Ortadoğu
Risk ve maliyetine rağmen İsrail, Lübnan’a saldırır mı?

İsrail’in Gazze saldırıları nedeniyle kuzeyde Hizbullah’la yaşanan kontrollü çatışma sürüyor. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 205 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 41 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, iki tarafın da kaçındığı büyük çaplı çatışmanın neden her an patlak verebileceğine odaklanıyor:
***
Eşikte: İsrail ve Hizbullah Arasında Topyekûn Savaş Önlenebilir mi?
İsrail ve Hizbullah’ın aylardır Lübnan sınırında kısasa kısas saldırılar düzenlediği bir ortamda, geniş çaplı bir çatışmanın tehlikeleri ortada. Ancak her iki tarafın da gerilimi daha da tırmandırmaktan kaçınması için nedenler var.
Daniel R DePetris
Dördüncü ayına giren İsrail’in Gazze saldırısı yoğun bir operasyon evresinde. ABD, Hamas’ın savaş gücünün yaklaşık %30’unun öldürüldüğünü değerlendirirken İsrail hükümetinin iki ana hedefine ulaşma konusunda övünecek pek bir şeyi yok: Hamas’ı ortadan kaldırmak ve grubun kontrolü altındaki yaklaşık 130 rehineyi kurtarmak. Hamas’la her türlü uzlaşmayı bozgunculuk olarak niteleyen aşırı sağcı bakanlar ile rehinelerin aileleri arasında mekik dokumak zorunda kalan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için savaş, sırtında yük olmaya devam ediyor.
Ancak Gazze’deki operasyon ortamı ne kadar zor olursa olsun, 130 mil kuzeyde kaynayan çatışma daha da kötü olma potansiyeline sahip. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve Hizbullah son dört ayı düşük seviyeli, ilan edilmemiş ve her iki tarafın da kayıplar vermesine neden olan sürekli bir kısasa kısas şeklinde karakterize edilen bir savaşla geçirdi. Son 17 yıldır İsrail ve Hizbullah’ı 2006’daki geniş çaplı çatışmayı tekrarlamaktan alıkoyan gayrı resmi bir anlaşmayla yönetilen İsrail-Lübnan sınır bölgesi artık giderek daha kırılgan hale geliyor. Asıl soru, İsrailli ve Hizbullahlı üst düzey yetkililer arasındaki söz düellosunun zamanla İsrail askerlerini Lübnan topraklarına girmeye zorlayacak bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği ve bunun İsrail’in 46 yıl içinde Lübnan’a dördüncü büyük kara harekâtı olup olmayacağı.
İsrail’in Lübnan’daki Karmaşık Tarihi
İsrail’in Lübnan içindeki askeri operasyonları pek de görülmedik şey değil. 14 Mart 1978’de IDF, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) İsrail-Lübnan sınırından 18 mil uzaklıktaki Litani Nehri’nin kuzeyine itmek için Güney Lübnan’a bir saldırı başlattı. Askerî harekât, üç gün önce meydana gelen ve militanların denizden İsrail’e sızarak bir otobüsün kontrolünü ele geçirdiği ve 35 İsrailli turisti öldürdüğü bir FKÖ terör saldırısıyla tetiklendi. IDF aynı yılın sonlarına doğru BM barış gücü askerleri ve İsrail’in Hıristiyan milis ortaklarının bölgede güvenlik kontrolü sağlayacağı güvencesiyle geri çekildi.
Dört yıl sonra, Haziran 1982’de IDF Lübnan’a daha büyük bir kara harekâtı düzenleyerek İsrail birliklerini Beyrut’a kadar götürdü. Görev 1978’deki bir önceki saldırıya benziyordu: FKÖ altyapısını yok etmek, Kuzey İsrail’de yaşayan sivillerin güvenliğini sağlamak ve FKÖ’yü bir savaş gücü olarak çökertmek. Her ne kadar FKÖ lideri Yaser Arafat, Tunus’a sürgün edilmiş ve Lübnan’ın güneyinde bir tampon bölge kurulmuş olsa da, yıkımın boyutu nedeniyle tüm operasyon İsrail’in önemli bir uluslararası desteği kaybetmesine yol açtı. İsrail’in ABD ile ilişkileri zora girdi. Başkan Ronald Reagan İsrail’in politikasına sıcak bakmadı ve dönemin İsrail Başbakanı Menachem Begin’e Lübnan’a girmenin ABD-İsrail ilişkilerinde ‘ciddi komplikasyonlara’ yol açacağını söyledi. IDF daha sonra 1985’te Güney Lübnan’a geri çekilecek ve buradaki pozisyonlarını sağlamlaştıracak, sonunda 2000 yılında İsrail’in tamamen çekilmesiyle sonuçlanacak olan uzun, maliyetli ve siyasi açıdan popüler olmayan bir işgal başlatacaktı. Hizbullah, Litani Nehri’nin güneyindeki toprakları ele geçirerek nihai faydayı sağlayan taraf oldu.
