Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Petrol zengini Irak nasıl dolarsız kaldı?

Yayınlanma

Üç yıl önce ABD birliklerini sınır dışı etmenin eşiğine gelen Irak’ta bugün Başbakan Sudani, ülkesinin ABD ve NATO güçlerine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Gerekçesini IŞİD tehlikesi olarak açıklasa da ülkenin yaşadığı dolar krizinin IŞİD’den daha gerçekçi bir neden olduğu görünüyor. Sudani’yi Başbakan yapan ve bu koltukta tutan siyasi güçler, krizden ABD’yi sorumlu tutuyor ancak kısa vadede bu krizle yüzleşmek zorunda olan Sudani, çareyi Washington ile uzlaşmada görüyor.

Irak’ta Ekim 2021’de yapılan seçimlerden sonra yaşanan siyasi kriz, bir yıl sonra Ekim 2022’de İran destekli diye nitelenen Şii koalisyonunun adayı olan Sudani’nin Başbakanlık koltuğuna oturmasıyla sonuçlandı. Göreve geldiğinden beri ilk kez ABD’li bir yayın organına açıklama yapan Sudani, ülkesinin IŞİD’i tamamen ortadan kaldırılması için ABD ve NATO güçlerine ihtiyacı olduğunu ileri sürdü. Wall Street Journal’a (WSJ) verdiği demeçte, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri gibi ABD ile ilişkilerden faydalanmak istediklerini belirten Sudani, hem ABD hem de İran’la iyi ilişkiler kurabileceklerini savundu. ABD Başkanı Joe Biden’ın Irak’ı, kendisinden önceki ABD Başkanlarından daha iyi tanıdığını söyleyen Sudani, “Bu da Bağdat ve Washington arasında çok iyi bir ilişki kurulmasına zemin olabilir” dedi. Sudani’nin ABD ve NATO güçlerinin kalmasına yönelik bu görüşlerine, yeni hükümetin ABD ile ilişkilere yaklaşımını ilk kez net olarak ortaya koyması açsından önem atfediliyor. Çünkü, ABD’nin İranlı komutan Kasım Süleymani’yi Irak topraklarında katletmesi üzerine başlayan gerilimde Irak Meclisi, ABD güçlerinin ülkeden çıkarılmasını öngören yasayı onaylamıştı. Şu an NATO çatısı altında ülkede kalan 2 bin Amerikan askeri Irak silahlı güçlerini eğitiyor.

Foreign Policy‘e göre de Sudani’nin ABD birliklerinin varlığına verdiği açık destek IŞİD tehdidinden kaynaklanıyor. Ancak Sudani’nin açıklaması ani bir çıkış değil, aksine son yıllarda ABD’ye yönelen eğilimin açık bir göstergesi. İlgili haberin başlığı da dikkat çekici: “Yeni Irak Lideri Dümeni ABD’ye Kırıyor.” Dergiye konuşan eski ABD’li yetkililerin iddialarına göre Süleymani’nin öldürülmesi ile başlayan gerilimde dahi, Iraklı yetkililer ABD’li muhataplarına kapalı kapılar ardında IŞİD’e karşı savaş ve İran etkisini sınırlamada ABD desteğine ihtiyaç duyduklarını söylüyorlardı. Dergi, Sudani’nin açıklamasıyla somutlaşan bu durumu, “Bağdat hükümetinin zayıf daveti üzerine pandemi öncesi Irak’ta pamuk ipliğine bağlı olan ABD varlığı, şimdi sonsuza kadar orada kalacak gibi görünüyor” diye yorumluyor. Ancak, Sudani’nin açıklaması her ne kadar Irak’ta tartışma yaratsa da asıl büyük sorun ABD-Irak ilişkisinin geleceğinin ne olması gerektiği konusunda CENTCOM’un herhangi bir planlama ve vizyonunun olmaması.

Sudani’nin açıklamalarına rağmen, onu bu göreve getiren ve iktidarda tutan Şii koalisyonunun lideri Nuri el Maliki ise, “Yabancı askeri güçlerin bu ülkede bulunmaları çok tehlikeli bir mesele” diyor. Maliki’nin açıklaması, Sudani’nin tartışma yaratan demecinden sonra gelmesi dikkat çekici.

Peki Sudani, kendisini iktidarda tutan güçten “bağımsız”, üstelik Irak vatandaşlarının son yıllarda iyice artan ABD karşıtlığına rağmen bu açıklamayı neden yaptı?

Krizin sebebi: ABD yaptırımları

Sudani, açıklamasını IŞİD varlığı ile gerekçelendirilse de asıl sorunun Irak’ta piyasaları sarsan dolar krizinden kaynaklandığı görünüyor. Suudi Arabistan’dan sonra OPEC’in en büyük petrol üreticisi olan Irak, zengin petrol ülkelerinin aksine adı ekonomik krizler ve bu krizlerin tetiklediği büyük toplumsal eylemlerle anılan bir ülke. Ancak şu an yaşanan kriz, Irak’ın alışılagelmiş yolsuzluk ve rüşvet çarkından farklı. Doğrudan ABD’nin yaptırımları ile ilgili. ABD’nin Irak bankalarının İran başta olmak üzere yaptırım uyguladığı diğer ülkelerin çıkarına yasadışı dolar tahsisini engellemek hedefiyle uygulamaya koyduğu kısıtlamalar, ülkede ciddi bir dolar krizine yol açmış durumda.

ABD, Irak’ta işgalden bu yana 20 yıldır uygulanan Irak Merkez Bankası’nın her gün yaptığı döviz ihalelerine ve herhangi bir kısıtlama olmadan bankaların dolar satışına izin veren sisteme “düzenleme” getirdi. 2022’nin Kasım ayında ABD Merkez Bankası FED, Irak ticari bankalarının işlemleri üzerinde para transferi yapmak isteyen müşterilerin tüm bilgilerinin istenmesi gibi sıkı kontroller uygulamaya başladı. Aslından önlemler, Irak Merkez Bankası, ABD Hazine Bakanlığı ve FED arasında iki yılı aşkın süren planlama sonrasında hayata geçirildi. Ancak bu planlamaya rağmen katı kuralların yürürlüğe girmesinden bu yana günlük dolar transferlerinin yüzde 80’inden fazlasının bloke edildiği belirtiliyor. Özetle, dolar işlemlerinin yavaşlaması nedeniyle piyasaların dinara doğru hücumu, en nihayetinde çift yönlü bir “para krizi” söz konusu.

Eylemler başladı

Yaşanan kriz Irak dinarını, dolar karşısında zayıflatırken, özellikle gıda fiyatlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Kriz üzerine Sudani, 23 Ocak’ta Merkez Bankası Başkanı Mustafa Galip Muhlif’i kendi isteği üzerine görevden alarak yerine vekaleten Ali Muhsin Allak’ı getirmişti. Merkez Bankası’ndaki görev değişimi sonrası döviz kurunda küçük bir düşüş olsa da kısa sürede kur yeniden yükselişe geçti. Irak Merkez Bankası vatandaşa satışta döviz kurunu dolar başına 1470 Irak dinarı olarak belirlerken, karaborsa ve serbest piyasada 1 dolar 1590 ila 1620 dinardan işlem görüyor.

Irak dinarındaki bu düşüş sokakları da yavaş yavaş hareketlendiriyor. Bağdat’ta Merkez Bankası binası yakınında toplanan protestocular, hükümete seslenerek dinarın değer kaybetmesinin durdurulmasını istedi. Iraklı protestocular, Sudani’den fiyatlarda istikrar için gerçekçi önemler almasını talep etti. Özellikle yumurta gibi temel gıda maddelerinin fiyatın düşürülmesi çağrısı yaptılar. Bağdat’taki gösteriye güneydeki kentlerden de katılım oldu.

Bağdat’ta dün dinarın ABD doları karşısında değer kaybetmesi protesto edildi. FOTO: Murtadha Al-Sudani/AA

İktidar koalisyonu ABD’yi suçluyor

Irak hükümetini kuran koalisyonda yer alan Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Amerikalıları Irak halkını aç bırakmak için doları kullanmakla suçladı. Amiri, “Irak, Irak Merkez Bankası’nın ABD Federal Bankası’ndaki dolar cinsinden rezervlerinin varlığından dolayı ekonomik bağımsızlığın yokluğundan mustarip. Amerikalıların insanları aç bırakmak için doları nasıl bir silah olarak kullandıklarını herkes biliyor. Bugün Irak’ın Avrupa’ya ve dünya ülkelerine açılmasını engellemek için baskı yapıyorlar” diyor.

Aynı koalisyonun lideri Maliki’ye göre de Amerikalıların dünyadaki silahı doları denetlemesi: “Herhangi bir ülkeye boyun eğdirmek isterlerse doların kontrolü altına bırakıyorlar.” Ancak Maliki’nin soruna çözümü yine ABD’den geçiyor: “ABD’li yetkililerle görüşerek bankaların ve havalelerin hareketinin devlet tarafından kontrol edilmesini sağlamalıyız.”

İşte, Irak Başbakanı Sudani’nin ABD askerlerine ihtiyaç olduğu yönündeki tartışmalı açıklamasının arka planında yatan sebep de Maliki’nin çözümünden ayrı bir şey değil. Sudani, dolar krizini en azından hafifletmek için çözüm arayışında. Bu kapsamda önce Şubat başında Dışişleri Bakanı’nı Washington’a gönderecek ardından kendisi gidecek. Irak Başbakanı görüşmelerde, ABD’nin dolar transferi üzerindeki katı kontrollerini yumuşatmasını ya da en azından bir süre daha ertelemesini talep edebilir. Sudani, Washington yolculuğuna çıkmadan önce “İran yanlısı” hatta “kuklası” olmakla suçlanan bir koalisyonun Başbakanı olarak ABD’ye olumlu sinyaller göndermenin uzlaşmayı kolaylaştıracağını düşünmüş olabilir. Bu zorunluluk karşısında Foreign Affairs’ın “Yeni Irak Lideri Dümeni ABD’ye Kırıyor” çıkarımının gerçekle uyuşmayan bir beklenti olduğu görünüyor.

Doların ABD’nin elinde çok büyük bir koz olduğu gerçek. Irak hükümeti ABD’nin kapısında acil soruna geçici çözüm bulabilir. Ancak en nihayetinde, Irak hiçbir şeye sahip değilse bile en önemli petrol üreticilerinden biri ve ülkenin esas sorunu işgal sonrası kurulan sistemin boğazına kadar rüşvet, yolsuzluk ve kaçakçılığa batmış olması. Daha büyük problemi ise bu sorunla mücadele edecek ve işgalin ölü toprağını üzerinden temizleyecek bir siyasi iradenin yokluğu.

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English