Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya 2025’te neler bekliyor?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Federasyonu’nun en önemli araştırma kurumlarından birisi olan IMEMO – Yevgeniy Primakov Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, her yıl olduğu gibi 2025 yılı için de öngörülerini bir rapor olarak yayımladı.

Rusya Bilimler Akademisi‘ne bağlı araştırma enstitüsü olan IMEMO, 1956 yılında kuruldu. Enstitü, modern dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin gelişimindeki ana eğilimleri incelemeyi ve siyasi kararlar almak için güvenilir bir analitik temel geliştirmeyi amaçlıyor.

Kurum, Rusya’nın federal ve bölgesel yetkilileri, medya, büyük devlet ve özel şirketler ile birlikte Rus ve yabancı araştırma merkezleriyle etkileşim halinde faaliyetlerine devam ediyor.

IMEMO’nun 2025 yılı projeksiyonuna göre en önemli siyasi trendler şunlar olacak:

  • Donald Trump’ın yeni Cumhuriyetçi yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri’nde iktidara gelmesiyle bağlantılı olarak Amerikan politikasındaki değişiklikler
  • Dünya genelindeki muhtelif çatışmaların; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ilgili askeri-politik ve sosyo-ekonomik istikrarsızlığı ve belirsizliği ortaya çıkarması ve dünya siyasetinde güvenlik ve militarizasyon konularının öneminin artması eğilimi
  • Küresel Güney

Ruslara göre 2024’te çatışma yaratan arka planın artmasının nedenleri sadece “sıcak çatışmalar” değil, aynı zamanda düzinelerce ülke ve kuruluşta (örneğin Avrupa Parlamentosu) seçimlerin yapıldığı yoğun mücadele, önde gelen ülkelerde ve uluslararası kurumlarda (örneğin Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi) derinleşen iç siyasi dengesizlikler ve bölünmelerdi.

Tüm bunlar, tüm dünyayı etkisi altına alan 2024 ABD Başkanlık Seçimleri’ne ilişkin endişeli beklentiler zemininde, belirsizliği dünya siyasetini etkileyen bağımsız bir faktöre dönüştürdü.

Rapora bakınca 2025’te, hükümet değişikliğinin yaklaştığı Fransa, erken seçimlerin yaklaştığı Almanya, Romanya, Gürcistan ve Kore Cumhuriyeti iç siyasi kriz durumuna gireceği öngörülüyor.

IMEMO uzmanlarına göre Suriye‘deki iktidar rejimi kısa denilebilecek bir sürede ve beklenmedik bir şekilde çöktü. Çatışma gruplarının etno-dinsel doğası ve krize dahil olan uluslararası aktörlerin (İran, Türkiye, Rusya, ABD ve İsrail) daha az karmaşık olmayan çıkar birliği de dahil olmak üzere çok bileşenli yapıyı hesaba katan Ruslar, Suriye’deki mevcut politik değişimi, “öngörülemeyen ve belirsiz bir durum” olarak görüyor.

Ek olarak uzmanlar, Suriye’deki mevcut durumu, ölçeği ve konumu önemli ölçüde farkları olsa bile, 2023‘te Güney Kafkasya‘da yaşanan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ’da meydana gelen savaşa benzetiyor. Buradaki benzetmeyi ise, “dış patronların” (her iki vakada da İran ve Rusya) dikkatlerinin diğer çatışma bölgelerine çekilmesi ve askeri eylemlerin hızla gelişmesine bağlıyorlar.

Öte yandan Ukrayna’daki çatışma halinin 2025 yılında getireceği belirsizlikler silsilesi de (çatışmaların tırmanması veya barış görüşmeleri olmak üzere her iki durum da hesaba katılarak) gündeme alındığında mevcut durum, Rusya Federasyonu açısından “son derece yüksek radikal bir belirsizlik” olarak nitelendiriliyor.

Küresel çaptaki gelişmeleri, dünya siyaseti ve uluslararası ilişkiler üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip eylemler olarak nitelendiren Rus uzmanlar, mevcut belirsizlik halini çatışma dinamiklerinin yalnızca başlangıç noktası olarak görüyorlar. Uzmanlara göre önceki dünya düzeninin dönüşümü, “Dünyanın Sonu” anlamına gelmiyor. Genel olarak tanınan bir düzenin ve toplum yaşamının tekdüze normlarının kategorik olarak eksikliği anlamına gelen bir çöküş olarak nitelendiriliyor.

Uluslararası sorunların çözümünde kabul edilmesi mümkün olmayan dayatmacı yöntemlerinin hızla fiili olarak meşrulaştırıldığını belirten rapor, mevcut hali “Küresel İtaatsizlik Şöleni” olarak betimliyor. Bir süredir global çapta değerlendirilen “oldu-bitti” normuyla birlikte kaos olarak da nitelendirilebilecek “Yeni Normallik” algısının sonucunda; inşa edilecek dünyanın başlıca ülkeleri artık dış politika planlamasını kurarken, proaktif stratejileri ve askeri güç faktörünü çok daha fazla öncelleştireceği vurgulanıyor.

