Avrupa
Oskar Lafontaine: Kendi savaşınızın faturasını kendinize kesin!

Eski SPD’li, Die Linke’nin (Sol Parti) kurucularından olan ünlü Alman siyasetçi Oskar Lafontaine, Avrupa’nın ABD politikalarına boyun eğen bir vasal konumuna düştüğünü ve kendi çıkarlarını göz ardı ederek Washington’ın küresel hegemonya savaşlarını finanse ettiğini vurguluyor. ABD’nin dünya hakimiyeti arzusu doğrultusunda enerji hatları ve askeri üsler üzerinden Avrupa’yı kontrol altında tuttuğunu belirten Lafontaine, Ukrayna savaşını da bu stratejinin bir parçası olarak tanımlıyor. Alman siyasetçilerin, sabotaj gerçeklerini görmezden gelerek ve ABD’nin silahlanma taleplerine kayıtsız şartsız boyun eğerek ülkeyi tehlikeye attığını kaydeden Lafontaine, Avrupa’nın stratejik özerkliğini yeniden kazanması için ABD’nin dayatmalarına karşı durması ve kendi güvenlik politikalarını belirlemesi gerektiğini ifade ediyor.
Kendi savaşınızın faturasını kendinize kesin!
Oskar Lafontaine
Weltwoche
Şubat 2026
Avrupa, varlığını sürdürmek istiyorsa yeniden bağımsız düşünmeli.
Amerikalı siyasetçilerin Avrupa ülkelerini vergiye bağlı vasallar olarak gördüğünü, eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, 1990’larda yayımlanan Tek Dünya Gücü (Die einzige Weltmacht) adlı kitabında hatırlatmıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bu, ABD politikasının değişmez bir gerçeği ve bugüne kadar da değişmedi. ABD’nin Avrupa’da bulunma sebebinin, özgürlüğümüzü Sovyetler Birliği’ne ve günümüzde Rusya’ya karşı savunmak olduğu yönündeki resmi söylem hiçbir zaman doğru değildi. ABD, dünyayı yönetmek istedi ve hâlâ istiyor. Bunun için de rakipleri Rusya ve Çin’i çevrelemek amacıyla Avrupa’nın dört bir yanında askeri üslere ve sözünden çıkmayan Avrupalı vasallara ihtiyaç duyuyor.
Eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir keresinde, “Enerji akışını yöneten, dünyayı yönetir” demişti. Bu nedenle ABD, on yıllardır Rusya’nın Avrupa’ya yaptığı enerji sevkiyatlarını durdurup yerine kendi enerji kaynaklarını koymaya çalıştı. Avrupalılar söz dinlemeyince, Ukrayna’nın yardımıyla Kuzey Akım 1 ve 2 enerji hatlarını yok ettiler. Donald Trump, şu sıralar bu hatları yeniden devreye almak ve bir Amerikan şirketine devretmek için Rusya ile görüşüyor. ABD, gelecekte Avrupalılara sadece sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatını kesmekle tehdit etmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi jeostratejik çıkarlarına göre Kuzey Akım hattını açıp kapatma imkânına da sahip olabilir. Putin’in buna yanaşmayacağını ummaktan başka çare yok; çünkü uzun vadeli bir bakış açısıyla böyle bir anlaşma Rusya’nın jeostratejik çıkarlarına uygun değil.
Eskisi gibi devam
Bundan bağımsız olarak, Jens Berger’in Nachdenkseiten.de sitesinde yazdıklarına katılmamak elde değil: Amerikan kontrolü altındaki bir Kuzey Akım, “aşağılanmanın ve Avrupa’nın başarısızlığının bir anıtı” olurdu. Avrupa’nın bağımsızlığından dem vuran boyun eğmiş Alman vasallar, ABD’nin sebep olduğu bir savaş için milyarlarca avro ödüyor. ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2024’te, “Ukrayna’nın NATO’ya girmesinin Rusya için gerçek bir sorun olacağını 20 yıldır duyuyordum. Ve sanırım bu savaşın başlamasının asıl nedeni tam olarak bu” demişti. Siyaset ve basındaki Alman savaş çığırtkanları bunu kabul etmek istemiyor ve yalanlarına sarılmaya devam ediyor.
Bu utanç verici boyun eğişin zirvesini, Federal Mahkeme’nin “Ukrayna devletinin sabotaj eylemini başlattığına ve yönettiğine dair somut gerekçelerin bulunduğunu” tespit etmesiyle yaşadık. Merz, Klingbeil ve diğerleri, tüm finansal yardımları ve silah sevkiyatlarını derhal durdurmak yerine, hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde, bu kadar köpekçe davranan siyasetçilere sahip başka bir ülke yok. Bu içler acısı davranış, ancak ABD istihbarat servislerinin bu kuklalara şantaj yapacak materyale sahip olmasıyla açıklanabilir.
Propaganda medyası bayram etti
ABD’li siyasetçilerin, vasallarını itaatkâr kılmak için şantaja başvurmayı sevdiklerini, Almanya’nın uzun yıllar Amerika koordinatörlüğünü yürüten Profesör Werner Weidenfeld yıllar önce ARD kanalındaki “Beckmann” programında kayda geçirmişti: “ABD ile aynı fikirdeysek, en iyi dostuz. İkincil meselelerde aynı fikirde değilsek, ‘Minnettarlığınız nerede? Size özgürlük ve demokrasi getirdik’ diye sorarlar. Ciddi meselelerde farklı görüşlere sahip olduğumuzda ise istihbarat bilgileri masaya sürülür.” Ukrayna savaşının finansmanı, ABD için kuşkusuz ciddi bir mesele. Gelecekte, “Gaz vanasını kapatırız” tehdidi yeterli olacaktır.
Şantajın Trump’a özgü bir yöntem olduğunu ve onu sadece bekle-gör taktiğiyle atlatabileceğini sananlar yanılıyor. ABD politikasına böyle bir acımasızlığı yakıştıramayanlar, daha sonra ABD Başkanı olan Harry Truman’ın 24 Haziran 1941’de New York Times’da yer alan meşhur sözünü hatırlamalı: “Almanya’nın kazandığını görürsek Rusya’ya, Rusya’nın kazandığını görürsek Almanya’ya yardım etmeliyiz; böylece birbirlerini mümkün olduğunca çok öldürebilirler.” ABD Başkanı Jimmy Carter da ABD’yi, bu acımasızlığı nedeniyle dünya tarihinin en savaşçı ulusu olarak nitelendirdi ve Martin Luther King, Amerika’nın yerlilerinin yok edilmesine atıfta bulunarak dünyaya, ABD’nin “bir soykırımla doğduğunu” hatırlattı.
ABD, dünya nüfusunun yüzde dördünü oluşturuyor. Belki birkaç yüz kişiden oluşan megaloman bir yönetim kliğinin hedefi, tüm dünyaya hükmetmek. Vasallarına stratejik özerklik tanımak akıllarının ucundan bile geçmiyor. Geçtiğimiz günlerde NATO içindeki daha az önemli komuta kademelerine Avrupalılar atandığında, propaganda medyamız bayram etti. Ancak bunların hepsi yüzeysel bir tiyatrodan ibaret. Gerçek güç yapıları değişmiyor. NATO’nun Avrupa’daki en önemli makamı SACEUR’dur (Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı). Bu makam, hep bir ABD’li generale verildi ve verilmeye devam ediyor. O, Avrupa’daki tüm NATO güçlerinin başkomutanı. Hegemon, bu pozisyonu asla bir Avrupalıya bırakmayı düşünmüyor.
Kurşun geçirmez yelek yerine patlayıcı düzeneği
İmparator, “Ekonomik gücünüzün yüzde beşini orduya harcamalısınız” dediğinde, vasallar hazır ol duruşuna geçiyor ve Amerikan savunma sanayii milyarlık siparişler karşısında seviniyor. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin’i hipersonik füzelerle kuşatmaya ve bunların bir kısmını Almanya’ya konuşlandırmaya karar verdiğinde, Olaf Scholz ve Boris Pistorius gibi Alman siyasetçiler bunu onaylıyor; eski BlackRock lobicisi Friedrich Merz ise sevinerek kabul ediyor. Moskova’ya uçuş süreleri oldukça kısa olan bu saldırı silahlarının, Alman halkının güvenliğini aşırı derecede tehlikeye atacak şekilde konuşlandırılması, Avrupa’nın stratejik özerkliğini talep eden siyasetçilerin güvenilirliği için bir turnusol kâğıdıdır. Bu füzeler tek başına ABD’nin emrinde olduğundan ve bir Rusya’nın ilk veya ikinci vuruşunun birincil hedefi olacağından, bu durum askerlere kurşun geçirmez yelek yerine patlayıcı düzeneği giydirmekle aynı şey.
Alman düşünür Immanuel Kant, Aydınlanmayı, kişinin kendi suçuyla düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulması olarak tanımlamıştı: “Kendi aklını kullanma cesaretini göster.” Bağımsız düşünce, Avrupa’nın varlığını sürdürebilmesi için bir ön koşuldur. Bu da, format sahibi bir Avrupalı siyasetçinin ABD’ye, “Savaşınızı kendiniz ödemeli ve mümkün olan en kısa sürede bitirmelisiniz” demesiyle başlardı.
Oskar Lafontaine, eski Almanya Maliye Bakanı ve SPD’nin eski başkanı.
Avrupa
Macaristan Başbakanı Magyar: Rusya ile ilişkilerde 20 yıl önceki zemine dönüşmeli

Macaristan Başbakanı Peter Magyar, Rusya ile ekonomik ilişkilerin normalleşmesi ve 20 yıl önceki işbirliği zeminine dönülmesi gerektiğini belirtti. Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelen Magyar, Rusya’nın Avrupa için güvenlik tehdidi oluşturduğunu iddia ederken enerji bağımlılığı ve Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği konularında ülkesinin şartlarını açıkladı.
Macaristan Başbakanı Peter Magyar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Paris’te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamalarda, Avrupa ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Le Monde gazetesine mülakat veren Magyar, “Uzun vadede, Rusya ile ekonomik açıdan oldukça başarılı bir şekilde işbirliği yapılabildiği yirmi yıl önceki duruma geri dönmeye çalışmak önemlidir” ifadesini kullandı.
Macar Başbakan, bu beklentisine karşın mevcut durumda Rusya’nın Avrupa için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu da iddia etti.
Üç hafta önce Viktor Orban’ın yerine hükümet başkanlığı görevini devralan Magyar, Batı Avrupalı ortaklarla ilişkileri güçlendirmek amacıyla 3 Haziran günü Paris’i ziyaret etti. Ziyaretinin amacına değinen Magyar, “Viktor Orban’ın on altı yıllık iktidarının ardından Macaristan-Fransa ilişkilerinde yeni bir sayfa açma zamanı geldi. Paris’e gelişimin amacı tam olarak budur” dedi.
Macaristan Başbakanı, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u, 1956 Macar Devrimi’nin 70’inci yıl dönümünün anılacağı 23 Ekim tarihinde Budapeşte’ye davet ettiğini açıkladı.
Vladimir Putin iktidardayken Rusya ile ilişkilerin normalleşmesinin mümkün olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Magyar, “Bu gerçekleştiğinde belki ne ben ne de Sayın Putin görevlerimizde olacağız” dedi.
Macaristan’ın Rusya’ya olan enerji bağımlılığına da değinen Başbakan, “Coğrafyayı değiştirmek çok zordur” diyerek ülkenin tedarik yollarını çeşitlendirmeye çalışacağını ancak Rus enerji kaynaklarından tamamen vazgeçmenin mümkün olmadığını belirtti.
Magyar, “Barış geldiğinde, özellikle enerji alanında hiç kimse yeni bir soğuk savaşla ilgilenmeyecektir. Bu durum ne Avrupa’nın ne de Moskova’nın çıkarınadır” diye ekledi.
Magyar ayrıca, Macaristan’ın Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin başlamasını ancak bu ülkedeki Macar azınlığın haklarının iade edilmesinden sonra destekleyeceğini açıkladı.
Macaristan Başbakanı, “Tek bir şartın yerine getirilmesi gerekiyor: Ukrayna’daki Macar azınlık temel haklarına yeniden kavuşmalıdır. Ukrayna bunu taahhüt ettiği an Macaristan müzakerelerin başlamasına engel olmayacaktır” dedi ve tarafların uzmanlar düzeyinde bir anlaşmaya yakın olduğunu sözlerine ekledi.
Magyar, Avrupa Birliği fonlarından dondurulan 16 milyar avronun alınabilmesi için reformları içeren yeni eylem planının önümüzdeki iki hafta içinde sunulacağını da bildirdi.
Avrupa
Polonya doğu sınırında uçuş kısıtlaması getirdi

Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı, ülkenin doğu sınırında 10 Haziran ile 9 Eylül tarihleri arasında uçuş kısıtlamaları uygulanacağını duyurdu. Belarus ve Ukrayna sınırındaki özel bir bölgeyi kapsayan kısıtlamalar, yaklaşık 3 kilometre yüksekliğe kadar olan uçuşlar için geçerli olacak.
Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı, ülkenin doğu sınırındaki hava sahasında 10 Haziran ile 9 Eylül tarihleri arasında uçuş kısıtlamaları uygulanacağını açıkladı.
Alınan karara göre kısıtlamalar, Belarus ve Ukrayna sınırına yakın özel bir bölgede yürürlükte olacak. Belirlenen kısıtlamaların yaklaşık 3 kilometre yüksekliğe kadar olan uçuşları kapsayacağı, bu irtifanın üzerinde seyreden yolcu uçaklarının ise yeni düzenlemeden etkilenmeyeceği belirtildi.
Uygulama kapsamında, kısıtlama getirilen bölgede gece saatlerinde uçuşlar tamamen yasaklanacak. Bu yasağın dışındaki istisnaların yalnızca askeri havacılık unsurları ile önceden koordine edilmiş belirli uçuşlar için geçerli olacağı aktarıldı. Gündüz saatlerinde ise askeri uçaklar, ambulans uçaklar, arama kurtarma ekipleri ve bazı insansız hava araçlarının uçuş yapmasına izin verilecek.
Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı yetkilileri, söz konusu tedbirlerin devlet güvenliğini sağlamak amacıyla alındığını bildirdi. Kısıtlama bölgesinin, Polonya’nın doğu sınırından yaklaşık 20 ila 50 kilometre mesafedeki alanı kapsayacağı kaydedildi.
Ajans ayrıca, kuralların ihlal edilmesi durumunda bu durumun ülkenin havacılık kanunlarının ihlali olarak kabul edileceği uyarısında bulundu.
Polonya, Ukrayna topraklarındaki patlamalar nedeniyle son bir ay içinde birkaç kez savaş uçaklarını havaya kaldırmıştı.
Bununla birlikte Polonya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, gerçekleştirilen son önleme uçuşundan önce Polonya hava sahasına yönelik herhangi bir ihlalin tespit edilmediği bilgisi verilmişti.
Rusya Savunma Bakanlığı ise 2 Haziran tarihinde bir açıklama yaparak, Ukrayna’nın savunma sanayisi tesislerine, yakıt altyapısına ve askeri havaalanlarına yönelik kitlesel bir saldırı düzenlendiğini bildirmişti.
Avrupa
Almanya, Fransa ve İngiltere, Rusya ile müzakere planı üzerinde çalışıyor

Bloomberg’in kaynaklarına göre Almanya, Fransa ve İngiltere, Ukrayna ile birlikte Rusya’nın da katılacağı barış görüşmelerinin organizasyonu için bir plan hazırlıyor. Avrupa ülkeleri çatışmanın bir kış daha uzamasını önlemeyi hedeflerken, görüşmelere ilişkin nihai kararın Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’e ait olacağını ve Kiev’e baskı yapılmayacağını belirtiyor.
Bloomberg’in kaynaklara dayandırdığı haberine göre Almanya, Fransa ve İngiltere, Ukrayna ile birlikte Rusya’nın da katılacağı barış görüşmelerinin organizasyonuna yönelik bir plan üzerinde çalışıyor.
Ajansa konuşan kaynaklar, Avrupa ülkelerinin çatışmanın bir kış daha devam etmesini önlemek istediğini belirtti. Aynı kaynaklar, görüşmeler konusunda nihai kararın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e ait olacağını ve Avrupa’nın bu konuda kendisine baskı yapmayı planlamadığını aktardı.
Kaynaklara göre İngiltere Başbakanı Keir Starmer, önümüzdeki günlerde bu konuyu Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile görüşecek.
Alman televizyon kanalı NTV, 2 Haziran’da Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder’in Moskova’ya geldiğini bildirmişti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha önce Schröder’i Avrupa tarafından tercih edilebilecek bir müzakereci olarak nitelendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov, mayıs ayının sonunda yaptığı açıklamada Avrupa’nın Rusya ile diyalog kurulmasının gerekliliğini anladığını, ancak müzakere süreci konusunda “ancak şimdi olgunlaşmaya başladığını” ifade etmişti.
Peskov ayrıca Moskova’nın, Avrupa Birliği’nden Rusya ile temas kurabilecek olası müzakerecilere ilişkin gelen sinyalleri ciddiyetle değerlendirdiğini söylemişti.
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ise Avrupa’nın Ukrayna konusundaki görüşmelere tarafsız bir arabulucu olarak değil, çatışmadan etkilenen çıkarlara sahip bir taraf olarak katılması gerektiğini belirtti.
Eide, Avrupa Birliği ve ABD’nin Kiev’e desteğini sürdürmesi gerektiğini de vurguladı.
Putin ise Kiev’in çatışmayı barışçıl yollarla çözmeye hazır olduğuna inanmadığını dile getirmişti. Rus lider, çatışmanın temel nedenlerinin ortadan kaldırılması ve 2024 yılında açıkladığı koşullar temelinde barışçıl bir çözüme hazır olduğunu söylemişti.
Putin’in sıraladığı koşullar arasında Ukrayna birliklerinin Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetleri ile Zaporojye ve Herson bölgelerinden çekilmesi, bu bölgeler ile Kırım’ın Rusya’nın parçası olarak tanınması, Ukrayna’nın tarafsız, askeri bloklara katılmayan ve nükleer silahlardan arındırılmış bir statü benimsemesi, Ukrayna’nın silahsızlandırılması ve “Nazizmden arındırılması” ile Rusya’ya yönelik tüm yaptırımların kaldırılması yer alıyordu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise geçen yıl eylül ayında Avrupa’ya Ukrayna konusundaki müzakere masasında yer olmadığını söylemişti.
Lavrov, Avrupa Birliği ülkelerinin Rusya karşıtı tutumları nedeniyle bu süreçte yer alamayacağını belirtmiş ve Batı tarafından sunulan güvenlik garantilerinin “Rusya’ya karşı kurgulandığını” ifade etmişti.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu








