Bizi Takip Edin

Diplomasi

Politico: Avrupa’nın Jonathan Powell’a ihtiyacı var

Yayınlanma

Britanya’daki “Çin casusu” skandalı nedeniyle eleştirilerin odağındaki isim Jonathan Powell, her şeye rağmen Başbakan Keir Starmer’ın gözdesi olmaya devam ediyor.

POLITICO’da yer alan değerlendirmeye göre Gazze, Suriye ve Ukrayna’da oynadığı rol nedeniyle hem Starmer hem de Avrupalı liderler Powell’ı Ulusal Güvenlik Danışmanı rolünde tutmaya devam etmeli.

Powell’ın arkasında olduğu STK “Inter Mediate”, Suriye’de HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’nin (Ahmed Şara) arkasındaki isim olarak biliniyor. Bunun yanı sıra, Powell’ın Türkiye’deki son “çözüm süreci”nde de rol oynadığı öne sürülüyor.

Eski Tony Blair hükümetinin de önemli isimlerinden olan Powell, yüksek profilli bir Çin casusluk davasının çöküşü nedeniyle siyasi baskı altında.

Starmer’ın parlamentodaki muhalifleri, savcıların Westminster’da faaliyet gösteren iki Çinli casus olduğu iddia edilen kişiye yönelik suçlamaları düşürmeden önce yapılan önemli bir hükümet toplantısı hakkında Powell’ın cevap vermesi gereken sorular olduğunu söylüyor.

Bu toplantıda Powell ve yardımcısı Collins, Pekin’in “ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğuna” dair hükümetin yeterli kanıtı olmadığını söyledi.

Başbakanlık, toplantının Çin ile Britanya’nın daha geniş ilişkilerinin ele alınmasıyla ilgili olduğunu, duruşma delilleriyle ilgili olmadığını defalarca vurguladı.

Meslektaşları, siyasi atama olan Powell’ı şiddetle savunuyor ve onun mahkemeye sunulan delillerle ilgili hiçbir karara dahil olmadığını ısrarla belirtiyorlar.

Fakat “Çin şahinleri” ve Starmer’ın muhalifleri geri adım atmıyor. Siyasi rakiplerinin ulusal güvenlik danışmanına bu kadar şiddetle saldırması, Powell’ın Başbakanlıktaki önemini açıkça ortaya koyuyor.

Partiyle hâlâ yakın bağlantıları olan ve isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan eski bir Muhafazakâr danışman, Powell’ın “iyi bir av” olacağını söylüyor.

POLITICO’ya göre büyük diplomatik kararlar alınırken Powell’ın odada olmasını isteyen sadece Starmer değil. İngiltere’nin müttefikleri de onu takdir ediyor gibi görünüyor.

Örneğin bir Fransız milletvekili, Powell’ın Starmer yönetiminde “izlenmesi gereken kişi” olduğunu belirtiyor.

Avrupalı bir diplomat, Powell’ın eski Başbakan Blair’in başdanışmanı olarak Kuzey İrlanda’da barışın sağlanmasında önemli bir rol oynadıktan sonra, uluslararası çatışma çözümündeki geçmişine atıfta bulunarak, uluslararası çevrelerde “eşsiz bir güvenilirliğe” sahip olduğunu söylüyor.

Avrupalı diplomat, “Derin kişisel ağları, ona küresel çapta yankı uyandıran bir güvenilirlik kazandırıyor,” dedi.

Kaynaklar, Powell’ın Washington ile doğrudan bağlantıları olduğunu, bunların arasında Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz ve Ukrayna Genelkurmay Başkanı Andriy Yermak’ın da bulunduğunu belirtiyorlar.

Bu kaynaklara göre Powell kişisel ağından yararlanıyor. Eski bir Başbakanlık yetkilisi, “Resmi kanallardan bir başbakan veya cumhurbaşkanının ofisiyle temas kurma girişimlerinin sonuçsuz kaldığı çeşitli örnekler var. Fakat Jonathan, birisini tanıyan birisini tanıyor, bu da temasın hemen kurulabileceği anlamına geliyor,” diyor.

Birleşik Krallık’ın üst düzey bir yetkilisi, Trump’ın Gazze “barış planı”nın son rötuşları bu ayın başlarında yapılırken, Powell’ın Blair ve Beyaz Saray, özellikle de ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile düzenli olarak temas halinde olduğunu belirtti.

Aynı İngiliz yetkili, Powell’ın yıllarca süren kanlı çatışmaların ardından imzalanan Kuzey İrlanda barış anlaşması olan Hayırlı Cuma Anlaşması’nı müzakere etme deneyiminin doğrudan ilgili olduğunu belirterek, Birleşik Krallık’ın Gazze planının uygulanmasında önemli bir rol oynayabileceği ve oynaması gerektiği yönündeki iddialarını destekledi.

