri bulunuyor.
Fransız ordusu da ayrıca Sahel bölgesinde biri Niamey’de olmak üzere iki kalıcı üs bulunduruyor. Burası, Burkina Faso da dahil olmak üzere Sahel’deki Fransız Barkhane Operasyonu’nun ana üssüydü.
Domino etkisi
Nijer’deki darbe, başta Fransa ve ABD olmak üzere Batılı ülkeleri sorunlu oldukları bir bölgede önemli bir müttefikten mahrum etti.
Bazoum’un devrilmesi, Afrika’nın bir yakasından diğerine uzanan bir dizi hareketin sonuncusuydu. Batı ve Orta Afrika’da eski Fransız sömürgesi olan Mali, Çad, Burkina Faso, Gine gibi ülkelerde son üç yıl darbeler sonucu yönetimler değişti.
Askeri müdahalelerin halk hareketi tarafından da desteklendiği bu eski Fransız kolonilerinde, Batı sömürgeciliğine karşı yükselen öfke dalgası, askeri anlamda Rusya’ya, ticari anlamda Çin’e kapı araladı.
Rusya’nın Nijer’deki isyanın kışkırtılmasına yardım ettiğine dair bir işaret olmasa da, Moskova son yıllarda bölgedeki Batı karşıtı hareketler sonucu oluşan boşluğu dolduruyor.
Wagner’den tebrik ve yardım teklifi
ABD’li yetkililer, Rus paralı asker grubu Wagner’in Nijer’deki krizden yararlanmaya çalışabileceği konusunda uyarırken, Wagner patronu Yevgeny Prigojin darbeyi kutladı ve ülkenin yeni liderlerine yardım etmeyi teklif etti.
Sosyal medyada yayınlanan bir mesajda Prigojin, “Eski sömürgeciler, Afrika ülkelerinin insanlarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Eski sömürgeciler onları kontrol altında tutmak için bu ülkeleri teröristler ve çeşitli haydut oluşumlarıyla dolduruyorlar. Böylece devasa bir güvenlik krizi yaratıyorlar” dedi.
Geçen hafta Nijer’de darbe patlak verirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin St. Petersburg’da Rusya-Afrika zirvesinde Afrikalı liderlere sesleniyor, tahıl sevkiyatını güvence altına alacağının garantisini vererek, 25 ila 50 bin ton arasında ücretsiz tahıl tedariki vaadinde bulunuyordu.
Uranyum unsuru
Dünya Nükleer Birliği’ne göre Nijer Avrupa Birliği’nin önde gelen bir uranyum kaynağı ve dünyadaki mineral arzının yaklaşık %5’ini üretiyor.
Zengin kaynaklarına rağmen, Nijer dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaya devam ediyor. Pek çok Nijerli, özellikle genç kuşakta, ülkelerinde hüküm süren yoksulluk düzeylerinden Fransa’yı sorumlu görüyor.
Darbe sonrası Fransız büyükelçiliğinin önünde toplanan protestoculardan biri olan ve askeri yönetimi destekleyen Maman Sani, CNN’e verdiği demeçte, “Fransa’dan gelen bu küçük Macron’a Nijer’in bize ait olduğunu söylemek için buradayız. Nijer’de kiminle ne istediğimizi yapmak bize bağlı” dedi.
Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden bir analist olan Oluwole Ojewale, bu kızgınlığın Batı ve Orta Afrika’daki eski Fransız kolonilerinde yükselen bir Fransız karşıtı duyguya dönüştüğünü söyledi.
Ojewale CNN’e verdiği demeçte, Frankofon ülkelerinde Fransa’nın zımni onayı olmadan hiçbir şeyin olmayacağına dair ince bir düşünce olduğunu kaydetti.
Paris, kıtadaki kolonyal tarihinden kaynaklanan, “Françafrique” olarak bilinen bir ilişki nedeniyle, onlarca yıldır birçok Afrika ülkesinde varlığını sürdürdü.
Françafrique, neo-kolonyal uygulamaları sürdürmekle sık sık eleştirildi. Örneğin, Nijer de dahil olmak üzere Batı ve Orta Afrika’da 14 ülke tarafından kullanılan bir para birimi olarak CFA frangı ekonomik olarak Fransa’ya bağlı. Fransız yeni sömürgeciliğinin bir simgesi olan CFA bölgede en çok tartışılan unsurlardan biri.
CFA frangı kullanan ülkelerin döviz rezervlerinin %50’sini Banque de France’da saklamaları gerekmektedir ve para birimi euro’ya sabitlenmiştir. Paris, sistemin ekonomik istikrarı desteklediğini iddia ederken, Afrika ülkeleri sistemin Fransa’nın onu kullanan ülkelerin ekonomisi üzerinde kontrol sahibi olmasına izin verdiğini söylüyor.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak











