Diplomasi
Polonya, Trump ile alışverişe hazırlanıyor

Avrupa’nın son yıllarda öne çıkan ülkelerinden Polonya, Donald Trump’ın ikinci dönemine hazırlanıyor.
Yemin töreninden birkaç gün önce, Başbakan Donald Tusk geçen hafta yeni yönetime zeytin dalı uzattı.
Tusk, “[Başkan] Trump’ın satır aralarını okumak yerine ev ödevimizi yapalım. Yeni Washington yönetimi bizim bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu gördüğünde Ukrayna’ya karşı daha farklı, daha iyimser bir yaklaşım benimseyecektir,” dedi.
Polonya Cumhurbaşkanı ve muhalefetteki muhafazakâr Hukuk ve Adalet’e (PiS) yakın Andrzej Duda ise, Trump’ın göreve başlamasının ardından ortaya çıkabilecek “fırsatlardan” söz etti.
Ukrayna savaşının başlamasının ardından Polonya savunma harcamalarını iki katına çıkardı ve ağırlıklı olarak Amerikan yapımı ve Güney Kore yapımı milyarlarca dolarlık silah siparişi verdi.
Halihazırda NATO’nun Avrupa’daki en yüksek harcamasını yapan ülke konumundaki Polonya, 2024’te GSYİH’sinin %4,12’ü olan savunma harcamalarını bu yıl %4,7’ye çıkarmayı hedefliyor.
Varşova, Trump’ın NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma fikrini desteklemeye istekli olduğunu söyledi ki bu oran şu anda ABD de dahil olmak üzere tüm ülkelerin harcadığından daha fazla.
Polonya, Trump’lı dünyanın ‘transatlantik bağlantısı’ olmak istiyor
Polonya’nın Trump’a yapacağı “satış flörtünün” bir parçası da ülkenin savunma harcamalarının her halükarda büyük ölçüde ABD’ye fayda sağlaması: Varşova son yıllarda Washington’dan yüzlerce Abrams tankı, 32 F-35A savaş uçağı, 96 Apache helikopteri ve HIMARS satın aldı.
Aynı zamanda Polonya, özellikle ülkenin kuzeyindeki liman kenti Świnoujście’deki terminale tedarik edilecek LNG gazının satın alınması söz konusu olduğunda, enerji sektöründe işbirliğini artırmayı hedefliyor.
Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz ülkesinin “[Başkan] Trump tarafından belirlenen bu meydan okuma ile bunun Avrupa’da uygulanması arasındaki transatlantik bağlantı olabileceğini” söyledi.
Varşova, Berlin ve Paris’in ayak diremesinden yakınıyor
Varşova, Polonya’nın altı aylık AB dönem başkanlığını, diğer üye ülkeleri bloğun bir sonraki ortak bütçesinden savunmaya 100 milyar avro harcamaya ikna etmek için kullanmak istiyor.
Polonyalı yetkililer bu konuda kaydedilen yavaş ilerlemeden ve Avrupa’nın kilit oyuncuları Fransa ve Almanya’nın kararsızlığından yakınıyor.
AB liderleri 3 Şubat’ta, Trump’ın göreve başlamasından iki hafta sonra, savunma konusunda gayrı resmi görüşmeler için bir araya geldiklerinde Varşova yeni bir adım atmayı planlıyor.
Fakat bu görüşme, Avrupa Komisyonu’nun göreve başlamasından sonraki 100 gün içinde söz verilen ve ancak Şubat sonundaki Almanya seçimlerinden sonra sonuçlandırılması beklenen, savunma finansmanına ilişkin uzun zamandır beklenen önemli bir AB önerisi olmaksızın gerçekleşecek.
Polonya, Alman-Fransız merkezinin yerini alabilir mi?
Daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük grup merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) başkanlığını da yapmış eski Avrupa Konseyi başkanı Tusk’un referanslarına rağmen analistler Varşova’nın tek başına liderlik yapmasının pek mümkün olmadığını söylüyor.
German Marshall Fund (GMF) Kıdemli Araştırmacısı Markus Ziener Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Her iki ülkedeki [siyasi] krizler yatıştığında, Almanya, Fransa ve Polonya’dan oluşan Weimar Üçgeninin Avrupa liderliği ve işbirliği için bir forum olarak yeniden canlandırılması ihtimal dışı değil,” dedi.
Weimar Üçgenine Birleşik Krallık ve İtalya’nın da dahil olduğu formatlar, bir süredir Ukrayna söz konusu olduğunda deneniyor.
Polonya’nın bölünmüş siyasi haritası
Tıpkı Trump’ın görevdeki ilk dönemi gibi, Tusk’ın ikinci başkanlık dönemi de siyasi olarak bölünmüş bir Polonya’ya denk geliyor.
Tusk’ın önümüzdeki aylardaki bir numaralı hedefi, mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Avrupa yanlısı kampının muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) adayı karşısında zafer kazanmasını sağlamak olacak.
Fakat pek çok kişi, kürtajdan hukukun üstünlüğüne kadar çeşitli konulardaki iç çekişmelerin Polonya’nın sınırlarını kolayca gösterebileceğinden ve ulusal gündem ile Avrupa’ya bakış açısı arasındaki çatlakları ortaya çıkarabileceğinden korkuyor.
PiS, hükümet tarafından yapılan Trump karşıtı yorumları deşiyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ile PiS ve Cumhurbaşkanı Andrzej Duda uzun zamandır Trump’ın yakın çevresinin Avrupa’daki favori muhatapları arasında yer alıyor.
Duda, Trump’ın önceki döneminde Oval Ofis’in önemli bir ziyaretçisi olmuştu. Geçen yılın başlarında New York’ta düzenlenen ortak özel akşam yemeği de dahil olmak üzere Trump’la en son etkileşimleri Polonya dışişleri bakanlığının onayıyla düzenlendi.
Duda bu yılki ikinci dönemini 6 Ağustos’ta tamamlayacağı için yasal olarak yeniden aday olamayacak.
Tusk ise geçmişte, Ukrayna’ya askeri yardım konusunda hevesli olmayan destekleri nedeniyle Cumhuriyetçilerin “Rusya yanlısı tutumunu” eleştirmesi de dahil olmak üzere Trump’ın hedefindeydi.
Tusk, üye ülkelere “kendi güvenlikleri için sorumluluk almaları” çağrısında bulunarak Avrupa’nın Trump’a verdiği tepkiye öncülük ediyor.
Varşova Belediye Başkanı, Trumpçı adaya karşı
Polonyalı seçmenler, Tusk’ın adayı Varşova Belediye Başkanı Rafał Trzaskowski ile Trump ile sıcak bağları olan PiS adayı tarihçi Karol Nawrocki arasında bir seçim yapacak gibi görünüyor.
Ziener, “ABD’nin Polonya’da zaten kazanılmış bir çıkarı var ve bu stratejik kaygılar Trump ile Tusk arasındaki önceki gerginliklerin üstesinden gelmeye yetecek kadar önemli olmalı,” dedi.
Fakat Ziener’e göre pek çok şey ABD’nin Rusya ve Ukrayna ile ilgili planlarına bağlı. Uzman, Varşova’nın, bu tür planların Polonya’nın güvenliğini tehlikeye atmamasını sağlamak için gelişmeleri yakından izleyeceğine işaret ediyor.
Polonya’da binlerce Amerikan askeri var
Halihazırda yaklaşık 11.000 Amerikan askeri Poznan’daki daimi askeri garnizon ve Ukrayna sınırındaki güney şehri Rzeszów’daki genişleyen askeri lojistik merkezi de dahil olmak üzere ülkenin çeşitli stratejik noktalarında konuşlanmış durumda.
Polonya aynı zamanda ABD’ye askeri taahhütleri kapsamında, kuzeydeki Redzikowo kasabasında Aegis Ashore gibi gelişmiş füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasını da onayladı.
Aegis, Rusya’nın ağır silahlarla donatılmış dış bölgesi Kaliningrad’ın yanında, Rusya’dan yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta kritik savunma kabiliyetleri sağlıyor.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








