Bizi Takip Edin

Amerika

Politico: Küba, ABD’nin düşündüğünden daha çetin çıktı

Yayınlanma

İktisadi baskı yöntemleri ile Küba liderliğinin boyun eğeceğini düşünen Trump yönetimi, Havana’nın direnişinden rahatsız oldu ve askeri işgal seçeneklerini daha ciddi düşünmeye başladı.

POLITICO’da yer alan habere göre, Trump yönetimi, Küba’ya karşı askeri saldırılar düzenleyip düzenlemeyeceği sorusunun etrafında dolanıp duruyor ve böyle bir adım atmaya giderek daha istekli hale geliyor.

Bir ABD yetkilisi ve yönetimin Küba ile ilgili tartışmalarına aşina bir kişi, Başkan Donald Trump ve danışmanlarının, adaya yakıt sevkiyatını keserek uyguladıkları baskı kampanyasının Küba liderlerini önemli iktisadi ve siyasi reformları kabul etmeye ikna edememesinden dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi.

Tartışmalar hakkında bilgi sahibi bir kişi şunları söyledi:

“Ortam kesinlikle değişti. Küba ile ilgili ilk fikir, liderliğin zayıf olduğu ve yaptırımların uygulanmasının artırılması, aslında bir petrol ablukası ve ABD’nin Venezuela ve İran’daki açık askeri zaferlerinin birleşiminin Kübalıları korkutup bir anlaşma yapmaya zorlayacağı yönündeydi. Şimdi İran işi yoldan çıkardı ve Kübalılar ilk başta düşünülenden çok daha dirençli olduklarını kanıtlıyorlar. Bu nedenle, askeri harekat daha önce olmadığı bir şekilde masaya yatırıldı.”

ABD’nin ocak ayında Venezuela lideri Nicolas Maduro’ya karşı yaptığı gibi, Raul Castro’ya karşı da askeri bir kurtarma operasyonu düzenleyebileceğine dair bazı spekülasyonlar ortaya çıkmıştı.

Fakat POLITICO’ya göre, ABD askeri planlamacıları bir veya iki kişiyi kaçırmanın ötesinde bir dizi seçeneği değerlendiriyor.

İşgal planı, “rejimi taviz vermeye zorlamak amacıyla tek bir hava saldırısı”ndan, “rejimi kökünden sökmek amacıyla bir kara işgaline” kadar uzanabilir.

ABD Güney Komutanlığı (Southcom), bu kapsamda son birkaç hafta içinde “bir dizi planlama toplantısı düzenledi.”

Yakın zamanda bir harekatın gerçekleşmesi beklenmiyor. Pentagon’un bölgede bol miktarda ateş gücü var. 10 milyon nüfuslu Küba, Florida kıyılarına sadece 90 mil (yaklaşık 145 km) uzaklıkta.

Herhangi bir görevde karşıdevrimci Küba sürgünlerinin kullanılması, pek olası olmayan bir senaryo. Bir kaynak, “Sürgünlerin burada, sadece tezahüratçı ve baş belası olmaktan başka bir rolü olmadığına karar verdiler. Bu, Domuzlar Körfezi 2.0 olmayacak,” dedi.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın Küba’nın yakında “düşeceği” ve “onlara yardım etmek için orada olacağımız” şeklindeki iddialarını tekrarladı.

Yetkili POLITICO’ya şunları ekledi:

“Başkomutana maksimum seçenek sunmak için hazırlık yapmak Pentagon’un görevidir. Bu, başkanın bir karar verdiği anlamına gelmez.”

Beyaz Saray yetkilileri, askeri harekatlar için şimdiden halkla ilişkiler zeminini hazırlıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen hafta Fox News ile yaptığı röportajda kötüye işaret eden bir ipucu verdi:

“Onlara bir şans vereceğiz. Ama bunun olacağını sanmıyorum. Bu insanlar iktidarda olduğu sürece Küba’nın gidişatını değiştirebileceğimizi sanmıyorum.”

Öte yandan Trump, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının sıçraması sonucu düşen anket sonuçlarını da göz önünde bulundurmak zorunda.

Küba ile ilgilenen eski bir üst düzey CIA yetkilisi olan Brian Latell, “Oldukça küçük bir operasyon yapmaya çalışabilirler amaeğer böyle düşünüyorsa, başarabileceklerini yine abartıyor olabilirler,” dedi.

Öte yandan ABD’nin Küba konusundaki tutumunun, özellikle son birkaç haftada giderek sertleştiğine şüphe yok ve hedefli medya sızıntıları da dahil olmak üzere ABD’nin manevraları, Küba liderliğine duyulan “samimi bir öfkeden” kaynaklanıyor.

POLITICO’ya konuşan bir ABD’li yetkili, “Küba yetkilileri, ülkelerinin iktisadi olarak ne kadar işlevsiz hale geldiğini tam olarak kavrayamıyor gibi görünüyor,” dedi.

Ayrıca yetkiliye göre Havana’da gerçekte kimin yetkili olduğu ya da Castro ailesinin ne kadar güç elinde tuttuğu her zaman net değil.

Yetkili, “Sistem o kadar katılaşmış ve uzlaşmaya dayalı ki. Onlar başka bir gerçeklikte yaşıyorlar ve Küba halkını kelimenin tam anlamıyla hiç umursamıyorlar,” iddiasında bulundu.

Öte yandan görüşmelere aşina olan kişilere göre, Küba hükümeti bu tür adımları varlığını tehdit eden unsurlar olarak gördü. Hava’nın görüşü, Küba’nın iktisadi sorunlarının çoğunun, Ada ülkesine yönelik on yıllardır süren ABD ambargosu ve diğer ABD baskılarından kaynaklandığı yönünde.

ABD’li yetkiliye göre Küba yetkilileri Rusya’dan daha fazla yardım istiyorlar. Moskova, ABD’nin mart ayı sonlarında adaya ulaşmasına izin verdiği bir tanker dolusu yakıt gönderdi ve geçici bir rahatlama sağladı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel pazartesi günü X’te paylaştığı bir gönderide, Küba’ya yönelik ABD askeri saldırısının “hesaplanamaz sonuçlara yol açacak bir kan banyosuna neden olacağı” uyarısında bulundu.

ABD, son haftalarda Küba’ya yönelik hamlelerini de sıklaştırdı. Bunlar arasında şunlar yer alıyor: Küba’ya yönelik ABD yaptırımlarının genişletilmesi; CIA Direktörü John Ratcliffe’in geçen hafta adaya yaptığı ziyaretin duyurulması; bu ziyaret sırasında Ratcliffe’in Havana’dan çeşitli taleplerde bulunması; ABD’nin ada üzerinde gözetleme uçuşlarını artırdığına dair haberler; ve ABD ile Küba’nın, ABD’nin 100 milyon dolarlık yardım teklifine bağlı koşullar konusunda tartışması.

Savunma Bakanlığı yetkilileri yorum taleplerime yanıt vermedi fakat Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Küba’nın “teröristler ve ABD düşmanları için bir sığınak olduğu” yönündeki yönetim iddialarını tekrarladı.

İlk başta ABD yönetiminin esas fikri, mevcut Küba liderliğini ciddi iktisadi reformlar yapmaya ikna etmekti.

Bu reformlar arasında birçok devlet varlığının özelleştirilmesi, Küba vatandaşlarına daha fazla internet erişimi sağlanması ve daha fazla yabancı yatırıma izin verilmesi yer alıyordu.

Aylar geçtikçe ABD ve Marco Rubio’nun mesajı değişti. İktisadi değişimin yanı sıra siyasi değişimi de vurgulamaya başladı. Daha yakın zamanda, çok ayrıntıya girmeden “iktidardakileri” devirme gerekliliğinden bahsetti.

POLITICO’ya göre bu, Rubio’nun kendi eyaleti Florida’daki Küba asıllı Amerikalı aktivistleri yatıştırmak için yapılan bir siyasi hamle değil.

Aksine, Rubio, Havana’daki rejimin düzeltilemez olduğuna dair giderek daha fazla ikna olmuş durumda.

POLITICO’ya göre belki de son haftalarda en ilgi çekici olanı, Rubio’nun Küba’nın ABD için bir ulusal güvenlik tehdidi olduğu fikrini öne sürmesi.

Bu mesaj, Havana’nın Moskova ve Pekin ile olan bağlarının onu özel bir tehlike haline getirdiğini ve Küba’nın ABD’nin terör destekçisi devletler listesinde yer aldığını belirten yönetimdeki diğer isimler tarafından da yankı buluyor.

Ratclife’ın son ziyaretiyle ilgili arka plan bilgilerini paylaşan bir CIA yetkilisine göre, istihbarat şefi “Küba’nın artık düşmanlarımızın bizim yarımkürede düşmanca gündemlerini ilerletmek için bir platform olarak hizmet edemeyeceğini açıkça belirtti.”

Öte yandan İran’daki karmaşa, Trump’ın “bir zafer daha kazanma” konusunda sabırsızlanmasına neden olabilir ve Küba’yı “kolay bir zafer” olarak görebilir.

Eski ABD’li yetkililer ve analistler, bunun bir hesap hatası olabileceği konusunda uyardı. Küba ile ilgilenen eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Orada gerçek inananlar var,” dedi.

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

Yayınlanma

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.

Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.

Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.

Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.

Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.

Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor

Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.

Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.

Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.

Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.

Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir

Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.

Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.

Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.

Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English