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Aşamalı teşviklerin, eski Hamas üyelerine af verilmesinin ve güvenlik normalleşmesi sürecinin dahil edilmesi, Hayırlı Cuma Anlaşması’nın unsurlarını yansıtıyor.

Ukrayna konusunda Powell, Starmer, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte, mart ayında Zelenskiy’in Donald Trump ile Oval Ofis’te yaşadığı kavganın yaralarını sarmaya yardımcı olan ve Ukrayna cumhurbaşkanına ABD başkanına en iyi şekilde nasıl yaklaşması gerektiğini öğreten kilit isimler olarak gösteriliyor.

Delegasyon hakkında bilgi sahibi bir kişi, Starmer’ın ağustos ayında Ukrayna’yı tartışmak üzere düzenlenen Beyaz Saray zirvesine sadece bir danışmanla katılabileceği için Powell’ı seçtiğini söyledi.

Powell, dış politika konuları tartışılacaksa Starmer’ın en üst düzey altı yardımcısının sabah toplantısına katılıyor. Başbakan’ın iki oda ötesinde oturuyor ve diğer üst düzey danışmanlar gibi Downing Street Genel Sekreteri Morgan McSweeney’e değil, doğrudan Starmer’a rapor veriyor.

Powell dışişleri özel sekreteri Ailsa Terry ve uzun süredir siyasi danışmanlık yapan Henna Shah’ın da dahil olduğu bir ekiple çalışıyor fakat “dış politika alanında yapılan her şey için stratejik bir üst yapı” sağlıyor.

Yine bir eski Başbakanlık yetkilisi, “Powell tam bir yetişkin. O çok etkili bir kişi — [10 numarada] neredeyse herkesten daha büyük bir isim,” diyor.

Mevcut hükümetten bir yetkili ise tüm dış politikanın Jonathan Powell tarafından yürütüldüğünü ekliyor ve bazı memurlar onu “gerçek dışişleri bakanı” olarak adlandırdığını aktarıyor.

Powell ile geçmişte çalışmış bir kişi, “O, hükümetin en bilgili kişilerinden biri; bir grup SpAd [danışman] bir araya getirilse, muhtemelen dış politika konusunda hepsinin toplamından daha fazla bilgiye sahip. O sessizce kendinden emin. Eğer peşinde olduğu bir şey varsa, onu yapar,” diye konuşuyor.

Gerçekten de Powell, Starmer’ın hükümeti kurulmadan önce bile üzerinde etkiliydi. Starmer’ın ilk dışişleri bakanı David Lammy ve ekibi, İşçi Partisi’ni yeniden iktidara taşıyan 2024 genel seçimlerinden önce Powell’dan görüş almıştı.

Fakat Powell’ın ulusal güvenlik danışmanı ve başbakanın önde gelen dış politika danışmanı olarak ikili rolü, her hükümetin merkezinde yer alan bir gerilimi, yani güvenlik ile diplomasi arasında nasıl bir denge kurulacağını somutlaştırıyor.

Bir İngiliz yetkili, “Kim olduğu ve getirdikleri nedeniyle farklı bir düzeyde çalışıyor. Onun gibi çalışan bir ulusal güvenlik danışmanımız daha önce hiç olmadı” diyor.

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İlk eski 10 numara yetkilisi, onun “Venn şemasının merkezinde çalışmaya alışkın olduğunu” belirtiyor ve “Tony Blair’in 10 numaralı ofisinde Kuzey İrlanda dosyası üzerinde çalışırken öğrendiği ve anladığı şey budur,” iddiasında bulunuyor.

Powell’ın profili ve geniş erişimi, bu ay Çin casusluğu olayının da gösterdiği gibi, siyasi riskler de beraberinde getiriyor.

Casusluk davasının çökmesinden önce bile, Çin konusundaki tutumu mercek altındaydı. Chagos Adaları konusunda İngiltere ve Mauritius arasındaki müzakereler için özel elçi olarak atanmış ve bu da onu, bu bölgeyi Çin’in müttefikine geri verme yönündeki tartışmalı hükümet kararına bağlanmıştı.

Başbakanlıkta, Çin davasıyla ilgili gerginliğin büyük bir kısmının, yardımcıların ulusal güvenlik yasaları nedeniyle gerekli olduğuna inandıkları hükümetin gizliliği tarafından körüklendiği konusunda bir hayal kırıklığı var.

Aynı şekilde, Powell, yüksek profilli olmasına rağmen, şimdiye kadar parlamentonun denetiminden uzak tutuldu.

Bakanlar, milletvekilleri grubuyla bir yıl süren bir anlaşmazlığın ardından, Powell’ın hükümetin ulusal güvenlik stratejisi hakkında Ortak Ulusal Güvenlik Stratejisi Komitesi tarafından sorgulanabileceğini kabul ettiler ama bu sorgulama özel olarak yapılacak.

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English