Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya 2025’te neler bekliyor?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Federasyonu’nun en önemli araştırma kurumlarından birisi olan IMEMO – Yevgeniy Primakov Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, her yıl olduğu gibi 2025 yılı için de öngörülerini bir rapor olarak yayımladı.

Rusya Bilimler Akademisi‘ne bağlı araştırma enstitüsü olan IMEMO, 1956 yılında kuruldu. Enstitü, modern dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin gelişimindeki ana eğilimleri incelemeyi ve siyasi kararlar almak için güvenilir bir analitik temel geliştirmeyi amaçlıyor.

Kurum, Rusya’nın federal ve bölgesel yetkilileri, medya, büyük devlet ve özel şirketler ile birlikte Rus ve yabancı araştırma merkezleriyle etkileşim halinde faaliyetlerine devam ediyor.

IMEMO’nun 2025 yılı projeksiyonuna göre en önemli siyasi trendler şunlar olacak:

  • Donald Trump’ın yeni Cumhuriyetçi yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri’nde iktidara gelmesiyle bağlantılı olarak Amerikan politikasındaki değişiklikler
  • Dünya genelindeki muhtelif çatışmaların; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ilgili askeri-politik ve sosyo-ekonomik istikrarsızlığı ve belirsizliği ortaya çıkarması ve dünya siyasetinde güvenlik ve militarizasyon konularının öneminin artması eğilimi
  • Küresel Güney

Ruslara göre 2024’te çatışma yaratan arka planın artmasının nedenleri sadece “sıcak çatışmalar” değil, aynı zamanda düzinelerce ülke ve kuruluşta (örneğin Avrupa Parlamentosu) seçimlerin yapıldığı yoğun mücadele, önde gelen ülkelerde ve uluslararası kurumlarda (örneğin Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi) derinleşen iç siyasi dengesizlikler ve bölünmelerdi.

Tüm bunlar, tüm dünyayı etkisi altına alan 2024 ABD Başkanlık Seçimleri’ne ilişkin endişeli beklentiler zemininde, belirsizliği dünya siyasetini etkileyen bağımsız bir faktöre dönüştürdü.

Rapora bakınca 2025’te, hükümet değişikliğinin yaklaştığı Fransa, erken seçimlerin yaklaştığı Almanya, Romanya, Gürcistan ve Kore Cumhuriyeti iç siyasi kriz durumuna gireceği öngörülüyor.

IMEMO uzmanlarına göre Suriye‘deki iktidar rejimi kısa denilebilecek bir sürede ve beklenmedik bir şekilde çöktü. Çatışma gruplarının etno-dinsel doğası ve krize dahil olan uluslararası aktörlerin (İran, Türkiye, Rusya, ABD ve İsrail) daha az karmaşık olmayan çıkar birliği de dahil olmak üzere çok bileşenli yapıyı hesaba katan Ruslar, Suriye’deki mevcut politik değişimi, “öngörülemeyen ve belirsiz bir durum” olarak görüyor.

Ek olarak uzmanlar, Suriye’deki mevcut durumu, ölçeği ve konumu önemli ölçüde farkları olsa bile, 2023‘te Güney Kafkasya‘da yaşanan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ’da meydana gelen savaşa benzetiyor. Buradaki benzetmeyi ise, “dış patronların” (her iki vakada da İran ve Rusya) dikkatlerinin diğer çatışma bölgelerine çekilmesi ve askeri eylemlerin hızla gelişmesine bağlıyorlar.

Öte yandan Ukrayna’daki çatışma halinin 2025 yılında getireceği belirsizlikler silsilesi de (çatışmaların tırmanması veya barış görüşmeleri olmak üzere her iki durum da hesaba katılarak) gündeme alındığında mevcut durum, Rusya Federasyonu açısından “son derece yüksek radikal bir belirsizlik” olarak nitelendiriliyor.

Küresel çaptaki gelişmeleri, dünya siyaseti ve uluslararası ilişkiler üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip eylemler olarak nitelendiren Rus uzmanlar, mevcut belirsizlik halini çatışma dinamiklerinin yalnızca başlangıç noktası olarak görüyorlar. Uzmanlara göre önceki dünya düzeninin dönüşümü, “Dünyanın Sonu” anlamına gelmiyor. Genel olarak tanınan bir düzenin ve toplum yaşamının tekdüze normlarının kategorik olarak eksikliği anlamına gelen bir çöküş olarak nitelendiriliyor.

Uluslararası sorunların çözümünde kabul edilmesi mümkün olmayan dayatmacı yöntemlerinin hızla fiili olarak meşrulaştırıldığını belirten rapor, mevcut hali “Küresel İtaatsizlik Şöleni” olarak betimliyor. Bir süredir global çapta değerlendirilen “oldu-bitti” normuyla birlikte kaos olarak da nitelendirilebilecek “Yeni Normallik” algısının sonucunda; inşa edilecek dünyanın başlıca ülkeleri artık dış politika planlamasını kurarken, proaktif stratejileri ve askeri güç faktörünü çok daha fazla öncelleştireceği vurgulanıyor.

Ancak burada siyaset bilimi nezdinde değerlendirme yapmak gerekirse:

“Rus uzmanların önermelerine göre, daha önce büyük güçlerin az veya çok fikir birliğini yansıtan güçlü bir dünya düzeninin ataletiyle başarılı bir şekilde bastırılan çatışma halleri, zincirleme bir şekilde alevlenebilir. Bu durum: Suriye, Karabağ ve Lübnan’daki örneklerde gördüğümüz gibi; sorunları tek taraflı dayatmacı yöntemlerle çözmek için bir fırsat penceresi açar.”

ABD Faktörü:

Pekala Amerikan faktörünü de değerlendiren Rus uzmanlar, 2025 yılında ABD’de yeni bir hükumetin gelmesinin ardından (yalnızca yeni başkanlık idaresi değil; aynı zamanda yasama ve yürütme aygıtlarında da Cumhuriyetçilerin etkisinin artmasıyla birlikte) küresel gündemin neredeyse tüm kilit alanlarında (Avrupa’dan Çin’e, Arktik’ten Güney Afrika’ya) “politik çatallanmalar” yaşanacağını öngörüyorlar. Buna göre kısa ve orta vadede:

  • Ukrayna’daki çatışma halinin çözüme kavuşturulması,
  • Rusya ve İran’a karşı yaptırımların olası artırılması veya hafifletilmesi,
  • Asya – Pasifik ve Afrika’da çok ve/veya iki taraflı formatlı işbirliklerinin artırılması, olası senaryolar şeklinde ortaya çıkıyor.

Donald Trump’ın “MAGA – Make America Great Again (Yeniden Büyük Amerika)” politikasındaki çelişkiye dikkat çeken Ruslar, Çin ile zorlu ticari, ekonomik ve jeopolitik savaşı kazanmak isteyen ABD’nin aynı zamanda modern dünyada, mümkün mertebe geleneksel Amerikan izolasyonculuğuna geri dönerek; sınır ötesindeki savaşlara ve çatışmalara nasıl katılmayacağını sorguluyor. Bu ikilemin de “politik çatallanmalar” yaratacağı kanaatine varıyorlar.

Yukarıda aktardığım tüm bu belirsizlik halini irdelersek, son yıllarda ortaya çıkan küresel siyasetteki değişim süreçleri daha belirgin hale geldi diyebiliriz. Dünya tek kutuplu olmaktan çıktı. Yeniden ABD Devlet Başkanı seçilen Donald Trump’a yönelik korku ve düşmanlığa paralel şekilde ABD artık çoklu çatışmaları tek başına çözebilecek ve dünya üzerindeki baskın rolünü yeniden tesis edebilecek bir güç olmaktan çıktı. Raporda Rus uzmanların da belirttiği gibi, Washington‘da artık politikalar “Çin merceğinden” görülecek. ABD, artık çatışmaları tek başına çözemiyor ve II. Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen Yalta–Postdam Sistemi ile birlikte anlaşmalar ve kurumlar neredeyse tamamen çökmüş durumda.

Enstitünün 2025 çalışmasında birkaç küresel öngörü daha bulunuyor:

  • Ticaret ve ekonominin yanı sıra güvenlik alanında da küreselleşmenin yavaşlaması ancak bölgeselleşmenin hızlanması eğilimi;
  • Dünya siyasetinde Asya – Pasifik bölgesinin artan ağırlığı ve güçlenen rolü;
  • Türkiye ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin rollerinin artışıyla birlikte Rusya’nın Asya’da yalnızca Çin ile değil aynı zamanda Türkiye ve Hindistan ile de uluslararası rekabetinin yoğunlaşması.

Uzmanlara göre öngörülebilir gelecekte tüm bunlar ve benzeri olgular; çok kutupluluğun genişlemesine ve uluslararası ilişkilerin postmodernist biçimde gelişmesine yol açacak. Rapora bakarsak, küresel ekonomideki yeni işleyiş modeli, emtia ve finansal akışların konturlarının temeli olacak çeşitli güç merkezlerinin ortaya çıkmasıyla şekillenecek.

Ancak her şeye rağmen Ruslar, kendilerinin ekonomik potansiyellerini umut verici bulurken; tam teşekküllü ekonomik bir güç merkezi olmak için ise yetersiz buluyorlar. Rapora göre, Rusya’nın dost olarak tanımladığı ülkelerle (BRICS ve Küresel Güney) üretim ve teknolojik işbirliği sistemini organik olarak entegre etmesi, hem kendisine hem de “dost ülkelerine” büyük fırsatlar yaratacak.

Küresel Güvenlik – 2025

Raporda uluslararası güvenliği güçlendirmek için tasarlanan kurumların krizine de değinen Ruslar, ABD‘nin BM‘nin münhasır yetkilerini görmezden gelmesiyle birlikte silah kontrolü alanında bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Aslında hatırlarsanız bu durum, 2003‘te başlayan Irak Savaşı sırasında tamamen belirgindi. Bir dizi silah kontrolü, silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi rejiminin kademeli olarak bozulması; özellikle 2010’larda OPCW – Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün çalışmalarında belirgin hale gelen destekleyici kurumların siyasallaşmasına yol açtı.

Rapor da bu duruma dikkat çekiyor ve ekliyor: 2025’e gelindiğinde kriz, kademeli olarak artıyor ve sadece askeri-politik alanda değil tam teşekküllü bir biçimde küresel yönetişimde artan işlevsel bozukluğun ön plana çıktığı belirtiliyor. En açık örneği ise, Dünya Ticaret Örgütü’nün ABD Çin çelişkisi sebebiyle felç halde olması şeklinde ortaya koyuyorlar.

Ruslara göre 2025‘te, büyük güçlerin blok siyasetine yaklaşımlarında gözle görülür değişiklikler devam edecek. Nitekim dünya genelinde birçok araştırmacı, kalıcı ittifakların aksine oluşturulan durumsal koalisyonlara doğru bir kayma olduğunu belirtiyordu. Raporda da belirtildiği gibi, ikili ve çok taraflı askeri ittifaklar ağı kuran ABD, askeri-politik hakimiyetini güçlendirme konusundaki isteğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu durumun özellikle son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde belirginleştiğini belirten raporda, ABD’nin “Hint-Pasifik Stratejisi” kavramı etrafında inşa ettiği Çin’e karşı çok yönlü ve çok seviyeli bir zorla kontrol sistemine dikkat çekiliyor. Aynı zamanda, kavram tartışmalı askeri-teknik girişimler (örneğin: Yatay silahlanma yarışı açısından sorular ortaya çıkaran AUKUS) ve uzun menzilli füzelerin hızla yayılması (hem silah transferleri şeklinde hem de bölgeye Amerikan sistemleri konuşlandırılarak) eleştiriliyor. Bu eğilimin, Güneydoğu Asya’da barışçıl sürdürülebilir kalkınma kavramını tehdit ettiği öne sürülüyor.

2025 yılında bu süreçlerin birikmiş ataletin etkisi altında gelişmeye devam edeceğini düşünen Rus uzmanlar, uluslararası güvenlik alanında, kolektif güvenliğin normatif kurumları aracılığıyla çözülemeyen çelişkilerin ilgili normatif kurumların zayıflığı nedeniyle birikeceğini belirtiyor. Buna ek olarak uzmanlar şunu da ekliyor: Dünya düzenindeki kriz hali, giderek daha az güvenli bir uluslararası ortamda ulusal güvenliği sağlamak için kabul edilebilir davranış sınırlarının ötesine geçmeyi zorlaştırıyor. Küresel ve bölgesel boyuttaki güvenliğin zayıflaması devam ettiği sürece, çatışmaların sayısı ve kapsamı büyük oranda artmaya devam edecek.

Türkiye 2025

Pekala Türkiye ile ilgili öngörüler olmadan olmaz. Rus uzmanlar, Türkiye ile ilgili düşüncelerini şu satırbaşlarıyla özetleyebiliriz:

  • Ankara, Rusya ile Batı arasında denge kurma stratejisini sürdürecek.
  • Vaşington’a gelecek yeni başkanın YPG ile işbirliği sorununu çözüme ulaştırması, Ankara ile Vaşington arasındaki ilişkilerin ısınmasına yardımcı olabilir.
  • İki ülkenin İran ve İsrail-Filistin çatışması ile ilişkilere yaklaşımlarındaki farklılıkların çözümü de en az YPG sorunu kadar zor olacak.
  • Türkiye, ABD arasındaki ilişkilere bir “reset” atmak isteyecektir.
  • Birçok alanda örtüşen çıkarlara dayalı ve mevcut çelişkileri etkisiz hale getirmeyi amaçlayan Rus-Türk işbirliği, pragmatik ortaklık ruhuyla devam edecektir.
  • Rusya ile Türkiye’nin uluslararası çatışmalara yaklaşımı farklı olduğu göz önüne alındığında, Rusya ile Türkiye arasındaki karşılıklı gerginliğin potansiyelini belirleyecek olan; özellikle Türkiye‘nin Ukrayna’ya silah tedariki olacaktır.
  • Türkiye, 2025’te bölgesel ajandasını sürdürecek. Hem diplomatik hem de kültürel araçları kullanarak ve güç faktörüne güvenerek etkisini genişletmeye çalışacaktır.
  • Çözülemeyen Kıbrıs sorunu ve Ege Denizi bölgesindeki Türk-Yunan çelişkileri, Ankara ile Atina arasında gerginliğin artması için kalıcı bir risk yaratacaktır. Ancak taraflar kapsamını sınırlamaya çalışacaktır.
  • Ankara, Suriye’de sınır ötesi askeri operasyonlarına ve Aralık 2024’te Beşar Esad rejimini deviren Suriye’deki silahlı muhalif güçlerini desteklemeye devam edecektir.
  • Türkiye, kontrol ettiği kuzey bölgelerinde kullandığı yönetim sistemini uygulayarak ve inşaat sektörü aracılığıyla Suriye’nin yeniden inşasına katılarak buradaki lider rolünü sürdürmek istiyor.
  • 3,5 Milyon Suriyeli mülteciyi (Ruslar, resmi rakamları kullansa da bizler bu rakamın daha fazla olduğunu biliyoruz) Türkiye’den geri gönderme görevi, Ankara’ya Suriye’deki duruma katılmak için ek fırsatlar sağlıyor. Mevcut koşullarda Türkiye ile diyalog, Rusya için hem Suriye hem de diğer bölgesel konuları tartışmak için en önemli format olmaya devam ediyor.
  • Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2040 Stratejisi’ne uygun olarak aralarındaki ilişkilerin geliştirilmesini teşvik etme politikasını sürdürecektir. Bu durum, belirli koşullar altında Rusya’nın bu devletlerle işbirliği projelerinde rekabete yol açabilecektir.
  • Türkiye’deki ekonomik durum, Rusya ile Batı arasındaki gerginliklerin ortasında Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik işbirliğinin artan önemi nedeniyle Rusya’nın dikkatinin odağında kalmaya devam edecek.
  • Türkiye’de kötüleşen bir ekonomik kriz, özellikle Ankara’nın ithal ettiği Rus doğalgazının ödenmesi açısından Rusya için de ekonomik riskler yaratabilir.

Rapordaki konular tabi ki bunlarla sınırlı değil. Oldukça derinlemesine analizler sunan bu metin, Rusya ve dünyanın önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı küresel değişimlerin karmaşık ve çok yönlü doğasını vurguluyor. Hem ekonomide hem de uluslararası politikada artan “belirsizlik” haline dikkat çeken Ruslar, kendilerine karşı devam eden yaptırımları, küresel enerji politikasındaki değişiklikleri, artan militarizasyonu ve küresel Güney’de liderlik için yoğun rekabeti ülkeleri için benzersiz bir risk ve fırsat kombinasyonu olarak değerlendiriyorlar.

Metin, bölgesel güçlerin ve iş birliği formatlarının öneminin arttığı “tek kutuplu” bir düzenden “çok kutuplu” bir dünya düzenine geçişe önem veriyor. Nitekim zaten Rusya için bu durum, BRICS, Asya-Pasifik bölgesi ülkeleri ve Küresel Güney ile bağları güçlendirme fırsatlarını ortaya koyuyor.

Rusların dış politikada Orta Doğu ve Post-Sovyet gibi stratejik açıdan önemli bölgelerdeki pozisyonlarını koruduğunu; öte yandan Çin ve Hindistan da dahil olmak üzere ortaklarının çatışan çıkarları arasında denge kurma ihtiyacıyla karşı karşıya olduğunu anlıyoruz.

Bu nedenle ilgili rapor, Rusya için önemli bir ödevi ortaya çıkartıyor; Ruslar, küresel türbülans bağlamında istikrar ve sürdürülebilir kalkınma elde etmek için kaynaklarını ve fırsatları etkili bir şekilde kullanması gerekiyor.

Rusya

Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Yayınlanma

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.

Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.

Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.

İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.

Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.

Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.

Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor

Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.

Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.

Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.

Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.

Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.

Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.

Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor

Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu

Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.

Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.

Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.

İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.

Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:

“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”

Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.

Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.

Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.

Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.

Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.

Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.

Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.

Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.

Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.

Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.

Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:

“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”

Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.

İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.

Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.

Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.

Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.

Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.

Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.

FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.

Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.

Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.

Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.

FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.

Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.

Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.

Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya dış kamu borcunu nisan ayında rekor düzeyde azalttı

Yayınlanma

Rusya’nın dış kamu borcu nisan ayında 4,2 milyar dolar gerileyerek son 15 yılın en hızlı aylık düşüşünü kaydetti. Maliye Bakanı Anton Siluanov federal düzeydeki dış borcu yakın zamanda tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklarken, uzmanlar yüksek faiz oranları nedeniyle bütçedeki borç servis maliyetlerinin arttığına dikkat çekiyor.

Rusya’nın dış kreditörlere olan kamu borcu, nisan ayında istatistik tarihinin en büyük aylık düşüşlerinden birini kaydetti.

RIA Novosti’nin Rusya Maliye Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, mart sonunda 61,1 milyar dolar olan devlet dış borcu, nisan ayında 4,2 milyar dolar azalarak 58,9 milyar dolara geriledi.

Bu azalış, son 15 yılda kaydedilen en hızlı aylık düşüş oldu. Bundan önceki rekor düşüş, Temmuz 2018’de borcun 3,6 mlyar dolar gerilemesiyle yaşanmıştı.

Maliye Bakanı Anton Siluanov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, Rusya’nın dış kamu borcunu tamamen kapatma niyetinde olduğunu belirtti.

Siluanov, “Dış borcumuz yalnızca yüzde 10 seviyesinde, bunu da yakında ödeyeceğiz. Umuyorum ki bu tür borçlarımız kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamanın özel sektör ve bankaların toplam dış borcunu değil, yalnızca federal düzeydeki devlet dış borcunu kapsadığı belirtildi.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Rusya’nın yerli veya yabancı alacaklıların elinde bulunan dış tahvil borcu 33,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Rusya Merkez Bankası verileri ise 1 Nisan itibarıyla yerleşik olmayan yabancıların elindeki kamu borcunun 23 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

Nisan ayındaki sert düşüşün nedenlerine değinen derecelendirme kuruluşu NRA’nın Yönetici Direktörü Sergey Klisenko, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, şu değerlendirmede bulundu:

“Rusya’nın dış borcundaki nisan ayı düşüşü, neredeyse tamamen yabancı para cinsinden verilen devlet garantilerinin vadelerinin dolması ve hacminin azalmasıyla ilgilidir. Yabancı para cinsinden olan bu borç bileşeni, devletin zaman zaman belirli sektörleri, projeleri veya şirketleri desteklemek amacıyla yeni garantiler ihraç etmesi nedeniyle sürekli bir düşüş trendi sergilemiyor. Nitekim nisan ayındaki düşüşün ardından mayıs ayında devlet garantileri yeniden 1 milyar dolar artarak 22,5 milyar dolara yükseldi.”

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Rus yetkililer, geçmişte Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan borç bağımlılığından alınan dersler doğrultusunda uzun süredir sıkı bir borçlanma politikası yürütüyor.

Rusya, vergi mevzuatının düzenlenmesi ve yüksek petrol gelirleri sayesinde 2005 yılında IMF’ye olan borcunu vaktinden önce tamamen kapatmıştı.

O tarihten bu yana Maliye Bakanlığı, kriz dönemlerinde bile dış borçlanmayı sıkı şekilde kontrol altında tutuyor.

Gelişmiş ülkelerde ise kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüksek seviyelerde seyrediyor. Konuya ilişkin verileri paylaşan Sergey Klisenko, ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon dolara yaklaştığını ve GSYİH’sinin yüzde 130’una ulaştığını belirtti.

Klisenko, “Mevcut faiz oranlarıyla ABD’nin yıllık sadece faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara, yani yıllık bütçesinin yüzde 20’sine yaklaşıyor ki bu sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.

Japonya’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 230’u aştığını ifade eden uzman, Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumun yaşandığını, borç oranının Yunanistan’da yüzde 150, İtalya’da yüzde 138 ve Fransa’da yüzde 118 seviyesinde olduğunu aktardı.

Rusya’nın yabancı para cinsinden kamu borcunun son 15 yılda radikal bir değişim göstermediğini belirten Klisenko, 2014 yılında da bu borcun mutlak değer olarak 80 milyar doları aşmadığını ve GSYİH’ye oranının yüzde 4’ün altında kaldığını kaydetti.

Rusya hükümetinin, yaptırım risklerini öngörerek uzun süre önce ruble cinsinden borçlanmaya öncelik verdiğini ifade eden Klisenko, önümüzdeki dönemle ilgili şu öngörüleri paylaştı:

“Yabancı para cinsinden kamu borcu önümüzdeki bir ila iki yıl içinde muhtemelen azalmaya devam edecektir. Ancak daha uzun vadede Rusya hükümeti, faiz giderlerini azaltmak amacıyla Çin yuanı dahil dost ülkelerin para birimlerinde borçlanmayı artırma seçeneklerini değerlendirebilir. Çünkü yabancı para cinsinden tahvil ihraçlarının faiz oranları, ruble cinsinden ihraçlara kıyasla yarı yarıya daha düşük.”

Rusya’da Duma bütçe sınırlarını kaldırdı: Hükümet borçlanmayı artırabilecek

Rusya’nın toplam kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 16’yı aşmaması nedeniyle borçlanmayı artırma alanı bulunduğunu belirten uzmanlar, yüksek faiz oranlarının bütçe üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor.

Klisenko, “Düşük borç oranına rağmen, yüksek politika faizi nedeniyle mevcut faiz giderleri bütçede şimdiden önemli bir harf kalemi haline gelmektedir” uyarısında bulundu.

Finansal Grup Finam’ın Makroekonomik Analiz Bölüm Başkanı Olga Belenkaya da borç servis maliyetlerindeki artışa işaret ederek şu verileri aktardı:

“Rusya’nın kamu borç servis giderlerinin toplam bütçe içindeki payı kademeli olarak artıyor ve tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıkmış durumda. 2021 yılında borç servisi toplam harcamaların yüzde 4,4’ünü oluşturuyordu. 2015-2021 yılları arasında bu oran ortalama yüzde 4 seviyesindeydi. Bütçe politikası belgelerine göre, 2026-2028 döneminde ise bu payın toplam bütçe harcamalarının yüzde 8 ila 9’una ulaşması öngörülüyor.”

Belenkaya, borç servis maliyetlerinin artmasında yalnızca Merkez Bankası’nın politika faizinin değil; borçlanma hacmi, piyasa talebi, uzun vadeli enflasyon beklentileri ve risk primi gibi unsurların belirlediği getiri oranlarının da etkili olduğunu açıkladı.

Buna rağmen Rusya’nın borç servis harcamalarının GSYİH’ye oranının hala dünya ortalamasının altında olduğunu belirten ekonomist, bu oranın Rusya’da bu yıl için yüzde 1,7 olarak planlandığını, buna karşın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 3,3, ABD’de ise yüzde 3,9 seviyesinde olduğunu kaydetti.

Belenkaya, “Yine de faiz giderlerinin bütçedeki payının daha fazla artması Rusya için istenmeyen bir durumdur. Zamanla bu durum, borç servis harcamalarının diğer bütçe kalemlerini baskılamasına yol açabilir. Devlet, kaynaklarını öncelikli hedeflere yönlendirmekte zorlanabilir veya ekonomik büyüme pahasına vergi yükünü daha da artırmak zorunda kalabilir” değerlendirmesiyle sözlerini tamamladı.

Rusya’da kurumsal tahvil temerrütleri son 10 yılın zirvesine çıktı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English