Diplomasi
Prens William, Körfez ile ticaret anlaşması için Riyad’da

İngiltere, uzun süredir arzuladığı Körfez ülkeleriyle ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Prens William’ı Suudi Arabistan’a gönderdi.
Prens William’ın bugün itibariyle (9 Şubat) Suudi Arabistan’a giderek Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni de içeren altı ülkeden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile serbest ticaret anlaşmasını pekiştirmek amacıyla üç günlük bir diplomat atak başlatması bekleniyor.
Bir Kraliyet danışmanı POLITICO’ya verdiği demeçte, “William, dünya sahnesinde ihtiyatlı ama etkileyici bir varlık haline geldi ve İngiliz diplomasisi için önemli olan şekillerde güven inşa edip kapılar açabiliyor,“ dedi.
İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yılını kutlamak için planlanan Galler Prensi’nin ziyareti, Ticaret Bakanı Chris Bryant’ın geçen hafta Körfeze yaptığı gezinin hemen ardından geliyor. Bakan, yerel basına anlaşmanın ”çok, çok yakın” olduğunu söylemişti.
Prensin müzakerelerin ayrıntılarına girmesi beklenmese de, yetkililer, neredeyse dört yıldır süren görüşmelerin ardından anlaşmayı sonuçlandırmak için ilişkilerini kullanmasını umuyor.
Kraliyet tarihçisi Robert Hardman, “O, sert rakamlar hakkında tartışmayacak. Kraliyet ziyafet masasında hesap tabloları olmayacak. Fakat kraliyet ailesi, belki de katılaşmış bir tartışmayı ısıtabilir. Prens, ‘Şu kişiyle konuşsanız iyi olmaz mı?’ gibi bir şey söyleyebilir. Bu, müzakere etmekten çok, bir araya getirmekle ilgili,” dedi.
1990’larda Kral Charles’ın Galler Prensi olduğu dönemde Körfez ülkesine yaptığı gezilere eşlik eden Hardman’a göre, tahtın varisi, özellikle Suudi Arabistan gibi ülkelerde her zaman önemli bir diplomatik rol oynadı.
“Monarşi, İngiltere’ye o bölgedeki yumuşak güç diplomatik araçlarına ek bir güç katıyor,” diyen Hardman, Suudi Arabistan’ın bir monarşi olarak “seçilmiş politikacılarla değil, diğer kraliyet aileleriyle ilişki kurmayı içgüdüsel olarak daha rahat bulduğunu” ileri sürdü:
“William’ı bu işi öğrenen yeni bir çırak olarak görme eğilimi var. Fakat özellikle Brexit’in ardından İngiltere’nin diğer tüm AB üye ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kurmaya çalıştığı dönemde, yaklaşık 15 yıldır dünya sahnesinde bu işi yaptığını unutmamalıyız.”
Hardman, prensin zor durumlarda “kraliyet sihrini” başarıyla kullandığı bir geçmişi olduğunu hatırlatıyor:
“William Hague’un dışişleri bakanı olduğu dönemde onunla röportaj yaptığımı hatırlıyorum. O, Prens William’ın Çin’e gittiğinde kabine toplantısına davet edildiğini, devlet başkanı, kabine üyeleri ve herkesle görüştüğünü, tam bir muamele gördüğünü söylemişti.”
Hardman, İngiliz dışişleri bakanlarının, kraliyet ailesinin üst düzey bir üyesinin açabileceği kapıları açamayacağını ve onun yaratabileceği atmosferi yaratamayacağını da ileri sürdü.
Daha yakın zamanda, William, Aralık 2024’te Notre Dame Katedralinin yeniden açılışı için Paris’te dönemin ABD başkan adayı Donald Trump ile buluştuğunda, ikili sohbete o kadar dalmışlardı ki, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile akşam yemeğine geç kalmışlardı.
Hardman, yakında çıkacak kitabında ABD başkanıyla yaptığı saatler süren röportajlarda, Kraliyet ailesi sık sık gündeme geldiğini, fakat Başbakan Keir Starmer’ın “bir kez bile gündeme gelmediğini” hatırlıyor.
Suudi-İngiliz Ortak İş Konseyi direktörü ve eski Başbakan Boris Johnson’ın eski üst düzey özel danışmanı Eddie Lister, Prens William’ın ziyaretini “son derece değerli” olarak nitelendirerek, Suudilerin kraliyet ailesinin üyeleriyle olan ilişkilere büyük önem verdiğini söyledi.
Lister, “O, serbest ticaret antlaşmasının imzalanmasına yardımcı olabilir, ama aynı zamanda İngiltere ŞTİ’nin imajına da katkıda bulunabilir,” dedi.
Her şeyden önce, İngiliz kraliyet ailesinin, bakanların sürekli değişmesi nedeniyle hükümetlerin sağlayamadığı bir düzeyde Birleşik Krallık-Suudi Arabistan ilişkilerinde süreklilik sağladığını da ekledi.
Danışman, “Kraliyet ailesi kalıcıdır; ‘bugün buradalar, yarın yoklar’ değildir. Bu, ilişkilerin kurulmasını sağlar ve bu bizim için iyidir,” dedi.
Lister, “ilişkilerin iş dünyasında her şeyden daha önemli olduğu” Orta Doğu’da bunun özellikle önemli olduğunu da sözlerine ekledi.
2022 Haziranında başlayan İngiltere-KİK ticaret görüşmelerindeki ivme, geçen sonbaharda bölgeye yapılan bir dizi bakanlık ziyareti ile hız kazandı.
Fakat bazı müzakerecilerin beklentilerinin aksine, iki taraf Aralık ayında düzenlenen 46. Körfez zirvesi için anlaşmayı zamanında sonuçlandıramadı.
Geçen eylül ayında İşçi Partisi konferansında konuşan Bahreyn’in Birleşik Krallık Büyükelçisi, pazar erişimi konusunda devam eden müzakerelerin yanı sıra, anlaşmadaki yatırımların korunması konusunda da bazı anlaşmazlıklar olduğunu belirtti.
Müzakereler hakkında bilgi sahibi olan ve serbestçe konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen üst düzey bir iş adamı, “Bu anlaşmanın büyük çoğunluğunun hazır olduğunu düşünüyoruz. Şu anda anlaşmanın imzalanmasını engelleyen birkaç zorlu, fakat çözülemez olmayan sorun var,” dedi.
Geçen hafta Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında Ticaret Bakanı Chris Bryant, anlaşma ihtimaline ilişkin iyimser bir tavır sergiledi ve Al Arabiya haber kanalına “önümüzdeki birkaç gün veya hafta içinde” anlaşmanın imzalanmasını umduğunu söyledi.
Bakan, “Noel öncesinde, anlaşmanın yüzde 95’inin tamamlandığını düşünüyordum, belki yüzde 97,5’i tamamlanmıştır, belki birkaç küçük ayrıntı kalmıştır. Çok, çok yaklaştık,” dedi.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Diplomasi
Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.
Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.
The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.
Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.
Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.
Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.
“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”
Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.
Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.
Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.
Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.
Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.
Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.
Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.
Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.
Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.
Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.
Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?
Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı
Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.
Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.
Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.
Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.
Diplomasi
S-400’lerin devri yetmeyebilir

Türkiye’nin F-35 programına geri dönebilmek için Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini Körfez ülkelerinden birine satma seçeneğini değerlendirmesi bölge istihbaratında güvenlik endişelerine yol açtı. Ankara’nın sistemleri Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne devretmeyi planladığı belirtilirken, Euractiv sitesine konuşan uzmanlar bu formülün de ABD askeri teknolojilerine dair veri sızıntısı riskini ortadan kaldırmayacağını savunuyor.
Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini, ABD yapımı F-35 savaş uçağı programına yeniden katılabilmek amacıyla Körfez ülkelerinden birine satma olasılığı bölgesel istihbarat birimlerinde endişelere neden oluyor.
Euractiv internet sitesinin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ankara, S-400 sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satma seçeneğini değerlendiriyor.
Bölgedeki bir istihbarat servisinin temsilcisi, böyle bir anlaşmanın ABD askeri teknolojilerine ait hassas verilerin Rusya’ya sızması riskini tamamen ortadan kaldıracağına şüpheyle yaklaştığını ifade etti.
İstihbarat yetkilisi değerlendirmesinde, “Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapıyor ve Amerikan silah sistemlerini kullanıyor. Bu durum, gizli bilgilerin Moskova’nın eline geçmesi riskini aynı şekilde taşımıyor mu?” sorusunu yöneltti.
Rus diplomatik kaynaklar da Euractiv’e yaptıkları açıklamada, S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılması ihtimalinin analiz edildiğini doğruladı ancak henüz çözülmemiş güvenlik sorunlarının yer aldığını kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise konunun kendi yetki alanlarında yer almadığını belirterek nihai kararın Kremlin tarafından verileceğine işaret etti.
Bir diğer bölgesel kaynak, Moskova’nın bu satışa onay vermek karşılığında Ankara’dan tavizler talep edebileceğini aktardı.
Bu tavizler arasında, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusundaki mevcut tarafsız tutumunu korumasının da yer alabileceği belirtiliyor.
Euractiv’in haberinde ayrıca, Yunanistan ve İsrail’in, Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesine karşı çıktığı da hatırlatıldı.
Kremlin Sözcüsü Dmitri yPeskov, Ankara’nın S-400 sistemlerini bir Körfez ülkesine satma olasılığına ilişkin daha önce yaptığı açıklamada konuyu “son derece hassas” olarak nitelendirmişti.
Peskov, Moskova’nın bu hususta Türk tarafıyla temas halinde olduğunu ve bu görüşmeleri sürdüreceklerini beyan etmişti.
Kremlin: Türkiye’nin S-400’leri satma konusu son derece hassas
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce gerçekleştirilen NATO zirvesinde, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımları kaldırmaya ve ülkeyi F-35 programına geri kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Türkiye, 2017 yılında Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolar değerinde dört adet S-400 bataryası satın almak üzere anlaşma imzalamıştı.
ABD, bu alıma karşı çıkarak Türkiye’den Rus sistemleri yerine Amerikan Patriot sistemlerini tercih etmesini talep etmiş, Ankara’nın bunu reddetmesi üzerine Türkiye F-35 savaş uçağı ortak üretim ve teslimat programından ihraç edilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400 alımının Suriye kaynaklı tehditlere karşı ülkenin hava savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik










