Bizi Takip Edin

Diplomasi

Politico: Avrupa’nın Jonathan Powell’a ihtiyacı var

Yayınlanma

Britanya’daki “Çin casusu” skandalı nedeniyle eleştirilerin odağındaki isim Jonathan Powell, her şeye rağmen Başbakan Keir Starmer’ın gözdesi olmaya devam ediyor.

POLITICO’da yer alan değerlendirmeye göre Gazze, Suriye ve Ukrayna’da oynadığı rol nedeniyle hem Starmer hem de Avrupalı liderler Powell’ı Ulusal Güvenlik Danışmanı rolünde tutmaya devam etmeli.

Powell’ın arkasında olduğu STK “Inter Mediate”, Suriye’de HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’nin (Ahmed Şara) arkasındaki isim olarak biliniyor. Bunun yanı sıra, Powell’ın Türkiye’deki son “çözüm süreci”nde de rol oynadığı öne sürülüyor.

Eski Tony Blair hükümetinin de önemli isimlerinden olan Powell, yüksek profilli bir Çin casusluk davasının çöküşü nedeniyle siyasi baskı altında.

Starmer’ın parlamentodaki muhalifleri, savcıların Westminster’da faaliyet gösteren iki Çinli casus olduğu iddia edilen kişiye yönelik suçlamaları düşürmeden önce yapılan önemli bir hükümet toplantısı hakkında Powell’ın cevap vermesi gereken sorular olduğunu söylüyor.

Bu toplantıda Powell ve yardımcısı Collins, Pekin’in “ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğuna” dair hükümetin yeterli kanıtı olmadığını söyledi.

Başbakanlık, toplantının Çin ile Britanya’nın daha geniş ilişkilerinin ele alınmasıyla ilgili olduğunu, duruşma delilleriyle ilgili olmadığını defalarca vurguladı.

Meslektaşları, siyasi atama olan Powell’ı şiddetle savunuyor ve onun mahkemeye sunulan delillerle ilgili hiçbir karara dahil olmadığını ısrarla belirtiyorlar.

Fakat “Çin şahinleri” ve Starmer’ın muhalifleri geri adım atmıyor. Siyasi rakiplerinin ulusal güvenlik danışmanına bu kadar şiddetle saldırması, Powell’ın Başbakanlıktaki önemini açıkça ortaya koyuyor.

Partiyle hâlâ yakın bağlantıları olan ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan eski bir Muhafazakâr danışman, Powell’ın “iyi bir av” olacağını söylüyor.

POLITICO’ya göre büyük diplomatik kararlar alınırken Powell’ın odada olmasını isteyen sadece Starmer değil. İngiltere’nin müttefikleri de onu takdir ediyor gibi görünüyor.

Örneğin bir Fransız milletvekili, Powell’ın Starmer yönetiminde “izlenmesi gereken kişi” olduğunu belirtiyor.

Avrupalı bir diplomat, Powell’ın eski Başbakan Blair’in başdanışmanı olarak Kuzey İrlanda’da barışın sağlanmasında önemli bir rol oynadıktan sonra, uluslararası çatışma çözümündeki geçmişine atıfta bulunarak, uluslararası çevrelerde “eşsiz bir güvenilirliğe” sahip olduğunu söylüyor.

Avrupalı diplomat, “Derin kişisel ağları, ona küresel çapta yankı uyandıran bir güvenilirlik kazandırıyor,” dedi.

Kaynaklar, Powell’ın Washington ile doğrudan bağlantıları olduğunu, bunların arasında Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz ve Ukrayna Genelkurmay Başkanı Andriy Yermak’ın da bulunduğunu belirtiyorlar.

Bu kaynaklara göre Powell kişisel ağından yararlanıyor. Eski bir Başbakanlık yetkilisi, “Resmi kanallardan bir başbakan veya cumhurbaşkanının ofisiyle temas kurma girişimlerinin sonuçsuz kaldığı çeşitli örnekler var. Fakat Jonathan, birisini tanıyan birisini tanıyor, bu da temasın hemen kurulabileceği anlamına geliyor,” diyor.

Birleşik Krallık’ın üst düzey bir yetkilisi, Trump’ın Gazze “barış planı”nın son rötuşları bu ayın başlarında yapılırken, Powell’ın Blair ve Beyaz Saray, özellikle de ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile düzenli olarak temas halinde olduğunu belirtti.

Aynı İngiliz yetkili, Powell’ın yıllarca süren kanlı çatışmaların ardından imzalanan Kuzey İrlanda barış anlaşması olan Hayırlı Cuma Anlaşması’nı müzakere etme deneyiminin doğrudan ilgili olduğunu belirterek, Birleşik Krallık’ın Gazze planının uygulanmasında önemli bir rol oynayabileceği ve oynaması gerektiği yönündeki iddialarını destekledi.

