Diplomasi
Ukrayna ve HIMARS sistemleri: ABD ve NATO’nun gizli rolü

Editörün notu: Ukrayna’nın elindeki HIMARS ve diğer uzun menzilli füze sistemlerinin kullanımı, ABD ve NATO’nun doğrudan müdahalesini gerektiriyor. Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘da kaleme aldığı makalede emekli Rus yarbay İgor Garnov, NATO’nun istihbarat, lojistik ve teknik desteği olmadan bu sistemlerin etkin bir şekilde kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Ukrayna’nın HIMARS ve diğer Batı menşeli füze sistemlerini kullanımı, NATO’nun savaş alanındaki teknik ve lojistik hakimiyetini ortaya koyuyor. Bu durum, NATO’nun çatışmaya doğrudan katılımının en somut göstergesi.
Amerikalılar, Ukrayna’dan fırlatılan füzelerin kontrolünü nasıl sağlıyor?
İgor Garnov, Vzglyad
Ukrayna’nın elinde bulunan ATACMS füzeleri, Rusya’nın iç bölgelerindeki hedeflere ancak NATO askerlerinin doğrudan katılımıyla kullanılabilir. Bu durum, Ukrayna’nın istihbarat bilgilerini edinme sürecinden ve bu füzeler için uçuş görevlerinin hazırlanma aşamasından açıkça anlaşılıyor.
Anlaşılan o ki, ABD bir başka kırmızı çizgiyi aşmaya hazırlanıyor; üstelik bu kez, geçmemesi gereken bir sınırla karşı karşıya. Joe Biden’ın, Kiev rejimi liderinin taleplerine boyun eğerek Amerikan füzelerinin Rusya’nın derinliklerine saldırı için kullanılmasına izin verdiği belirtiliyor.
Öncelikle, menzili 300 kilometre olan Amerikan balistik füzesi ATACMS, 370 kilometre menzile sahip Amerikan seyir füzesi JASSM, 560 kilometreye kadar menzili bulunan İngiliz seyir füzesi Storm Shadow ve onun Fransız versiyonu SCALP-EG dikkat çekiyor. Her ne kadar İngiltere ve Fransa şu an için bu tür bir kullanım ihtimalini reddetse de bu alternatifi göz ardı etmemek gerekiyor.
Ancak asıl mesele, bu batı menşeli silah sistemlerinin kullanılması değil, bu sistemlerin yalnızca NATO askerlerinin katılımıyla kullanılabilir olmasıdır.
Bu tür bir katılım, NATO’nun doğrudan çatışmaya dahil olduğu anlamına gelir. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’ya göre, Rusya’nın buna vereceği yanıt yerinde ve ciddi olacaktır. Ayrıca böyle bir saldırı, “ABD ve müttefiklerinin Rusya’ya karşı doğrudan savaşa katıldığını ve çatışmanın doğasının kökten değiştiğini” gösterecek.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Batı üretimi modern, uzun menzilli hassas silahlarla saldırılar gerçekleştirmek, Ukrayna ordusunun kendi başına yapabileceği bir şey değildir. Bunun gerçekleşmesi için ilk olarak Avrupa Birliği veya ABD’ye ait, genel anlamda NATO’nun uydularından alınan istihbarat verilerine ihtiyaç vardır. Ukrayna’nın kendi uydu altyapısı bulunmamaktadır,” diyor.
Putin’e göre bir diğer kritik unsur, bu füze sistemleri için uçuş görevlerinin yalnızca NATO ülkelerinin askerleri tarafından hazırlanabiliyor olmasıdır.
“Ukrayna askerleri bu işlemi yapamaz,” şeklinde konuşan Putin, NATO’nun teknik anlamda nasıl bir rol oynadığına dikkat çekiyor.
NATO askerlerinin katılımı, sürecin daha ilk aşamasında, uydu istihbaratıyla başlıyor. ABD’nin askeri uydu grubu, aralarında birkaç düzine keşif uydusunun da bulunduğu 400’den fazla cihazdan oluşuyor.
Buna karşın, Avrupa Birliği ve NATO’nun uydu kapasitesi çok daha sınırlı. Ukrayna’nın ise tek bir uydusu dahi yok. Bu nedenle Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, tamamen Batı’dan gelen istihbarata bağımlı durumda.
Bazılarına göre yalnızca istihbarat paylaşımı çatışmaya tam anlamıyla katılım sayılmayabilir. Fakat yalnızca uydu görüntülerini edinmek yeterli değildir. Bu görüntülerin, özel veri işleme merkezlerinde çözülmesi ve yorumlanması gerekir. Dünyada bu tür merkezlerin sayısı oldukça azdır ve hiçbiri Ukrayna’da bulunmuyor.
ABD’de bu tür istihbarat işleme merkezleri arasında National Geospatial-Intelligence Agency (NGA) öne çıkıyor. Fransa’da bu görev Centre d’Expertise de la Défense (CED), İngiltere’de ise Defence Intelligence Organisation tarafından üstleniliyor.
NATO’nun bu işlemleri yürüten kurumları arasında NATO Communications and Information Agency (NCIA), Allied Joint Force Command ve Allied Command Operations (ACO) bulunuyor.
Bu merkezler askeri operasyonları desteklemek amacıyla verileri işleyip analiz eder ve birbirine yedekli dijital iletişim hatlarıyla bağlı. Şu anda bu merkezlerin tamamı, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri adına aktif olarak çalışıyor.
Bu merkezlerde, başta uydu kaynaklı olmak üzere çok çeşitli istihbarat verileri gerçek zamanlı olarak işlenir. İşlenen bu bilgiler, hedefin tam koordinatlarını belirlemek için temel teşkil eder. Bu süreç, askeri terminolojide “hedefleme” (targeting) olarak bilinir ve bir silahın ateşleneceği spesifik noktanın belirlenmesini ifade eder.
Ancak, hedefleme için halka açık harita hizmetleri kullanılabilir mi? Örneğin Yandex Haritalar, Google Haritalar gibi uygulamalardan yararlanılabilir mi? Bu tür platformlarda bazı nesneler coğrafi koordinatlarıyla görüntülenebiliyor. Bu durumda, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Rusya’daki hedefler için bu servislerden yararlanabilir mi?
Teorik olarak, bir altyapı, sanayi veya enerji tesisinin koordinatlarını bu tür harita servislerinden tespit etmek mümkün olabilir. Fakat bu servislerde iki tür kritik veri eksiktir:
Askeri birliklerin durumu: Harita servisleri, askeri birliklerin konumu, havaalanlarındaki uçaklar, deniz üslerindeki gemiler ve hava savunma sistemleri gibi bilgileri sağlamaz. Bu veriler sürekli değişir ve güncel kalabilmek için anlık işlenmesi gerekir.
Yüksek hassasiyetli arazi profili: Füze rotası oluşturulurken yer şekillerine ilişkin yüksek doğrulukta veriler gerekir. Bu, arazinin radar görüntüsü anlamına gelir ve uzun yıllar boyunca hem askeri uydular hem de sivil uçaklar tarafından toplanmıştır. Böyle hassas bilgiler ne Ukrayna’nın elinde ne de halka açık servislerde mevcuttur.
Bu unsurlar olmadan uzun menzilli, hassas silahların görev planları oluşturulamaz.
Örneğin, Ukrayna ordusuna ABD tarafından teslim edilen HIMARS çok namlulu roketatar sistemi üzerinden bu süreci ele alalım. HIMARS ekibinin komutanı, ATACMS füzesini fırlatmak için teorik olarak bir “kırmızı butona” basabilir. Fakat bu aşamaya gelmeden önce, füzeye bir uçuş görevi yüklenmelidir. Aksi takdirde füze, hedefe değil, rastgele bir yere gider.
Bu uçuş görevleri genellikle ne karadaki bir fırlatma rampasında ne de bir uçak kokpitinde hazırlanır. Bu süreç, yukarıda bahsedilen NATO merkezlerinde gerçekleştirilir. Oldukça karmaşık ve zaman alıcı olan bu prosedür, pek çok farklı uzmanlık alanından personelin katılımını gerektirir.
İlk olarak, keşif hedeflerine ilişkin NATO uydu verileri Ukrayna karargahına iletilir. Hangi hedeflerin vurulması gerektiğine karar verilir.
HIMARS kontrol merkezlerinde görevi yerine getirecek özel fırlatıcıyı seçerler. Tüm bilgi alışverişi başta Link-16 olmak üzere güvenli NATO dijital iletişim hatları üzerinden gerçekleştirilir.
HIMARS füze sistemi, ateşleme noktasına ulaştığında, GPS yardımıyla fırlatma platformunun konumu santimetre hassasiyetinde belirlenir.
Ayrıca, yönelim açısı (kuzey, güney, vb.) derece kesirleriyle tespit edilir. Bu bilgiler, NATO’nun veri işleme merkezlerine gönderilir. Bu merkezlerde, alınan verilere dayanarak uzmanlar, füzenin belirli bir uçuş sırasında izleyeceği rotayı kontrol eden bir uçuş görevi (flight mission) oluşturur.
Bu görev, genellikle Amerikan askerlerinden oluşan NATO personeli tarafından hazırlanır.
Oluşturulan program daha sonra HIMARS ekibine geri gönderilir. Sistem komutanı, uçuş görevini aracın bilgisayarına yükler ve füzenin fırlatılmasını sağlar.
Bazı NATO füze sistemlerinde, ekip komutanları hedef koordinatlarını doğrudan kokpitten girebilir. Fakat bu durumda bile, uçuş görevi otomatik olarak aracın bilgisayarı tarafından oluşturulur.
Dahası, bu sistemler, füzeyi NATO ülkelerinin topraklarına yönlendirecek bir hedef bilgisi girilmesine izin vermez. Eğer füzenin menzili genişletilecek veya belirli güvenlik kilitleri kaldırılacaksa, bu işlem sadece NATO’nun kontrol merkezlerindeki uzmanlar tarafından yapılabilir.
Storm Shadow seyir füzeleri, Su-24 bombardıman uçakları veya F-16 savaş uçaklarından fırlatılabilir. Bu durumda, fırlatma noktasının sabit değil, hareketli olması önemli bir fark yaratır.
Ancak seyir füzeleri, rotalarını radar tabanlı arazi haritasına göre düzenleyebilir. Ayrıca, hedefin fotoğrafına sahip olan bu sistemler, fırlatma noktasındaki hata veya zamanlamadaki sapmaları telafi edebilir. Buna rağmen, pilot ya da uçak mürettebatı füzelerin nereye ve nasıl uçacağını belirleyemez.
Sonuç olarak, HIMARS ve benzeri sistemlerin Ukrayna’daki operatörleri, lojistik ve teknik destek personeli olarak görev yapıyor. Görevleri fırlatma platformunu belirlenen noktaya ulaştırmak, kendi koordinatlarını tespit etmek ve bu bilgileri kontrol merkezine iletmek ve hazır uçuş görevini aldıklarında, sadece “Enter” tuşuna basmaktan ibaret.
Gerçek hedef seçimi ve uçuş görevinin hazırlanması süreci tamamen NATO personelinin, çoğunlukla da Amerikalı askerlerin kontrolünde. Bu, NATO’nun Ukrayna’daki çatışmaya doğrudan katılımının en net göstergesi.
İsviçreli askeri uzman Bosshard ile mülakat: Rusya’dan hangi karşılık beklenebilir?
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor








