Rusya
Rusya’da başkanlık seçimleri: Batı’nın adayı Boris Nadejin’e bakış

Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri yaklaşırken Moskova’nın Ukrayna’daki savaşta aldığı tutumu eleştiren eski Donetsk Halk Cumhuriyeti (DHC) Savunma Bakanı İgor Strelkov dört yıl hapis cezası aldı ve Levıy Front (Sol Cephe) lideri Sergeye Udaltsov da ‘terör propagandası’ suçlamasıyla tutuklu yargılanıyor.
Son haftalarda, Batı taraftarı siyasi faaliyetlerinin yanı sıra televizyon programlarında liberal maskotu oynamasıyla tanınan Boris Nadejin de seçimlere adaylığını açıkladı. Nadejin’in şu anda seçimleri kazanmasına dair bir beklenti olmasa da rolünün bambaşka olduğu görülebilir.
Seçimler her daim bir ülkedeki durumu sorgulamak ve izlenen politikalar üzerinde düşünmek için bir fırsat. Değişim talebinin içeriden gelmemesi, yani Ukrayna’daki savaşın ve yaptırımların bir şekilde rejim değişikliğine vesile olmaması nedeniyle Nadejin gibi bir ismin sahaya sürülmesi tesadüf olmadı. Bu bağlamda, Rusya’daki devlet başkanlığı seçimleri gerçek bir jeopolitik kavga alanına dönüşüyor.
Topraklarının tamamında savaş durumu süren, devlet kurumları hem siyasi hem de kurumsal olarak işlevsizleşen ve genel seferberlik kapsamında seçimleri süresiz olarak erteleyen Ukrayna’nın aksine Rusya, kurumsal devamlılık kartını oynamak zorunda. Bu nedenle, herkes objektif olarak halkın çoğunluğunun desteğine sahip olan Vladimir Putin’in kazanmasını beklese bile, seçimler planlandığı gibi mart ayında yapılacak.
Ancak çoğunluk bütünlük anlamına gelmez, dolayısıyla açık bir kapı mevcut. Aynı ideolojik paradigma (egemenliğin güçlendirilmesi ve ulusal çıkarların savunulması) içinde farklı bir siyasi rota önerenlerin iç siyasi tartışmanın bir parçası olması son derece normal.
Fakat bu ideolojik muhalefetin adayı daha yeni ortaya çıktı. Boris Nadejin, kampanya ekibinde eski tüfek liberalleri bir araya getiriyor. Bunlar arasında eski Yabloko ve PARNAS üyeleri de var. Kendisi de bu Atlantikçi liberal hareketten geldiği için bu zor değil. Bolotnaya protesto hareketinin ardından, yıllar boyunca çeşitli gösterileri aktif olarak destekleyen bu hareketin bir kısmını bir araya getirmek için kurulan parlamento dışı ‘Yurttaş İnisiyatifi’ partisi adına seçimlere katılıyor.
Nadejin’in liberal SPS partisi adına parlamento üyesi olduğunu ve partinin dağılmasından sonra geriye kalanların bu Yurttaş İnisiyatifi’ne katıldığı da hatırlatılmalı.
Mihail Hodorkovskiy’den Nadejin’e destek
Nadejin’in adaylığı, Londra’da ikamet eden sürgün Rus oligarklardan destek alana kadar adaylığı medyada pek yer etmemişti. Seçim kampanyası, vergi kaçırma ve dolandırıcılıktan hüküm giyen Mihail Hodorkovskiy insanları Nadejin’e oy vermeye çağırdığında resmen başlamış oldu.
Programının basit olduğunu söylemek gerekir; sadece ‘barış’ maddesi öne çıkıyor. Zafer anlamında bir barış mı ya da yenilgi anlamında da mı, bunun pek bir netliği yok. Batı propagandasının Rusya’daki sistematik baskıya ilişkin iddialarının ötesinde, toplumun Ukrayna’ya dönük askeri müdahaleyi desteklemeyen bir kesimi olduğu açık olduğundan, bu seçmen kitlesini birleştirmeye çalışmak, siyasi olarak ve medyada görünür kılmak, gelecek için potansiyel bir güç olarak pekiştirmek amaçlanıyor. Bu uzun vadeli bir oyun.
Açıkça görülüyor ki Nadejin’in zafer tarifi ikinciye uyuyor. Kısmi seferberliğin sona erdirilmesini, çatışmalara son verilmesini, Kırım’ın ve yeni toprakların Rusya’ya ait olup olmadığı sorusunun yeniden müzakere masasına yatırılmasını ve Güney Osetya ve Abhazya sorununu ‘çözerek’ başta Gürcistan olmak üzere komşularıyla ‘iyi ilişkilerin’ yeniden tesis edilmesini öneriyor.
Kısacası Nadejin, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana Batı’nın dışarıdan yapamadığını içeriden siyasi olarak başarma iddiasında. Batı medyasında da son derece popüler.
Yeltsin formulü yeniden
Şu anda Rusya’nın çeşitli federe birimlerinde resmi aday olabilmesi için gereken 100 bin imzayı toplama sürecinde ve bunu başarma şansı çok yüksek, zira makine onun için çalışıyor. Sadece muhalif örgütlenmeler ve onların seçim listeleri söz konusu değil. Örneğin Tataristan’da, Yeltsin’in büyük yerel kurumsal özerklik vaadiyle oblastı parçalama mantığını benimsiyor. Ve elbette kampanya ekibi Tataristan liderinin eşinin otelinde kalıyor ve federal düzenin yeniden tesis edilmesinin çok zor olduğu bu federe cumhuriyette Tataristan Cumhurbaşkanı unvanını geri getirmeyi vaat ediyor: “Oblastlara daha fazla özgürlük tanımamız gerekiyor. Sadece cumhuriyetlere değil, oblastlara da.”
Boris Yeltsin’in tekniğini benimseyen, Atlantikçi çıkarları aynı hararetle savunan, çatılardan ‘iliklerine kadar vatansever’ olduğunu haykıran (bugünlerde herkes gibi) Nadejin, sadece dış destekten değil, aynı zamanda Rusya’nın küreselci klanlarının halihazırda koltuklarını korumasından da istifade ediyor. Fakat seçim yöneticilerinin hafızalarının kıt olduğu da bir gerçek; siyasi vizyon geliştirmek için biraz daha fazla siyasi kültür gerekiyor.
Nadejin’in zafer kazanmasını bekleyen yok. Amaç başka; ülkenin egemenliğini sorguladığı için bugün kabul edilemez olan bir söylemi meşrulaştırmak. Hodorkovskiy’in söylediği de o: “Boris Nadejin’e imzanızı verin. Nadejin adayınız olmasa bile, savaş karşıtı duruşunuzu ifade etmek için bir haftadan az zamanınız var. 2013 yılında Aleksey Navalnıy’a oy vermek için hapishaneden aramıştım. Kazanamayacağını biliyordum ama bu, yozlaşmış hükümete karşı ve değişimden yana olduğumu yüksek sesle ve net bir şekilde ifade etmek için bir fırsattı.”
RBK ve Kommersant gibi son iki yılda hizaya gelen liberal Rus mecraları da kendi adayları gibi görünen Nadejin’in adaylığının resmen tescil edilebilmesi için imza vermek üzere bekleyen uzun kuyrukları haber yapıyor. Kısacası, Kremlin’e karşı çıkan, cesaretle başını kaldıran ve Rusya sokaklarında özgür ve güzel bir şekilde kendini dayatan bir kalabalık imajını yayıyorlar.
Örneğin Tataristan’da onu görmeye gelen 300 kişilik bir ‘kalabalık’ ya da St. Petersburg’da insanların Nadejin’e imza vermek için bir buçuk saat kuyrukta beklediğini iddia eden haberlere rastlamak mümkün.
Adaylığı eğer tescil edilmezse, her zaman olduğu gibi seçimlere hile karıştırıldığı yönünde çığlıklar yükselecektir. Aksi yaşanırsa, her halükârda özgür bir seçim kazanma şansı olmayacaktır. Liberallerin seçim potansiyeli hala çok düşük ve toplumun bir kısmı askeri müdahaleyi desteklemese bile, bu onların ülkeyi Batı’ya satmak istedikleri anlamına gelmiyor. Öte yandan, aday olması televizyonda tartışmalara katılacak. Dolayısıyla, Kırım’ın ve yeni toprakların Rusya’ya ait olup olmadığını sorguladığı, ülkenin Batı ile ilişkileri ‘normalleştirmesini’ ve yaptırımları kaldırmak için teslim olmasını teklif eden ifadeler hiç olmadığı kadar rahat dile getirilecek.
Bu durum bir azınlığı tatmin etse de geniş gibi bir kesim, Strelkov gibileri kendilerini sanık sandalyesinde bulurken, sürgündeki oligarklar tarafından desteklenen bir ismin bu söylemi nasıl bu kadar rahat dile getirmesini anlamakta zorlanacaktır. Nadejin’in adaylığı Rusya’daki siyasi durumla ilgili kafa karışıklığını özetliyor; otuz yıllık hafıza formatlamasından sonra gerçek bir ideolojik seçim yapma isteksizliği/yetersizliği böyle bir çıkmazı da beraberinde getirdi.
Seçimlerin hileli olup olmadığına kim karar veriyor?
Bu konuda 2021’deki Duma seçimlerinde yaşananlara da değinmek kötü olmaz. Çoğu bölge ülkesinde seçim süreçlerine AGİT nezaret ediyor. Nitekim bir süredir tarafsız bir mekanizma olarak varlık göstermiyor.
Batılı üye devletlerin çoğunluğunun AGİT’i kendi ajandaları uyarınca kullandığı mesnetsiz bir iddia değil, somut olaylarla ispat edilebilir.
Örneğin, AGİT veya daha doğrusu AGİT’in seçim gözleminden sorumlu kurumu Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR), 2020 seçimlerinde Belarus’a gözlemci göndermeyi reddetti.
Ancak yine de AGİT, geçen yılın kasım ayında seçimlerin tanınmamasını talep etti. Bunu söylerken de Batı tarafından finanse edilen Golos adlı STK’nın gözlemcilerine işaret etti.
AGİT’in ne kadar taraflı olduğunun bir başka örneği de Ukrayna’ydı. Donbass’taki çatışmalarda AGİT gözlemcileri, yine geçen yılın kasım ayında Kiev yönetiminin karşılıklı ateşkes ihlallerinde meydana gelen can kayıplarının dörtte üçünden sorumlu olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Fakat raporun ardından, ihlallere son verilmesine dönük bir çağrı ya da kınama mesajı gelmedi.
ODIHR, tıpkı Belarus’ta olduğu gibi Rusya’daki Duma seçimlerine de gözlemci göndermeme yönündeki kararının gerekçesini sudan sebeplere dayandırdı.
Daha önce Golos örgütü, Belarus seçimlerinin hileli olduğunu iddia eden bir rapor hazırlamıştı. Batılı politikacılar ve medya, Devlet Başkanı Aleksandr Lulaşenko’nun galibiyetini bu nedenle tanımamıştı ve o zamandan beri Svetlana Tihanovskaya’nın mağlup olduğuna dayanak olarak Golos’un raporu gösteriliyor. Golos’un raporunda sadece, Lukaşenko’nun yüzde 80 değil, yaklaşık yüzde 60’lık bir oy oranına eriştiği bilgisi yer alıyor.
Golos ve ODIHR arasında bir eşgüdüm olduğuna dair kanıtlar da var. İnternette gerçekliği tartışılmayan ve çokça paylaşılan bir video dolaşıma girdi. Şuradaki video, Golos’un düzenlediği bir seminerde gizlice çekilmişti.
Videoda konuşmacının arkasında, ODIHR logosunun bulunduğu bir powepoint sunusu göze çarpıyor ve konuşmacı şunu ifade ediyor: “Bu seçimin gayrimeşru olduğunu göstermenin görevimiz olduğunu hatırlatmak istiyorum.”
Son derece dürüst. Golos’a, seçim gözlemi ile ilgili değil, seçimleri itibarsızlaştırma görevi verildi, bunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Bunu nasıl yapacağız? Analistlerimiz, önceki seçimlerde olduğu kadar çok ihlal kaydedemeyeceğimizi söylüyor. Fakat bir planımız var: Bu eğitimin sonunda her birinize talimatlar içeren birer broşür verilecek. Her birinizin sandıklardan atılması için gerekli koşulları yaratacağız.”
Burada göz çarpan, Rusya seçimlerinin tahrif edilmeyeceğinden Batı’nın da emin olması. Muhtemelen daha fazlası da gelecekti ama kadın, bir süre sonra kayda alındığını fark ediyor ve çekimi yapan şahıstan kamerayı kapatmasını istiyor. ODIHR, açıklamada Golos’un, kendi logolarını bilgileri dışında kullandığını iddia ediyor. Söz konusu olan bir aile şirketi değil, uluslararası bir kurum; böyle bir durumda kınama mesajı beklenirdi ama gelmedi.
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları











