Rusya
Rusya’nın askeri ekonomisi

Anglo-Amerikanlar, Rusya’yı analiz etmede hiçbir zaman şimdiki kadar maharetli olmamıştı. Bir düşmana karşı uzun bir zaman boyunca verilen savaş, insana belli bir temkinlilik kazandırabilir. Fakat savaşta kimin kazanıp kimin kaybedeceği konusunda tecrübe önemsiz bir detay. Aşağıda tercümesi verilen makalede Gaydar Vakfı yönetim kurulu üyesi Andrey Kolesnikov, 1990’lardaki yağma döneminin kazanımlarının elden gidişine ağıt yakıyor.
Putin’in savaş ekonomisi: Sovyet tarzı askeri harcamalar ve savaş ekonomisi Rusya’yı kurtaramaz
Andrey Kolesnikov
10 Temmuz 2024
Rusya’da Sovyet iktisadi planlamasıyla alay etmek, iktisadi sistemi geliştirme çabaları kadar eski bir gelenektir. “Sahra Çölü’nde sosyalizm inşa edilse ne olurdu?” diye soran eski bir fıkra vardır. Cevap şöyleydi: “Önce plandan başka bir şey olmaz, sonra da kum kıtlığı başlar”. Bir diğerine göre ise —ki bu, eski ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in çok sevdiği bir fıkradır— Brejnev döneminde bir grup insan Moskova’daki Kızıl Meydan’daki askeri geçitte yürüyor, ancak askeri üniforma yerine bol takım elbiseler giymişler. Bir yardımcı, Sovyet lideri Leonid İlyiç’in yanına koşarak gelir: “Yoldaş Leonid İlyiç, bu insanların kim olduğunu bilmiyoruz!” Brejnev cevap verir: “Sakin ol yoldaş, bunlar bizim en yıkıcı silahlarımız, Sovyet iktisatçıları”.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki “özel askeri harekatının” üzerinden iki yıl altı ay geçmesine rağmen, ülkesinin iktisadi planlamacılarının şanından etkilenmiş gibi görünmüyor. Bu yıl bahar mevsiminde gerçekleştirdiği hükümet değişikliğinin en çarpıcı sonucu, uzun süredir savunma bakanı olan Sergey Şoygu’nun yerine askeri tecrübesi olmayan devlet iktisatçısı Andrey Belousov’un getirilmesi oldu. Bol bir takım elbise yerine pahalı ve üzerine iyi oturan bir takım elbise giyen Belousov, daha önce iktisadi kalkınma bakanı, ekonomi danışmanı ve başbakan yardımcısı olarak görev yapmıştı. Fakat atanmasının bir nedeni var: Rusya’nın askeri harcamaları artık öyle devasa boyutlara ulaşmış durumda ki —bazı tahminlere göre 2024 bütçesinin neredeyse üçte biri savunmaya ayrılmış olup, Sovyet sonrası Rus tarihindeki herhangi bir yıldan daha yüksek bir GSYİH oranına ulaştı— bu harcamaları ancak bir iktisatçı verimli hale getirebilir.
En azından, bu Putin’in nadiren yalan söylemediği nadir durumlardan biri gibi görünüyor. Bir diğer açıklama ise, Rusya’nın askeri teknolojisinin etkin yönetiminin, ülkenin sivil sanayilerde de “teknolojik egemenlik” —tam anlamıyla kendine yetebilirlik— elde etmesini mümkün kılacağı. Ayrıca, devasa askeri harcamaların, insan sermayesinin, bazen sosyal ve sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, maliyetine mal olsa bile, ilkesel olarak iktisadi kalkınmayı tetikleme kapasitesine sahip olduğuna inanılıyor. Bu anlamda, Belousov doğru bir tercih: Sovyet ekonomisinin matematiksel okulunun bir ürünü olarak, en üst otoritelerin her şeyi hesaplayabileceğine ve kamu parası ile devlet müdahalelerinin her türlü krizi çözebileceği yönünde mutlak bir inanca sahip.
Gözlemciler, Belousov’u “askeri Keynesçi” olarak tanımladılar; bu, erken 20. yüzyıl İngiliz teorisyeni ve devlet teşvikinin savunucusu John Maynard Keynes’e bir miktar hakaret içeren bir referans. Daha doğru bir ifadeyle, Belousov’un fikirleri, Sovyetler Birliği’nin çökmesine ön ayak olan yaklaşımı —savunma harcamalarının sürdürülemez büyümesi ve ekonominin acımasızca militarize edilmesi— hatırlatıyor. Elbette, profesyonel bir iktisatçı olarak Belousov, piyasadan vazgeçilmesini savunmuyor. Fakat, sadece yoğun kamu harcamalarının değil, özellikle askeri harcamaların kalkınmanın itici gücü olabileceği görüşünü destekliyor. Bu yaklaşımı, sadece Ukrayna’daki savaşının zorunluluklarından değil, aynı zamanda on yıllarca süren Sovyet reçeteleri ve sanrılı düşüncelerden şekillenen Putin’in yeni iktisadi modeli olarak tanımlamak doğru olur.
Bir ölçüde bu, Putin’in ilk yıllarına göre bir değişimi işaret ediyor. Sonuçta, 1990’ların liberal reformlarının hemen ardından iktidara geldi ve iktidarının ilk yıllarında Rusya ekonomisinin geniş çaplı yeniden yapılandırılmasını ve liberalleştirilmesini destekliyor gibiydi. Aynı zamanda güçlü makroekonomik göstergeleri korumanın ve devlet bütçesini dengelemenin öneminin de tamamen farkında. Bu yüzden hâlâ Elvira Nabiullina’yı merkez bankası başkanı ve Anton Siluanov’u maliye bakanı olarak görevlendirerek yönetiminde rasyonel teknokratlara yer veriyor.
Ancak Belousov, eski liberal reformculardan çok farklı bir kumaştan biçilmiş bir isim. Onu göreve getirerek Putin, kayda değer piyasa öğeleriyle birlikte esasen bir Sovyet ekonomisine geri dönüyor. Yeni model, devlet müdahaleciliğini, savunma sanayiine yönelik baskın vurguyu ve ithal ikamesini, farklı alanlarda piyasa ekonomisiyle birleştiriyor; buna, tüketici taleplerini karşılamak için çeşitli Batı ürünlerinin paralel ithalatı da dahil. Bu, uzun ve tehlikeli bir geçmişi olan dikkat çekici bir deney. Üstelik giderek artan sayıda büyük işletmenin kamulaştırılması, özel mülkiyetin korunmasına duyulan güveni sarsıyor ve piyasanın risk altında olduğunu gösteriyor. Dahası Kremlin, bütçeyi dengelemek için yeterli parası olmadığını başka şekillerde de gösteriyor; örneğin, orta sınıfa yönelik vergileri artırdı.
Bazı Sovyet selefleri gibi, Putin de iktisadi hesapçılar tarafından yönetilen devasa askeri harcamaların ülkeyi iflastan kurtarabileceğine inanıyor gibi görünüyor. Ancak, eski komünist rejimin çok geç öğrendiği üzere savaşa dayalı bir ekonomi, planlayıcıların hesapları ne kadar iyi olursa olsun, sonsuza kadar ayakta kalamaz. Putin ve Belousov, böyle bir yaklaşımı benimseyerek, Rusya’nın zorluklarla kazanılmış liberal iktisadi temellerinin geriye kalanını erozyona uğratma riski taşıyor. İktisadi reformcular tarafından otuz yıldan fazla bir süre önce oluşturulan bu ilkeler, şimdiye dek Rusya sistemini, ülkenin artan biçimde tecrit edilmesine rağmen, nispeten istikrarlı tuttu. Bu ilkeler ortadan kalktığında, daha büyük bir çöküşten kaçınmak oldukça zor olabilir.
Brejnev’in bol takımları
Sovyet dönemine geri dönüldüğünde, Moskova’daki liderlik, ülkenin ekonomisini dönüştürme çabalarının başarısında ve başarısızlığında neredeyse her zaman kritik bir rol oynadı. Nikita Hruşçov döneminde (1953–64) iktisadi reformlar tartışılmış olsa da Başbakan Aleksey Kosıgin’in Brejnev’in onayıyla sosyalist ekonomiyi yeniden canlandırmaya ilk kez giriştiği dönem Brejnev dönemiydi. Bu çaba, Yevsey Liberman adlı bir iktisatçının, işletmelerin özellikle kârlarını nasıl kullandıkları konusunda özerkliklerini artırma gereğini savunduğu Pravda’da 1962’de yayımlanan kışkırtıcı bir makalesiyle başlamıştı. Bu argümanın ortaya konması tesadüf değildi. Sovyet döneminde Pravda’da yayımlanan bir makale sadece bir makale değildi; neredeyse her durumda birer talimat niteliğindeydi. Bu durumda, yetkililerin Sovyet ekonomisinin reform için artık olgunlaştığını ve değişim için uygun bir zaman olduğunu düşündükleri anlamına geliyordu.
Böylece Sovyet basınında ve yetkililer arasında, sözde iktisadi mekanizmanın nasıl elden geçirileceği konusunda bir tartışma başladı. 1965’in başlarında, Liberman, Komünistlerin Kârla Flörtü başlıklı bir manşetle Time dergisinin kapağında yer aldı. Ve nihayet o sonbaharda Kosıgin, iktisatçılar arasında süregelen bir tartışmanın ardından, işletmelere sınırlı bağımsızlık, gelirlerini serbestçe kullanma ve hatta talebe yanıt olarak ürün yelpazelerini genişletme özgürlüğü tanınmasını resmen önerdiği o meşhur hükümet raporunu yayımladı. Bu, Sovyet şuurunda bir devrimdi; malların sadece Sovyet planlamasına göre üretilmesi değil, tercihen satılması da gerekiyordu. Yine de bu sadece bir deneydi; şüpheciler arasında Kosıgin reformları, biraz ironik bir şekilde libermanizasyon olarak bilinir hale geldi.
Aslında, reformlar iktisat mesleğinin kendisinin dönüşümüyle çakıştı. O dönemde iktisatçılar, Sovyet ekonomisini basitçe Ortodoks Marksizm-Leninizm’in bir dayanağından modern bir bilime dönüştürmek için matematiksel yöntemleri benimsiyorlardı. En önemlisi, optimal işleyiş teorisiydi, yani çalışabilir bir sosyalizm modelinin, kapsamlı bir hesaplama setine dayalı olarak tüm endüstrileri ve vatandaşların ihtiyaçlarını dikkate alan mükemmel dengeli bir ekonomi için oluşturulabileceği fikri. Yeni fikrin merkezlerinden biri, yeni nesil matematiksel ekonomistlerin evrensel optimizasyon için sihirli bir formül aradığı ve bunu bilgisayar teknolojisinin yardımıyla tasarlamayı umduğu Merkezi İktisat ve Matematik Enstitüsü (CEMI) idi.
Çalışmanın kapsamı oldukça ürkütücüydü. Sovyet iktisatçıları, haddelenmiş demir metalinden süt ürünlerine kadar her Sovyet malı için yazılması gereken binlerce planlama görevi ve 10 binden fazla malzeme dengesini nasıl birbirine bağlayıp dengeleyebilirlerdi? Nihayetinde, bunların hepsini idare edecek tek bir bürokrasi bile yoktu; öncekiler Devlet Planlama Komitesi veya Gosplan, sonrakiler ise Devlet Tedarik Komitesi altında yer alıyordu. Sovyet döneminin sonlarına doğru, Gosplan’ın kendisi 70 alt birime ve yaklaşık 3 bin 200 çalışana sahipti. Yıllık planın kendisi onlarca ciltten oluşuyordu ve Gosplan’ın Ana Hesaplama Merkezinde hesaplanıyordu; burada Birleşik Krallık’tan alınan devasa bir bilgisayar iki katı kaplıyordu ve makine odalarının altında, makinelerin soğutulması gerektiği için artezyen suyu bulunuyordu.
Fakat bu olağanüstü çaba Sovyet ekonomisini kurtarmaya yetmedi. Sovyet ekonomisinin 1960’ların ikinci yarısında toparlandığı ve resmi büyüme rakamlarının çok yüksek olduğu doğru. Bu reformlardan kaynaklanmış olsa da büyümenin enflasyonist baskılardan kaynaklanıyor olması muhtemel: Minimum özgürlük, işletmeleri ürün yelpazesini genişletmeye ve buna bağlı olarak fiyatları biraz artırmaya itti. Daha derin gerçeklik ise, Kosıgin reformlarının, piyasa ve özel mülkiyetin yokluğunda başarısızlığa mahkûm olduğuydu. Açık bir ekonomi olmadan, planlamacıların hiçbir hesaplaması arz ve talebi dengeleyemezdi.
Politbüro teknokrasisi
1960’ların sonunda, Sovyet ekonomisi başka bir sorunla karşı karşıyaydı; işgücü kıtlığı. Diğer faktörlerin yanı sıra, uzun süredir işgücü sağlayan kırsal köyler tükenmişti. Şaşırtıcı bir şekilde Putin, bugün kendi savaş destekli devletçi ekonomisinde benzer bir sorunla karşı karşıya, fakat onun durumunda bu daha çok uzun vadeli demografik düşüşün bir sonucu ve kısmen nitelikli personelin yurt dışına göçünün yanı sıra silahlı kuvvetlerin büyük takviye ihtiyaçlarından kaynaklanıyor.
Aralık 1969’da Brejnev, Merkez Komite Plenumunda işgücü krizinden ve diğer iktisadi sorunlardan açıkça bahsetti. Konuşma o kadar sertti ki gizli olarak tasnif edildi. Belki de rakibi Kosgıin’in reformlarının hiçbir şey başaramadığını göstermek istiyordu. Ancak Brejnev’in verimsiz harcamalardan yeni teknolojilerin uygulanmamasına kadar uzanan eleştirileri doğruydu. Ve Moskova’nın maliyetli jeopolitik maceralara katılımı için özür diliyor gibiydi; bu mantık, Putin’in bugünkü mantığını şaşırtıcı bir şekilde öngörüyordu.
Brejnev, “Eğer Güneydoğu Asya ve Orta Doğu’da emperyalizmin oyunlarını bozmasaydık, bu, Amerikalıları ve müttefiklerini sınırlarımıza daha yakın bir yerde yeni saldırgan eylemler başlatmaya teşvik edecekti… Eğer Çekoslovakya’daki karşı-devrimci planları engellemeseydik, NATO birlikleri çok yakında batı sınırlarımızda olacaktı,” demişti.
Diğer başarısız Rus ve Sovyet reformları gibi, Kosıgin reformlarının gerilemesi de siyasi bir müdahale ile çakıştı. Bu müdahale, Ağustos 1968’de, Çekoslovakya’nın Sovyet işgaliyle başladı. İktisadi değişiklikler askıya alındı ve bu sadece üst düzeydeki ilginin azalmasından dolayı değildi. Bu dönemde, 1960’larda keşfedilen petrol sahaları devreye girdiğinde; petrodolarlar Sovyet ekonomisine akıyordu ve 1973 petrol krizinden sonra petrol fiyatları yükseldi. Bu noktada, reformlara hiç ihtiyaç kalmamış gibi görünüyordu. Putin’in Rusya’sındaki durum gibi, süper güç petrol ve doğalgaza bağlanmıştı ve bunu yiyecek ve sanayi ithalatını finanse etmek için kullanıyordu. Değişim arzusu değersizleşti. Fakat Sovyetler, yakında keşfedecekti ki, böyle bir yaklaşım sadece belirli bir süre sürdürülebilirdi.
Bugünkü Kremlin, Sovyet petrokrasisinin bir on yıl içinde tükendiğini iyi idrak etmeli. 1979’da, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali ve Moskova’nın Washington ile nükleer silahlanma yarışıyla, Sovyet ekonomisi hemen hemen her olası sektörde açıklar birikmeye başlamıştı. İşte bu faktörler, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, yeni nesil reformcuların fiyat kontrolünü kaldırdığında hiperenflasyona yol açacaktı. Bu noktada, Rusya’nın iktisadi reformcuları 1960’lardan popüler bir Sovyet filminden ünlü bir sözü tekrarlayabilir: “Her şey bizden önce zaten çalınmış”.
İşsizlikten korkan kim?
Bugün, 1990’lar genellikle Rusya’da geniş ölçekli iktisadi liberalizasyonun yaşandığı yıllar olarak anılıyor ve sıklıkla Putin’in şimdi tepki gösterdiği dönem olarak görülüyor. Esasında, 1980’lerde Mihail Gorbaçov altında iktisadi reformlara yönelik teşebbüsler olmuştu; Gorbaçov, Sovyet halkına sadece bazı siyasi özgürlükler vermekle kalmamış, aynı zamanda iktisadi özgürlükler de sağlamıştı. Ancak Gorbaçov’un iktisadi reformları yavaştı ve sonra tamamen durdu.
Bir yandan, Gorbaçov iktisadi girişim alanını kademeli olarak genişletmeyi amaçladı: İlk kez, devlet yabancılarla ortak girişimlere izin verdi, aynı zamanda küçük ölçekli özel girişimler ve hizmet sektörlerinde yarı özel şirketlerin kurulmasına olanak sağladı. Ancak makine imalatı endüstrisi, alışıldık şekilde devlet parasıyla desteklenmeye devam etti. Ve iktisatçı Nikolay Şmelev, sosyalizm altında işsizliğe izin verilmesi gerektiğini kamuya açık bir şekilde önerdiğinde, Gorbaçov öfkeliydi.
Yine de iktisadi reforma daha dramatik bir yaklaşımın gerektiği aşikardı. On yılın erken dönemlerinden itibaren, genç iktisadilar grupları Leningrad ve Moskova’da yer altında, ardından resmi, seminerler düzenlemeye başlamıştı. Leningrad’da, liderleri Anatoliy Çubays’tı; genç bir ekonomist olarak şehirde resmi ve gayri resmi bilimsel atölye çalışmaları düzenleyen ve aynı fikirde olan insanlardan bir grup toplayan Çubays, Moskova’da ise bu rolde Gaydar vardı. Gaydar, genç kuşağın en yetenekli üyesi olarak, parti ve hükümet için analitik ve program belgeleri hazırlamaya çoktan başlamıştı. Bu iki grup daha az veya daha çok uyumlu bir ekip oluşturdu ve radikal ve çok kapsamlı iktisadi reformların gerekeceğini hızla anladılar; ayrıca, gerçek bir sosyalist ekonomi dönüşümünün mümkün olmadığını bildikleri için mülkiyetin özelleştirilmesinin farklı yollarını da düşündüler.
Perestroyka’nın kalan yılları
Perestroyka’nın kalan yılları, farklı reform fraksiyonları arasında yoğun iktisadi tartışmalar ve rekabetle doluydu. Haziran 1987’de Merkez Komitesi, eski okuldan pek çok ilerici Sovyet ekonomistinin yer aldığı ekonomi üzerine bir plenum bile düzenlemişti. Özellikle, akademik iktisatçı Aleksandr Ançişkin, Bilimsel ve Teknolojik İlerlemenin Ekonomisi ve Tahmini Enstitüsünün yeni başkanı olarak seçilmişti; bu enstitü, Gaydar dahil olmak üzere diğer umut vaat eden genç ekonomistlerden bir grubu çekmişti. Çok genç personeli arasında ayrıca, Putin’in gelecekteki savunma bakanı Andrey Belousov da vardı.
Ancak Gorbaçov, daha cesur adımları benimsemekte başarısız oldu. Sovyetler Birliği’nin büyük ölçekli dönüşümündeki rolü büyük olmasına rağmen, Sovyet ekonomisini yeniden tasarlamaya cesaret edemedi ve —durgunluk, devasa bir dış borç, yavaş yavaş ortaya çıkan gizli enflasyon, muazzam bir bütçe açığı ve aynı zamanda ciddi mal ve ürün kıtlığı ile— giderek daha ciddi bir kriz yaşamaya başladı. Sovyetler Birliği’nin siyasi çöküşü, Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı girişilen darbe teşebbüsünün ardından durdurulamaz bir ivme kazandı ve bu çöküşün doğal bir sonucuydu.
Daha az matematik, daha çok süt
Gorbaçov’un rakibi olarak Boris Yeltsin, Sovyetler Birliği’nin çöktüğünü ve bağımsız bir Rusya’da iktidarı sadece siyasi olarak değil, elde edebileceğini anlamıştı. Aynı zamanda, Rusya’nın piyasa ekonomisine hazır olmayan eski Sovyet cumhuriyetleriyle koordine edilemeyecek radikal ekonomik reformlar yapması gerektiğini de fark etmişti. İşte o zaman, 1991 sonbaharında, reform programını yazmaları için Gaydar’ın genç reformcularını çağırdı.
Ayrıca, genç iktisatçılara —liberal inançları nedeniyle “Chicago Oğlanları” lakabı takılan— hükümetinin mali ve iktisadi blokunda kilit pozisyonlar teklif etti: Gaydar, Yeltsin’in baş ekonomi danışmanı oldu ve ardından geçici başbakan olarak görev yaptı; Çubays, özelleştirme bakanı oldu ve sonra finansal istikrarı sorumlu birinci başbakan yardımcısı oldu. Dahası, reformlar uygulanırken Rusya devlet başkanı ve başbakanın pozisyonları etkin bir şekilde birleştirildi, bu da reformculara ihtiyaç duydukları siyasi desteği verdi [Reformlar, parlamentodan şiddetli muhalefetle karşılaştı ve Yeltsin’in desteği, onlara siyasi bir kalkan sağlamada hayati oldu].
Böylece 1990’ların tartışmalı iktisadi yeniden yapılanması başladı. Gaydar fiyatları serbest bıraktı ve iç ve dış ticareti liberalize etti, hükümet ise devlet mülkiyetini özelleştirmeye başladı. Bu zorunlu reformlar, Batı’da şok terapisi olarak kabul edilse de Gaydar bunlara “defibrilasyon tedbirleri” diyordu, zira ona göre bu tedbirler olmadan sadece kıtlık olur ve mağazaların satılacak hiçbir şeyi olmazdı. Liberalizasyon programı sayesinde raflar doldu ve piyasa güçleri işlemeye başladı.
Fakat çok kısa bir süre sonra, reformcular koşan enflasyon, yeterli talep görmeyen malların üretim durmaları, askeri ve tarımsal harcamaların hızla azalması, çok sayıda savunma sanayii fabrikasının kapanması ve sosyal destek için para yokluğu nedeniyle suçlandı. Şiddetli bir siyasi mücadele patlak verdi ve Gaydar hükümeti —o zamanlar böyle anılıyordu, resmi olarak Gaydar başbakan yardımcısı ve ekonomi ve maliye bakanıydı, ardından Bakanlar Kurulunun geçici başkanı oldu— yalnızca 1992’nin sonuna kadar sürdü.
Ancak ne kadar şiddetli eleştirilirse eleştirilsin, Rusya’nın radikal iktisatçı bir şey başarmıştı, o da bir piyasa ekonomisi kurmaktı. Ve bu konuda ciddi başarılar elde ettiler. Mağaza raflarını doldurmak gibi basit bir meydan okumayı düşünün. 1970’lerin başında, Merkez Ekonomi ve Matematik Enstitüsü, planlı ekonominin her tür ürün için devasa taleplerini yönetmek için saniyede bir milyon işlem yapan bir bilgisayarın 30 bin yıla ihtiyaç duyacağını tahmin etmişti. Ancak Gaydar, Ocak 1992’de fiyat kontrollerini serbest bıraktıktan sonra, aynı sonuç neredeyse hiç planlama olmadan elde edilebildi; tüketici talebi, mağazaların dolu kalmasını sağlamak için yeterliydi. Sovyet sibernetiğinin kurucusu Viktor Gluşkov, bir zamanlar her inek memesine sensörler takmayı ve optimal süt üretim hacmini hesaplamayı önermişti; şimdi optimal hacim, herhangi bir sensör olmadan, sadece piyasanın görünmez eli sayesinde belirleniyordu.
Liberal hayaletler
Sovyet ekonomik reformcularının ilk kuşağından farklı olarak, çoğunluğu 1930’larda doğmuş olan bu grup, Yeltsin döneminde yetişen yeni nesil 1950’lerde doğmuştu. Sovyet durgunluğunun en kötü dönemlerinde eğitim almışlar, bu da onları yeraltı eğitimi almaya ve Macaristan, Yugoslavya ve Polonya’daki sosyalist ekonomilerin reformlarını incelemeye yönlendirmişti. Macar iktisatçı Janos Kornai, açıkça açık veren ekonominin fıtratı hakkında yazan ve bu kuşak için özellikle önemli bir figür olan biriydi. Sosyalist yanılsamaların üstesinden gelmek, bu grubun ilk iktisadi reformları gerçekleştirmesine ve ardından hükümet yönetiminde önemli bir yer edinmesine imkân tanıdı. Bu, yapısal reformları denetlemeye devam edebilecekleri veya Gaydar gibi akademiye çekilenlerin danışmanlık ve öneri taslakları hazırlayarak reformların hayata geçirilmesine katkıda bulunabilecekleri anlamına geliyordu.
Ancak liberallerin siyasi sistemde kalıcı bir etki yaratabilmeleri için fikirlerinin kurumsallaşması son derece önemliydi. Özellikle, Gaydar’ın reformlarını kabul eden eski neslin birkaç üyesinden biri olan Yevgeniy Yasin, Moskova Devlet Üniversitesi2ndeki pek çok genç iktisatçının, aralarında geleceğin Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina’nın da bulunduğu bir akıl hocasıydı. Aynı zamanda 1992 yılında Moskova’da yeni bir ekonomi enstitüsünün kurulması da önemliydi, bu enstitü daha sonra tam teşekküllü bir üniversite olan Yüksek Ekonomi Okuluna dönüştü. Bu liberal yuva kısa süre içinde en iyi profesör ve araştırmacıları kendine çekti ve Rusya’nın en seçkin araştırma kurumlarından biri haline geldi. Ne var ki, bu durum onu son yıllarda rejimin baskılarına hedef haline getirdi. 2021’de, savaşın hemen öncesinde üniversite yönetiminin değiştirilmesinin ardından hükümet, fakültedeki liberal profesörlerin büyük bir kısmını tasfiye etti.
Ancak en katı Putin taraftarları bile liberalizmi iktisat eğitiminden ve iktisadi politikadan tamamen silemez. Devlet Başkanı’nın ekonomi danışmanı Maksim Oreşkin bir liberal olmayabilir ama bir teknokrat ve Yüksek Ekonomi Okulu mezunlarının tipik bir örneği. Günümüz Rus muhafazakârları ve komünistleri, Putin’ciliğin tüm tezahürlerini destekleyenler, hükümetin mali ve iktisadi yönetiminde “liberallerin” varlığından hoşnutsuzluklarını dile getiriyorlar. Ancak Putin intihar eğiliminde değil: İktidarının başında, birkaç liberal iktisatçı ona makroekonominin, bütçe ve para politikasının temellerini öğretti; bunların başında Çubays ve Putin’in ilk on yılında maliye bakanı olan Aleksey Kudrin geliyordu. Elbette Putin liberalizmden uzaklaştı ve reformcuların neredeyse tamamı kendilerini çevrede buldu. Kalanları en iyi ihtimalle rasyonel teknokratlar olarak tanımlayabiliriz. İlliberal karşı reformlar ve de-modernizasyon uygulayan bir otokratın liberal modernleştiricilere ihtiyacı yoktur.
Bir iktisatçı olarak Belousov’un yaklaşımı, liberallerinkinin tam zıttı. Babası Sovyet matematik ekonomi okulunun önde gelen isimlerinden biriydi ve Belousov, biraz basitleştirmek gerekirse, bu okulun öğrencisi. Kamu parasını doğru şekilde harcadığınızda sonuç alırsınız. Onun iktisadi felsefesi tamamen bununla alakalı. Burada teknolojik değişimler de önemli. Belousov’un son yıllarda yeni teknolojiler üzerinde çok çalışması tesadüf değil; ancak teknolojik yenilikler sadece kamu sektöründe gerçekleşmez ve kesinlikle dünyadan giderek izole hale gelen bir ekonomide gerçekleşmez. Daha derindeki gerçek ise Putin’in yeni askeri-iktiadi modelinin ülkeyi daha kırılgan hale getirmeyi önlemeyi önemli ölçüde zorlaştırma ihtimalinin yüksek olması.
Bir omletten yumurta yapmak
Sovyet Gosplan görevlileri, sosyalist sistemin sermaye yatırımlarının gereksiniminin abartılması ve teknik yeniliklerin reddedilmesi ilkesine dayandığının farkındaydı. Özel çıkar ve teşebbüsün olmadığı devlet ekonomisinde ne kadar çok para varsa, o kadar çok israf edildiğini de anlıyorlardı. Bu paradoksal Gosplan bilgeliği, neredeyse dini bir inançla kamu harcamalarının etkinliğine ve savaş ekonomisinin özel rolüne dayalı olgun Putin ekonomisinin yeni modelini inşa eden günümüz Rus iktisatçıları tarafından tamamen unutulmuş gibi görünüyor. Putin şimdi iddialı bir görev belirledi: Kendi sözlerine göre, ekonomistler silahlarla tereyağı arasında bir denge bulmalı. Devlet bütçesinde tereyağı için hiç para kalmadı ama bu sorun, Gaydar’ın reformlarının otuz yıldan uzun süre önce verdiği ivme sayesinde Putin’in Rusya’sında hâlâ var olan piyasa sektörü tarafından çözülebilir.
Putin’in Rusya’sında silahlara yapılan devlet harcamaları neredeyse geç Sovyet döneminin ölçeğine ulaştı: Resmi olarak, GSYİH içindeki payı biraz daha az, ancak yetkililer rakamları açıklarken federal bütçenin neredeyse dörtte birinin gizli olduğunu söylemiyorlar. Bu gizliliğin ardında bir gizem yok; para utanmadan “savunma ve güvenlik” olarak adlandırılan şeylere ve devletten devasa mali teşvikleri başarıyla sağlayan lobicilere harcanıyor. Ekonominin nasıl kalkınması gerektiğine dair katı bir devletçi ve devlet müdahaleci görüşe sahip olan Belousov’a, bu tür bir modeli tam anlamıyla hayata geçirme görevi biçildi.
Bu yaklaşımı destekleyenler için devlet müdahalesine olan inanç, gerçekten de özel bir dinle veya en azından bir ideolojiyle sınır komşusu. Savunma sanayii ürünlerine doğru hesaplanmış kamu harcamalarının, giderek daha izole hale gelen Rusya ekonomisini ayakta tutabileceği ve hatta büyütebileceği konusundaki inanç, modern iktisadi düşüncede anormal. Uygun bir siyasi çerçeve ve güçlü ideolojik gerekçeler olmadan savunulamaz. Fakat bu kadar saçma bir askeri harcama ölçeğini öngören tek çerçeve kaçınılmaz olarak bir otokrasidir; ideolojik destek, Putin’in Rusya’nın özel misyonu, özel yolu, özel kültürel kodu ve Ortodoksluğun özel rolü konusundaki kavramı tarafından sağlandı. Ve tüm bunlar için kelimenin tam anlamıyla savaşmak gerekir; savaş, Rus “kalkınmasının” kalıcı bir faktörü haline geldi.
1940’larda, İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet ekonomisini yöneten iktisadi planlamacı Nikolay Voznesenskiy, Joseph Stalin’in gözdesi haline gelmişti. Savaşın sonunda, 1949’da Stalin tarafından tasfiye edilmeden önce, son derece popüler olan bir monografi, Anayurt Savaşı’nda SSCB’nin Askeri Ekonomisi adlı çalışmayı yazdı. Putin’in şimdiki gözdesi olan Belousov’un, “özel harekât” sırasında Rusya Federasyonu’nun askeri ekonomisi hakkında benzer bir zafer monografisi yazmaya mahkûm olup olmadığı belli değil. Başarı garanti değil. Er ya da geç, Rus iktisatçılarının ülke ekonomisini askeri müdahalecilik modelinden bir tür normale döndürmeleri gerekecek ya da reformcuların 1990’ların başında yaptığı şaka gibi, “bir omletten yumurta yapmaları” gerekecek.
Yirminci yüzyılın sonlarına doğru Moskova’nın ekonominin militarize edilmesi ve büyük ölçekli devlet yatırımlarının sihirli gücüne olan inancı, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdı. Putin, bugünkü Rusya’da açık piyasanın kalıntılarını koruyarak ve mali kurumlarını teknokratların elinde tutarak benzer bir kaderden kaçınmayı başardı. Ancak eski usul iktisatçılar, artık askeri geçit törenlerine liderlik ettiği için, bu iktisadi rasyonalizmin ne kadar daha hayatta kalıp kalamayacağı belli değil.
Rusya
Rusya kripto işlemlerinde tam kimlik doğrulaması getirecek

Rusya, kripto para piyasasını düzenleyecek yasa paketini 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi hedeflerken, piyasadaki tüm katılımcılar için tam kimlik doğrulaması ve işlem denetimi zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor. Rosfinmonitoring’e göre dijital saklama kuruluşları yüksek riskli müşterilerin işlemlerini sınırlandırmakla yükümlü olacak.
Rusya’da kripto para piyasasında faaliyet gösteren tüm katılımcılar, müşteriler için tam kimlik doğrulaması yapmak, işlemleri ve transferleri denetlemekle yükümlü olacak.
Rosfinmonitoring Direktörü Danışmanı Vlada Korçagina, dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere yönelik işlemleri sınırlandırmak zorunda kalacağını söyledi.
Rus yetkililer, FATF’nin talep ettiği takvim doğrultusunda kripto para piyasasının serbestleştirilmesini öngören yasa tasarısını 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi planlıyor.
Korçagina, salı günü Bankacılık İncelemesi dergisinin dijital varlıklar konferansında yaptığı konuşmada, “Kripto piyasasındaki yalnızca yasal katılımcıların değil, suçluların da yeni ödeme biçimlerine yönelmesi kaçınılmaz olarak dikkat çekiyor. Bu durum, diğer tüm finansal araçlarda olduğu gibi kaçınılmazdır” dedi.
Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik uluslararası standartları belirleyen FATF, kripto para dolaşımına ilişkin kurallar yayımlamıştı. Korçagina, kuruluşun kripto para transferlerinde bilgi eşlik mekanizmasının uygulanmasını zorunlu tuttuğunu belirtti.
Korçagina’ya göre Rusya’nın 2028 yılında yapılacak bir sonraki FATF değerlendirmesinden geçememesi halinde ülke, kuruluşun gri veya kara listelerine alınma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Korçagina, bunun Rusya’nın küresel finans sisteminden tamamen dışlanmasına yol açabileceğini, bu sürecin bir bölümünün Batı yaptırımları nedeniyle zaten yaşandığını ifade etti.
Rus yetkililerin amacının yalnızca uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek değil, aynı zamanda ülkenin kripto piyasasını “suç unsurlarından arındırmak” olduğunu belirten Korçagina, bu kapsamda tüm piyasa katılımcıları için kara para aklamayla mücadele düzenlemelerinin getirileceğini söyledi.
Korçagina, “Kripto piyasası katılımcılarının kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri kapsamında öncelikli konu müşteri kimlik doğrulaması, yani KYC olacaktır. Kripto piyasasına katılan tüm yeni müşteriler, kendileriyle birlikte temsilcileri, yararlanıcıları ve nihai faydalanıcıları da kapsayan tam kimlik doğrulamasından geçirilecektir” dedi.
Rusya, stabil kripto para düzenlemesinin detaylarını açıkladı
Rosfinmonitoring’in açıklamasına göre, brokerler ve portföy yöneticileri halen müşteriler için basitleştirilmiş kimlik doğrulaması uygulayabiliyor.
Ancak mevcut bir müşteri kripto piyasasına girmek isterse, ek bilgiler toplanarak kimlik doğrulama sürecinin tamamlanması gerekecek.
Dijital saklama kuruluşları ile kripto para borsalarına, müşteri kimlik doğrulama işlemlerini bankalara ve menkul kıymet piyasası katılımcılarına devretme imkanı tanınacak.
Yeni düzenleme kapsamında tüm piyasa oyuncuları için zorunlu işlem denetim sistemi de kurulacak.
Korçagina, “Dijital para ve dijital haklarla bağlantılı, zorunlu denetime tabi beş yeni işlem türü ortaya çıkacak. Bu işlemler hakkında Rosfinmonitoring’e bildirim yapılması gerekecek. Eşik değer 1 milyon rubleden başlayacak. Bu nedenle söz konusu uygulama tüm işlemlerin izlenmesi değil, en büyük işlemlerin denetlenmesi anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Dijital saklama kuruluşları, bankalarda olduğu gibi, müşterinin kara para aklama veya terörizmin finansmanıyla bağlantılı olabileceğine dair şüphe bulunması halinde dijital hesap sözleşmesi yapmayı veya dijital tanımlayıcıya erişim sağlamayı reddedebilecek.
Korçagina, “Önemli unsurlardan biri de travel rule, yani transferlere ilişkin bilgilerin eşlik etmesi kuralıdır. Dijital saklama kuruluşları bu sisteme tam olarak entegre edilecek ve dijital para ile dijital hak transferlerinde hem gönderici hem de alıcıya ilişkin bilgileri iletmekle yükümlü olacaktır” dedi.
Ayrıca dijital saklama kuruluşlarının, Rusya Merkez Bankasının “Müşterini Tanı” platformuna entegre edilmesinin planlandığını belirten Korçagina, Merkez Bankasının bu kuruluşlara kurumsal müşterilerin risk değerlendirmelerine ilişkin bilgi sağlayacağını söyledi.
Korçagina, bu bilgileri kullanan dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere karşı kısıtlayıcı tedbirler almak zorunda kalacağını ifade etti.
Korçagina, söz konusu yükümlülüklerin 1 Temmuz’a kadar kabul edilmesi planlanan temel yasa tasarısına eşlik eden düzenleme paketinde yer aldığını belirtti.
“Kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri neredeyse hemen yürürlüğe girecek. Herhangi bir geçiş süresi öngörülmüyor. Bu nedenle şirketler hazırlıklara şimdiden kademeli olarak başlayabilir” diyen Korçagina, sektörün yeni kurallara erkenden uyum sağlamasının önem taşıdığını kaydetti.
Rusya’da kripto para yasasıyla kitlesel kapanma dalgası ufukta
Rusya
Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.
Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.
İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.
Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.
Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.
Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor
Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.
Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.
Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.
Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.
Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.
Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.
Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor
Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu
Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.
Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.
Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.
İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.
Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”
Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.
Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.
Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.
Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.
Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.
Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.
Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.
Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.
Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.
Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.
Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:
“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”
Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.
İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.
Rusya
Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.
Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.
Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.
Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.
Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.
FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.
Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.
Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.
Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.
FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.
Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.
Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.
Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.
Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











