Rusya
Rusya’nın askeri ekonomisi

Anglo-Amerikanlar, Rusya’yı analiz etmede hiçbir zaman şimdiki kadar maharetli olmamıştı. Bir düşmana karşı uzun bir zaman boyunca verilen savaş, insana belli bir temkinlilik kazandırabilir. Fakat savaşta kimin kazanıp kimin kaybedeceği konusunda tecrübe önemsiz bir detay. Aşağıda tercümesi verilen makalede Gaydar Vakfı yönetim kurulu üyesi Andrey Kolesnikov, 1990’lardaki yağma döneminin kazanımlarının elden gidişine ağıt yakıyor.
Putin’in savaş ekonomisi: Sovyet tarzı askeri harcamalar ve savaş ekonomisi Rusya’yı kurtaramaz
Andrey Kolesnikov
10 Temmuz 2024
Rusya’da Sovyet iktisadi planlamasıyla alay etmek, iktisadi sistemi geliştirme çabaları kadar eski bir gelenektir. “Sahra Çölü’nde sosyalizm inşa edilse ne olurdu?” diye soran eski bir fıkra vardır. Cevap şöyleydi: “Önce plandan başka bir şey olmaz, sonra da kum kıtlığı başlar”. Bir diğerine göre ise —ki bu, eski ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in çok sevdiği bir fıkradır— Brejnev döneminde bir grup insan Moskova’daki Kızıl Meydan’daki askeri geçitte yürüyor, ancak askeri üniforma yerine bol takım elbiseler giymişler. Bir yardımcı, Sovyet lideri Leonid İlyiç’in yanına koşarak gelir: “Yoldaş Leonid İlyiç, bu insanların kim olduğunu bilmiyoruz!” Brejnev cevap verir: “Sakin ol yoldaş, bunlar bizim en yıkıcı silahlarımız, Sovyet iktisatçıları”.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki “özel askeri harekatının” üzerinden iki yıl altı ay geçmesine rağmen, ülkesinin iktisadi planlamacılarının şanından etkilenmiş gibi görünmüyor. Bu yıl bahar mevsiminde gerçekleştirdiği hükümet değişikliğinin en çarpıcı sonucu, uzun süredir savunma bakanı olan Sergey Şoygu’nun yerine askeri tecrübesi olmayan devlet iktisatçısı Andrey Belousov’un getirilmesi oldu. Bol bir takım elbise yerine pahalı ve üzerine iyi oturan bir takım elbise giyen Belousov, daha önce iktisadi kalkınma bakanı, ekonomi danışmanı ve başbakan yardımcısı olarak görev yapmıştı. Fakat atanmasının bir nedeni var: Rusya’nın askeri harcamaları artık öyle devasa boyutlara ulaşmış durumda ki —bazı tahminlere göre 2024 bütçesinin neredeyse üçte biri savunmaya ayrılmış olup, Sovyet sonrası Rus tarihindeki herhangi bir yıldan daha yüksek bir GSYİH oranına ulaştı— bu harcamaları ancak bir iktisatçı verimli hale getirebilir.
En azından, bu Putin’in nadiren yalan söylemediği nadir durumlardan biri gibi görünüyor. Bir diğer açıklama ise, Rusya’nın askeri teknolojisinin etkin yönetiminin, ülkenin sivil sanayilerde de “teknolojik egemenlik” —tam anlamıyla kendine yetebilirlik— elde etmesini mümkün kılacağı. Ayrıca, devasa askeri harcamaların, insan sermayesinin, bazen sosyal ve sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, maliyetine mal olsa bile, ilkesel olarak iktisadi kalkınmayı tetikleme kapasitesine sahip olduğuna inanılıyor. Bu anlamda, Belousov doğru bir tercih: Sovyet ekonomisinin matematiksel okulunun bir ürünü olarak, en üst otoritelerin her şeyi hesaplayabileceğine ve kamu parası ile devlet müdahalelerinin her türlü krizi çözebileceği yönünde mutlak bir inanca sahip.
Gözlemciler, Belousov’u “askeri Keynesçi” olarak tanımladılar; bu, erken 20. yüzyıl İngiliz teorisyeni ve devlet teşvikinin savunucusu John Maynard Keynes’e bir miktar hakaret içeren bir referans. Daha doğru bir ifadeyle, Belousov’un fikirleri, Sovyetler Birliği’nin çökmesine ön ayak olan yaklaşımı —savunma harcamalarının sürdürülemez büyümesi ve ekonominin acımasızca militarize edilmesi— hatırlatıyor. Elbette, profesyonel bir iktisatçı olarak Belousov, piyasadan vazgeçilmesini savunmuyor. Fakat, sadece yoğun kamu harcamalarının değil, özellikle askeri harcamaların kalkınmanın itici gücü olabileceği görüşünü destekliyor. Bu yaklaşımı, sadece Ukrayna’daki savaşının zorunluluklarından değil, aynı zamanda on yıllarca süren Sovyet reçeteleri ve sanrılı düşüncelerden şekillenen Putin’in yeni iktisadi modeli olarak tanımlamak doğru olur.
Bir ölçüde bu, Putin’in ilk yıllarına göre bir değişimi işaret ediyor. Sonuçta, 1990’ların liberal reformlarının hemen ardından iktidara geldi ve iktidarının ilk yıllarında Rusya ekonomisinin geniş çaplı yeniden yapılandırılmasını ve liberalleştirilmesini destekliyor gibiydi. Aynı zamanda güçlü makroekonomik göstergeleri korumanın ve devlet bütçesini dengelemenin öneminin de tamamen farkında. Bu yüzden hâlâ Elvira Nabiullina’yı merkez bankası başkanı ve Anton Siluanov’u maliye bakanı olarak görevlendirerek yönetiminde rasyonel teknokratlara yer veriyor.
Ancak Belousov, eski liberal reformculardan çok farklı bir kumaştan biçilmiş bir isim. Onu göreve getirerek Putin, kayda değer piyasa öğeleriyle birlikte esasen bir Sovyet ekonomisine geri dönüyor. Yeni model, devlet müdahaleciliğini, savunma sanayiine yönelik baskın vurguyu ve ithal ikamesini, farklı alanlarda piyasa ekonomisiyle birleştiriyor; buna, tüketici taleplerini karşılamak için çeşitli Batı ürünlerinin paralel ithalatı da dahil. Bu, uzun ve tehlikeli bir geçmişi olan dikkat çekici bir deney. Üstelik giderek artan sayıda büyük işletmenin kamulaştırılması, özel mülkiyetin korunmasına duyulan güveni sarsıyor ve piyasanın risk altında olduğunu gösteriyor. Dahası Kremlin, bütçeyi dengelemek için yeterli parası olmadığını başka şekillerde de gösteriyor; örneğin, orta sınıfa yönelik vergileri artırdı.
Bazı Sovyet selefleri gibi, Putin de iktisadi hesapçılar tarafından yönetilen devasa askeri harcamaların ülkeyi iflastan kurtarabileceğine inanıyor gibi görünüyor. Ancak, eski komünist rejimin çok geç öğrendiği üzere savaşa dayalı bir ekonomi, planlayıcıların hesapları ne kadar iyi olursa olsun, sonsuza kadar ayakta kalamaz. Putin ve Belousov, böyle bir yaklaşımı benimseyerek, Rusya’nın zorluklarla kazanılmış liberal iktisadi temellerinin geriye kalanını erozyona uğratma riski taşıyor. İktisadi reformcular tarafından otuz yıldan fazla bir süre önce oluşturulan bu ilkeler, şimdiye dek Rusya sistemini, ülkenin artan biçimde tecrit edilmesine rağmen, nispeten istikrarlı tuttu. Bu ilkeler ortadan kalktığında, daha büyük bir çöküşten kaçınmak oldukça zor olabilir.
Brejnev’in bol takımları
Sovyet dönemine geri dönüldüğünde, Moskova’daki liderlik, ülkenin ekonomisini dönüştürme çabalarının başarısında ve başarısızlığında neredeyse her zaman kritik bir rol oynadı. Nikita Hruşçov döneminde (1953–64) iktisadi reformlar tartışılmış olsa da Başbakan Aleksey Kosıgin’in Brejnev’in onayıyla sosyalist ekonomiyi yeniden canlandırmaya ilk kez giriştiği dönem Brejnev dönemiydi. Bu çaba, Yevsey Liberman adlı bir iktisatçının, işletmelerin özellikle kârlarını nasıl kullandıkları konusunda özerkliklerini artırma gereğini savunduğu Pravda’da 1962’de yayımlanan kışkırtıcı bir makalesiyle başlamıştı. Bu argümanın ortaya konması tesadüf değildi. Sovyet döneminde Pravda’da yayımlanan bir makale sadece bir makale değildi; neredeyse her durumda birer talimat niteliğindeydi. Bu durumda, yetkililerin Sovyet ekonomisinin reform için artık olgunlaştığını ve değişim için uygun bir zaman olduğunu düşündükleri anlamına geliyordu.
Böylece Sovyet basınında ve yetkililer arasında, sözde iktisadi mekanizmanın nasıl elden geçirileceği konusunda bir tartışma başladı. 1965’in başlarında, Liberman, Komünistlerin Kârla Flörtü başlıklı bir manşetle Time dergisinin kapağında yer aldı. Ve nihayet o sonbaharda Kosıgin, iktisatçılar arasında süregelen bir tartışmanın ardından, işletmelere sınırlı bağımsızlık, gelirlerini serbestçe kullanma ve hatta talebe yanıt olarak ürün yelpazelerini genişletme özgürlüğü tanınmasını resmen önerdiği o meşhur hükümet raporunu yayımladı. Bu, Sovyet şuurunda bir devrimdi; malların sadece Sovyet planlamasına göre üretilmesi değil, tercihen satılması da gerekiyordu. Yine de bu sadece bir deneydi; şüpheciler arasında Kosıgin reformları, biraz ironik bir şekilde libermanizasyon olarak bilinir hale geldi.
Aslında, reformlar iktisat mesleğinin kendisinin dönüşümüyle çakıştı. O dönemde iktisatçılar, Sovyet ekonomisini basitçe Ortodoks Marksizm-Leninizm’in bir dayanağından modern bir bilime dönüştürmek için matematiksel yöntemleri benimsiyorlardı. En önemlisi, optimal işleyiş teorisiydi, yani çalışabilir bir sosyalizm modelinin, kapsamlı bir hesaplama setine dayalı olarak tüm endüstrileri ve vatandaşların ihtiyaçlarını dikkate alan mükemmel dengeli bir ekonomi için oluşturulabileceği fikri. Yeni fikrin merkezlerinden biri, yeni nesil matematiksel ekonomistlerin evrensel optimizasyon için sihirli bir formül aradığı ve bunu bilgisayar teknolojisinin yardımıyla tasarlamayı umduğu Merkezi İktisat ve Matematik Enstitüsü (CEMI) idi.
Çalışmanın kapsamı oldukça ürkütücüydü. Sovyet iktisatçıları, haddelenmiş demir metalinden süt ürünlerine kadar her Sovyet malı için yazılması gereken binlerce planlama görevi ve 10 binden fazla malzeme dengesini nasıl birbirine bağlayıp dengeleyebilirlerdi? Nihayetinde, bunların hepsini idare edecek tek bir bürokrasi bile yoktu; öncekiler Devlet Planlama Komitesi veya Gosplan, sonrakiler ise Devlet Tedarik Komitesi altında yer alıyordu. Sovyet döneminin sonlarına doğru, Gosplan’ın kendisi 70 alt birime ve yaklaşık 3 bin 200 çalışana sahipti. Yıllık planın kendisi onlarca ciltten oluşuyordu ve Gosplan’ın Ana Hesaplama Merkezinde hesaplanıyordu; burada Birleşik Krallık’tan alınan devasa bir bilgisayar iki katı kaplıyordu ve makine odalarının altında, makinelerin soğutulması gerektiği için artezyen suyu bulunuyordu.
Fakat bu olağanüstü çaba Sovyet ekonomisini kurtarmaya yetmedi. Sovyet ekonomisinin 1960’ların ikinci yarısında toparlandığı ve resmi büyüme rakamlarının çok yüksek olduğu doğru. Bu reformlardan kaynaklanmış olsa da büyümenin enflasyonist baskılardan kaynaklanıyor olması muhtemel: Minimum özgürlük, işletmeleri ürün yelpazesini genişletmeye ve buna bağlı olarak fiyatları biraz artırmaya itti. Daha derin gerçeklik ise, Kosıgin reformlarının, piyasa ve özel mülkiyetin yokluğunda başarısızlığa mahkûm olduğuydu. Açık bir ekonomi olmadan, planlamacıların hiçbir hesaplaması arz ve talebi dengeleyemezdi.
Politbüro teknokrasisi
1960’ların sonunda, Sovyet ekonomisi başka bir sorunla karşı karşıyaydı; işgücü kıtlığı. Diğer faktörlerin yanı sıra, uzun süredir işgücü sağlayan kırsal köyler tükenmişti. Şaşırtıcı bir şekilde Putin, bugün kendi savaş destekli devletçi ekonomisinde benzer bir sorunla karşı karşıya, fakat onun durumunda bu daha çok uzun vadeli demografik düşüşün bir sonucu ve kısmen nitelikli personelin yurt dışına göçünün yanı sıra silahlı kuvvetlerin büyük takviye ihtiyaçlarından kaynaklanıyor.
Aralık 1969’da Brejnev, Merkez Komite Plenumunda işgücü krizinden ve diğer iktisadi sorunlardan açıkça bahsetti. Konuşma o kadar sertti ki gizli olarak tasnif edildi. Belki de rakibi Kosgıin’in reformlarının hiçbir şey başaramadığını göstermek istiyordu. Ancak Brejnev’in verimsiz harcamalardan yeni teknolojilerin uygulanmamasına kadar uzanan eleştirileri doğruydu. Ve Moskova’nın maliyetli jeopolitik maceralara katılımı için özür diliyor gibiydi; bu mantık, Putin’in bugünkü mantığını şaşırtıcı bir şekilde öngörüyordu.
Brejnev, “Eğer Güneydoğu Asya ve Orta Doğu’da emperyalizmin oyunlarını bozmasaydık, bu, Amerikalıları ve müttefiklerini sınırlarımıza daha yakın bir yerde yeni saldırgan eylemler başlatmaya teşvik edecekti… Eğer Çekoslovakya’daki karşı-devrimci planları engellemeseydik, NATO birlikleri çok yakında batı sınırlarımızda olacaktı,” demişti.
Diğer başarısız Rus ve Sovyet reformları gibi, Kosıgin reformlarının gerilemesi de siyasi bir müdahale ile çakıştı. Bu müdahale, Ağustos 1968’de, Çekoslovakya’nın Sovyet işgaliyle başladı. İktisadi değişiklikler askıya alındı ve bu sadece üst düzeydeki ilginin azalmasından dolayı değildi. Bu dönemde, 1960’larda keşfedilen petrol sahaları devreye girdiğinde; petrodolarlar Sovyet ekonomisine akıyordu ve 1973 petrol krizinden sonra petrol fiyatları yükseldi. Bu noktada, reformlara hiç ihtiyaç kalmamış gibi görünüyordu. Putin’in Rusya’sındaki durum gibi, süper güç petrol ve doğalgaza bağlanmıştı ve bunu yiyecek ve sanayi ithalatını finanse etmek için kullanıyordu. Değişim arzusu değersizleşti. Fakat Sovyetler, yakında keşfedecekti ki, böyle bir yaklaşım sadece belirli bir süre sürdürülebilirdi.
Bugünkü Kremlin, Sovyet petrokrasisinin bir on yıl içinde tükendiğini iyi idrak etmeli. 1979’da, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali ve Moskova’nın Washington ile nükleer silahlanma yarışıyla, Sovyet ekonomisi hemen hemen her olası sektörde açıklar birikmeye başlamıştı. İşte bu faktörler, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, yeni nesil reformcuların fiyat kontrolünü kaldırdığında hiperenflasyona yol açacaktı. Bu noktada, Rusya’nın iktisadi reformcuları 1960’lardan popüler bir Sovyet filminden ünlü bir sözü tekrarlayabilir: “Her şey bizden önce zaten çalınmış”.
İşsizlikten korkan kim?
Bugün, 1990’lar genellikle Rusya’da geniş ölçekli iktisadi liberalizasyonun yaşandığı yıllar olarak anılıyor ve sıklıkla Putin’in şimdi tepki gösterdiği dönem olarak görülüyor. Esasında, 1980’lerde Mihail Gorbaçov altında iktisadi reformlara yönelik teşebbüsler olmuştu; Gorbaçov, Sovyet halkına sadece bazı siyasi özgürlükler vermekle kalmamış, aynı zamanda iktisadi özgürlükler de sağlamıştı. Ancak Gorbaçov’un iktisadi reformları yavaştı ve sonra tamamen durdu.
Bir yandan, Gorbaçov iktisadi girişim alanını kademeli olarak genişletmeyi amaçladı: İlk kez, devlet yabancılarla ortak girişimlere izin verdi, aynı zamanda küçük ölçekli özel girişimler ve hizmet sektörlerinde yarı özel şirketlerin kurulmasına olanak sağladı. Ancak makine imalatı endüstrisi, alışıldık şekilde devlet parasıyla desteklenmeye devam etti. Ve iktisatçı Nikolay Şmelev, sosyalizm altında işsizliğe izin verilmesi gerektiğini kamuya açık bir şekilde önerdiğinde, Gorbaçov öfkeliydi.
Yine de iktisadi reforma daha dramatik bir yaklaşımın gerektiği aşikardı. On yılın erken dönemlerinden itibaren, genç iktisadilar grupları Leningrad ve Moskova’da yer altında, ardından resmi, seminerler düzenlemeye başlamıştı. Leningrad’da, liderleri Anatoliy Çubays’tı; genç bir ekonomist olarak şehirde resmi ve gayri resmi bilimsel atölye çalışmaları düzenleyen ve aynı fikirde olan insanlardan bir grup toplayan Çubays, Moskova’da ise bu rolde Gaydar vardı. Gaydar, genç kuşağın en yetenekli üyesi olarak, parti ve hükümet için analitik ve program belgeleri hazırlamaya çoktan başlamıştı. Bu iki grup daha az veya daha çok uyumlu bir ekip oluşturdu ve radikal ve çok kapsamlı iktisadi reformların gerekeceğini hızla anladılar; ayrıca, gerçek bir sosyalist ekonomi dönüşümünün mümkün olmadığını bildikleri için mülkiyetin özelleştirilmesinin farklı yollarını da düşündüler.
Perestroyka’nın kalan yılları
Perestroyka’nın kalan yılları, farklı reform fraksiyonları arasında yoğun iktisadi tartışmalar ve rekabetle doluydu. Haziran 1987’de Merkez Komitesi, eski okuldan pek çok ilerici Sovyet ekonomistinin yer aldığı ekonomi üzerine bir plenum bile düzenlemişti. Özellikle, akademik iktisatçı Aleksandr Ançişkin, Bilimsel ve Teknolojik İlerlemenin Ekonomisi ve Tahmini Enstitüsünün yeni başkanı olarak seçilmişti; bu enstitü, Gaydar dahil olmak üzere diğer umut vaat eden genç ekonomistlerden bir grubu çekmişti. Çok genç personeli arasında ayrıca, Putin’in gelecekteki savunma bakanı Andrey Belousov da vardı.
Ancak Gorbaçov, daha cesur adımları benimsemekte başarısız oldu. Sovyetler Birliği’nin büyük ölçekli dönüşümündeki rolü büyük olmasına rağmen, Sovyet ekonomisini yeniden tasarlamaya cesaret edemedi ve —durgunluk, devasa bir dış borç, yavaş yavaş ortaya çıkan gizli enflasyon, muazzam bir bütçe açığı ve aynı zamanda ciddi mal ve ürün kıtlığı ile— giderek daha ciddi bir kriz yaşamaya başladı. Sovyetler Birliği’nin siyasi çöküşü, Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı girişilen darbe teşebbüsünün ardından durdurulamaz bir ivme kazandı ve bu çöküşün doğal bir sonucuydu.
Daha az matematik, daha çok süt
Gorbaçov’un rakibi olarak Boris Yeltsin, Sovyetler Birliği’nin çöktüğünü ve bağımsız bir Rusya’da iktidarı sadece siyasi olarak değil, elde edebileceğini anlamıştı. Aynı zamanda, Rusya’nın piyasa ekonomisine hazır olmayan eski Sovyet cumhuriyetleriyle koordine edilemeyecek radikal ekonomik reformlar yapması gerektiğini de fark etmişti. İşte o zaman, 1991 sonbaharında, reform programını yazmaları için Gaydar’ın genç reformcularını çağırdı.
Ayrıca, genç iktisatçılara —liberal inançları nedeniyle “Chicago Oğlanları” lakabı takılan— hükümetinin mali ve iktisadi blokunda kilit pozisyonlar teklif etti: Gaydar, Yeltsin’in baş ekonomi danışmanı oldu ve ardından geçici başbakan olarak görev yaptı; Çubays, özelleştirme bakanı oldu ve sonra finansal istikrarı sorumlu birinci başbakan yardımcısı oldu. Dahası, reformlar uygulanırken Rusya devlet başkanı ve başbakanın pozisyonları etkin bir şekilde birleştirildi, bu da reformculara ihtiyaç duydukları siyasi desteği verdi [Reformlar, parlamentodan şiddetli muhalefetle karşılaştı ve Yeltsin’in desteği, onlara siyasi bir kalkan sağlamada hayati oldu].
Böylece 1990’ların tartışmalı iktisadi yeniden yapılanması başladı. Gaydar fiyatları serbest bıraktı ve iç ve dış ticareti liberalize etti, hükümet ise devlet mülkiyetini özelleştirmeye başladı. Bu zorunlu reformlar, Batı’da şok terapisi olarak kabul edilse de Gaydar bunlara “defibrilasyon tedbirleri” diyordu, zira ona göre bu tedbirler olmadan sadece kıtlık olur ve mağazaların satılacak hiçbir şeyi olmazdı. Liberalizasyon programı sayesinde raflar doldu ve piyasa güçleri işlemeye başladı.
Fakat çok kısa bir süre sonra, reformcular koşan enflasyon, yeterli talep görmeyen malların üretim durmaları, askeri ve tarımsal harcamaların hızla azalması, çok sayıda savunma sanayii fabrikasının kapanması ve sosyal destek için para yokluğu nedeniyle suçlandı. Şiddetli bir siyasi mücadele patlak verdi ve Gaydar hükümeti —o zamanlar böyle anılıyordu, resmi olarak Gaydar başbakan yardımcısı ve ekonomi ve maliye bakanıydı, ardından Bakanlar Kurulunun geçici başkanı oldu— yalnızca 1992’nin sonuna kadar sürdü.
Ancak ne kadar şiddetli eleştirilirse eleştirilsin, Rusya’nın radikal iktisatçı bir şey başarmıştı, o da bir piyasa ekonomisi kurmaktı. Ve bu konuda ciddi başarılar elde ettiler. Mağaza raflarını doldurmak gibi basit bir meydan okumayı düşünün. 1970’lerin başında, Merkez Ekonomi ve Matematik Enstitüsü, planlı ekonominin her tür ürün için devasa taleplerini yönetmek için saniyede bir milyon işlem yapan bir bilgisayarın 30 bin yıla ihtiyaç duyacağını tahmin etmişti. Ancak Gaydar, Ocak 1992’de fiyat kontrollerini serbest bıraktıktan sonra, aynı sonuç neredeyse hiç planlama olmadan elde edilebildi; tüketici talebi, mağazaların dolu kalmasını sağlamak için yeterliydi. Sovyet sibernetiğinin kurucusu Viktor Gluşkov, bir zamanlar her inek memesine sensörler takmayı ve optimal süt üretim hacmini hesaplamayı önermişti; şimdi optimal hacim, herhangi bir sensör olmadan, sadece piyasanın görünmez eli sayesinde belirleniyordu.
Liberal hayaletler
Sovyet ekonomik reformcularının ilk kuşağından farklı olarak, çoğunluğu 1930’larda doğmuş olan bu grup, Yeltsin döneminde yetişen yeni nesil 1950’lerde doğmuştu. Sovyet durgunluğunun en kötü dönemlerinde eğitim almışlar, bu da onları yeraltı eğitimi almaya ve Macaristan, Yugoslavya ve Polonya’daki sosyalist ekonomilerin reformlarını incelemeye yönlendirmişti. Macar iktisatçı Janos Kornai, açıkça açık veren ekonominin fıtratı hakkında yazan ve bu kuşak için özellikle önemli bir figür olan biriydi. Sosyalist yanılsamaların üstesinden gelmek, bu grubun ilk iktisadi reformları gerçekleştirmesine ve ardından hükümet yönetiminde önemli bir yer edinmesine imkân tanıdı. Bu, yapısal reformları denetlemeye devam edebilecekleri veya Gaydar gibi akademiye çekilenlerin danışmanlık ve öneri taslakları hazırlayarak reformların hayata geçirilmesine katkıda bulunabilecekleri anlamına geliyordu.
Ancak liberallerin siyasi sistemde kalıcı bir etki yaratabilmeleri için fikirlerinin kurumsallaşması son derece önemliydi. Özellikle, Gaydar’ın reformlarını kabul eden eski neslin birkaç üyesinden biri olan Yevgeniy Yasin, Moskova Devlet Üniversitesi2ndeki pek çok genç iktisatçının, aralarında geleceğin Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina’nın da bulunduğu bir akıl hocasıydı. Aynı zamanda 1992 yılında Moskova’da yeni bir ekonomi enstitüsünün kurulması da önemliydi, bu enstitü daha sonra tam teşekküllü bir üniversite olan Yüksek Ekonomi Okuluna dönüştü. Bu liberal yuva kısa süre içinde en iyi profesör ve araştırmacıları kendine çekti ve Rusya’nın en seçkin araştırma kurumlarından biri haline geldi. Ne var ki, bu durum onu son yıllarda rejimin baskılarına hedef haline getirdi. 2021’de, savaşın hemen öncesinde üniversite yönetiminin değiştirilmesinin ardından hükümet, fakültedeki liberal profesörlerin büyük bir kısmını tasfiye etti.
Ancak en katı Putin taraftarları bile liberalizmi iktisat eğitiminden ve iktisadi politikadan tamamen silemez. Devlet Başkanı’nın ekonomi danışmanı Maksim Oreşkin bir liberal olmayabilir ama bir teknokrat ve Yüksek Ekonomi Okulu mezunlarının tipik bir örneği. Günümüz Rus muhafazakârları ve komünistleri, Putin’ciliğin tüm tezahürlerini destekleyenler, hükümetin mali ve iktisadi yönetiminde “liberallerin” varlığından hoşnutsuzluklarını dile getiriyorlar. Ancak Putin intihar eğiliminde değil: İktidarının başında, birkaç liberal iktisatçı ona makroekonominin, bütçe ve para politikasının temellerini öğretti; bunların başında Çubays ve Putin’in ilk on yılında maliye bakanı olan Aleksey Kudrin geliyordu. Elbette Putin liberalizmden uzaklaştı ve reformcuların neredeyse tamamı kendilerini çevrede buldu. Kalanları en iyi ihtimalle rasyonel teknokratlar olarak tanımlayabiliriz. İlliberal karşı reformlar ve de-modernizasyon uygulayan bir otokratın liberal modernleştiricilere ihtiyacı yoktur.
Bir iktisatçı olarak Belousov’un yaklaşımı, liberallerinkinin tam zıttı. Babası Sovyet matematik ekonomi okulunun önde gelen isimlerinden biriydi ve Belousov, biraz basitleştirmek gerekirse, bu okulun öğrencisi. Kamu parasını doğru şekilde harcadığınızda sonuç alırsınız. Onun iktisadi felsefesi tamamen bununla alakalı. Burada teknolojik değişimler de önemli. Belousov’un son yıllarda yeni teknolojiler üzerinde çok çalışması tesadüf değil; ancak teknolojik yenilikler sadece kamu sektöründe gerçekleşmez ve kesinlikle dünyadan giderek izole hale gelen bir ekonomide gerçekleşmez. Daha derindeki gerçek ise Putin’in yeni askeri-iktiadi modelinin ülkeyi daha kırılgan hale getirmeyi önlemeyi önemli ölçüde zorlaştırma ihtimalinin yüksek olması.
Bir omletten yumurta yapmak
Sovyet Gosplan görevlileri, sosyalist sistemin sermaye yatırımlarının gereksiniminin abartılması ve teknik yeniliklerin reddedilmesi ilkesine dayandığının farkındaydı. Özel çıkar ve teşebbüsün olmadığı devlet ekonomisinde ne kadar çok para varsa, o kadar çok israf edildiğini de anlıyorlardı. Bu paradoksal Gosplan bilgeliği, neredeyse dini bir inançla kamu harcamalarının etkinliğine ve savaş ekonomisinin özel rolüne dayalı olgun Putin ekonomisinin yeni modelini inşa eden günümüz Rus iktisatçıları tarafından tamamen unutulmuş gibi görünüyor. Putin şimdi iddialı bir görev belirledi: Kendi sözlerine göre, ekonomistler silahlarla tereyağı arasında bir denge bulmalı. Devlet bütçesinde tereyağı için hiç para kalmadı ama bu sorun, Gaydar’ın reformlarının otuz yıldan uzun süre önce verdiği ivme sayesinde Putin’in Rusya’sında hâlâ var olan piyasa sektörü tarafından çözülebilir.
Putin’in Rusya’sında silahlara yapılan devlet harcamaları neredeyse geç Sovyet döneminin ölçeğine ulaştı: Resmi olarak, GSYİH içindeki payı biraz daha az, ancak yetkililer rakamları açıklarken federal bütçenin neredeyse dörtte birinin gizli olduğunu söylemiyorlar. Bu gizliliğin ardında bir gizem yok; para utanmadan “savunma ve güvenlik” olarak adlandırılan şeylere ve devletten devasa mali teşvikleri başarıyla sağlayan lobicilere harcanıyor. Ekonominin nasıl kalkınması gerektiğine dair katı bir devletçi ve devlet müdahaleci görüşe sahip olan Belousov’a, bu tür bir modeli tam anlamıyla hayata geçirme görevi biçildi.
Bu yaklaşımı destekleyenler için devlet müdahalesine olan inanç, gerçekten de özel bir dinle veya en azından bir ideolojiyle sınır komşusu. Savunma sanayii ürünlerine doğru hesaplanmış kamu harcamalarının, giderek daha izole hale gelen Rusya ekonomisini ayakta tutabileceği ve hatta büyütebileceği konusundaki inanç, modern iktisadi düşüncede anormal. Uygun bir siyasi çerçeve ve güçlü ideolojik gerekçeler olmadan savunulamaz. Fakat bu kadar saçma bir askeri harcama ölçeğini öngören tek çerçeve kaçınılmaz olarak bir otokrasidir; ideolojik destek, Putin’in Rusya’nın özel misyonu, özel yolu, özel kültürel kodu ve Ortodoksluğun özel rolü konusundaki kavramı tarafından sağlandı. Ve tüm bunlar için kelimenin tam anlamıyla savaşmak gerekir; savaş, Rus “kalkınmasının” kalıcı bir faktörü haline geldi.
1940’larda, İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet ekonomisini yöneten iktisadi planlamacı Nikolay Voznesenskiy, Joseph Stalin’in gözdesi haline gelmişti. Savaşın sonunda, 1949’da Stalin tarafından tasfiye edilmeden önce, son derece popüler olan bir monografi, Anayurt Savaşı’nda SSCB’nin Askeri Ekonomisi adlı çalışmayı yazdı. Putin’in şimdiki gözdesi olan Belousov’un, “özel harekât” sırasında Rusya Federasyonu’nun askeri ekonomisi hakkında benzer bir zafer monografisi yazmaya mahkûm olup olmadığı belli değil. Başarı garanti değil. Er ya da geç, Rus iktisatçılarının ülke ekonomisini askeri müdahalecilik modelinden bir tür normale döndürmeleri gerekecek ya da reformcuların 1990’ların başında yaptığı şaka gibi, “bir omletten yumurta yapmaları” gerekecek.
Yirminci yüzyılın sonlarına doğru Moskova’nın ekonominin militarize edilmesi ve büyük ölçekli devlet yatırımlarının sihirli gücüne olan inancı, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdı. Putin, bugünkü Rusya’da açık piyasanın kalıntılarını koruyarak ve mali kurumlarını teknokratların elinde tutarak benzer bir kaderden kaçınmayı başardı. Ancak eski usul iktisatçılar, artık askeri geçit törenlerine liderlik ettiği için, bu iktisadi rasyonalizmin ne kadar daha hayatta kalıp kalamayacağı belli değil.
Rusya
Milyarder Melniçenko, The Economist’e konuştu: Rusya için sessiz kalma dönemi sona erdi

Rus sanayici Andrey Melniçenko, Ukrayna savaşı ve Batı yaptırımlarının ardından Kremlin’le yürüttüğü özel temasları ve ülkenin geleceğine dair The Economist dergisine özel mülakat verdi. Nükleer çatışma uyarısı yapan Melniçenko, Rusya’nın Çin uydusu olmasını veya Kuzey Koreleşmesini önleyecek yeni bir elitler egemenliği modeli önerdi.
Rus sanayi sektörünün en önemli aktörlerinden, mineral gübre üreticisi EuroChem ile kömür ve enerji devi SUEK şirketlerinin kurucusu Andrey Melniçenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kremlin’de gerçekleştirdiği teke tek görüşmenin ardından, ülkenin jeopolitik konumu ve ekonomik geleceğine dair analizlerini paylaştı.
The Economist dergisine mülakat vererek, Rusya gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1’ini üreten bir sanayi imparatorluğunun kurucusu olan Melniçenko, son yıllarda yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından Rus iş dünyasının ve devlet aygıtının yeni bir rasyonel zemine oturması gerektiğini belirtti.
Sanayici, Kremlin’de gerçekleşen ve bir saatten fazla süren kabulde, Rusya’nın küresel pazarlardaki rolünü ve Batı yaptırımlarının iş dünyasındaki etkilerini doğrudan Rusya Devlet Başkanı Putin’e aktardı.
Görüşmede elitlerin tarihi hatalarına dikkat çeken Melniçenko, iş dünyasının kendi geleceğini Rusya’nın kaderinden ayıramayacağını ifade etti.
“Para kazanmak için ayrı, güvenlik için ayrı ülke olamaz”
Kremlin’deki üst düzey kabulde Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını paylaşan sanayici Melniçenko, Batı dünyasının mülkiyet haklarına dair sunduğu garantilerin yanıltıcı olduğunun son yaptırımlarla kanıtlandığını vurguladı.
Rus elitlerinin uzun yıllar boyunca servetlerini yurt dışında tutarak güvenlik arayışına girmesini eleştiren iş insanı, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hitaben şu ifadeleri kullandı:
“Yıllarca Batı’nın mülkiyet haklarını koruyacağına inandık ancak bu durum neredeyse tüm servetimize mal oluyordu. Artık net bir gerçeği kabul etmek zorundayız: Para kazanmak için ayrı bir ülkeye, güvenlik, ailenizin geleceği ve gerçek hayat için başka bir ülkeye sahip olamazsınız.”
Melniçenko, Ukrayna savaşıyla başlayan sürecin küresel ticaret kurallarını tamamen ortadan kaldırdığını kaydetti. Kendi inşa ettiği küresel sanayi yapısının bu süreçten nasıl etkilendiğini anlatan iş insanı, “Bizler uluslararası kurallara dayalı küresel bir dünya olduğuna inanıyorduk. Ancak dünya bizim düşündüğümüz gibi bir yer çıkmadı. Küresel bir dünya yok, küresel kurallar yok. Siz devlet yönetimi olarak bunu bizden çok daha önce anladınız” dedi.
Savaşın ilk günlerinde Avrupa Birliği ve ABD tarafından yaptırım listesine alınan Melniçenko, hukuki zorunluluklar nedeniyle dünyanın en büyük ikinci gübre üreticisi konumundaki EuroChem şirketinin mülkiyet haklarını devretmek zorunda kaldığını anımsattı.
Batı yargısının tarafsızlığını yitirdiğini ifade eden sanayici, Avrupa Adalet Divanı nezdinde başlattığı yasal girişimlerin tamamen siyasi gerekçelerle reddedildiğini kaydetti.
“Sessizce boyun eğmenin dışındaki her adım risk taşır”
Rusya’nın güvenlik bürokrasisinin bağımsız hareket eden aktörleri bir tehdit olarak algıladığına değinen Melniçenko, bir iş insanı olarak kamusal alanda inisiyatif almanın taşıdığı risklerin farkında olduğunu belirtti.
Sanayici, güvenlik elitlerinin kurduğu baskı ortamına rağmen ülkenin geleceği için fikir üretmenin kaçınılmaz bir sorumluluk olduğunu şu sözlerle açıkladı:
“Mevcut sistemde sessizce boyun eğmenin dışındaki her adım doğal olarak büyük risk taşır. Tabii ki kafayı öne eğip beklemek en kolay yoldur. Ancak şu an Rusya için ortaya konan bahisler çok yüksek. Eğer bu süreçte ülkenin geleceğini şekillendirmek için sorumluluk almaz ve katılım sağlamazsanız, kendinizi kendi geleceğinizden tamamen dışlamış olursunuz.”
Uzun yıllar İsviçre’de yaşayan ve küresel teknoloji liderleriyle yakın ilişkiler geliştiren Melniçenko, Rusya ile olan bağını bir dış yatırımcı mantığıyla sürdürdüğü dönemin kapandığını ilan etti.
“Hayatımda ilk kez Rusya’dan başka bir ülkem olmadığını derinden hissediyorum” diyen iş insanı, Rus elitlerinin sermayeleriyle birlikte hırslarını ve entelektüel enerjilerini de ülkelerine geri getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Mevcut güç yapısına doğrudan meydan okumak gibi bir niyetinin olmadığını dile getiren sanayici, amacının devlete rasyonel bir dönüşüm mimarisi sunmak olduğunu ifade etti. Melniçenko, ideolojilerden arınmış, fiziksel gerçekliğe ve ekonomik verilere dayanan bir yönetim yaklaşımının Rusya’yı mevcut çıkmazdan kurtarabileceğini savundu.
“Savaşın diğer ülkelere sıçrama riski endişe verici derecede yüksek”
Rusya topraklarının uzun bir aradan sonra doğrudan askeri saldırılara maruz kaldığına dikkat çeken sanayici, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik drone operasyonlarının sanayide ve enerji tedarikinde ciddi aksamalara yol açtığını kaydetti.
Ekonominin büyük bir baskı altında olduğunu ve elitler arasında ülkenin bir çıkmaza girdiğine dair ortak bir kanaatin oluştuğunu belirten Melniçenko, askeri çatışmanın küresel bir savaşa evrilme ihtimaline karşı uyardı:
“Ukrayna’daki savaş artık tartışmasız bir şekilde Rusya ile Batı dünyası arasında topyekun bir çatışma olarak görülüyor. Bu savaşın diğer ülkelere sıçrama riski endişe verici derecede yüksek. Nükleer silahların kullanılması ihtimalini bile dışlayamayız. Bizleri bu noktaya getiren nedenler her ne olursa olsun, kimin haklı ya da kimin haksız olduğunu tartışmayı bir kenara bırakıp mevcut gerçekliği kabul etmek zorundayız: Şu an tamamen haritalandırılmamış, belirsiz ve tehlikeli bir bölgedeyiz.”
Kaos dönemlerinin aynı zamanda yeni sistemler kurmak için bir laboratuvar işlevi gördüğünü dile getiren iş insanı, modern Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin yıkılış sürecindeki büyük dönüşümden doğduğunu hatırlattı.
Toplumun ve iş dünyasının şu an en çok düzen, öngörülebilirlik ve net bir gelecek vizyonuna ihtiyaç duyduğunu söyleyen Melniçenko, “İnsanlar özgürlükten korkmaz, insanlar kaostan korkar” değerlendirmesini yaptı.
“Kuantum dünyasında hiçbir şey kesin değildir ve her şey ihtimal dahilindedir”
Eğitimini aldığı kuantum istatistiği ve alan teorisinin dünyaya bakışını şekillendirdiğini belirten Melniçenko, fiziksel dünyanın akışkan yapısının kendisine dogmatik olmayan bir düşünce esnekliği kazandırdığını kaydetti.
Sanayici, bu felsefeyi iş dünyasına ve ülke yönetimine nasıl uyarladığını şu sözlerle anlattı:
“Kuantum dünyasında hiçbir şey kesin değildir ve her şey ihtimal dahilindedir. Gerçeklik akışkandır. Eğer bir gelişme, bir olay ya da bir olgu sizin hayata dair yerleşik görüşlerinizi çürütüyorsa, bu bir trajedi değil, aksine yeni bir fırsattır. Ben katı kuralları olan bir insan değilim. Bugün, dünden daha farklı bir stratejiye inanabilirim ve bu durum değişen koşullara uyum sağlamanın tek yoludur.”
Bu esnek vizyon sayesinde 2000’li yılların başında Çin’in ekonomik büyümesini önceden analiz ederek kömür ve gübre sektöründe devasa yatırımlar yaptığını belirten Melniçenko, Rusya’nın özelleştirme döneminde atıl kalan demiryolu hatlarını ve limanlarını küresel ticaret rotalarına entegre ettiğini anımsattı.
Dönemin Rusya Elektrik Monopolü RAO UES Başkanı Anatoliy Çubays ile gerçekleştirdiği hisse alım ortaklığını örnek göstererek, devlet kurumlarıyla kavga etmeden, pazar reformlarına inanarak büyük sanayi entegrasyonları gerçekleştirdiğini ifade etti.
“Rusya kalıcı bir kale zihniyetine hapsolursa dış çatışmayı iç politika aracı yapar”
Makalesinde Rusya’nın önündeki dört olası gelecek senaryosunu analiz eden Melniçenko, bu yollardan ilk üçünün ülke için yıkıcı sonuçlar doğuracağını savundu.
İlk senaryoda Rusya’nın Batı sistemine çevre bir ülke olarak yeniden entegre edilmesini “vasallık” olarak nitelendiren iş insanı, gururu kırılmış ve yenilmiş bir Rusya’nın kaçınılmaz olarak daha saldırgan bir rövanşizm üreteceğini belirtti.
İkinci senaryo olan Çin’in yörüngesine tamamen girme ihtimalini de değerlendiren sanayici, Pekin’in Rusya’yı sadece bir hammadde deposu ve tampon bölge olarak kullanmak isteyeceğini, ancak Rusya’nın iç sorunlarının sorumluluğunu üstlenmeyeceğini yazdı. Melniçenko, bu iki senaryo arasındaki tek farkın “derebeyinin kimliği” olacağını vurguladı.
Üçüncü tehlikenin, ülkenin nükleer silahların kontrolsüz dağıldığı bir iç çatışma ve bölünme sürecine girmesi olduğunu belirten sanayici, dördüncü ve en olası tehlikeye karşı ise şu uyarıyı yaptı:
“Güvenlik servislerinin desteklediği ve Kremlin’de ciddi şekilde tartışılan Kuzey Kore tarzı bir içe kapanma modeli, hem elitler hem de halk için büyük bir tehdittir. Rusya eğer kalıcı bir kale zihniyetine hapsolursa, dış çatışmayı kalıcı bir iç politika aracı haline getirir. Bu model askeri baskıyı, ekonomik rasyonelleşmeden uzaklaşmayı, karne uygulamasını ve istikrarsızlık ihracını beraberinde getirir.”
Melniçenko, bu karanlık senaryolardan çıkışın tek yolunun, devletin mülkiyet haklarını bir lütuf olarak değil, anayasal bir yükümlülük olarak koruduğu “gerçek egemenlik” modeli olduğunu kaydetti.
“Amacımız Rusya’yı insanların gitmek istemeyeceği kadar cazip bir yer yapmak olmalı”
Önerdiği egemen devlet modelinin sadece siyasi bir söylemden ibaret olmadığını, ekonomik rasyonaliteye dayanması gerektiğini belirten Melniçenko, Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinden nitelikli iş gücünü çekebilmesi ve ülkeden kaçan eğitimli nüfusu geri kazanabilmesi için yaşam standartlarının yükseltilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
Sanayici, tarihi referanslarla desteklediği vizyonunu şu şekilde özetledi:
“Bizim temel amacımız Rusya’yı insanların gitmek istemeyeceği, yaşamak için can atacağı kadar cazip, güvenli, öngörülebilir ve müreffeh bir yer yapmak olmalıdır. Ancak o zaman insanların ülkeden kaçması için bir neden kalmaz. Bu Rusya, ne Batı ne de Çin için dikte edilebilir bir ortak olmak zorundadır. Kendi vatandaşlarının konforunu ve güvenliğini öncelikli kılan, dış dünya için ise öngörülebilir ve rasyonel hareket eden bir devlet yapısı inşa edilmelidir. Batı için zor bir ortak olabiliriz ama en azından bir kara delik olmayız. Çin için bir uydu devletten daha az kullanışlı olabiliriz ama büyük ve istikrarsız bir vasaldan çok daha güvenli bir komşu oluruz.”
Tarihsel dönüşümlerin her zaman elitlerin uzlaşısıyla yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştiğini belirten Melniçenko, Rusya’nın geleceğini inşa edecek kadroların sanayiciler, teknokratlar ve sivil toplum liderlerinden oluşması gerektiğini savundu.
Egemenlik ve katılım hakkı verilen elitlerin, kendi çıkarlarını korumak adına devlet mekanizmasını rasyonel bir çizgide tutacağını ifade etti.
Sanayici, değişimin zamanını tahmin etmenin imkansız olduğunu ancak o an geldiğinde hazırlıklı olmak gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı:
“Kuantum fiziğinde olduğu gibi, sadece bir gözlemcinin ortaya çıkışı bile dünyaya ve sisteme yeni bir anlam kazandırmaya yeterlidir.”
Rusya
Şohin’den Rusya Merkez Bankasına faiz uyarısı

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın Rusya Merkez Bankasının 24 Temmuz’daki toplantısında politika faizini artırması için bir gerekçe oluşturmaması gerektiğini belirtti. Şohin, Merkez Bankasının bu duruma doğrudan faiz artışıyla yanıt vermemesini beklediklerini ifade etti.
Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin, Uzak Doğu Federal Bölgesi’ndeki Bölgesel İşveren Dernekleri Koordinasyon Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, yakıt piyasasındaki fiyat artışlarının Rusya Merkez Bankasının (CBR) 24 Temmuz’da yapacağı toplantıda politika faizini artırması için bir gerekçe teşkil etmemesi gerektiğini ifade etti.
Şohin, yakıt piyasasında gözlenen durumun iş dünyası için ek zorluklar yarattığını kabul etmekle birlikte, olası bir enflasyon ivmelenmesine karşı para politikasını sıkılaştırarak mücadele etmenin yanlış bir yaklaşım olacağını dile getirdi.
Konuya dair değerlendirmesinde Şohin, “Merkez Bankasından, diğer sektörlerde de fiyat artışlarını tetikleme potansiyeli taşıyan yakıt fiyatlarındaki yükselişe karşı politika faizini artırarak doğrudan ve sert bir tepki vermesini beklemek kuşkusuz doğru olmaz” dedi.
RSPP Başkanı, iş dünyasının, faiz kararı alınırken ekonomi yönetiminin “sağduyulu” hareket edeceğine güvendiğini sözlerine ekledi.
Merkez Bankası enflasyonist risklere dikkat çekmişti
Rusya Merkez Bankası, 19 Haziran’daki son toplantısında politika faizini 25 baz puan düşürerek yıllık yüzde 14,25 seviyesine çekmişti.
Bununla birlikte kurum, enflasyonist risklerin ağırlığını koruduğu yönünde uyarı yapmıştı. Merkez Bankası yetkilileri, motorlu taşıt yakıtı üretiminde yaşanan geçici düşüşün risk unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, yakıt piyasasında haziran ayında ortaya çıkan tablonun mevcut fiyat artış hızını destekleyebileceğine ve daha önce öngörülenden daha yüksek bir faiz patikasına ihtiyaç duyulabileceğine işaret etmişti.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, haziran ayındaki toplantının ardından yaptığı açıklamada, yönetim kurulunun üç seçeneği değerlendirdiğini bildirmişti.
Bu seçeneklerin faizi yüzde 14,50 seviyesinde sabit tutmak, yüzde 14,25’e veya yüzde 14’e düşürmek olduğunu belirten Nabiullina, faiz indirimleri için hareket alanının daraldığını kaydetmişti.
Karar sürecinde beklentiler izlenecek
Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Aleksey Zabotkin ise 29 Haziran’da yaptığı açıklamada, 24 Temmuz’daki toplantı için güncellenecek makroekonomik öngörüler hazırlanırken yakıt piyasasındaki durumun dikkate alınacağını belirtmişti.
Zabotkin, kurum için sadece benzin ve dizel fiyatlarındaki değişimin değil, bu değişimin hanehalkı ile iş dünyasının enflasyon beklentilerine olan etkisinin de önem taşıyacağını ifade etmişti.
Merkez Bankası tarafından 1 Temmuz’da yayımlanan haziran ayı toplantı özetinde de enflasyonist risklerin belirginleşmesi sebebiyle, enflasyonu hedef seviyeye geri döndürmek amacıyla nisan öngörülerine kıyasla daha yüksek bir politika faizi patikasının gerekebileceği aktarılmıştı.
Daha sonra konuya değinen Nabiullina, faiz indirimi yönünde alanın halen var olduğunu, ancak gevşeme adımlarının zamanlaması ile hızının yakıt piyasasındaki gelişmelerin ikincil etkilerine bağlı şekilleneceğini açıklamıştı.
Rus milyarder Melniçenko: Küresel güvenlik için öngörülebilir bir Rusya gerekli
Rusya
AB’den Rusya krizi nedeniyle Venedik Bienali’ne ceza

Avrupa Komisyonu, Rusya pavyonunun yeniden açılmasına izin veren Venedik Bienali’ne yönelik 2 milyon avroluk hibe desteğini kesme kararı aldı. Karar, katılımcıların pavyonun açılışını savunmak amacıyla sundukları gerekçelerin incelenmesinin ardından verildi.
Avrupa Komisyonu, Avrupa Eğitim ve Kültür Yürütme Ajansına (EACEA) bir tavsiyede bulunarak Venedik Bienali’ne sağlanan 2 milyon avro tutarındaki hibenin durdurulmasını talep etti.
Karar, Avrupa Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen tarafından sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamayla duyuruldu.
Virkkunen yaptığı paylaşımda, “Bu karar, bienal katılımcılarının Rus pavyonunun yeniden açılmasını haklı göstermek amacıyla gönderdikleri yanıtların titizlikle değerlendirilmesinin ardından alındı. Avrupa’da vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen kültür, demokratik değerleri teşvik etmeli ve korumalıdır” ifadelerini kullandı.
Rusya’ya, serginin düzenlendiği Venedik’teki Giardini Bahçeleri’nde kendi pavyonunu açma izni 2022 yılından bu yana ilk kez verildi. Bu karar, hem İtalya Hükümeti hem de Avrupa Birliği kanadında ciddi tartışmalara ve eleştirilere yol açtı.
Brüksel, nisan ayında bienale yönelik 2 milyon avroluk sübvansiyonu askıya alırken, İtalya makamları durumu incelemek üzere Venedik’e müfettişler gönderdi.
Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa Komisyonu, Rus pavyonunun bienale kabul edilmesinin AB yaptırımlarının ihlali anlamına geleceği konusunda İtalya Hükümetini önceden uyardı.
Tartışmaların odağındaki Venedik Bienali’nin Başkanı Pietrangelo Buttafuoco ise savunmasında, bienalin bir “mahkeme” değil, aksine bir “barış bahçesi” olduğunu dile getirdi.
Buttafuoco, Fransız Devrimi, Aydınlanma ve sekülerizmle şekillenen modern dünyanın, günümüzde adeta bir “hoşgörüsüzlük laboratuvarına” dönüştüğünü; sansür, kapatma ve dışlama taleplerinin merkez haline geldiğini ifade etti.
Öte yandan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da konuya ilişkin değerlendirmede bulundu.
Kallas, Avrupa Komisyonunun uyguladığı baskılara rağmen, Rusya’nın spor müsabakaları ve Venedik Bienali gibi etkinliklere katılımı sayesinde Avrupa ülkelerindeki nüfuzunu giderek artırdığını kaydetti.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor











