Ortadoğu
Palantir, İsrail’deki Amerikan komuta merkezinde Gazze yardımlarını takip ediyor

Palantir, İsrail’in güneyinde ABD liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) genel merkezinde kalıcı bir masa ile temsil ediliyor.
Drop Site’a konuşan kaynaklara göre, yapay zeka veri analizi devi, Gazze’ye yardımların ulaştırılması ve dağıtımının izlenmesi için teknolojik altyapıyı sağlıyor.
Uzmanlar, Palantir ve diğer şirketlerin varlığı ile İsrail makamlarına veri vermek istemeyen kâr amacı gütmeyen kuruluşları yasaklayan son değişikliklerin, yardımların ulaştırılmasının kâr, yatırım ve yapay zeka ürünlerinin eğitimi için ikinci plana atıldığı bir durum yarattığını söylüyor.
BM’nin işgal altındaki Filistin toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Drop Site’a verdiği demeçte şunları vurguladı:
“Birleşmiş Milletler, kriz durumlarında müdahale etmek için insani ilkelere bağlı ve uluslararası hukuka dayanan bir insani yardım mimarisi oluşturmuştur. Palantir gibi şirketlerin dahil olduğu ve zaten İsrail’in yasadışı davranışlarıyla bağlantılı olan bu kâr odaklı paralel sistem, ancak bir canavarlık olarak nitelendirilebilir.”
CMCC, Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girmesinden bir hafta sonra, ekim ayında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından “ateşkesin uygulanmasını izlemek” ve “uluslararası muhataplardan Gazze’ye insani, lojistik ve güvenlik yardımının akışını kolaylaştırmak” amacıyla kuruldu.
Geçen hafta Washington’da düzenlenen “Barış Kurulu”nun açılış zirvesinde, ocak ayında Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’nün başına getirilen Tümgeneral Jasper Jeffers, CMCC’nin “Barış Kurulu’nun operasyonel karargahı” olarak hizmet vereceğini duyurdu.
Kaynaklara göre, Palantir’den bir temsilci, Gazze’deki yardım konvoylarının ve dağıtımlarının drone gözetimi ile izlendiği CMCC operasyon odasında görev yapıyor.
Kaynaklar, temsilcinin konvoy ve dağıtımla ilgili verileri Palantir’in sistemlerine entegre ettiğini söyledi.
“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor
2003 yılında Peter Thiel tarafından CIA’in risk sermayesi kolu In-Q-Tel’in yatırımlarıyla kurulan Palantir, ABD ordusu ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) dahil olmak üzere devlet kurumlarıyla çalışıyor.
Ocak 2024’te, İsrail’in Gazze işgalinin üçüncü ayında, Palantir , “savaşla ilgili görevler” için İsrail ordusu ile “stratejik ortaklık” kurduğunu duyurmuştu.
O ay Tel Aviv’de yapılan şirketin yönetim kurulu toplantısı İsrail ile “dayanışma” içinde gerçekleştirilmişti.
Palantir, İsrail’e hangi teknolojilerin sağlanacağını açıklamamıştı fakat bir yıl önce şirket, orduların bombalama hedeflerini hızla analiz etmesine ve belirlemesine yardımcı olmak için Yapay Zeka Platformunu (AIP) tanıttı.
Şirketin teknolojisi, bir Palantir yöneticisi tarafından “öldürme zincirini optimize etmenin” bir yolu olarak tanımlanıyor.
Palantir’in yazılımı, Michael Steinberger’in The Philosopher in the Valley: Alex Karp, Palantir and the Rise of the Surveillance State [Vadideki Filozof: Alex Karp, Palantir ve Gözetim Devletinin Yükselişi] kitabına göre, İsrail ordusu tarafından Gazze’deki çeşitli baskınlarda da kullanıldı.
Albanese, Haziran 2025’te BM İnsan Hakları Konseyine sunduğu raporunda, “Palantir’in otomatik tahmin polislik teknolojisi, askeri yazılımların hızlı ve ölçeklendirilmiş yapımı ve dağıtımı için temel savunma altyapısı ve otomatik karar verme için gerçek zamanlı savaş alanı veri entegrasyonu sağlayan Yapay Zeka Platformu sağladığına inanmak için makul gerekçeler” bulmuştu.
Palantir’in Gazze’ye yardım sevkiyatlarını takip etmek için kullanılması, gözlemcileri özellikle endişelendiriyor.
CMCC oturumlarına katılan diplomatik çevrelerden bir kaynak, Drop Site’a, “Hepimiz aynı masada otururken, insansız hava aracıyla ölüm ile yardım sevkiyatı arasındaki ayrım ortadan kalkıyor,” dedi.
Palantir’in iki ana platformu Gotham ve Foundry. Şirketin web sitesine göre, “Gotham’ın hedefleme hizmeti, askerlere yapay zeka destekli bir öldürme zinciri sunarak, hedef tanımlama ve hedef efektör eşleştirmesini sorunsuz ve sorumlu bir şekilde entegre ediyor.”
Foundry ise, Palantir’in tedarik zinciri yönetimi platformu ve “silo haline gelmiş planlama ve yürütme süreçleri arasında köprü kurmak, envanter yönetimini optimize etmek ve ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler için tedarik zincirinin dayanıklılığını artırmaya yardımcı olmak” için bir yol olarak tanıtılıyor.
Palantir, sistemlerini izole silolarda işletmiyor. Şirketin kendi belgelerine göre, “Palantir AIP ve Foundry, tüm veri, mantık, yapay zeka, iş akışı ve güvenlik sistemleriyle birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştır.”
“Tip Eşleme” adlı bir özellik, sivil Foundry sistemine girilen verilerin askeri Gotham platformu tarafından anında senkronize edilmesini ve sorgulanmasını sağlıyor.
Bu, teorik olarak, CMCC’de toplanan bilgilerin (katılımcı hükümetler, BM ve STK’lardan dağıtılan yardımın türü, dağıtım yerleri ve sistemleri ve kamyon konvoyu rotaları dahil) Gotham’ın yapay zeka hedefleme matrisine sorunsuz bir şekilde aktarılabileceği anlamına geliyor.
CMCC’de yardımı izlemek için kullanılan aynı yazılım mantığı, ölümcül hava saldırılarını optimize etmek ve hızlandırmak için de kullanılabilir.
Gotham ve Foundry’nin yardımları takip etmek için kullanılan belirli ürünler olup olmadığına dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, kamuya açık fotoğraf kanıtları, Palantir’in Gaia platformunun (web sitesinde “savaş alanını görünür kılmak” için bir araç olarak tanımlanan) CMCC’de kullanıldığını gösteriyor.
Drop Site ile Palantir’in Gazze’deki rolü üzerine yaptığı bir röportajda, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, kendisine “şirketin Gazze’den elde ettiği faydaları” anlatan bir Palantir temsilcisiyle yaşadığı bir karşılaşmayı anlattı.
Varoufakis, “O, ‘bombalar düşerken biz parti yapıyoruz’ diyordu,” dedi. Varoufakis’e göre, Palantir temsilcisi, Gazze gibi yüksek yoğunluklu bir kentsel alanda yaşanan yoğun şiddetin kaosunun, insanların stres altında nasıl tepki verdiklerini öğrenmek için yapay zeka modellerini eğitmek için önemli veriler ürettiğini açıkladı.
Varoufakis, Palantir temsilcisinin, “Bombardıman ve yıkım ne kadar fazla olursa, eğitim o kadar iyi olur,” dediğini aktardı ve şöyle devam etti:
“Lockheed Martin gibi şirketlerin İsraillilere F35 satarak para kazandığını söylemek bir şey. Bu, askeri sanayi kompleksinin savaş, soykırım ve savaş suçlarından faydalandığı geleneksel bir yöntem. Bu, tarihte ilk kez, soykırım ve bombardımana maruz kalan bir halkın çektiği acılar, yani acıların kendisi, bir şirketin sermayesine katkıda bulunuyor ve bu şirket de bu sermayeyi başka yerlerde satmak üzere mal üretmek için kullanıyor.”
Palantir, Larry Ellison’ın liderliğindeki Oracle’ın bulut altyapısı üzerinde çalışıyor. Ellison, İsrail ordusuna büyük bağışlarda bulunan ve Gazze’nin yönetişim mekanizmaları konusunda danışmanlık yapan Tony Blair Enstitüsünü de finanse eden bir isim.
Gazze’de Palantir ve diğer özel sektör şirketlerinin kullanımının artması, kâr amacı gütmeyen sektöre sistematik olarak baskı uygulanmasıyla birlikte gerçekleşiyor.
1 Mart 2026 itibarıyla İsrail, yeni kayıt kuralları kapsamında, Sınır Tanımayan Doktorlar, Norveç Mülteci Konseyi, Oxfam ve Filistinlilere Tıbbi Yardım gibi önde gelen STK’lar da dahil olmak üzere düzinelerce yardım grubunun Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te faaliyet göstermesini yasaklayacak.
Yeni önlemler, yardım gruplarının çalışanlarının isimlerini ve iletişim bilgilerini kaydetmelerini ve İsrail makamlarına finansman ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi vermelerini gerektiriyor.
Yardım grupları bu hafta yaptıkları ortak açıklamada, “kişisel verilerin aktarılması talebinin ciddi güvenlik ve yasal riskler doğurduğunu” belirttiler.
Bu talep, ulusal personeli olası misillemelere maruz bırakıyor ve yerleşik veri koruma ve gizlilik önlemlerini zayıflatıyor.
İsminin açıklanması kaydıyla konuşan bir yardım görevlisi şunları söyledi:
“İnsani yardım kuruluşları tarafından sağlanan yardımlar ihtiyaç temelinde ve insanların bulundukları yere göre verildiği için STK’lar Gazze’den çıkarılmaya çalışılıyor. Bu, Filistinlilerin yeniden yeniden inşa edilmesine izin verilen bölgelere yerleştirilmeleri ve yardımlara erişimlerinin kontrol edilmesi gereken ‘Yeni Gazze’ vizyonuyla uyuşmuyor.”
Ne var ki, tüm STK’lar Gazze’den çıkarılmıyor. Kayıtlı ve onaylanmış kuruluşlar listesinde yer alan diğerleri, özel sektörle birlikte rollerini genişletiyor.
Bunlar arasında, Gazze İnsani Yardım Vakfında (GHF) yer alan Samaritan’s Purse ve GAiN gibi Hıristiyan gruplar da bulunuyor ve diplomatik kaynaklar, bu grupların yakın zamanda CMCC’de bir “dua çemberi” oluşturduğunu gördü.
Bu onaylanmış STK’lar, Palantir gibi CMCC aracılığıyla koordine edilen özel şirketlerle birlikte Gazze’deki yardım dağıtımını devralmaya hazır.
Drop Site’a isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üst düzey bir yardım çalışanı şunları kaydetti:
“Gazze’ye sağlanan yardım, hayatta kalmak için gerekli olan asgari düzeyde tutulmuş durumda ve gelecekte sağlanacak yardımlar, inanç temelli, kâr odaklı, militarize ve kesinlikle Filistinlilerin maruz kaldığı durum hakkında cesaretle konuşan kişiler tarafından sağlanmayacak gibi görünüyor.”
Gazze’nin özel dağıtım mekanizmalarıyla ilgili deneyimi felaketle sonuçlandı. Mayıs 2025’te, ABD ve İsrail destekli GHF, bölgede yardım dağıtımı için sözleşme imzaladı.
GHF’nin Gazze’de faaliyet gösterdiği dört buçuk ay boyunca, yardım dağıtım noktalarında veya yakınlarında 2.600’den fazla Filistinli İsrail güçleri veya güvenlik şirketleri tarafından öldürüldü ve 19.000’den fazlası yaralandı.
GHF’nin eski genel merkezi, Kiryat Gat’ta bulunan büyük bir depo tarzı bina, şu anda CMCC’nin genel merkezi olarak kullanılıyor.
Yardım grupları yasaklanırken, ABD askeri yüklenicileri de bu boşluğu dolduruyor.
CMCC’ye katılan diplomatik kaynaklara göre, GHF’ye güvenlik hizmeti sağlayan ABD askeri şirketi Safe Reach Solutions (SRS) şirketinin fiziksel varlığı son zamanlarda tesisin merkezinde genişledi ve SRS yetkilileri operasyon katında daha göze çarpan koltukları işgal etti.
Kaynaklara göre, şirketin temsilcileri artık daha önce BM kurumları için ayrılmış olan koltuklarda, isimliklerin arkasında oturuyorlar.
Merkezdeki kaynaklara göre, uzun süredir ABD ordusunun yüklenicisi olan Arkel International da CMCC brifing oturumlarına temsilcilerini gönderdi.
Haaretz’e göre, Arkel 2025 yılında GHF için Gazze’ye malzeme taşımak üzere Sırbistan ve Gürcistan’dan şoförleri işe almıştı.
O dönemde Arkel, İsrail’de Ruanda’nın fahri konsolosu olarak görev yapan iş adamı Hezi Bezalel tarafından temsil ediliyordu.
CMCC’nin kurumsal kadrosuna önemli bir katkı sağlayan Terra Firma Capital Partners, kaynakların doğruladığı üzere CMCC’de kalıcı bir varlık sürdürüyor.
İngiliz finansçı Guy Hands tarafından kurulan şirket, büyük ölçekli konut varlıklarının yönetiminde deneyim sahibidir.
Terra Firma, özellikle Tony Blair’in eski strateji direktörü Lord John Birt aracılığıyla İşçi Partisi ile de bağlantılı. Birt, hükümetten ayrıldıktan sonra bu şirkette çalışmıştı.
Albanese tüm bu gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:
“Soykırım yeni bir aşamaya giriyor. Gazze’nin yıkılması ve tüm aile soylarının ortadan kaldırılmasının ardından, güçlü devletler artık hayatta kalanların kaderini onların sesini dinlemeden belirliyor.
Gazze kapitalist bir tekno-distopya haline gelmemesi için harekete geçme zamanı şimdi. Bu yeni ortaya çıkan altyapıyı destekleyen devletler ve şirketler durdurulmalı ve hesap vermeli. Kaybedecek zaman yok.”
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor









