Diplomasi
Ukrayna ve HIMARS sistemleri: ABD ve NATO’nun gizli rolü

Editörün notu: Ukrayna’nın elindeki HIMARS ve diğer uzun menzilli füze sistemlerinin kullanımı, ABD ve NATO’nun doğrudan müdahalesini gerektiriyor. Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad‘da kaleme aldığı makalede emekli Rus yarbay İgor Garnov, NATO’nun istihbarat, lojistik ve teknik desteği olmadan bu sistemlerin etkin bir şekilde kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Ukrayna’nın HIMARS ve diğer Batı menşeli füze sistemlerini kullanımı, NATO’nun savaş alanındaki teknik ve lojistik hakimiyetini ortaya koyuyor. Bu durum, NATO’nun çatışmaya doğrudan katılımının en somut göstergesi.
Amerikalılar, Ukrayna’dan fırlatılan füzelerin kontrolünü nasıl sağlıyor?
İgor Garnov, Vzglyad
Ukrayna’nın elinde bulunan ATACMS füzeleri, Rusya’nın iç bölgelerindeki hedeflere ancak NATO askerlerinin doğrudan katılımıyla kullanılabilir. Bu durum, Ukrayna’nın istihbarat bilgilerini edinme sürecinden ve bu füzeler için uçuş görevlerinin hazırlanma aşamasından açıkça anlaşılıyor.
Anlaşılan o ki, ABD bir başka kırmızı çizgiyi aşmaya hazırlanıyor; üstelik bu kez, geçmemesi gereken bir sınırla karşı karşıya. Joe Biden’ın, Kiev rejimi liderinin taleplerine boyun eğerek Amerikan füzelerinin Rusya’nın derinliklerine saldırı için kullanılmasına izin verdiği belirtiliyor.
Öncelikle, menzili 300 kilometre olan Amerikan balistik füzesi ATACMS, 370 kilometre menzile sahip Amerikan seyir füzesi JASSM, 560 kilometreye kadar menzili bulunan İngiliz seyir füzesi Storm Shadow ve onun Fransız versiyonu SCALP-EG dikkat çekiyor. Her ne kadar İngiltere ve Fransa şu an için bu tür bir kullanım ihtimalini reddetse de bu alternatifi göz ardı etmemek gerekiyor.
Ancak asıl mesele, bu batı menşeli silah sistemlerinin kullanılması değil, bu sistemlerin yalnızca NATO askerlerinin katılımıyla kullanılabilir olmasıdır.
Bu tür bir katılım, NATO’nun doğrudan çatışmaya dahil olduğu anlamına gelir. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’ya göre, Rusya’nın buna vereceği yanıt yerinde ve ciddi olacaktır. Ayrıca böyle bir saldırı, “ABD ve müttefiklerinin Rusya’ya karşı doğrudan savaşa katıldığını ve çatışmanın doğasının kökten değiştiğini” gösterecek.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Batı üretimi modern, uzun menzilli hassas silahlarla saldırılar gerçekleştirmek, Ukrayna ordusunun kendi başına yapabileceği bir şey değildir. Bunun gerçekleşmesi için ilk olarak Avrupa Birliği veya ABD’ye ait, genel anlamda NATO’nun uydularından alınan istihbarat verilerine ihtiyaç vardır. Ukrayna’nın kendi uydu altyapısı bulunmamaktadır,” diyor.
Putin’e göre bir diğer kritik unsur, bu füze sistemleri için uçuş görevlerinin yalnızca NATO ülkelerinin askerleri tarafından hazırlanabiliyor olmasıdır.
“Ukrayna askerleri bu işlemi yapamaz,” şeklinde konuşan Putin, NATO’nun teknik anlamda nasıl bir rol oynadığına dikkat çekiyor.
NATO askerlerinin katılımı, sürecin daha ilk aşamasında, uydu istihbaratıyla başlıyor. ABD’nin askeri uydu grubu, aralarında birkaç düzine keşif uydusunun da bulunduğu 400’den fazla cihazdan oluşuyor.
Buna karşın, Avrupa Birliği ve NATO’nun uydu kapasitesi çok daha sınırlı. Ukrayna’nın ise tek bir uydusu dahi yok. Bu nedenle Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, tamamen Batı’dan gelen istihbarata bağımlı durumda.
Bazılarına göre yalnızca istihbarat paylaşımı çatışmaya tam anlamıyla katılım sayılmayabilir. Fakat yalnızca uydu görüntülerini edinmek yeterli değildir. Bu görüntülerin, özel veri işleme merkezlerinde çözülmesi ve yorumlanması gerekir. Dünyada bu tür merkezlerin sayısı oldukça azdır ve hiçbiri Ukrayna’da bulunmuyor.
ABD’de bu tür istihbarat işleme merkezleri arasında National Geospatial-Intelligence Agency (NGA) öne çıkıyor. Fransa’da bu görev Centre d’Expertise de la Défense (CED), İngiltere’de ise Defence Intelligence Organisation tarafından üstleniliyor.
NATO’nun bu işlemleri yürüten kurumları arasında NATO Communications and Information Agency (NCIA), Allied Joint Force Command ve Allied Command Operations (ACO) bulunuyor.
Bu merkezler askeri operasyonları desteklemek amacıyla verileri işleyip analiz eder ve birbirine yedekli dijital iletişim hatlarıyla bağlı. Şu anda bu merkezlerin tamamı, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri adına aktif olarak çalışıyor.
Bu merkezlerde, başta uydu kaynaklı olmak üzere çok çeşitli istihbarat verileri gerçek zamanlı olarak işlenir. İşlenen bu bilgiler, hedefin tam koordinatlarını belirlemek için temel teşkil eder. Bu süreç, askeri terminolojide “hedefleme” (targeting) olarak bilinir ve bir silahın ateşleneceği spesifik noktanın belirlenmesini ifade eder.
Ancak, hedefleme için halka açık harita hizmetleri kullanılabilir mi? Örneğin Yandex Haritalar, Google Haritalar gibi uygulamalardan yararlanılabilir mi? Bu tür platformlarda bazı nesneler coğrafi koordinatlarıyla görüntülenebiliyor. Bu durumda, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Rusya’daki hedefler için bu servislerden yararlanabilir mi?
Teorik olarak, bir altyapı, sanayi veya enerji tesisinin koordinatlarını bu tür harita servislerinden tespit etmek mümkün olabilir. Fakat bu servislerde iki tür kritik veri eksiktir:
Askeri birliklerin durumu: Harita servisleri, askeri birliklerin konumu, havaalanlarındaki uçaklar, deniz üslerindeki gemiler ve hava savunma sistemleri gibi bilgileri sağlamaz. Bu veriler sürekli değişir ve güncel kalabilmek için anlık işlenmesi gerekir.
Yüksek hassasiyetli arazi profili: Füze rotası oluşturulurken yer şekillerine ilişkin yüksek doğrulukta veriler gerekir. Bu, arazinin radar görüntüsü anlamına gelir ve uzun yıllar boyunca hem askeri uydular hem de sivil uçaklar tarafından toplanmıştır. Böyle hassas bilgiler ne Ukrayna’nın elinde ne de halka açık servislerde mevcuttur.
Bu unsurlar olmadan uzun menzilli, hassas silahların görev planları oluşturulamaz.
Örneğin, Ukrayna ordusuna ABD tarafından teslim edilen HIMARS çok namlulu roketatar sistemi üzerinden bu süreci ele alalım. HIMARS ekibinin komutanı, ATACMS füzesini fırlatmak için teorik olarak bir “kırmızı butona” basabilir. Fakat bu aşamaya gelmeden önce, füzeye bir uçuş görevi yüklenmelidir. Aksi takdirde füze, hedefe değil, rastgele bir yere gider.
Bu uçuş görevleri genellikle ne karadaki bir fırlatma rampasında ne de bir uçak kokpitinde hazırlanır. Bu süreç, yukarıda bahsedilen NATO merkezlerinde gerçekleştirilir. Oldukça karmaşık ve zaman alıcı olan bu prosedür, pek çok farklı uzmanlık alanından personelin katılımını gerektirir.
İlk olarak, keşif hedeflerine ilişkin NATO uydu verileri Ukrayna karargahına iletilir. Hangi hedeflerin vurulması gerektiğine karar verilir.
HIMARS kontrol merkezlerinde görevi yerine getirecek özel fırlatıcıyı seçerler. Tüm bilgi alışverişi başta Link-16 olmak üzere güvenli NATO dijital iletişim hatları üzerinden gerçekleştirilir.
HIMARS füze sistemi, ateşleme noktasına ulaştığında, GPS yardımıyla fırlatma platformunun konumu santimetre hassasiyetinde belirlenir.
Ayrıca, yönelim açısı (kuzey, güney, vb.) derece kesirleriyle tespit edilir. Bu bilgiler, NATO’nun veri işleme merkezlerine gönderilir. Bu merkezlerde, alınan verilere dayanarak uzmanlar, füzenin belirli bir uçuş sırasında izleyeceği rotayı kontrol eden bir uçuş görevi (flight mission) oluşturur.
Bu görev, genellikle Amerikan askerlerinden oluşan NATO personeli tarafından hazırlanır.
Oluşturulan program daha sonra HIMARS ekibine geri gönderilir. Sistem komutanı, uçuş görevini aracın bilgisayarına yükler ve füzenin fırlatılmasını sağlar.
Bazı NATO füze sistemlerinde, ekip komutanları hedef koordinatlarını doğrudan kokpitten girebilir. Fakat bu durumda bile, uçuş görevi otomatik olarak aracın bilgisayarı tarafından oluşturulur.
Dahası, bu sistemler, füzeyi NATO ülkelerinin topraklarına yönlendirecek bir hedef bilgisi girilmesine izin vermez. Eğer füzenin menzili genişletilecek veya belirli güvenlik kilitleri kaldırılacaksa, bu işlem sadece NATO’nun kontrol merkezlerindeki uzmanlar tarafından yapılabilir.
Storm Shadow seyir füzeleri, Su-24 bombardıman uçakları veya F-16 savaş uçaklarından fırlatılabilir. Bu durumda, fırlatma noktasının sabit değil, hareketli olması önemli bir fark yaratır.
Ancak seyir füzeleri, rotalarını radar tabanlı arazi haritasına göre düzenleyebilir. Ayrıca, hedefin fotoğrafına sahip olan bu sistemler, fırlatma noktasındaki hata veya zamanlamadaki sapmaları telafi edebilir. Buna rağmen, pilot ya da uçak mürettebatı füzelerin nereye ve nasıl uçacağını belirleyemez.
Sonuç olarak, HIMARS ve benzeri sistemlerin Ukrayna’daki operatörleri, lojistik ve teknik destek personeli olarak görev yapıyor. Görevleri fırlatma platformunu belirlenen noktaya ulaştırmak, kendi koordinatlarını tespit etmek ve bu bilgileri kontrol merkezine iletmek ve hazır uçuş görevini aldıklarında, sadece “Enter” tuşuna basmaktan ibaret.
Gerçek hedef seçimi ve uçuş görevinin hazırlanması süreci tamamen NATO personelinin, çoğunlukla da Amerikalı askerlerin kontrolünde. Bu, NATO’nun Ukrayna’daki çatışmaya doğrudan katılımının en net göstergesi.
İsviçreli askeri uzman Bosshard ile mülakat: Rusya’dan hangi karşılık beklenebilir?
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









