Bizi Takip Edin

Diplomasi

Polonya, Trump ile alışverişe hazırlanıyor

Yayınlanma

Avrupa’nın son yıllarda öne çıkan ülkelerinden Polonya, Donald Trump’ın ikinci dönemine hazırlanıyor.

Yemin töreninden birkaç gün önce, Başbakan Donald Tusk geçen hafta yeni yönetime zeytin dalı uzattı.

Tusk, “[Başkan] Trump’ın satır aralarını okumak yerine ev ödevimizi yapalım. Yeni Washington yönetimi bizim bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu gördüğünde Ukrayna’ya karşı daha farklı, daha iyimser bir yaklaşım benimseyecektir,” dedi.

Polonya Cumhurbaşkanı ve muhalefetteki muhafazakâr Hukuk ve Adalet’e (PiS) yakın Andrzej Duda ise, Trump’ın göreve başlamasının ardından ortaya çıkabilecek “fırsatlardan” söz etti.

Ukrayna savaşının başlamasının ardından Polonya savunma harcamalarını iki katına çıkardı ve ağırlıklı olarak Amerikan yapımı ve Güney Kore yapımı milyarlarca dolarlık silah siparişi verdi.

Halihazırda NATO’nun Avrupa’daki en yüksek harcamasını yapan ülke konumundaki Polonya, 2024’te GSYİH’sinin %4,12’ü olan savunma harcamalarını bu yıl %4,7’ye çıkarmayı hedefliyor.

Varşova, Trump’ın NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma fikrini desteklemeye istekli olduğunu söyledi ki bu oran şu anda ABD de dahil olmak üzere tüm ülkelerin harcadığından daha fazla.

Polonya, Trump’lı dünyanın ‘transatlantik bağlantısı’ olmak istiyor

Polonya’nın Trump’a yapacağı “satış flörtünün” bir parçası da ülkenin savunma harcamalarının her halükarda büyük ölçüde ABD’ye fayda sağlaması: Varşova son yıllarda Washington’dan yüzlerce Abrams tankı, 32 F-35A savaş uçağı, 96 Apache helikopteri ve HIMARS satın aldı.

Aynı zamanda Polonya, özellikle ülkenin kuzeyindeki liman kenti Świnoujście’deki terminale tedarik edilecek LNG gazının satın alınması söz konusu olduğunda, enerji sektöründe işbirliğini artırmayı hedefliyor.

Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz ülkesinin “[Başkan] Trump tarafından belirlenen bu meydan okuma ile bunun Avrupa’da uygulanması arasındaki transatlantik bağlantı olabileceğini” söyledi.

Varşova, Berlin ve Paris’in ayak diremesinden yakınıyor

Varşova, Polonya’nın altı aylık AB dönem başkanlığını, diğer üye ülkeleri bloğun bir sonraki ortak bütçesinden savunmaya 100 milyar avro harcamaya ikna etmek için kullanmak istiyor.

Polonyalı yetkililer bu konuda kaydedilen yavaş ilerlemeden ve Avrupa’nın kilit oyuncuları Fransa ve Almanya’nın kararsızlığından yakınıyor.

AB liderleri 3 Şubat’ta, Trump’ın göreve başlamasından iki hafta sonra, savunma konusunda gayrı resmi görüşmeler için bir araya geldiklerinde Varşova yeni bir adım atmayı planlıyor.

Fakat bu görüşme, Avrupa Komisyonu’nun göreve başlamasından sonraki 100 gün içinde söz verilen ve ancak Şubat sonundaki Almanya seçimlerinden sonra sonuçlandırılması beklenen, savunma finansmanına ilişkin uzun zamandır beklenen önemli bir AB önerisi olmaksızın gerçekleşecek.

Polonya, Alman-Fransız merkezinin yerini alabilir mi?

Daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük grup merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) başkanlığını da yapmış eski Avrupa Konseyi başkanı Tusk’un referanslarına rağmen analistler Varşova’nın tek başına liderlik yapmasının pek mümkün olmadığını söylüyor.

German Marshall Fund (GMF) Kıdemli Araştırmacısı Markus Ziener Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Her iki ülkedeki [siyasi] krizler yatıştığında, Almanya, Fransa ve Polonya’dan oluşan Weimar Üçgeninin Avrupa liderliği ve işbirliği için bir forum olarak yeniden canlandırılması ihtimal dışı değil,” dedi.

Weimar Üçgenine Birleşik Krallık ve İtalya’nın da dahil olduğu formatlar, bir süredir Ukrayna söz konusu olduğunda deneniyor.

Polonya’nın bölünmüş siyasi haritası

Tıpkı Trump’ın görevdeki ilk dönemi gibi, Tusk’ın ikinci başkanlık dönemi de siyasi olarak bölünmüş bir Polonya’ya denk geliyor.

Tusk’ın önümüzdeki aylardaki bir numaralı hedefi, mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Avrupa yanlısı kampının muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) adayı karşısında zafer kazanmasını sağlamak olacak.

Fakat pek çok kişi, kürtajdan hukukun üstünlüğüne kadar çeşitli konulardaki iç çekişmelerin Polonya’nın sınırlarını kolayca gösterebileceğinden ve ulusal gündem ile Avrupa’ya bakış açısı arasındaki çatlakları ortaya çıkarabileceğinden korkuyor.

PiS, hükümet tarafından yapılan Trump karşıtı yorumları deşiyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ile PiS ve Cumhurbaşkanı Andrzej Duda uzun zamandır Trump’ın yakın çevresinin Avrupa’daki favori muhatapları arasında yer alıyor.

Duda, Trump’ın önceki döneminde Oval Ofis’in önemli bir ziyaretçisi olmuştu. Geçen yılın başlarında New York’ta düzenlenen ortak özel akşam yemeği de dahil olmak üzere Trump’la en son etkileşimleri Polonya dışişleri bakanlığının onayıyla düzenlendi.

Duda bu yılki ikinci dönemini 6 Ağustos’ta tamamlayacağı için yasal olarak yeniden aday olamayacak.

Tusk ise geçmişte, Ukrayna’ya askeri yardım konusunda hevesli olmayan destekleri nedeniyle Cumhuriyetçilerin “Rusya yanlısı tutumunu” eleştirmesi de dahil olmak üzere Trump’ın hedefindeydi.

Tusk, üye ülkelere “kendi güvenlikleri için sorumluluk almaları” çağrısında bulunarak Avrupa’nın Trump’a verdiği tepkiye öncülük ediyor.

Varşova Belediye Başkanı, Trumpçı adaya karşı

Polonyalı seçmenler, Tusk’ın adayı Varşova Belediye Başkanı Rafał Trzaskowski ile Trump ile sıcak bağları olan PiS adayı tarihçi Karol Nawrocki arasında bir seçim yapacak gibi görünüyor.

Ziener, “ABD’nin Polonya’da zaten kazanılmış bir çıkarı var ve bu stratejik kaygılar Trump ile Tusk arasındaki önceki gerginliklerin üstesinden gelmeye yetecek kadar önemli olmalı,” dedi.

Fakat Ziener’e göre pek çok şey ABD’nin Rusya ve Ukrayna ile ilgili planlarına bağlı. Uzman, Varşova’nın, bu tür planların Polonya’nın güvenliğini tehlikeye atmamasını sağlamak için gelişmeleri yakından izleyeceğine işaret ediyor.

Polonya’da binlerce Amerikan askeri var

Halihazırda yaklaşık 11.000 Amerikan askeri Poznan’daki daimi askeri garnizon ve Ukrayna sınırındaki güney şehri Rzeszów’daki genişleyen askeri lojistik merkezi de dahil olmak üzere ülkenin çeşitli stratejik noktalarında konuşlanmış durumda.

Polonya aynı zamanda ABD’ye askeri taahhütleri kapsamında, kuzeydeki Redzikowo kasabasında Aegis Ashore gibi gelişmiş füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasını da onayladı.

Aegis, Rusya’nın ağır silahlarla donatılmış dış bölgesi Kaliningrad’ın yanında, Rusya’dan yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta kritik savunma kabiliyetleri sağlıyor.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English