Ancak burada siyaset bilimi nezdinde değerlendirme yapmak gerekirse:

“Rus uzmanların önermelerine göre, daha önce büyük güçlerin az veya çok fikir birliğini yansıtan güçlü bir dünya düzeninin ataletiyle başarılı bir şekilde bastırılan çatışma halleri, zincirleme bir şekilde alevlenebilir. Bu durum: Suriye, Karabağ ve Lübnan’daki örneklerde gördüğümüz gibi; sorunları tek taraflı dayatmacı yöntemlerle çözmek için bir fırsat penceresi açar.”

ABD Faktörü:

Pekala Amerikan faktörünü de değerlendiren Rus uzmanlar, 2025 yılında ABD’de yeni bir hükumetin gelmesinin ardından (yalnızca yeni başkanlık idaresi değil; aynı zamanda yasama ve yürütme aygıtlarında da Cumhuriyetçilerin etkisinin artmasıyla birlikte) küresel gündemin neredeyse tüm kilit alanlarında (Avrupa’dan Çin’e, Arktik’ten Güney Afrika’ya) “politik çatallanmalar” yaşanacağını öngörüyorlar. Buna göre kısa ve orta vadede:

  • Ukrayna’daki çatışma halinin çözüme kavuşturulması,
  • Rusya ve İran’a karşı yaptırımların olası artırılması veya hafifletilmesi,
  • Asya – Pasifik ve Afrika’da çok ve/veya iki taraflı formatlı işbirliklerinin artırılması, olası senaryolar şeklinde ortaya çıkıyor.

Donald Trump’ın “MAGA – Make America Great Again (Yeniden Büyük Amerika)” politikasındaki çelişkiye dikkat çeken Ruslar, Çin ile zorlu ticari, ekonomik ve jeopolitik savaşı kazanmak isteyen ABD’nin aynı zamanda modern dünyada, mümkün mertebe geleneksel Amerikan izolasyonculuğuna geri dönerek; sınır ötesindeki savaşlara ve çatışmalara nasıl katılmayacağını sorguluyor. Bu ikilemin de “politik çatallanmalar” yaratacağı kanaatine varıyorlar.

Yukarıda aktardığım tüm bu belirsizlik halini irdelersek, son yıllarda ortaya çıkan küresel siyasetteki değişim süreçleri daha belirgin hale geldi diyebiliriz. Dünya tek kutuplu olmaktan çıktı. Yeniden ABD Devlet Başkanı seçilen Donald Trump’a yönelik korku ve düşmanlığa paralel şekilde ABD artık çoklu çatışmaları tek başına çözebilecek ve dünya üzerindeki baskın rolünü yeniden tesis edebilecek bir güç olmaktan çıktı. Raporda Rus uzmanların da belirttiği gibi, Washington‘da artık politikalar “Çin merceğinden” görülecek. ABD, artık çatışmaları tek başına çözemiyor ve II. Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen Yalta–Postdam Sistemi ile birlikte anlaşmalar ve kurumlar neredeyse tamamen çökmüş durumda.

Enstitünün 2025 çalışmasında birkaç küresel öngörü daha bulunuyor:

  • Ticaret ve ekonominin yanı sıra güvenlik alanında da küreselleşmenin yavaşlaması ancak bölgeselleşmenin hızlanması eğilimi;
  • Dünya siyasetinde Asya – Pasifik bölgesinin artan ağırlığı ve güçlenen rolü;
  • Türkiye ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin rollerinin artışıyla birlikte Rusya’nın Asya’da yalnızca Çin ile değil aynı zamanda Türkiye ve Hindistan ile de uluslararası rekabetinin yoğunlaşması.

Uzmanlara göre öngörülebilir gelecekte tüm bunlar ve benzeri olgular; çok kutupluluğun genişlemesine ve uluslararası ilişkilerin postmodernist biçimde gelişmesine yol açacak. Rapora bakarsak, küresel ekonomideki yeni işleyiş modeli, emtia ve finansal akışların konturlarının temeli olacak çeşitli güç merkezlerinin ortaya çıkmasıyla şekillenecek.

Ancak her şeye rağmen Ruslar, kendilerinin ekonomik potansiyellerini umut verici bulurken; tam teşekküllü ekonomik bir güç merkezi olmak için ise yetersiz buluyorlar. Rapora göre, Rusya’nın dost olarak tanımladığı ülkelerle (BRICS ve Küresel Güney) üretim ve teknolojik işbirliği sistemini organik olarak entegre etmesi, hem kendisine hem de “dost ülkelerine” büyük fırsatlar yaratacak.

Küresel Güvenlik – 2025

Raporda uluslararası güvenliği güçlendirmek için tasarlanan kurumların krizine de değinen Ruslar, ABD‘nin BM‘nin münhasır yetkilerini görmezden gelmesiyle birlikte silah kontrolü alanında bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Aslında hatırlarsanız bu durum, 2003‘te başlayan Irak Savaşı sırasında tamamen belirgindi. Bir dizi silah kontrolü, silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi rejiminin kademeli olarak bozulması; özellikle 2010’larda OPCW – Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün çalışmalarında belirgin hale gelen destekleyici kurumların siyasallaşmasına yol açtı.

Rapor da bu duruma dikkat çekiyor ve ekliyor: 2025’e gelindiğinde kriz, kademeli olarak artıyor ve sadece askeri-politik alanda değil tam teşekküllü bir biçimde küresel yönetişimde artan işlevsel bozukluğun ön plana çıktığı belirtiliyor. En açık örneği ise, Dünya Ticaret Örgütü’nün ABD Çin çelişkisi sebebiyle felç halde olması şeklinde ortaya koyuyorlar.

Ruslara göre 2025‘te, büyük güçlerin blok siyasetine yaklaşımlarında gözle görülür değişiklikler devam edecek. Nitekim dünya genelinde birçok araştırmacı, kalıcı ittifakların aksine oluşturulan durumsal koalisyonlara doğru bir kayma olduğunu belirtiyordu. Raporda da belirtildiği gibi, ikili ve çok taraflı askeri ittifaklar ağı kuran ABD, askeri-politik hakimiyetini güçlendirme konusundaki isteğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu durumun özellikle son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde belirginleştiğini belirten raporda, ABD’nin “Hint-Pasifik Stratejisi” kavramı etrafında inşa ettiği Çin’e karşı çok yönlü ve çok seviyeli bir zorla kontrol sistemine dikkat çekiliyor. Aynı zamanda, kavram tartışmalı askeri-teknik girişimler (örneğin: Yatay silahlanma yarışı açısından sorular ortaya çıkaran AUKUS) ve uzun menzilli füzelerin hızla yayılması (hem silah transferleri şeklinde hem de bölgeye Amerikan sistemleri konuşlandırılarak) eleştiriliyor. Bu eğilimin, Güneydoğu Asya’da barışçıl sürdürülebilir kalkınma kavramını tehdit ettiği öne sürülüyor.

2025 yılında bu süreçlerin birikmiş ataletin etkisi altında gelişmeye devam edeceğini düşünen Rus uzmanlar, uluslararası güvenlik alanında, kolektif güvenliğin normatif kurumları aracılığıyla çözülemeyen çelişkilerin ilgili normatif kurumların zayıflığı nedeniyle birikeceğini belirtiyor. Buna ek olarak uzmanlar şunu da ekliyor: Dünya düzenindeki kriz hali, giderek daha az güvenli bir uluslararası ortamda ulusal güvenliği sağlamak için kabul edilebilir davranış sınırlarının ötesine geçmeyi zorlaştırıyor. Küresel ve bölgesel boyuttaki güvenliğin zayıflaması devam ettiği sürece, çatışmaların sayısı ve kapsamı büyük oranda artmaya devam edecek.

Türkiye 2025

Pekala Türkiye ile ilgili öngörüler olmadan olmaz. Rus uzmanlar, Türkiye ile ilgili düşüncelerini şu satırbaşlarıyla özetleyebiliriz:

  • Ankara, Rusya ile Batı arasında denge kurma stratejisini sürdürecek.
  • Vaşington’a gelecek yeni başkanın YPG ile işbirliği sorununu çözüme ulaştırması, Ankara ile Vaşington arasındaki ilişkilerin ısınmasına yardımcı olabilir.
  • İki ülkenin İran ve İsrail-Filistin çatışması ile ilişkilere yaklaşımlarındaki farklılıkların çözümü de en az YPG sorunu kadar zor olacak.
  • Türkiye, ABD arasındaki ilişkilere bir “reset” atmak isteyecektir.
  • Birçok alanda örtüşen çıkarlara dayalı ve mevcut çelişkileri etkisiz hale getirmeyi amaçlayan Rus-Türk işbirliği, pragmatik ortaklık ruhuyla devam edecektir.
  • Rusya ile Türkiye’nin uluslararası çatışmalara yaklaşımı farklı olduğu göz önüne alındığında, Rusya ile Türkiye arasındaki karşılıklı gerginliğin potansiyelini belirleyecek olan; özellikle Türkiye‘nin Ukrayna’ya silah tedariki olacaktır.
  • Türkiye, 2025’te bölgesel ajandasını sürdürecek. Hem diplomatik hem de kültürel araçları kullanarak ve güç faktörüne güvenerek etkisini genişletmeye çalışacaktır.
  • Çözülemeyen Kıbrıs sorunu ve Ege Denizi bölgesindeki Türk-Yunan çelişkileri, Ankara ile Atina arasında gerginliğin artması için kalıcı bir risk yaratacaktır. Ancak taraflar kapsamını sınırlamaya çalışacaktır.
  • Ankara, Suriye’de sınır ötesi askeri operasyonlarına ve Aralık 2024’te Beşar Esad rejimini deviren Suriye’deki silahlı muhalif güçlerini desteklemeye devam edecektir.
  • Türkiye, kontrol ettiği kuzey bölgelerinde kullandığı yönetim sistemini uygulayarak ve inşaat sektörü aracılığıyla Suriye’nin yeniden inşasına katılarak buradaki lider rolünü sürdürmek istiyor.
  • 3,5 Milyon Suriyeli mülteciyi (Ruslar, resmi rakamları kullansa da bizler bu rakamın daha fazla olduğunu biliyoruz) Türkiye’den geri gönderme görevi, Ankara’ya Suriye’deki duruma katılmak için ek fırsatlar sağlıyor. Mevcut koşullarda Türkiye ile diyalog, Rusya için hem Suriye hem de diğer bölgesel konuları tartışmak için en önemli format olmaya devam ediyor.
  • Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2040 Stratejisi’ne uygun olarak aralarındaki ilişkilerin geliştirilmesini teşvik etme politikasını sürdürecektir. Bu durum, belirli koşullar altında Rusya’nın bu devletlerle işbirliği projelerinde rekabete yol açabilecektir.
  • Türkiye’deki ekonomik durum, Rusya ile Batı arasındaki gerginliklerin ortasında Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik işbirliğinin artan önemi nedeniyle Rusya’nın dikkatinin odağında kalmaya devam edecek.
  • Türkiye’de kötüleşen bir ekonomik kriz, özellikle Ankara’nın ithal ettiği Rus doğalgazının ödenmesi açısından Rusya için de ekonomik riskler yaratabilir.

Rapordaki konular tabi ki bunlarla sınırlı değil. Oldukça derinlemesine analizler sunan bu metin, Rusya ve dünyanın önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı küresel değişimlerin karmaşık ve çok yönlü doğasını vurguluyor. Hem ekonomide hem de uluslararası politikada artan “belirsizlik” haline dikkat çeken Ruslar, kendilerine karşı devam eden yaptırımları, küresel enerji politikasındaki değişiklikleri, artan militarizasyonu ve küresel Güney’de liderlik için yoğun rekabeti ülkeleri için benzersiz bir risk ve fırsat kombinasyonu olarak değerlendiriyorlar.

Metin, bölgesel güçlerin ve iş birliği formatlarının öneminin arttığı “tek kutuplu” bir düzenden “çok kutuplu” bir dünya düzenine geçişe önem veriyor. Nitekim zaten Rusya için bu durum, BRICS, Asya-Pasifik bölgesi ülkeleri ve Küresel Güney ile bağları güçlendirme fırsatlarını ortaya koyuyor.

Rusların dış politikada Orta Doğu ve Post-Sovyet gibi stratejik açıdan önemli bölgelerdeki pozisyonlarını koruduğunu; öte yandan Çin ve Hindistan da dahil olmak üzere ortaklarının çatışan çıkarları arasında denge kurma ihtiyacıyla karşı karşıya olduğunu anlıyoruz.

Bu nedenle ilgili rapor, Rusya için önemli bir ödevi ortaya çıkartıyor; Ruslar, küresel türbülans bağlamında istikrar ve sürdürülebilir kalkınma elde etmek için kaynaklarını ve fırsatları etkili bir şekilde kullanması gerekiyor.

Rusya

Milyarder Melniçenko, The Economist’e konuştu: Rusya için sessiz kalma dönemi sona erdi

Yayınlanma

Rus sanayici Andrey Melniçenko, Ukrayna savaşı ve Batı yaptırımlarının ardından Kremlin’le yürüttüğü özel temasları ve ülkenin geleceğine dair The Economist dergisine özel mülakat verdi. Nükleer çatışma uyarısı yapan Melniçenko, Rusya’nın Çin uydusu olmasını veya Kuzey Koreleşmesini önleyecek yeni bir elitler egemenliği modeli önerdi.

Rus sanayi sektörünün en önemli aktörlerinden, mineral gübre üreticisi EuroChem ile kömür ve enerji devi SUEK şirketlerinin kurucusu Andrey Melniçenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kremlin’de gerçekleştirdiği teke tek görüşmenin ardından, ülkenin jeopolitik konumu ve ekonomik geleceğine dair analizlerini paylaştı.

The Economist dergisine mülakat vererek, Rusya gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1’ini üreten bir sanayi imparatorluğunun kurucusu olan Melniçenko, son yıllarda yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından Rus iş dünyasının ve devlet aygıtının yeni bir rasyonel zemine oturması gerektiğini belirtti.

Sanayici, Kremlin’de gerçekleşen ve bir saatten fazla süren kabulde, Rusya’nın küresel pazarlardaki rolünü ve Batı yaptırımlarının iş dünyasındaki etkilerini doğrudan Rusya Devlet Başkanı Putin’e aktardı.

Görüşmede elitlerin tarihi hatalarına dikkat çeken Melniçenko, iş dünyasının kendi geleceğini Rusya’nın kaderinden ayıramayacağını ifade etti.

“Para kazanmak için ayrı, güvenlik için ayrı ülke olamaz”

Kremlin’deki üst düzey kabulde Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını paylaşan sanayici Melniçenko, Batı dünyasının mülkiyet haklarına dair sunduğu garantilerin yanıltıcı olduğunun son yaptırımlarla kanıtlandığını vurguladı.

Rus elitlerinin uzun yıllar boyunca servetlerini yurt dışında tutarak güvenlik arayışına girmesini eleştiren iş insanı, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hitaben şu ifadeleri kullandı:

“Yıllarca Batı’nın mülkiyet haklarını koruyacağına inandık ancak bu durum neredeyse tüm servetimize mal oluyordu. Artık net bir gerçeği kabul etmek zorundayız: Para kazanmak için ayrı bir ülkeye, güvenlik, ailenizin geleceği ve gerçek hayat için başka bir ülkeye sahip olamazsınız.”

Melniçenko, Ukrayna savaşıyla başlayan sürecin küresel ticaret kurallarını tamamen ortadan kaldırdığını kaydetti. Kendi inşa ettiği küresel sanayi yapısının bu süreçten nasıl etkilendiğini anlatan iş insanı, “Bizler uluslararası kurallara dayalı küresel bir dünya olduğuna inanıyorduk. Ancak dünya bizim düşündüğümüz gibi bir yer çıkmadı. Küresel bir dünya yok, küresel kurallar yok. Siz devlet yönetimi olarak bunu bizden çok daha önce anladınız” dedi.

Savaşın ilk günlerinde Avrupa Birliği ve ABD tarafından yaptırım listesine alınan Melniçenko, hukuki zorunluluklar nedeniyle dünyanın en büyük ikinci gübre üreticisi konumundaki EuroChem şirketinin mülkiyet haklarını devretmek zorunda kaldığını anımsattı.

Batı yargısının tarafsızlığını yitirdiğini ifade eden sanayici, Avrupa Adalet Divanı nezdinde başlattığı yasal girişimlerin tamamen siyasi gerekçelerle reddedildiğini kaydetti.

“Sessizce boyun eğmenin dışındaki her adım risk taşır”

Rusya’nın güvenlik bürokrasisinin bağımsız hareket eden aktörleri bir tehdit olarak algıladığına değinen Melniçenko, bir iş insanı olarak kamusal alanda inisiyatif almanın taşıdığı risklerin farkında olduğunu belirtti.

Sanayici, güvenlik elitlerinin kurduğu baskı ortamına rağmen ülkenin geleceği için fikir üretmenin kaçınılmaz bir sorumluluk olduğunu şu sözlerle açıkladı:

“Mevcut sistemde sessizce boyun eğmenin dışındaki her adım doğal olarak büyük risk taşır. Tabii ki kafayı öne eğip beklemek en kolay yoldur. Ancak şu an Rusya için ortaya konan bahisler çok yüksek. Eğer bu süreçte ülkenin geleceğini şekillendirmek için sorumluluk almaz ve katılım sağlamazsanız, kendinizi kendi geleceğinizden tamamen dışlamış olursunuz.”

Uzun yıllar İsviçre’de yaşayan ve küresel teknoloji liderleriyle yakın ilişkiler geliştiren Melniçenko, Rusya ile olan bağını bir dış yatırımcı mantığıyla sürdürdüğü dönemin kapandığını ilan etti.

“Hayatımda ilk kez Rusya’dan başka bir ülkem olmadığını derinden hissediyorum” diyen iş insanı, Rus elitlerinin sermayeleriyle birlikte hırslarını ve entelektüel enerjilerini de ülkelerine geri getirmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mevcut güç yapısına doğrudan meydan okumak gibi bir niyetinin olmadığını dile getiren sanayici, amacının devlete rasyonel bir dönüşüm mimarisi sunmak olduğunu ifade etti. Melniçenko, ideolojilerden arınmış, fiziksel gerçekliğe ve ekonomik verilere dayanan bir yönetim yaklaşımının Rusya’yı mevcut çıkmazdan kurtarabileceğini savundu.

“Savaşın diğer ülkelere sıçrama riski endişe verici derecede yüksek”

Rusya topraklarının uzun bir aradan sonra doğrudan askeri saldırılara maruz kaldığına dikkat çeken sanayici, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik drone operasyonlarının sanayide ve enerji tedarikinde ciddi aksamalara yol açtığını kaydetti.

Ekonominin büyük bir baskı altında olduğunu ve elitler arasında ülkenin bir çıkmaza girdiğine dair ortak bir kanaatin oluştuğunu belirten Melniçenko, askeri çatışmanın küresel bir savaşa evrilme ihtimaline karşı uyardı:

“Ukrayna’daki savaş artık tartışmasız bir şekilde Rusya ile Batı dünyası arasında topyekun bir çatışma olarak görülüyor. Bu savaşın diğer ülkelere sıçrama riski endişe verici derecede yüksek. Nükleer silahların kullanılması ihtimalini bile dışlayamayız. Bizleri bu noktaya getiren nedenler her ne olursa olsun, kimin haklı ya da kimin haksız olduğunu tartışmayı bir kenara bırakıp mevcut gerçekliği kabul etmek zorundayız: Şu an tamamen haritalandırılmamış, belirsiz ve tehlikeli bir bölgedeyiz.”

Kaos dönemlerinin aynı zamanda yeni sistemler kurmak için bir laboratuvar işlevi gördüğünü dile getiren iş insanı, modern Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin yıkılış sürecindeki büyük dönüşümden doğduğunu hatırlattı.

Toplumun ve iş dünyasının şu an en çok düzen, öngörülebilirlik ve net bir gelecek vizyonuna ihtiyaç duyduğunu söyleyen Melniçenko, “İnsanlar özgürlükten korkmaz, insanlar kaostan korkar” değerlendirmesini yaptı.

“Kuantum dünyasında hiçbir şey kesin değildir ve her şey ihtimal dahilindedir”

Eğitimini aldığı kuantum istatistiği ve alan teorisinin dünyaya bakışını şekillendirdiğini belirten Melniçenko, fiziksel dünyanın akışkan yapısının kendisine dogmatik olmayan bir düşünce esnekliği kazandırdığını kaydetti.

Sanayici, bu felsefeyi iş dünyasına ve ülke yönetimine nasıl uyarladığını şu sözlerle anlattı:

“Kuantum dünyasında hiçbir şey kesin değildir ve her şey ihtimal dahilindedir. Gerçeklik akışkandır. Eğer bir gelişme, bir olay ya da bir olgu sizin hayata dair yerleşik görüşlerinizi çürütüyorsa, bu bir trajedi değil, aksine yeni bir fırsattır. Ben katı kuralları olan bir insan değilim. Bugün, dünden daha farklı bir stratejiye inanabilirim ve bu durum değişen koşullara uyum sağlamanın tek yoludur.”

Bu esnek vizyon sayesinde 2000’li yılların başında Çin’in ekonomik büyümesini önceden analiz ederek kömür ve gübre sektöründe devasa yatırımlar yaptığını belirten Melniçenko, Rusya’nın özelleştirme döneminde atıl kalan demiryolu hatlarını ve limanlarını küresel ticaret rotalarına entegre ettiğini anımsattı.

Dönemin Rusya Elektrik Monopolü RAO UES Başkanı Anatoliy Çubays ile gerçekleştirdiği hisse alım ortaklığını örnek göstererek, devlet kurumlarıyla kavga etmeden, pazar reformlarına inanarak büyük sanayi entegrasyonları gerçekleştirdiğini ifade etti.

“Rusya kalıcı bir kale zihniyetine hapsolursa dış çatışmayı iç politika aracı yapar”

Makalesinde Rusya’nın önündeki dört olası gelecek senaryosunu analiz eden Melniçenko, bu yollardan ilk üçünün ülke için yıkıcı sonuçlar doğuracağını savundu.

İlk senaryoda Rusya’nın Batı sistemine çevre bir ülke olarak yeniden entegre edilmesini “vasallık” olarak nitelendiren iş insanı, gururu kırılmış ve yenilmiş bir Rusya’nın kaçınılmaz olarak daha saldırgan bir rövanşizm üreteceğini belirtti.

İkinci senaryo olan Çin’in yörüngesine tamamen girme ihtimalini de değerlendiren sanayici, Pekin’in Rusya’yı sadece bir hammadde deposu ve tampon bölge olarak kullanmak isteyeceğini, ancak Rusya’nın iç sorunlarının sorumluluğunu üstlenmeyeceğini yazdı. Melniçenko, bu iki senaryo arasındaki tek farkın “derebeyinin kimliği” olacağını vurguladı.

Üçüncü tehlikenin, ülkenin nükleer silahların kontrolsüz dağıldığı bir iç çatışma ve bölünme sürecine girmesi olduğunu belirten sanayici, dördüncü ve en olası tehlikeye karşı ise şu uyarıyı yaptı:

“Güvenlik servislerinin desteklediği ve Kremlin’de ciddi şekilde tartışılan Kuzey Kore tarzı bir içe kapanma modeli, hem elitler hem de halk için büyük bir tehdittir. Rusya eğer kalıcı bir kale zihniyetine hapsolursa, dış çatışmayı kalıcı bir iç politika aracı haline getirir. Bu model askeri baskıyı, ekonomik rasyonelleşmeden uzaklaşmayı, karne uygulamasını ve istikrarsızlık ihracını beraberinde getirir.”

Melniçenko, bu karanlık senaryolardan çıkışın tek yolunun, devletin mülkiyet haklarını bir lütuf olarak değil, anayasal bir yükümlülük olarak koruduğu “gerçek egemenlik” modeli olduğunu kaydetti.

“Amacımız Rusya’yı insanların gitmek istemeyeceği kadar cazip bir yer yapmak olmalı”

Önerdiği egemen devlet modelinin sadece siyasi bir söylemden ibaret olmadığını, ekonomik rasyonaliteye dayanması gerektiğini belirten Melniçenko, Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinden nitelikli iş gücünü çekebilmesi ve ülkeden kaçan eğitimli nüfusu geri kazanabilmesi için yaşam standartlarının yükseltilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.

Sanayici, tarihi referanslarla desteklediği vizyonunu şu şekilde özetledi:

“Bizim temel amacımız Rusya’yı insanların gitmek istemeyeceği, yaşamak için can atacağı kadar cazip, güvenli, öngörülebilir ve müreffeh bir yer yapmak olmalıdır. Ancak o zaman insanların ülkeden kaçması için bir neden kalmaz. Bu Rusya, ne Batı ne de Çin için dikte edilebilir bir ortak olmak zorundadır. Kendi vatandaşlarının konforunu ve güvenliğini öncelikli kılan, dış dünya için ise öngörülebilir ve rasyonel hareket eden bir devlet yapısı inşa edilmelidir. Batı için zor bir ortak olabiliriz ama en azından bir kara delik olmayız. Çin için bir uydu devletten daha az kullanışlı olabiliriz ama büyük ve istikrarsız bir vasaldan çok daha güvenli bir komşu oluruz.”

Tarihsel dönüşümlerin her zaman elitlerin uzlaşısıyla yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştiğini belirten Melniçenko, Rusya’nın geleceğini inşa edecek kadroların sanayiciler, teknokratlar ve sivil toplum liderlerinden oluşması gerektiğini savundu.

Egemenlik ve katılım hakkı verilen elitlerin, kendi çıkarlarını korumak adına devlet mekanizmasını rasyonel bir çizgide tutacağını ifade etti.

Sanayici, değişimin zamanını tahmin etmenin imkansız olduğunu ancak o an geldiğinde hazırlıklı olmak gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı:

“Kuantum fiziğinde olduğu gibi, sadece bir gözlemcinin ortaya çıkışı bile dünyaya ve sisteme yeni bir anlam kazandırmaya yeterlidir.”

Okumaya Devam Et

Rusya

Şohin’den Rusya Merkez Bankasına faiz uyarısı

Yayınlanma

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın Rusya Merkez Bankasının 24 Temmuz’daki toplantısında politika faizini artırması için bir gerekçe oluşturmaması gerektiğini belirtti. Şohin, Merkez Bankasının bu duruma doğrudan faiz artışıyla yanıt vermemesini beklediklerini ifade etti.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin, Uzak Doğu Federal Bölgesi’ndeki Bölgesel İşveren Dernekleri Koordinasyon Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, yakıt piyasasındaki fiyat artışlarının Rusya Merkez Bankasının (CBR) 24 Temmuz’da yapacağı toplantıda politika faizini artırması için bir gerekçe teşkil etmemesi gerektiğini ifade etti.

Şohin, yakıt piyasasında gözlenen durumun iş dünyası için ek zorluklar yarattığını kabul etmekle birlikte, olası bir enflasyon ivmelenmesine karşı para politikasını sıkılaştırarak mücadele etmenin yanlış bir yaklaşım olacağını dile getirdi.

Konuya dair değerlendirmesinde Şohin, “Merkez Bankasından, diğer sektörlerde de fiyat artışlarını tetikleme potansiyeli taşıyan yakıt fiyatlarındaki yükselişe karşı politika faizini artırarak doğrudan ve sert bir tepki vermesini beklemek kuşkusuz doğru olmaz” dedi.

RSPP Başkanı, iş dünyasının, faiz kararı alınırken ekonomi yönetiminin “sağduyulu” hareket edeceğine güvendiğini sözlerine ekledi.

Rusya Merkez Bankası ucuz krediyle büyüme tezini reddetti

Merkez Bankası enflasyonist risklere dikkat çekmişti

Rusya Merkez Bankası, 19 Haziran’daki son toplantısında politika faizini 25 baz puan düşürerek yıllık yüzde 14,25 seviyesine çekmişti.

Bununla birlikte kurum, enflasyonist risklerin ağırlığını koruduğu yönünde uyarı yapmıştı. Merkez Bankası yetkilileri, motorlu taşıt yakıtı üretiminde yaşanan geçici düşüşün risk unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, yakıt piyasasında haziran ayında ortaya çıkan tablonun mevcut fiyat artış hızını destekleyebileceğine ve daha önce öngörülenden daha yüksek bir faiz patikasına ihtiyaç duyulabileceğine işaret etmişti.

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, haziran ayındaki toplantının ardından yaptığı açıklamada, yönetim kurulunun üç seçeneği değerlendirdiğini bildirmişti.

Bu seçeneklerin faizi yüzde 14,50 seviyesinde sabit tutmak, yüzde 14,25’e veya yüzde 14’e düşürmek olduğunu belirten Nabiullina, faiz indirimleri için hareket alanının daraldığını kaydetmişti.

Karar sürecinde beklentiler izlenecek

Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Aleksey Zabotkin ise 29 Haziran’da yaptığı açıklamada, 24 Temmuz’daki toplantı için güncellenecek makroekonomik öngörüler hazırlanırken yakıt piyasasındaki durumun dikkate alınacağını belirtmişti.

Zabotkin, kurum için sadece benzin ve dizel fiyatlarındaki değişimin değil, bu değişimin hanehalkı ile iş dünyasının enflasyon beklentilerine olan etkisinin de önem taşıyacağını ifade etmişti.

Merkez Bankası tarafından 1 Temmuz’da yayımlanan haziran ayı toplantı özetinde de enflasyonist risklerin belirginleşmesi sebebiyle, enflasyonu hedef seviyeye geri döndürmek amacıyla nisan öngörülerine kıyasla daha yüksek bir politika faizi patikasının gerekebileceği aktarılmıştı.

Daha sonra konuya değinen Nabiullina, faiz indirimi yönünde alanın halen var olduğunu, ancak gevşeme adımlarının zamanlaması ile hızının yakıt piyasasındaki gelişmelerin ikincil etkilerine bağlı şekilleneceğini açıklamıştı.

Rus milyarder Melniçenko: Küresel güvenlik için öngörülebilir bir Rusya gerekli

Okumaya Devam Et

Rusya

AB’den Rusya krizi nedeniyle Venedik Bienali’ne ceza

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Rusya pavyonunun yeniden açılmasına izin veren Venedik Bienali’ne yönelik 2 milyon avroluk hibe desteğini kesme kararı aldı. Karar, katılımcıların pavyonun açılışını savunmak amacıyla sundukları gerekçelerin incelenmesinin ardından verildi.

Avrupa Komisyonu, Avrupa Eğitim ve Kültür Yürütme Ajansına (EACEA) bir tavsiyede bulunarak Venedik Bienali’ne sağlanan 2 milyon avro tutarındaki hibenin durdurulmasını talep etti.

Karar, Avrupa Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen tarafından sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamayla duyuruldu.

Virkkunen yaptığı paylaşımda, “Bu karar, bienal katılımcılarının Rus pavyonunun yeniden açılmasını haklı göstermek amacıyla gönderdikleri yanıtların titizlikle değerlendirilmesinin ardından alındı. Avrupa’da vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen kültür, demokratik değerleri teşvik etmeli ve korumalıdır” ifadelerini kullandı.

Rusya’ya, serginin düzenlendiği Venedik’teki Giardini Bahçeleri’nde kendi pavyonunu açma izni 2022 yılından bu yana ilk kez verildi. Bu karar, hem İtalya Hükümeti hem de Avrupa Birliği kanadında ciddi tartışmalara ve eleştirilere yol açtı.

Brüksel, nisan ayında bienale yönelik 2 milyon avroluk sübvansiyonu askıya alırken, İtalya makamları durumu incelemek üzere Venedik’e müfettişler gönderdi.

Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa Komisyonu, Rus pavyonunun bienale kabul edilmesinin AB yaptırımlarının ihlali anlamına geleceği konusunda İtalya Hükümetini önceden uyardı.

Tartışmaların odağındaki Venedik Bienali’nin Başkanı Pietrangelo Buttafuoco ise savunmasında, bienalin bir “mahkeme” değil, aksine bir “barış bahçesi” olduğunu dile getirdi.

Buttafuoco, Fransız Devrimi, Aydınlanma ve sekülerizmle şekillenen modern dünyanın, günümüzde adeta bir “hoşgörüsüzlük laboratuvarına” dönüştüğünü; sansür, kapatma ve dışlama taleplerinin merkez haline geldiğini ifade etti.

Öte yandan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da konuya ilişkin değerlendirmede bulundu.

Kallas, Avrupa Komisyonunun uyguladığı baskılara rağmen, Rusya’nın spor müsabakaları ve Venedik Bienali gibi etkinliklere katılımı sayesinde Avrupa ülkelerindeki nüfuzunu giderek artırdığını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English