İsrailliler bu dönem boyunca Hizbullah’ın askeri kapasitesini, özellikle de örgütün roket kapasitesini azaltmak amacıyla hava gücünü kullanarak daha küçük çaplı operasyonlar da düzenlediler. 1993 yılında Hizbullah’ın beş İsrail askerini öldürmesinin ardından İsrail, Güney Lübnan ve Suriye kontrolündeki Bekaa Vadisi’ndeki Hizbullah altyapısına karşı bir hafta süren bir hava harekâtı olan Sorumluluk Operasyonu’nu başlattı. 1996’da IDF, Kuzey İsrail’e roket saldırılarını engellemek için Hizbullah’a karşı 16 gün süren bir bombardımana (Gazap Üzümleri Operasyonu) girişti. Hizbullah’a silah akışını durdurmak amacıyla Lübnan limanları ablukaya alındı ve IDF 1982 işgalinden bu yana Beyrut’a ilk hava saldırılarını düzenledi.
İkinci Lübnan Savaşı
Elbette İsrail’in Lübnan’daki en kapsamlı çatışması 2006 yazında meydana geldi. Hizbullah militanları 13 Temmuz’da sınırdan İsrail’in kuzeyine sızarak iki İsrail askerini kaçırdı ve üçünü öldürdü. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah İsrailli askerleri İsrail’deki tutukluların serbest bırakılması için pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışsa da İsrail Başbakanı Ehud Olmert için böyle bir takas düşünülemezdi. Hizbullah’ın İsrail’e yönelik cüretkâr adımı, IDF’nin Lübnanlı terörist gruba karşı kapsamlı bir askerî harekât başlatması için bir gerekçe oluşturdu- bu harekât 1993 ve 1996’daki harekâtlardan çok daha geniş çaplı ve kapsamlı olacaktı.
IDF sadece Hizbullah’ın roket fırlatma alanlarını, kontrol-komuta merkezlerini ve silah depolarını değil aynı zamanda Lübnan’ın sivil altyapısını da hedef aldı. Beyrut Uluslararası Havaalanı devre dışı bırakıldı; Lübnan denizden ablukaya alındı ve Hizbullah’ın karargâhının bulunduğu Beyrut’un güney banliyöleri yerle bir edildi. Geçmişteki savaşlarda olduğu gibi İsrail’in uluslararası desteği savaş uzadıkça azaldı. Önce ateşkesi reddeden George W. Bush yönetimi daha sonra İsrail hükümetine ateşkesi kabul etmesi için baskı yaptı. 11 Ağustos’ta BM Güvenlik Konseyi, savaşan tarafların çatışmaları tamamen durdurmasını, İsrail askerlerinin Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesini ve barışı korumak için BM ve Lübnan ordu birliklerinin konuşlandırılmasını öngören 1701 sayılı kararı onayladı.
Genel kanı 2006 Lübnan Savaşı’nın İsrail için bir kayıpla sonuçlandığı yönünde olsa da gerçek daha farklı. IDF’nin performansı şüphesiz kilit alanlarda eksikti. Olmert hükümetinin harekâta ilişkin hedefleri – iki İsrailli rehineyi geri almak ve Hizbullah’ı bir savaş gücü olarak ezmek – ulaşılamayacak kadar maksimalistti. Winograd Komisyonu’nun 2008’de vardığı sonuca göre, ‘İsrail uzun bir savaş başlattı ve bu savaş net bir askeri zafer kazanamadan sona erdi’.
Ancak İsrail’in başarıları da yok değildi. Kısa vadede Hizbullah’ın askeri kapasitesi zayıflatıldı. Kuzey İsrail’e yönelik roket atışları savaştan sonra giderek azaldı. İsrail-Lübnan sınırı boyunca caydırıcılık tesis edildi ve hem İsrail hem de Hizbullah yeni bir büyük çatışmanın maliyetinin çok yüksek olduğu ve kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceği sonucuna vardı.
Şimdilik Caydırıcılık Devam Ediyor
17 yıllık bu anlaşma Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırıdan bu yana yıpranmış durumda. İsrail-Lübnan sınır bölgesi, savaşan taraflarca resmi olarak ilan edilmemiş olsa da bir savaş alanını andırıyor. İsrail hava savunma sistemi her gün Hizbullah’a ait insansız hava araçlarını ve tanksavar füzelerini düşürürken, İsrail hava saldırıları da aynı sıklıkla Hizbullah’a ait çeşitli mevzileri hedef alıyor. Hizbullah 23 Ocak’ta Meron hava üssüne düzenlediği füze saldırısının sorumluluğunu üstlendi ve bunun İsrail’in Lübnan ve Suriye’deki Hizbullah ajanlarına yönelik suikastlarına misilleme olduğunu söyledi. İsrail, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü komutanlarından Wissam al-Tawil’in 8 Ocak’ta öldürülmesiyle birlikte giderek artan bir şekilde Hizbullah savaşçılarına karşı hassas saldırılar düzenlemeye başladı.
İsrail, Lübnan, Hizbullah ve ABD’li politika yapıcıların aklındaki en büyük soru, sınırlı atışmaların sınır bölgesinin ötesine taşıp taşmayacağı. İsrail ve Hizbullah arasındaki caydırıcılığın sürdüğüne inanmak için iyi nedenler var. İsrail istihbaratı ve askeri kurumları Hizbullah’ın bugün 2006’ya kıyasla askerî açıdan çok daha yetenekli ve siyasi açıdan çok daha güçlü olduğunun farkında. Hizbullah’ın mevcuduna ilişkin tahminler 50.000 ila 100.000 arasında değişiyor. Grubun hassas güdümlü tanksavar füzeleri, orta menzilli roketler ve Fatih 110 kısa menzilli balistik füzelerden oluşan cephaneliği oldukça güçlü; bazıları İsrail topraklarının herhangi bir yerine ulaşabiliyor ve büyük bir çatışma durumunda tüm ülkeyi kilitleyebiliyor.
Hizbullah’ın da İsrail ile topyekûn bir savaştan uzak durmak için nedenleri var. Birincisi, Lübnan ekonomisi öylesine çökmüş durumda ki, herhangi bir çatışma, yatırımcıları korkutup kaçırarak, turist akışını ortadan kaldırarak ve Lübnan’ın zaten karşılayamadığı yeniden inşa maliyetlerini artırarak geriye kalan ekonomik potansiyeli yok edecek ve ülkeyi uzun vadeli bir mali yoksulluk yoluna sokacak. Önemli boyutta sivil kayıplar olacak ve bugün Lübnan siyasetindeki kutuplaşma göz önüne alındığında Hizbullah’ın mevcut siyasi pozisyonunun bozulmadan devam edeceğini düşünmesi saflık olur. Nasrallah siyasi kaygılardan muaf değil; Hizbullah militan bir örgüt olmanın yanı sıra Lübnan parlamentosunda sandalyeleri olan siyasi bir hareket.
Hizbullah’ın başlıca hamisi olan İran da dikkate alınmalı. İslam Cumhuriyeti’nin sürekli İsrail karşıtı açıklamalarına ve bölgedeki vekillerine verdiği maddi desteğe rağmen Tahran’ın Hizbullah’ın İsrail ile bir savaşa girmesini desteklemesi pek olası değil. Böyle bir senaryo İran’ın mevcut çatışmalardan uzak durma stratejisini ciddi şekilde tehlikeye atacaktır. ABD’nin İsrail lehine askeri müdahalesi pek garanti olmasa da İranlı yetkililer Washington’un bir İsrail-Hizbullah savaşında taraf olma ihtimalini göz ardı edemez. Eğer bu gerçekleşirse İran’ın önünde iki seçenek olacak: Lübnan’daki vekilini savunmak için ABD gibi çok daha üstün bir düşmanla savaşmak ya da kenarda kalarak güvenilir bir müttefik olarak itibarını zedelemek. Tahran böyle bir seçim yapmak zorunda kalmamayı tercih edecektir.
Öfke Alevleniyor
Yine de çatışmayı tamamen göz ardı etmek sorumsuzluk olur. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres İsrail-Lübnan sınırı konusunda o kadar endişeli ki çatışmaların bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği konusunda uyarıda bulundu. Yeni bir İsrail-Hizbullah savaşı ne kadar riskliyse, Netanyahu ve koalisyon hükümeti için de Hizbullah’ın sınıra erişimine göz yummak o kadar riskli ki bu da örgüte İsrail’le ilişkilerinde bir dereceye kadar zorlayıcı bir koz veriyor. İsrailli siyasetçiler ve askeri yetkililer, yaklaşık 100.000 İsrailliyi evlerinden eden statükonun siyasi ve ekonomik olarak sürdürülemez olduğunu düşünüyor. On binlerce sivilin geri dönememesi Netanyahu için utanç verici bir durum ve hükümetinin zayıflığının bir örneği.
Bu nedenle İsrail’in söyleminde daha agresif hale gelmesi şaşırtıcı değil. İsrailli yetkililer Hizbullah’ı Güney Lübnan’dan diplomatik yollarla çıkarmayı tercih ettiklerini yinelediler ancak görüşmelerin durması halinde askeri seçeneği de göz ardı etmediler. IDF Genelkurmay Başkanı Korgeneral Herzi Halevi kısa süre önce kuzeydeki birlikleri ziyaret ettiğinde açık konuştu: “Kuzeydeki savaşın ne zaman olacağını bilmiyorum. Ancak önümüzdeki aylarda gerçekleşme olasılığının geçmişte olduğundan çok daha yüksek olduğunu söyleyebilirim.”
ABD’nin bu sözleri sadece bir yaygara olarak yorumlaması yanlış olur – ve doğrusu da bu değil. Başkan Joe Biden, Netanyahu’yu Hizbullah’a karşı büyük bir önleyici saldırı emri vermekten vazgeçirdi ama saldırı ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil. İsrail’in Lübnan’daki periyodik müdahalelerinde defalarca görüldüğü üzere, askeri seçenek çok fazla risk içeriyor ve getirileri de kesin değil. İsrail’in Gazze operasyonunun Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmayacağı gibi, Lübnan’da daha büyük (ve daha maliyetli) bir askeri operasyonun Hizbullah’ı ortadan kaldırma olasılığı daha da düşük.
Tüm büyük oyuncular, İsrail-Hizbullah çatışmasını kalıcı olarak olmasa da en azından barışçıl bir şekilde yatıştırmanın en etkili yolunun diplomasi olduğunu kabul etmiş görünüyor. ABD, olası formüller üzerinde çalışmak için Lübnanlı yetkilileri Hizbullah’la pazarlıkta aracı olarak kullanarak aylardır bir çözüme aracılık etmeye çalışıyor. Bugüne kadar İsrail ve Hizbullah’ın şartları uzlaşmaz olmaya devam etti; İsrailliler Hizbullah’ın toparlanıp Litani Nehri’nin kuzeyine taşınmasını gerektiren 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını tam olarak uygulamasını istiyor. Hizbullah ise Gazze’deki savaş sona ermeden diplomatik bir çözümün mümkün olmadığı konusunda kararlı. Nasrallah görüşmelere kapıyı açık tutsa da ABD’nin orta yol bulma girişimleri -Hizbullah’ı sınırdan dört mil geri çekilmeye zorlayacak bir öneri de dahil- reddedildi.
İsrail ve Hizbullah’ın pozisyonlarını korudukları ve uzlaşmaya pek istekli olmadıkları bir ortamda en yetenekli arabulucu bile karşılıklı kabul edilebilir bir formül üretmekte zorlanacaktır. ABD arka kanal diplomasisinden vazgeçmemeli. Ancak mevcut koşullar altında neyi başarabileceği konusunda da gerçekçi olmalı. En azından kısa vadede en iyi strateji çatışma yönetimidir. Bu iki tarihi hasım arasındaki anlaşmazlıkların tam olarak çözülmesi şu anda mümkün olmayabilir, ancak bu durum ABD’nin, müttefiklerinin ve ortaklarının alevlenmelerin daha da tırmanmasını önlemek için ellerinden geleni yapmalarını engellemez. ABD için bu, kapalı kapılar ardında İsrail’le sert bir şekilde konuşmayı, Washington’un hiçbir koşulda İsrail’in önleyici bir saldırısını desteklemediğini ve böyle bir durumda otomatik olarak İsrail’in savunmasına geçmeyeceğini açıkça ortaya koymayı gerektiriyor. ABD ya doğrudan ya da Avrupalılar, Katar ya da Umman aracılığıyla İran’a da Hizbullah’a benzer bir mesaj vermesi için baskı yapmalı. İran’ın bölgesel bir savaşa doğrudan katılmaktan kaçınma arzusu göz önüne alındığında Tahran böyle bir talebe olumlu yaklaşabilir.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