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Aşamalı teşviklerin, eski Hamas üyelerine af verilmesinin ve güvenlik normalleşmesi sürecinin dahil edilmesi, Hayırlı Cuma Anlaşması’nın unsurlarını yansıtıyor.

Ukrayna konusunda Powell, Starmer, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte, mart ayında Zelenskiy’in Donald Trump ile Oval Ofis’te yaşadığı kavganın yaralarını sarmaya yardımcı olan ve Ukrayna cumhurbaşkanına ABD başkanına en iyi şekilde nasıl yaklaşması gerektiğini öğreten kilit isimler olarak gösteriliyor.

Delegasyon hakkında bilgi sahibi bir kişi, Starmer’ın ağustos ayında Ukrayna’yı tartışmak üzere düzenlenen Beyaz Saray zirvesine sadece bir danışmanla katılabileceği için Powell’ı seçtiğini söyledi.

Powell, dış politika konuları tartışılacaksa Starmer’ın en üst düzey altı yardımcısının sabah toplantısına katılıyor. Başbakan’ın iki oda ötesinde oturuyor ve diğer üst düzey danışmanlar gibi Downing Street Genel Sekreteri Morgan McSweeney’e değil, doğrudan Starmer’a rapor veriyor.

Powell dışişleri özel sekreteri Ailsa Terry ve uzun süredir siyasi danışmanlık yapan Henna Shah’ın da dahil olduğu bir ekiple çalışıyor fakat “dış politika alanında yapılan her şey için stratejik bir üst yapı” sağlıyor.

Yine bir eski Başbakanlık yetkilisi, “Powell tam bir yetişkin. O çok etkili bir kişi — [10 numarada] neredeyse herkesten daha büyük bir isim,” diyor.

Mevcut hükümetten bir yetkili ise tüm dış politikanın Jonathan Powell tarafından yürütüldüğünü ekliyor ve bazı memurlar onu “gerçek dışişleri bakanı” olarak adlandırdığını aktarıyor.

Powell ile geçmişte çalışmış bir kişi, “O, hükümetin en bilgili kişilerinden biri; bir grup SpAd [danışman] bir araya getirilse, muhtemelen dış politika konusunda hepsinin toplamından daha fazla bilgiye sahip. O sessizce kendinden emin. Eğer peşinde olduğu bir şey varsa, onu yapar,” diye konuşuyor.

Gerçekten de Powell, Starmer’ın hükümeti kurulmadan önce bile üzerinde etkiliydi. Starmer’ın ilk dışişleri bakanı David Lammy ve ekibi, İşçi Partisi’ni yeniden iktidara taşıyan 2024 genel seçimlerinden önce Powell’dan görüş almıştı.

Fakat Powell’ın ulusal güvenlik danışmanı ve başbakanın önde gelen dış politika danışmanı olarak ikili rolü, her hükümetin merkezinde yer alan bir gerilimi, yani güvenlik ile diplomasi arasında nasıl bir denge kurulacağını somutlaştırıyor.

Bir İngiliz yetkili, “Kim olduğu ve getirdikleri nedeniyle farklı bir düzeyde çalışıyor. Onun gibi çalışan bir ulusal güvenlik danışmanımız daha önce hiç olmadı” diyor.

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İlk eski 10 numara yetkilisi, onun “Venn şemasının merkezinde çalışmaya alışkın olduğunu” belirtiyor ve “Tony Blair’in 10 numaralı ofisinde Kuzey İrlanda dosyası üzerinde çalışırken öğrendiği ve anladığı şey budur,” iddiasında bulunuyor.

Powell’ın profili ve geniş erişimi, bu ay Çin casusluğu olayının da gösterdiği gibi, siyasi riskler de beraberinde getiriyor.

Casusluk davasının çökmesinden önce bile, Çin konusundaki tutumu mercek altındaydı. Chagos Adaları konusunda İngiltere ve Mauritius arasındaki müzakereler için özel elçi olarak atanmış ve bu da onu, bu bölgeyi Çin’in müttefikine geri verme yönündeki tartışmalı hükümet kararına bağlanmıştı.

Başbakanlıkta, Çin davasıyla ilgili gerginliğin büyük bir kısmının, yardımcıların ulusal güvenlik yasaları nedeniyle gerekli olduğuna inandıkları hükümetin gizliliği tarafından körüklendiği konusunda bir hayal kırıklığı var.

Aynı şekilde, Powell, yüksek profilli olmasına rağmen, şimdiye kadar parlamentonun denetiminden uzak tutuldu.

Bakanlar, milletvekilleri grubuyla bir yıl süren bir anlaşmazlığın ardından, Powell’ın hükümetin ulusal güvenlik stratejisi hakkında Ortak Ulusal Güvenlik Stratejisi Komitesi tarafından sorgulanabileceğini kabul ettiler ama bu sorgulama özel olarak yapılacak.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English