Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya göç politikasını yeniden yapılandırıyor

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla, göç alanındaki devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla İçişleri Bakanlığı bünyesinde Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresi kuruldu. Eski Başsavcı Yardımcısı Andrey Kikot’un başına getirildiği yeni yapının, göç süreçlerini düzene sokması ve koordinasyonu artırması hedefleniyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla, İçişleri Bakanlığı bünyesinde Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresi kuruldu.

İdare, “göç alanında devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla” oluşturuldu.

Uzmanlara göre, yeni yapının kurulması, önemli ve bariz kusurları olan göç politikasını değiştirmeye yönelik kapsamlı çalışmaların bir parçası.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “göç alanında devlet yönetimini iyileştirmek amacıyla” İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Göç İşleri Genel Müdürlüğü temelinde (bu müdürlük, 2016 yılında lağvedilen Federal Göç İdaresi temelinde kurulmuştu) Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresinin kurulması talimatını verdi.

İdarenin başına, daha önce Başsavcı Yardımcılığı görevini yürüten Andrey Kikot getirildi.

Kikot, yeni görevi kapsamında Güvenlik Konseyi’nin ilgili Kurumlararası Komisyonu’na da dahil olacak ve bakanlığın tüm yerel organlarında vatandaşlık ve yabancıların kaydı konularından sorumlu bir başkan yardımcısı atanacak.

Hükümetin, üç ay içinde İçişleri Bakanlığı merkez teşkilatı ve içişleri organlarının azami personel sayısının netleştirilmesine yönelik öneriler sunması gerekiyor.

Bu, yeni yapının kurulmasıyla bağlantılı olarak personel kaynaklarının optimize edilmesini sağlayacak.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yeni kurumun göç alanındaki sorunların daha etkin çözülmesini sağlayacağını belirtti.

Peskov, bu sayede söz konusu konuyla ilgili faaliyet gösteren kurumlar arasındaki koordinasyonun geliştirileceğini ifade etti.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İrina Volk ise Telegram kanalından yaptığı açıklamada, yeni kurumun temel görevinin göç süreçlerini düzene sokmak ve yabancıların yasa dışı faaliyetlerini azaltmak olacağını açıkladı.

Vladimir Putin, geçen yılın sonunda düzenlediği yıllık basın toplantısıyla birleştirilen “Yılın Sonuçları” programında, içişleri bünyesinde göçmenlerle çalışmak üzere ayrı bir merkez kurulması gerektiğini söylemişti.

Devlet Başkanı, gerektiğinde böyle bir yapının özel bir kuruma dönüştürülebileceğini de göz ardı etmemişti.

Putin, ayrı bir kurumun gerekli olup olmadığı ya da bu konuların İçişleri Bakanlığı’nın yetkisinde kalmasının daha iyi olup olmayacağı konusundaki sayısız tartışmayı hatırlatarak, bu çalışmanın İçişleri Bakanlığı çerçevesinde güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Rusya lideri, “Her şey tek bir merkezden yönetilmeli,” demişti.

Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı ve İnsan Hakları Konseyi (SPÇ) üyesi Kirill Kabanov, Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, “Rusya yönetimi göç sorunlarına özel önem veriyor,” dedi.

Kabanov, “Vatandaşlık ve Yabancıların Kaydı İdaresinin kurulması kararı, Vladimir Putin’in bu alandaki belirli hatalara verdiği net bir yanıttı. Hükümetin bu yöndeki çabalarını artırmasına yönelik kamuoyu talebi de önemli bir rol oynadı,” diye ekledi.

Kabanov, “Bu bağlamda, yeni idarenin kurulması, göç politikasını iyileştirmeye yönelik kapsamlı çalışmaların yalnızca bir parçasıdır. Yetkililer, yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilme kuralları, Rusça bilme zorunluluğu, gelenlerin dijital profillerinin oluşturulması gibi bir dizi çözüm üzerinde çalışıyor,” ifadesini kullandı.

Bunun yanı sıra “Ayrıca, işverenler yasa dışı göçmen çalıştırmaktan sorumlu tutulacak,” diyen Kabanov, “Çalışmak için bize gelen herkes vergi ödemeli ve Rusya yasalarına uymalıdır. Ayrıca, vasıfsız işçilerin ailelerinin akın etmesine izin verilemez,” diye belirtti.

Kabanov, “Yasa dışı göç, kültürel-etnik dengemizi ve ulusal kimliğimizi bozabilir. Devlet Başkanı, Rus dünyasını koruma görevini verdi. Belirtilen hedefe ulaşmak için azami çabayı göstermeliyiz,” diyerek sözlerini tamamladı.

Siyasetçi ve eski Ukrayna Radası milletvekili Oleg Tsaryov ise daha önce yetkililerin “neredeyse bir göç bakanlığı” gibi ayrı bir yapı kurmayı düşündüklerini, ancak Putin’in kararının bu kadar radikal değişikliklere gerek olmadığını gösterdiğini hatırlattı.

Tsaryov, mevcut çabaların sadece istenmeyen göçle mücadeleye yönelik olmadığını açıkladı.

Tsaryov, “Bizim için arzu edilen göç de var. Rusya’ya geri dönen soydaşlarla ilgili konuların polisin ilgilenmesi biraz garip, zira bu polisin görevi değil. Oysa soydaşların ülkeye çekilmesi çok ciddi bir mesele,” değerlendirmesini yaptı.

Tsaryov’a göre yeni idarenin diğer görevlerinin yanı sıra şu ikilemi çözmesi gerekecek:

“Bir yandan birçok kişi Rusya’daki göçmen sayısının azalmasını istiyor. Diğer yandan, gerçek bir iş gücü açığımız var. Ayrıca bazıları, göçmenlerin ayrı yerleşim yerlerinde yaşadığı ve işleri bittikten sonra ülkelerine döndüğü BAE deneyiminin dikkate alınmasını öneriyor. Ancak o zaman Rusya’nın BDT ülkeleriyle vize rejimi uygulaması gerekirdi ki bu da SSCB’nin dağılmasından sonra imzalanan çok sayıda devletlerarası anlaşmanın bozulması anlamına gelirdi.”

Yeni idarenin kurulması ve göç politikasını iyileştirmeye yönelik diğer kapsamlı çalışmalar, sonuç olarak Rusya’da yalnızca Rus diline ve kültürüne saygı duyan yabancıların yaşamasını ve çalışmasını, böylece Rus kimliğinin korunmasını sağlamalı.

Tsaryov’a göre, Rusya’daki göç politikası “akıllıca ve bazen uzlaşmacı kararlar” alınmasını gerektiriyor.

Tsaryov, “Benzersiz bir durumla karşı karşıyayız. Örneğin Orta Asya’dan gelen göçmenler için yeni kısıtlamalar getirdiğimizde, bu kararlar genellikle Sovyet döneminde çeşitli nedenlerle cumhuriyetlere taşınan ve şimdi bürokratik engeller nedeniyle evlerine dönemeyen Rus büyükanneleri ve büyükbabaları olumsuz etkiliyor,” dedi.

Tsaryov, “Asya’dan gelen göçmenlere diasporaları yardım ederken, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki Rusların diasporaları yok,” diye ekledi.

Demokrasi Sorunları Araştırma Vakfı Başkanı Maksim Grigoryev de “İdarenin kurulması, uzun süredir önemli ve bariz kusurları olan göç politikasında doğru bir değişiklik. Buna sivil toplum temsilcileri, uzmanlar ve bizzat Devlet Başkanı defalarca işaret etmişti,” değerlendirmesinde bulundu.

Grigoryev, Kikot’un atanmasının yeni yapının statüsünü vurguladığını ekledi: “Yeni idarenin başkanı, bakan birinci yardımcısı pozisyonunda bulunuyor. Bu, Devlet Başkanı’nın göç sorunlarının çözümüne özel önem verdiğini gösteriyor ki bu son derece olumlu. Yani, yeni idarenin statüsü, başkanının atanma seviyesinin yüksekliği ile vurgulanıyor.”

Grigoryev ayrıca, Rusya’nın sosyal altyapısının yasa dışı göçmenler ve Rus diline ve kültürüne entegre olmak istemeyenler nedeniyle önemli bir yük altında olduğuna dikkat çekti.

Grigoryev, “Örneğin, Rusça bilmeyen göçmen çocukları okullara geldiğinde eğitim kalitesi keskin bir şekilde düşüyor. Ayrıca, doğum dahil olmak üzere yasa dışı göçmenlere tıbbi yardım sağlamak için büyük kaynaklar harcanıyor. Bunu neden yapmak zorundayız? Kesinlikle anlaşılır değil,” diye konuştu.

Uzmana göre, göç politikası alanındaki çabalar, “Rusya’daki göçmenlerin varlığının ekonomi için faydalı ve vatandaşlar için kabul edilebilir olmasıyla” sonuçlanmalı.

Lavrov: İşçi göçmenlere vize uygulaması Rusya’nın çıkarına değil

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English