Avrupa
Saab CEO’su Avrupa’yı ‘savunma korumacılığına’ karşı uyardı

Avrupa’nın en büyük silah üreticilerinden Saab’ın CEO’su Micael Johansson, Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşın ardından savunma sanayi tabanını tekrar ayağa kaldırmaya çalışırken ‘fazla korumacı’ olmamak konusunda dikkatli olması gerektiği uyarısında bulundu.
Aynı zamanda Avrupa sanayi ticaret kuruluşu ASD’nin başkan yardımcısı olan Johansson, üçüncü ülkelerden şirketlerin belirli koşullar altında rol oynamasına izin verilmesinin önemli olduğunu söyledi.
Johansson Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, “Çok korumacı olamayız; ‘her şey Avrupalıların sahip olduğu ve kontrol ettiği şirketler tarafından yapılmalı’ der hale gelemeyiz. Yabancı sermayeli şirketlere yerel olarak bakabilmeliyiz … [onlar da] Avrupa’nın savunma yeteneklerinin geliştirilmesinde yer alabilmeliler,” dedi.
Johansson’un açıklamaları, AB üye devletlerinin Brüksel’den bloğun ilk savunma sanayi stratejisi için gelen önerileri tartıştığı bir dönemde geldi.
Brüksel, savunma alımlarını ‘Avrupalılaştırmak’ istiyor
Girişim, ortak alımlardan AB merkezli savunma şirketlerine AB dışı tedarikçiler karşısında öncelik verilmesini teşvik ediyor. Strateji, 2030 yılına kadar bütçeden yapılacak alımların en az %50’sinin Avrupalı savunma tedarikçilerinden yapılmasını hedefliyor.
Politika yapıcılar, ülkelerin uzun süredir devam eden ABD yapımı ekipman satın alma uygulamasını tersine çevirmek istiyor. Pek çok kişi, Ukrayna savaşının ardından harcamaların arttığı son iki yılda, AB üyesi ülkeler tarafından satın alınan savunma ekipmanlarının yüzde 78’inin blok dışından tedarik edildiğine dikkat çekiyor.
Bununla birlikte girişim, bazı AB başkentleri ve şirket yöneticileri arasında ‘çok kısıtlayıcı’ olabileceği ve önemli savunma yeteneklerini dışlama riski taşıyabileceği endişelerine yol açtı. Yöneticiler şu anda odaklanılması gereken noktanın sektörün üretim kapasitesini artırmanın yanı sıra yeni yatırımlar yapmak olduğunu savunuyorlar.
Berlin ve Varşova, Brüksel ve Paris’e karşı
Birleşik Krallık savunma sanayii ile derin ve uzun süreli bağları olan İsveç, Almanya ve Polonya’nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Avrupa Komisyonu’nun, Fransa ve diğerleri tarafından savunulan stratejinin sadece AB şirketlerini desteklemesi gerektiği yönündeki görüşe çok yakın durmaması için lobi faaliyetlerinde bulunuyor.
Müzakerelerde yer alan bir yetkili, “Tartışma, Birleşik Krallık, ABD ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan devletler açısından kısıtlayıcı mı yoksa belirli koşullar altında onları aktif olarak katılmaya teşvik mi edeceği ile ilgili,” dedi.
Johansson, stratejinin sadece bir teknolojinin sahipliğini değil, aynı zamanda ‘içerik ve yetenekler üzerinde ne tür kontrollere sahip olduğumuzu’ da dikkate alması gerektiğini söyledi.
Johansson, politika yapıcıların, tasarım otoritesi olarak adlandırılan ve bir ürünün tasarımını ve yeteneklerini değiştirip geliştirebilen şirket ya da kuruluşun bölgede olup olmadığına bakmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.
Saab şefi, “Ana şirket Atlantik’in diğer yakasında da bundan faydalanıyor olsa bile, Avrupa’daki yetenekleri besliyorsunuz. Bu beni o kadar da rahatsız etmiyor,” ifadelerini kullandı.
Yakın zamanda, Avrupa’nın füze üretim devi MBDA’nın CEO’su Eric Beranger de Britanya’nın ‘coğrafi Avrupa’nın bir parçası olarak görülmesi gerektiğini söylemişti.
Birleşik Krallık’a yönelik tutum belirsiz
Sektör yöneticileri, Brexit sonrasında Birleşik Krallık’taki şirketlerin dışlanabileceğine dair bazı endişeler olduğunu söylüyor.
Birleşik Krallık sanayi kuruluşu ADS’nin CEO’su Kevin Craven geçen hafta Brüksel’de düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada Birleşik Krallık’ın hâlâ ‘coğrafi ve kültürel olarak Avrupa’nın bir parçası’ olduğunu ileri sürmüştü. Craven, Avrupa’nın Birleşik Krallık’ın endüstriyel kapasitesiyle daha güçlü olduğunu da sözlerine eklemişti.
Fakat Avrupa Komisyonu’nun savunma sanayinden sorumlu genel müdürü Timo Pesonen, İngiliz şirketlerine üçüncü ülkelerden gelen diğer şirketler gibi muamele edileceğini vurguladı.
Pesonen, Avrupa savunma fonu gibi girişimlerin, ‘Avrupa topraklarında faaliyet gösterdikleri’ sürece, belirli koşullar altında AB üyesi olmayan şirketlere de açık olduğunu söyledi.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Avrupa
Sağlık Forumu: AB hastaneleri savaşa hazır değil

Uzmanlar, Avrupa sağlık sistemlerinin giderek daha tehditkar hale gelen jeopolitik ortama uyum sağlaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Rapporteur’e göre siber saldırılardan dezenformasyona kadar uzanan yeni tehditlere ilişkin tartışmalar, bu hafta Avrupa Sağlık Forumu’nun düzenlendiği Avusturya’nın Bad Hofgastein kasabasının sakin atmosferiyle keskin bir tezat oluşturdu.
Avrupa Hastane ve Sağlık Federasyonu Başkanı Henriette Neumeyer, Ukrayna’daki savaşın, Avrupa’nın askeri krizlerden sadece dolaylı olarak, yani artan sağlık maliyetleri ve diğer ülkelerden gelen hastaların tedavisi yoluyla etkilenmediğini gösterdiğini söyledi.
Neumeyer, “Fakat ulusal düzeyde veya AB faaliyetleri bağlamında farklı senaryolara da hazırlıklı olmalıyız,” dedi.
Neumeyer, çatışmalarda sağlık tesislerine ve çalışanlarına yönelik saldırıları kınamanın yanı sıra, üye ülkeler arasında önemli eşitsizliklere dikkat çekti:
“Avrupa hastanelerinin hazırlık durumuna bakarsak, bazı zorluklarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Araştırmalar, Almanya veya Hollanda gibi mali açıdan iyi donanımlı sistemlerde bile hazırlık konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.”
Uzmanlar, sağlık sistemlerinin dayanıklılığının güçlendirilmesinin daha sağlam tedarik zincirleri, işgücü eksikliğini gidermeye yönelik önlemler ve ülkeler arasında daha yakın işbirliği gerektireceği konusunda hemfikirdi.
Son sekiz yılını Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Ukrayna temsilcisi olarak geçiren Jarno Habicht, “Sağlık saldırı altında” dedi ve şöyle devam etti:
“Bence en önemli şey, savaşın sağlık sistemini, insanların sağlığını ve tüm toplumu nasıl bir stres testine tabi tuttuğunu düşünmek.”
Habicht, Rapporteur’a verdiği demeçte, DSÖ’nün Ukrayna’da birinci basamak sağlık merkezleri, hastaneler ve ambulanslar da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine yönelik 3.500’e yakın saldırıyı izlediğini belirtti.
Ayrıca, son aylarda ilaç depolarının giderek artan bir hızla tahrip edilmesi nedeniyle tedarik hatlarında aksaklıklar yaşandığını da vurguladı.
Habiht, “2026 yazından bu yana yaşadığımız bu sürekli baskı ve sivil altyapıya yönelik saldırılar, insani ihtiyaçları artıracaktır,” diye uyardı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor








