Amerika
Fukuyama: Trump’ın geri dönüşü Amerika ve dünya için ne anlama geliyor?

ABD’li meşhur siyaset bilimci Francis Fukuyama, klasik liberalizm çerçevesinden Trump’ın Beyaz Saray’a geri dönüşünün Amerika ve dünya için ne anlama geldiğini yazdı. Financial Times‘ta yayınlanan analizi sizler için çevirdik.
***
Francis Fukuyama
8 Kasım 2024
Cumhuriyetçilerin seçilmiş başkanı ABD siyasetinde ve belki de tüm dünyada yeni bir dönemi başlatıyor
Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti’nin salı gecesi elde ettiği büyük zafer, göçmenlikten Ukrayna’ya kadar önemli politika alanlarında büyük değişikliklere yol açacaktır. Ancak seçimin önemi bu belirli konuların çok ötesine uzanmakta ve Amerikalı seçmenlerin liberalizmi ve 1980’lerden bu yana “özgür toplum” anlayışının evrildiği özel yolu kesin bir şekilde reddetmesini temsil etmektedir.
Trump 2016’da ilk kez seçildiğinde, bu olayın bir sapma olduğuna inanmak kolaydı. Kendisini ciddiye almayan zayıf bir rakibe karşı yarışıyordu ve her halükarda Trump halk oylamasını kazanamadı. Dört yıl sonra Biden Beyaz Saray’ı kazandığında, Trump’ın felaketle sonuçlanan bir dönemlik başkanlığının ardından her şey normale dönmüş gibi görünüyordu.
Salı günkü oylamanın ardından, anormal olanın Biden’ın başkanlığı olduğu ve Trump’ın ABD siyasetinde ve belki de tüm dünyada yeni bir dönemi başlattığı görülüyor. Amerikalılar Trump’ın kim olduğunu ve neyi temsil ettiğini bilerek oy verdiler. Trump sadece oyların çoğunluğunu kazanmakla kalmadı ve her bir kararsız eyaleti alacağı tahmin ediliyor, aynı zamanda Cumhuriyetçiler Senato’yu yeniden ele geçirdi ve Temsilciler Meclisi’ni de elinde tutacak gibi görünüyor. Yüksek Mahkeme’deki mevcut hakimiyetleri göz önüne alındığında, artık hükümetin tüm önemli organlarını ellerinde tutmaya hazırlar.
Peki ama Amerikan tarihinin bu yeni evresinin altında yatan nedir?
Klasik liberalizm, bireylerin haklarını koruyan bir hukuk kuralı ve devletin bu haklara müdahale etme kabiliyetine yönelik anayasal kontroller yoluyla bireylerin eşit haysiyetine saygı üzerine inşa edilmiş bir doktrindir. Ancak geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca bu temel dürtü iki büyük çarpıtmaya uğradı. Bunlardan ilki, piyasaları kutsallaştıran ve hükümetlerin ekonomik değişimden zarar görenleri koruma kabiliyetini azaltan bir ekonomik doktrin olan “neoliberalizmin” yükselişiydi. İşçi sınıfı işlerini ve fırsatlarını kaybederken, dünya toplamda çok daha zenginleşti. Güç, orijinal sanayi devrimine ev sahipliği yapan yerlerden Asya’ya ve gelişmekte olan dünyanın diğer bölgelerine kaydı.
İkinci çarpıklık ise kimlik politikalarının ya da “woke liberalizmi” olarak adlandırılabilecek bir anlayışın yükselişiydi; bu anlayışta işçi sınıfına yönelik ilerici kaygıların yerini, ırksal azınlıklar, göçmenler, cinsel azınlıklar ve benzerleri gibi daha dar bir marjinal grup grubuna yönelik hedefli korumalar aldı. Devlet gücü giderek artan bir şekilde tarafsız adaletin hizmetinde değil, bu gruplar için belirli sosyal sonuçları teşvik etmek için kullanıldı.
Bu arada işgücü piyasaları bilgi ekonomisine doğru kayıyordu. Çoğu işçinin fabrika zemininden ağır nesneler kaldırmak yerine bilgisayar ekranının önünde oturduğu bir dünyada, kadınlar daha eşit bir konuma geldiler. Bu, hanelerdeki güç dinamiklerini dönüştürdü ve kadın başarısının adeta sürekli bir şekilde kutlandığı izlenimini doğurdu.
Bu çarpıtılmış liberalizm anlayışlarının yükselişi, siyasi iktidarın toplumsal temelinde büyük bir değişime yol açtı. İşçi sınıfı, sol siyasi partilerin artık kendi çıkarlarını savunmadığını hissetti ve sağ partilere oy vermeye başladı. Böylece Demokratlar işçi sınıfı tabanıyla bağlarını kopardı ve eğitimli kentli profesyonellerin hakim olduğu bir parti haline geldi. Eski seçmenler Cumhuriyetçilere oy vermeyi tercih etti. Avrupa’da, Fransa ve İtalya’daki Komünist Parti seçmenleri Marine Le Pen ve Giorgia Meloni’ye kaydı.
Bu grupların tamamı, geçim kaynaklarını ortadan kaldıran serbest ticaret sistemiyle ve aynı zamanda kendi durumlarından çok yabancılara ve çevreye daha fazla değer verir gibi görünen ilerici partilerle de mutsuzdu.
Bu büyük sosyolojik değişimler salı günü oy verme kalıplarına da yansıdı. Cumhuriyetçilerin zaferi beyaz işçi sınıfı seçmenleri üzerine inşa edilmişti, ancak Trump 2020 seçimlerine kıyasla çok daha fazla sayıda Siyah ve Hispanik işçi sınıfı seçmeni kendine çekmeyi başardı. Bu durum özellikle bu gruplar içindeki erkek seçmenler için geçerliydi. Onlar için sınıf, ırk ya da etnik kökenden daha önemliydi. Örneğin işçi sınıfından bir Latino’nun, yakın zamanda ülkeye yasa dışı yollarla gelmiş göçmenleri destekleyen ve kadınların çıkarlarını ilerletmeye odaklanan woke liberalizmine özellikle ilgi duyması için bir neden yok.
İşçi sınıfı seçmenlerinin büyük çoğunluğunun, hem yerel hem de uluslararası liberal düzene özellikle Trump tarafından yöneltilen tehdidi önemsemediği de açıktır.
Donald Trump sadece neoliberalizmi ve woke liberalizmini geriletmekle kalmıyor, aynı zamanda klasik liberalizmin kendisi için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdit çok sayıda politika meselesinde görülebilir; yeni bir Trump başkanlığı ilk dönemine hiç benzemeyecektir. Bu noktada asıl soru, Trump’ın niyetinin kötülüğünden ziyade, tehdit ettiği şeyleri gerçekten hayata geçirme kabiliyetidir. Birçok seçmen onun söylemlerini ciddiye almazken, ana akım Cumhuriyetçiler Amerikan sisteminin denge ve denetleme mekanizmalarının onun en kötüsünü yapmasını engelleyeceğini savunuyor. Bu bir hatadır: onun ifade ettiği niyetleri çok ciddiye almalıyız.
Trump, “gümrük tarifesi”nin İngiliz dilindeki en güzel kelime olduğunu söyleyen ve kendini korumacılıkla tanımlayan bir lider. Hem dost hem de düşman ülkelerden gelen tüm ürünlere karşı yüzde 10 veya 20 oranında gümrük tarifeleri önerdi ve bunu yapmak için Kongre’nin yetkisine ihtiyaç duymuyor.
Çok sayıda ekonomistin de işaret ettiği üzere, bu düzeyde bir korumacılığın enflasyon, verimlilik ve istihdam üzerinde son derece olumsuz etkileri olacaktır. Tedarik zincirlerini büyük ölçüde bozacak ve yerli üreticilerin ağır vergiler anlamına gelen muafiyetler talep etmesine yol açacaktır. Bu da şirketlerin başkanın gözüne girmek için acele etmeleri nedeniyle yüksek düzeyde yolsuzluk ve kayırmacılığa fırsat verecektir. Bu düzeydeki tarifeler aynı zamanda diğer ülkelerin de aynı ölçüde büyük misillemelerine davetiye çıkararak ticaretin (ve dolayısıyla gelirlerin) çöktüğü bir durum yaratır. Belki Trump bu durum karşısında geri adım atar; belki de eski Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernández Kirchner’in yaptığı gibi kötü haberleri bildiren istatistik kurumuna rüşvet vererek karşılık verir.
Göç konusunda ise Trump artık sadece sınırı kapatmakla yetinmiyor; halihazırda ülkede bulunan 11 milyon belgesiz göçmenin mümkün olduğunca çoğunu sınır dışı etmek istiyor. İdari açıdan bu o kadar büyük bir görev ki, bunu gerçekleştirmek için gereken altyapıya -gözaltı merkezleri, göçmenlik kontrol ajanları, mahkemeler ve benzeri- yıllarca yatırım yapılması gerekecek.
Başta inşaat ve tarım olmak üzere göçmen işgücüne dayalı birçok sektör üzerinde yıkıcı etkileri olacaktır. Ebeveynlerin vatandaş çocuklarından koparılması ahlaki açıdan da son derece zorlayıcı olacak ve belgesizlerin çoğu Trump’ın istediğini elde etmesini engellemek için ellerinden geleni yapacak olan mavi yargı bölgelerinde yaşadıkları için iç çatışma ortamına zemin hazırlayacaktır.
Hukukun üstünlüğü konusunda Trump, bu kampanya sırasında, kendisini eleştirenlerin eliyle uğradığına inandığı adaletsizliklerin intikamını almaya odaklandı. Liz Cheney ve Joe Biden’dan eski Genelkurmay Başkanı Mark Milley ve Barack Obama’ya kadar herkesin peşine düşmek için adalet sistemini kullanmaya yemin etti. Medyadaki eleştirmenlerin lisanslarını ellerinden alarak ya da onlara cezalar uygulayarak onları susturmak istiyor.
Trump’ın bunları yapabilecek güce sahip olup olmayacağı belirsiz: ilk döneminde aşırılıklarının önündeki en dirençli engellerden biri mahkeme sistemiydi. Ancak Cumhuriyetçiler, Florida’da kendisine karşı açılan güçlü gizli belge davasını reddeden Yargıç Aileen Cannon gibi sempatik yargıçları sisteme dahil etmek için durmaksızın çalışıyorlar.
En önemli değişikliklerden bazıları dış politikada ve uluslararası düzenin doğasında yaşanacak.
Ukrayna açık ara en büyük kaybeden; Rusya’ya karşı askeri mücadelesi seçimden önce bile zayıflıyordu ve Trump, Cumhuriyetçi Meclis’in geçen kış altı ay boyunca yaptığı gibi silahları durdurarak Ukrayna’yı Rusya’nın şartlarına razı olmaya zorlayabilir.
Trump özel olarak NATO’dan çekilme tehdidinde bulundu ama bunu yapmasa bile 5. Maddedeki karşılıklı savunma garantisini yerine getirmeyerek ittifakı ciddi şekilde zayıflatabilir. İttifakın lideri olarak Amerika’nın yerini alabilecek hiçbir Avrupalı şampiyon yok, dolayısıyla ittifakın Rusya ve Çin’e karşı koyma kabiliyeti ciddi şüphe altında. Aksine, Trump’ın zaferi Almanya’daki AfD ve Fransa’daki Ulusal Birlik gibi diğer Avrupalı popülistlere ilham verecektir.
ABD’nin Doğu Asyalı müttefikleri ve dostları da daha iyi bir konumda değil. Trump Çin’e karşı sert konuşsa da, Xi Jinping’in güçlü adam özelliklerine büyük hayranlık duyuyor ve Tayvan konusunda onunla bir anlaşma yapmaya istekli olabilir.
Trump doğuştan askeri güç kullanmaktan kaçınan ve kolayca manipüle edilebilen biri gibi görünse de bunun bir istisnası, Benjamin Netanyahu’nun Hamas, Hizbullah ve İran’a karşı yürüttüğü savaşları gönülden desteklemesi muhtemel olan Orta Doğu olabilir.
Trump’ın bu gündemi gerçekleştirmede ilk döneminde olduğundan çok daha etkili olacağını düşünmek için güçlü nedenler var. O ve Cumhuriyetçiler politikaların uygulanmasının tamamen personelle ilgili olduğunun farkına vardılar. 2016’da ilk seçildiğinde, politika yardımcılarından oluşan bir grupla çevrili olarak göreve gelmedi; bunun yerine, yerleşik Cumhuriyetçilere güvenmek zorunda kaldı.
Birçok durumda emirlerini engellediler, saptırdılar ya da yavaşlattılar. Görev süresinin sonunda, tüm federal çalışanların iş güvencelerini ortadan kaldıracak ve istediği bürokratı işten çıkarmasına izin verecek yeni bir “F Programı” yaratan bir kararname yayınladı. İkinci bir Trump dönemi için yapılan planların merkezinde bu programın yeniden canlandırılması yer alıyor ve muhafazakarlar, temel niteliği Trump’a kişisel sadakat olan potansiyel yetkililerin listelerini derlemekle meşguller. Bu nedenle Trump’ın bu kez planlarını hayata geçirme olasılığı daha yüksek.
Seçim öncesinde Kamala Harris’in de aralarında bulunduğu eleştirmenler Trump’ı faşist olmakla suçladı. Bu suçlama, onun Amerika’da totaliter bir rejim kurma niyeti olmadığı için yanıltıcıydı. Aksine, 2010 yılında Viktor Orbán’ın iktidara gelmesinden sonra Macaristan’da olduğu gibi liberal kurumlarda kademeli bir çürüme yaşanacaktı.
Bu çürüme çoktan başladı ve Trump önemli ölçüde zarar verdi. Toplum içinde zaten kritik olan kutuplaşmayı derinleştirdi ve ABD’yi yüksek güven toplumundan düşük güven toplumuna dönüştürdü; hükümeti şeytanlaştırdı ve Amerikalıların kolektif çıkarlarını temsil ettiğine dair inancı zayıflattı; siyasi söylemi kabalaştırdı ve bağnazlık ve kadın düşmanlığının açık ifadelerine izin verdi; ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğunu selefinin 2020 seçimlerini çalan gayrimeşru bir başkan olduğuna ikna etti.
Başkanlıktan Senato’ya ve muhtemelen Temsilciler Meclisi’ne de uzanan Cumhuriyetçi zaferin genişliği, bu fikirleri doğrulayan ve Trump’ın istediği gibi hareket etmesine izin veren güçlü bir siyasi yetki olarak yorumlanacaktır. Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte geriye kalan bazı kurumsal koruyucu önlemlerin yerinde kalacağını umut edebiliriz. Ancak işlerin daha iyiye gitmesi için çok daha kötüye gitmesi gerekebilir.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








