Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump ilk 100 günde Çin’i ziyaret edecek mi?

Yayınlanma

Donald Trump’ın görevdeki 100 gün içinde Çin’i ziyaret etme planı Pekin için “gerçek bir diplomatik ikilem” yaratabilir.

Çinli bir akademisyen böyle bir ziyaretin dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulmasının önemine işaret edeceğini ve Çin’in bunu “aktif bir şekilde değerlendireceğini” söyledi.

Wall Street Journal (WSJ) geçen hafta Trump’ın danışmanlarına göreve geldikten sonra Çin’e seyahat etmek istediğini söylediğini ve Çin’den ithal edilen mallara yönelik yüksek gümrük vergisi tehditleriyle “gerilen” ilişkileri derinleştirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD’nin seçilmiş başkanı pazartesi günü yemin ederek görevine başlayacak.

WSJ’nin haberi iki lider arasında cuma günü yapılan ve kısa video uygulaması TikTok’tan fentanil ve ticarete kadar çeşitli konuların ele alındığı telefon görüşmesinin ardından geldi.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde ABD-Çin ilişkileri uzmanı olan Lu Xiang, bir devlet başkanının Çin’e yapacağı ziyaretin genellikle altı ay ya da daha uzun bir ön çalışma gerektirdiğine dikkat çekti.

South China Morning Post’a konuşan Lu, yine de her iki tarafın da protokol açısından daha az talepkar olması halinde bir ziyaretin “mümkün olan en kısa sürede” düzenlenebileceğini söyledi.

Örneğin Xi, Trump’la Nisan 2017’de Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldiğinde ABD Başkanı ilk döneminin henüz 11. haftasındaydı.

Devlet haber ajansı Xinhua’ya göre cuma günkü telefon görüşmesinde Xi, Trump ve kendisinin etkileşimlere “büyük önem” verdiklerini ve “Çin-ABD ilişkilerine iyi bir başlangıç” yapmayı umduklarını söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada Pekin’in yeni ABD yönetimiyle birlikte çalışmaya hazır olduğunu belirtti. Bakanlık sözcüsü Mao Ning, Trump’ın olası ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine amacın “yeni bir başlangıç noktasından Çin-ABD ilişkilerinde daha fazla ilerleme sağlamak” olduğunu söyledi.

Ziyaretin gerçekleşmesi halinde Trump, görevdeki ilk 100 gününde Çin’e seyahat eden az sayıdaki Amerikan başkanından biri olacak.

Bunu yapan son başkan George H.W. Bush, Şubat 1989’da, 41. ABD başkanı olarak göreve başlamasından bir ay sonra Çin’i ziyaret etmişti.

Lu, “[Trump] bu talebi resmi olarak göreve başlamadan önce yaptığı için Çin’in bunu aktif olarak değerlendireceğine inanıyorum” dedi.

“Trump’ın ilk 100 gününe takılıp kalmamamız gerektiğini düşünüyorum ama yakın gelecekte üst düzey bir ziyaret gerçekleştirmek bence tamamen mümkün ve Çin-ABD ilişkilerinin gerçekliği için gerekli” değerlendirmesini yaptı.

Hopkins-Nanjing Merkezi’nde uluslararası siyaset profesörü olarak görev yapan David Arase, yabancı bir liderin Pekin’e yapacağı ziyaretin “şatafatlı ve gösterişli bir olay olmadığını, ikili liderlik görüşmelerini ve anlaşmalarını kolaylaştırmak için daha basit bir şey olduğunu” söyledi.

“Ancak Trump, Çin’in geleceğini kurabilecek ya da bozabilecek tek ülkeye liderlik edeceği için özel bir durum olacaktır. Bu yüzden de özel muameleye ihtiyacı var. Böyle bir ziyaretin ne kadar özel olacağı Pekin için gerçek bir siyasi ve diplomatik ikilemdir,” dedi.

Rubio da Çin’e gidecek mi?

Bir başka olası anlaşmazlık noktası da Trump’ın Çin’e kimi götüreceği ve yeni Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bu kişiler arasında yer alıp almayacağı olabilir.

Rubio 2020’de Pekin tarafından iki kez yaptırıma tabi tutulmuştu – ilki ABD’nin Uygurlarla ilgili iddialarla üst düzey Çinli yetkililere karşı aldığı tedbirlere misilleme olarak, ikincisi ise 2019’daki Hong Kong protestolarının ardından anakara Çin ve Hong Kong yetkililerinin eylemleri ya da politikaları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma tabi tutulmasının ardından.

Arase, Trump’ın Rubio’nun ziyarette kendisine eşlik etmesine izin verilmesini talep edebileceğini, zira yeni başkanın en üst düzey diplomatı olmadan Pekin’le nasıl esaslı görüşmeler yapabileceğini görmenin zor olduğunu söyledi.

Ancak Lu’ya göre başına buyruk Trump, ekibine ve dışişleri bakanına daha az güvenerek “endişe duyduğu sorunlarla doğrudan ilgilenmeyi tercih edebilir”.

Lu, yeni yönetimde başkanın yabancı liderlerle sorunları doğrudan çözmesinin normal bir uygulama haline bile gelebileceğini söyledi.

Lu, Trump ve Xi arasında “bir noktada” bir toplantı yapılacağını ve iki tarafın diyalog için bir kanal kurduğunu da sözlerine ekledi.

Lu, Trump’ın “artık Çin-ABD ilişkilerinin kritik bir dönemde olduğunu ve ilişkilerin düzgün bir şekilde ele alınmasının ABD’nin karşı karşıya olduğu diğer pek çok sorunu çözmesine yardımcı olacağını anladığını” söyledi.

Trump bu ayın başlarında Xi ile temsilcileri aracılığıyla görüştüğünü söylemiş ve Pekin’in Cuma günkü telefon görüşmesine ilişkin açıklamasına göre iki lider stratejik bir iletişim kanalı kurulması konusunda mutabık kalmıştı.

Lu, “[Trump] [Çin ile] nispeten istikrarlı bir iletişim kanalına sahip olmalı, eğer bu kanal zaten mevcutsa ve karşılıklı ziyaretler konusunun zaten görüşüldüğüne inanıyorum” dedi.

“Bence [ziyaret] son derece beklenen ve son derece mümkün” diye ekledi.

Renmin Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Diao Daming de, ilişkilerin istikrarlı kalması ve “atmosfer ve koşulların” uygun olması halinde Trump’ın Çin’e erken bir ziyaret gerçekleştirmesinin mümkün olabileceğini söyledi.

Diao, iki tarafın ziyaret öncesinde ulusal güvenlik danışmanlarının da katılacağı üst düzey görüşmeler yapabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English