Bizi Takip Edin

Avrupa

Saksonya-Anhalt’ta AfD adım adım iktidara yürüyor

Yayınlanma

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde Almanya için Alternatif (AfD), büyük bir farkla birinci parti olmaya hazırlanıyor.

Son federal seçimlerde CDU’nun arkasından ikinci sıraya yükselen parti, başka partilerin eyalet seçim barajına takılması halinde tek başına iktidar bile olabilir.

Son anketler, AfD’nin yüzde 42 civarında oy oranı ile en yakın rakibi CDU’ya yaklaşık 20 puan fark attığını gösteriyor. Yeşiller, Sol Parti ve SPD ise barajı geçiyor gibi görünüyor.

Dolayısıyla yıllardır AfD’ye karşı hem eyalet hem de federal düzeyde oluşturulan “güvenlik duvarı” Saksonya-Anhalt’ya çökmek üzere. Eğer AfD tek başına iktidar çoğunluğu elde edemezse, bu durumda CDU, tıpkı AfD ile olduğu gibi “güvenlik duvarı” siyasetine tabi tuttuğu Sol Parti ile koalisyon kurmak zorunda kalabilir.

AfD ve Sol Parti birlikte engelleyici çoğunluğu elde ederse, bu partilerden birinin desteği olmadan hükümet kurmak imkânsız hale gelecek.

Perşembe günü FOCUS tarafından haberleştirilen bir öneriye göre, CDU’nun Harz ilçe derneğinden ve eyalet milletvekili Alexander Räuscher, Sol Parti’nin “iyi niyeti, hoşgörüsü veya açık rızası” olmadan ayakta kalamayacak herhangi bir modeli reddetti.

Belgede, “Sol Parti’ye merkez sağ hükümetin tüm çalışmaları üzerinde fiili veto hakkı tanıyan bir model, CDU Harz için kabul edilemez,” deniyor.

Saksonya-Anhalt’ta AfD karşıtı güvenlik duvarı çökmek üzere

Öneriyi sunanlar, Saksonya ve Thüringen gibi diğer Doğu Almanya eyaletlerinde olduğu gibi, “aşırı sol”un desteğiyle CDU liderliğindeki bir azınlık hükümetinin kurulmasının, AfD’ye partiye saldırmak için yeni bir bahane sunacağını düşünüyor.

Öte yandan CDU’nun baş adayı olan eyalet başbakanı Sven Schulze, bu öneriye destek vermedi.

Stern dergisine verdiği demeçte, “Bu, tek bir parti üyesinin görüşüdür. Bu konuda henüz bir karar alınmadı ve önümüzdeki günlerde tartışma konusu olmayacak,” dedi.

Belge henüz kabul edilmedi fakat Räuscher, siyasi yelpazenin her iki tarafında da kırmızı çizginin çizilmesini istediğini açıkça belirtti.

FOCUS dergisine verdiği demeçte, “AfD ve Sol Parti ile işbirliğini reddediyorum” diyen Räuscher, bu partilerden herhangi biriyle müzakere eden CDU üyelerinin partiden ihraç edilmesini talep etmeyi düşüneceği uyarısında bulundu.

AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ise rahat görünüyor. Financial Times (FT) muhabirleri Laura Pitel ve Anne-Sylvaine Chassany, Siegmund’un “oldukça çekici birisi” olduğunu söylerken, yapay zekaya “aşırı sağcı bir politikacı tasarla” denilse ortaya çıkabilecek bir figüre de “biraz benzediğini” öne sürüyor.

AfD’nin Saksonya-Anhalt şubesi, kendisini demokrasi için bir “erken uyarı sistemi” olarak gören Alman iç istihbarat servisi tarafından resmi olarak aşırı sağcı olarak sınıflandırılmıştı.

Servis, parti üst düzey yetkililerinin görüşlerinin “İslamofobik ve antisemitik açıklamalar ile göçmenlere yönelik şeytanlaştırıcı söylemler dahil” Alman Anayasası’na aykırı olduğu sonucuna varmıştı.

DDR’in ilhakı halkın zihnine kazındı

Geçen temmuz ayında Der Spiegel’de AfD’nin eyaletteki yükselişine ilişkin yapılan bir haber, “Almanya’nın birleşmesi” denilen sürecin eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinde farklı algılandığını bir kez daha gösteriyor.

Örneğin 57 yaşındaki Christof Günther, yakıtlar, endüstriyel gazlar, renk pigmentleri ve mumların da üretildiği kimya fabrikasının işletmecisi olan Infraleuna’nın başkanı. “Birleşme” yıllarında yaşanan kayıp deneyiminin insanların bilincine derinlemesine kazındığını söylüyor.

“Yeniden birleşmenin” ardından, bir zamanlar 27.000’den fazla işçinin çalıştığı VEB Leuna-Werke Walter Ulbricht fabrikasında geriye sadece birkaç bin kişi kalmış.

Günther, “Bütün nesiller, memleketlerinde artık bir gelecek göremedi. Herkes bu durumdan etkilendi ya da ailesinde bu durumdan etkilenen biri vardı,” diyor. Bu durum, Thüringen’deki akrabaları için de geçerliymiş.

Federal Almanya’ya ilhakın ardından ilk başta küçük bir iktisadi mucize yaşanmış. Kimya sanayi bölgesi toparlanmış; son dönemde burada yaklaşık 15.000 kişi çalışıyormuş.

Günther, “Bölgede kimya endüstrisi kadar iyi ücretli iş imkânları sunan başka bir sektör yok,” diyor.

Fakat şu anda bölge yeniden bir krizin içinde. Pek çok insan, tarihin tekerrür etmesinden korkuyor.

Örneğin Leuna’daki en büyük kimya şirketlerinden biri olan poliamid üreticisi Domo, birkaç ay içinde ikinci kez iflasa sürüklendi.

O dönemde henüz Ekonomi Bakanı olan Eyalet Başbakanı Sven Schulze (CDU), Noel’de yapılan ilk iflas başvurusunun ardından Domo’yu kurtarmak için 80 milyon avro ayırmıştı ama işe yaramadı.

Haziran ayında, bu amaçla özel olarak kurulan kurtarma şirketi de iflas etti.

Infraleuna Başkanı Günther, “Kimya sektöründe bir acil durumla karşı karşıyayız,” diyor. Sektörün içinde bulunduğu bu zor durum, tüm ülke için sonuçları olacak bir siyasi sarsıntıya yol açabilir.

Nitekim Günther, “AfD, insanların yaklaşan sorunların çözülmeyeceği hissinden yararlanıyor,” diyor Günther.

Bu durum, AfD’nin son dönemde Batı’da da güçlü bir yükseliş kaydettiği Doğu’da da benzer. Fakat arada fark var: “Geçmişte acı verici bir yapısal çöküş yaşamış olanlar, bu sorunlara karşı daha da duyarlı oluyorlar.”

Der Spiegel’e göre bu yaz Saksonya-Anhalt’tan geçenler, büyük bir korku ve memnuniyetsizlikle karşılaşıyor. Ayrıca, bu durumun fark edilmediği ya da ciddiye alınmadığı hissiyle de karşılaşıyorlar.

Dergiye öre AfD, ters giden her şeyi eleştiriyor fakat iyi işleyenleri görmezden geliyor ve seçim programında “eski partiler” hakkında şöyle diyor: “Tüm sorunların sorumlusu onlar.” 

AfD’nin “kötü gidişi durdurma” iddiası Saksonya-Anhalt’ta, hatta iş dünyasının geniş kesimlerinde de olumlu karşılanıyor. Sağcı kaymaya açıkça karşı çıkan girişimciler ise azınlıkta.

Saksonya-Anhalt anketlerinde AfD açık ara birinci parti

“Neşenin partisi”nin adayı Siegmund

İşletme psikolojisi diplomasına sahip eski bir parfüm satıcısı olan Siegmund özellikle TikTok ve Instagram’da devasa bir takipçi kitlesi oluşturdu. Kampanya sloganı ise “her şey mümkün.”

Kariyerinin ilk yıllarını iş dünyasında geçirdi ve bir “koku şirketi” kurdu. Bu şirket, Berlin ulaşım yetkililerini, metro istasyonlarına vanilya kokusu yaymanın suç oranını azaltacağına ikna etmek için cesur ancak sonuçsuz bir girişimde bulundu.

CDU üyesi olarak siyasete atıldı fakat bu partinin eski alışkanlıklarından kurtulamadığını gördü. 2014 yılında yeni kurulan AfD’ye katıldı ve iki yıl sonra eyalet meclisine seçildi.

Siegmund, eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) eyaletlerinin, Batı Almanya tarafından yutulduktan sonra yaşadıkları “yabancılaşmayı” da iyi kullanıyor. Örneğin DDR döneminde ayakkabı üretiminin ana merkezi olan Weißenfels, bugünlerde büyük bir çöküş yaşıyor.

Burada miting yapan Siegmund, açılış konuşmasında, meydanda toplanan yüzlerce kişiyi “sağduyu kampına” hoş geldiniz diyerek karşıladı.

Bir gece önce Berlin’deki onur yürüyüşüne düzenlenen ve bir kadının hayatını kaybetmesine yol açan saldırıyı kınadı ve olayla ilgili “basmakalıp sözler sarf eden” diğer politikacıları sert bir dille eleştirdi. Kalabalığın içinde yaşanan bir tartışmanın ardından ise, “Biz neşenin partisiyiz,” dedi.

2024 yılında Siegmund, Avusturyalı milliyetçi Martin Sellner’in düzenlediği “tersine göç” gizli toplantısına katılarak medyanın gündemine oturan AfD’lilerden biriydi. Siegmund’un toplantıda, “bu müşteri kitlesi” (göçmenleri kastediyor) için Saksonya-Anhalt’ta yaşamı “olabildiğince çekici olmayan” hale getirmek istediğini söylemişti.

AfD’li, haberlerin bir kısmının (örneğin sınır dışı etme planıyla ilgili bölümün) “masal” olduğunu iddia ediyor. Fakat geriye dönüp baktığında, bu haberi kendileri için “harika, ücretsiz bir reklam kampanyası” olarak değerlendirmeye başlamış.

“Tersine göç” konuşuluyor

AfD’nin seçim programı, “tersine göç” fikrini gerçekten de benimsiyor.

Parti, “yasadışı göçmenler” olarak adlandırdığı kişilere karşı bir “sınır dışı etme ve geri göç harekâtı” vaat etmekte ve “kültürel olarak uyumsuz” yabancılara sert eleştiriler yöneltiyor.

AfD, devletin yabancı nüfusunu azaltma kampanyasının hedeflerinden biri olarak Ukraynalıları öne çıkarıyor ve çok azının mülteci statüsünü hak ettiğini savunuyor. Ayrıca Suriyeliler, Iraklılar ve Afganları da hedef gösteriyor.

Toplamda, iki milyonluk eyalette yaklaşık 170.000 yabancı uyruklu kişi bulunuyor ki bu rakam 2014’ten bu yana üç katına çıktı. Bu kişilerin gelişi bazı yerli halkı tedirgin etti. 

Fakat meslek örgütleri, ciddi vasıflı işgücü eksikliği göz önüne alındığında yabancı işçilerin vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Eyaletteki doktorların yaklaşık yüzde 20’si yurt dışından geliyor.

Saksonya-Anhalt seçim programı zaten esas olarak ulusal kimlik ile “tersine göç” üzerine odaklanıyor.

Parti, mevcut hükümetin iktisadi gerileme ve demografik istikrarsızlığa yol açtığını savunurken, düşen doğum oranlarını ele almak için geleneksel aile yapılarına geri dönüş öneriyor.

Önemli girişimler arasında Alman ebeveynlere yönelik mali teşvikler, doğmamış yaşamın korunması ve okullarda “cinsiyet ideolojilerinin” reddedilmesi yer alıyor.

Göç konusunda ise belge, sıkı sınır kontrolleri, yasadışı ikamet edenlerin sınır dışı edilmesi ve hem yabancıların hem de yurtdışında yaşayan Almanların ülkelerine geri gönderilmesini savunuyor.

Deregülasyon ve dijitalleşme öne planda

Bunun yerine, işgücündeki personel eksikliğini gidermek için teknolojileştirme, dijitalleşme ve yapay zeka odaklı bir devlet stratejisi öneriyorlar. 

Ayrıca program, eğitim sisteminde reform yapılması, tarihi anıtların korunması ve kamu kurumlarında cinsiyet nötr dilin yasaklanması yoluyla “vatansever bir kültürel dönüşüm” hedefliyor. AfD, “küreselci ve sol” etkilere karşı Alman egemenliğini ve geleneksel değerleri koruyabilecek tek güç olarak kendini konumlandırıyor.

AfD Saksonya-Anhalt hükümet programındaki iktisat politikası, küresel şirketlere kıyasla “aile şirketleri” olarak da bilinen yerel küçük ve orta ölçekli işletmelere (Mittelstand) öncelik veren, koruyucu ve deregülasyon odaklı bir yaklaşıma dayanıyor.

Partinin hükümet programında “AfD liderliğindeki bir eyalet hükümeti, ikstisadi çöküşü ve bununla bağlantılı sanayisizleşmeyi durduracak,” deniyor.

Program, çok uluslu şirketlere yönelik devasa devlet sübvansiyonlarına şiddetle karşı çıkıyor ve Magdeburg’daki Intel fabrikası için planlanan 10 milyar avroluk sübvansiyonu eleştiriyor. Programın savunucuları, bir işyeri başına 3 milyon avrodan fazla harcamanın yapısal iktisadi sorunları çözmediğini savunuyorlar.

Saksonya-Anhalt’ın yapısal olarak zayıf bölgelerinde, yatırımcıları çekmek amacıyla basitleştirilmiş yasal ve idari koşullar sunan özel iktisadi bölgelerin kurulmasının araştırılmasını öneriyor. 

“Akademik çılgınlık” (Akademisierungswahn) olarak adlandırdıkları olguyla mücadele etmek ve zanaat sektörünün geleceğini güvence altına almak amacıyla, program zanaatçiliğin ve mesleki eğitimin güçlendirilmesini savunuyor.

Yerel KOBİ’lerin sistemlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olmak amacıyla özel bir devlet finansman programı ve ücretsiz danışmanlık hizmetleri kurmayı planlıyor.

Ayrıca AfD vergi indirimlerini savunuyor ve yeşil enerji dönüşümünün tamamen geri alınmasını talep ediyor.

AfD devlet enerji ajansı (LENA) veya yatırım ve pazarlama şirketi (IMG) gibi, “gereksiz” veya “şişirilmiş” buldukları devlet kurumlarını kapatmak istiyor.

Deregülasyon ve “idari devletin zayıflatılması” da programda yer alıyor.

Nazizm esintili Bauhaus tartışması

Partinin “Nazizm” ile bağlantılandırılmasına yol açan en ilginç noktalardan biri de “Bauhaus” tartışması. AfD, Saksonya-Anhalt’ın kimliğini Bauhaus’tan türetmeye çalışan mevcut eyalet hükümetinin moderndenken (modern düşünce) başlıklı imaj kampanyasını eleştiriyor.

Programda, Bauhaus okulunun “ulusal köklerden” herhangi bir iz bırakmamaya aktif olarak çaba gösterdiği savunuluyor. Bu da eyaletin kimliğini bu akıma dayandırmanın bir “kimliksizlik politikası” anlamına gelmesi demek.

Bauhaus’tan “tartışmalı bir mimarlık okulu” olarak bahsediliyor ve eyaletin bu akıma odaklanmasının bir “kimlik bozukluğu” işareti olduğu düşünülüyor.

AfD, moderndenken kampanyasının yerine bir deutschdenken (Almanca düşüncesi) kampanyası öneriyor.

Bu yeni kampanya, Bauhaus yerine Saksonya-Anhalt’ta derin kökleri olan tarihi Alman şahsiyetlerini ve kültürel başarıları ön plana çıkaracak. Kampanya, Kral I. Henry, İmparator I. Otto, Martin Luther, Otto von Bismarck ve Friedrich Nietzsche’yi açıkça anarak, bölgenin Orta Çağ’da Alman İmparatorluğu’nun merkezi olduğunu vurguluyor.

Kampanya, okul entegrasyonları, yeni vatansever turizm konseptleri, ödül törenleri ve ulusal özgüvenin geliştirilmesine yönelik anma etkinlikleri aracılığıyla hayata geçirilecek.

Rusya ile ilişkileri iyileştirme çağrısı

AfD Saksonya-Anhalt, sırf Rusya ile savaştan kaçınılmasını ve Avrupa’da barışın korunmasını savundukları için kendilerine Putinversteher (Putin sempatizanları) damgası vuran mevcut siyasi düzeni eleştiriyor.

Programda, 2022 yılından önce Rusya’nın Saksonya-Anhalt’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olduğu belirtiliyor.

AfD Rusya, Belarus ve İran’a yönelik AB yaptırımlarının, başka herhangi bir ülkenin ekonomisinden çok Almanya’nın kendi ekonomisine zarar verdiğini öne sürüyor ve bu yaptırımların tamamen kaldırılması için Bundesrat’ta bir girişim başlatılmasını öneriyor.

Enerji krizini çözmek ve enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla, Rusya ile enerji ilişkilerinin normale döndürülmesini ve ucuz boru hattı gazı ithalatının yeniden başlatılmasını savunuyorlar. 

Özellikle, hasar gören Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarının derhal onarılmasını ve pahalı, deniz yoluyla taşınan sıvılaştırılmış hidrolik kırma gazını devre dışı bırakmak için Kuzey Akım 2’nin hasarsız Strang B kolunun derhal devreye alınmasını talep ediyorlar.

Eğitimde, program Saksonya-Anhalt eyaletinde Rusça dil öğretiminin sürdürülmesini ve mümkün olduğunda genişletilmesini öngörüyor.

Bunu başarmak için, akademik eğitim almış ana dili Rusça olan kişilerin, mesleğe sonradan geçen öğretmenler olarak hedefli bir şekilde işe alınmasını öneriyor.

Avrupa

Almanya, Rusya’ya karşı binlerce yeni füze almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Almanya, Tomahawk sevkiyatında yaşanan gecikmeler üzerine savunma cephaneliğini binlerce hassas vuruş füzesiyle takviye etmeyi planlıyor. Berlin, Amerikan girişimi Covenant’tan 1,12 milyar doları aşan Anthem füzeleri almanın yanı sıra Ukrayna, Hollanda ve İngiltere ortaklı projeleri değerlendiriyor.

Almanya, savunma cephaneliğini genişletmek amacıyla binlerce hassas vuruş füzesi satın almayı planlıyor.

Almanya ordusunun envanterinde şu anda yalnızca havadan fırlatılan ve yaklaşık 500 kilometre gibi görece kısa bir menzile sahip olan Taurus seyir füzeleri yer alıyor.

Bloomberg’ün konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, Berlin’in Amerikan Raytheon üretimi BGM-109 Tomahawk füzeleri ile Typhon fırlatma sistemlerini tedarik etme planının ise gecikmelerle karşılaştığı belirtildi.

Bu tablonun ardından Almanya Savunma Bakanlığı, çok sayıda üreticiyle binlerce hassas vuruş füzesi almak üzere görüşmelere başladı.

Berlin’in benimsediği strateji, görece düşük maliyetli füzeleri yüksek adetlerle temin ederek nicelik üstünlüğü kurmayı ve olası bir hasmın hava savunma sistemlerini doygunluğa ulaştırarak felce uğratmayı amaçlıyor.

Görüşme yürütülen taraflardan birini Amerikan savunma girişimi Covenant oluşturuyor.

Almanya, bu şirketten 1,12 milyar doları aşan bir maliyetle karadan fırlatılan binlerce Anthem seyir füzesi almayı değerlendiriyor.

Covenant şirketi ABD kökenli olmasına karşın projenin Avrupa ile doğrudan bağı sürüyor. Girişim, bu yıl Almanya’nın Leipzig kentinde bir fabrika açtı.

Fabrikadaki ilk füzelerin 2027 yılının başında üretim bandından çıkması hedefleniyor.

Gelecek yılın sonuna kadar bin adet üretmeyi planlayan şirket, bağımsız Avrupa tedarik zincirlerinden faydalanarak 2028 yılına gelindiğinde yıllık 5 bin füzelik azami kapasiteye ulaşmayı amaçlıyor.

Berlin tek bir tedarikçiye bağlı kalmamak için alternatifleri inceliyor

Berlin yönetimi tek bir şirkete bağımlı kalmaktan kaçınmak için farklı seçenekleri de gündemde tutuyor.

Bu kapsamda Ukrayna ile Bars seyir füzelerinin ortak üretimi ve satın alınması yönünde temaslar yürütülüyor.

Hollanda merkezli Destinus SA şirketinin geliştirdiği Ruta füzeleri de incelenen seçenekler arasında yer alıyor.

Almanya ve İngiltere ortak girişimi olan Hypersonica ile de yüksek hızlı HS1 füzelerinin geliştirilmesi konusu ele alınıyor.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’daki çatışmaların başlamasının ardından geniş kapsamlı bir yeniden silahlanma sürecine girdi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelişe hazırlandığını öne sürmüştü.

Neçayev, Almanya’nın Ukrayna’daki çatışmalara taraf olmama yönündeki resmi beyanlarına rağmen askeri harcamalarını artırdığını, ordu mevcudunu büyüttüğünü ve silahlanma adımlarını hızlandırdığını savundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avusturya, dört Rus diplomatı sınır dışı etti

Yayınlanma

Avusturya, üçü büyükelçilikte biri AGİT temsilciliğinde görevli dört Rus diplomatı casusluk şüphesiyle sınır dışı etti. Karara tepki gösteren Rusya Dışişleri Bakanlığı misillemenin kaçınılmaz olduğunu duyururken Viyana’nın 2022’den bu yana sınır dışı ettiği Rus görevli sayısı en az 18’e ulaştı.

Avusturya, dört Rus diplomatı “istenmeyen kişi” ilan ederek sınır dışı etti. Diplomatlardan üçü Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde görev yaparken biri ülkenin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Daimi Temsilciliğinde yer alıyordu.

Gelişmeyi cuma günü ilk olarak Avusturya dergisi Profil duyurdu; kamu yayıncısı ORF ve Die Presse gazetesi de Dışişleri Bakanlığına dayandırdıkları haberlerle bilgiyi teyit etti.

Bakanlık açıklamasında kararın güvenlik birimlerinden gelen veriler doğrultusunda alındığı belirtildi. Açıklamada, dört Rus görevlinin diplomatik statüleriyle bağdaşmayan faaliyetler yürüttüğü kaydedildi.

Moskova ise karara gecikmeden karşılık verileceğini duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın bu adımına yönelik tepkinin “kaçınılmaz olarak geleceğini” açıkladı.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde toplam 48 diplomat görev yapıyor. 23 Rus vatandaşı da ülkenin AGİT Daimi Temsilciliğinde yer alıyor.

Profil: Rus diplomatlar casuslukla suçlanıyor

Profil dergisi, sınır dışı edilen dört Rus diplomatın casusluk şüphesiyle hedef alındığını aktardı.

Bu isimlerin, araştırmacı yayın organı Agentstvo’nun ağustos başında yayımladığı ve istihbarat servisleriyle bağlantılı olabileceği öne sürülen 21 kişilik diplomat listesinde yer alıp almadığı ise henüz netleşmedi.

Profil, Avusturya Savunma Bakanlığının ağustos ayı ortasında askerlere olası Rus ajan devşirme girişimlerine karşı uyarı yazısı gönderdiğini ve şüpheli temasların bildirilmesini istediğini kaydetti.

Avusturya makamlarının gündemine giren bir diğer başlık ise Viyana sakinlerinin Rusya Büyükelçiliği çatısından gelen seslere yönelik şikayetleri oldu.

İngiliz The Financial Times gazetesi mart ayında kaynaklarına dayandırdığı haberinde, çatıdaki “anten ormanı” aracılığıyla NATO ve diğer uluslararası kuruluşların haberleşmelerinin dinlendiğini öne sürmüştü. Viyana yönetimi bu iddialar üzerine mayıs ayında üç Rus diplomatı sınır dışı etmişti.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı eylül ayı ortasında yerel haber ajansı APA’ya yaptığı açıklamada, Rusya Büyükelçiliği temsilcilerinin çatıdaki havalandırma pervanelerinin arızalandığını savunarak gürültü için özür dilediğini bildirmişti.

Şubat 2022’de Ukrayna’da başlayan savaştan bu yana Avusturya, son kararla birlikte Rus temsilciliklerindeki en az 18 personeli sınır dışı etmiş oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sırbistan’da öğrenci mitinginde yüzbinlerce kişi bir araya geldi

Yayınlanma

Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğündeki hareketin son mitingi için perşembe günü yüz binlerce kişi Belgrad’ın merkezinde bir araya geldi.

25 Ekim’de yapılacak erken parlamento seçimleri öncesinde yapılan mitingin organizatörleri, mitinge en az 200.000 kişinin katıldığını belirtti.

Hareket, Aleksandar Vučić ve Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) 14 yıllık iktidarını sona erdirmeyi ve yaklaşık iki yıldır süren hükümet karşıtı protestoları bir seçim zaferine dönüştürmeyi hedefliyor.

Protesto hareketi, Kasım 2024’te kuzeydeki Novi Sad kentinde bir tren istasyonu kanopisinin çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi ve bunun ülke genelinde öğrenciler öncülüğünde kitlesel yolsuzluk karşıtı protestolara yol açmasının ardından ortaya çıktı.

Göstericiler, felaketin sorumlusu olarak hükümetin yolsuzluğunu gösterdi fakat henüz kimse cezai olarak sorumlu tutulmadı.

Öğrenci Listesi’nden birçok aday kalabalığa hitap etti. Aralarında, yargı ve savcılığın siyasi baskı ve kişisel çıkarların etkisinden arındırılması çağrısında bulunan tanınmış Sırp aktör Tihomir Stanić de vardı.

Stanić, “Hepimiz kanun önünde eşit olmamaktan bıktık. Sırbistan özgürlüğü, adaleti ve hesap verebilirliği hak ediyor,” dedi.

Miting, son iki yıldır öğrenci hareketinin harekete geçirdiği çok sayıda genç de dahil olmak üzere her yaştan insanı bir araya getirdi.

Belgrad’dan 26 yaşındaki Nađa, başından beri öğrencileri desteklediğini ve adalet ve daha iyi bir gelecek için mücadele eden insanların yanında yer almaktan gurur duyduğunu söyledi.

Rapporteur’e verdiği demeçte, “Öğrenci Listesi’nin seçimi kazanmasını bekliyorum fakat iktidar yetkililerinin sonuçları sorgulamak ve itibarsızlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına inanıyorum,” dedi.

Mitinge, siyasi değişim ve çocukları için daha iyi bir gelecek umduğunu belirten daha yaşlı destekçiler de katıldı.

61 yaşındaki Dragana, Rapporteur’e, “Umarım yeni hükümet, çocuklarımızın Sırbistan’ı terk etmek zorunda kalmadan geleceklerini kurabilecekleri bir ülke yaratır,” dedi.

Seçimler, Vučić’in iktidar partisinin yıllarca kendisiyle kıyaslanabilecek kadar güçlü bir seçim rakibiyle karşılaşmadığı 2012’de SNS’nin iktidara gelmesinden bu yana Sırbistan’da görülen en belirsiz seçimler olarak değerlendiriliyor.

Seçim kampanyası neredeyse bir referandum havasına büründü. Oylama, genel olarak SNS’nin iktidarının devamı ile siyasi değişim umudu arasında bir seçim olarak görülüyor.

Anketler, iktidar koalisyonu ile Öğrenci Listesi arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. Salı günü yayınlanan son ankete göre, kararını vermiş seçmenler arasında SNS liderliğindeki koalisyon %42,9, Öğrenci Listesi ise %42 oy oranına sahip.

Avrupa Parlamentosu heyeti de dahil olmak üzere uluslararası gözlemciler, seçimleri izleyecek.

Seçimlerin nasıl yürütüleceği, seçim koşulları, demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü konusundaki süregelen endişeler nedeniyle, uzun süredir durma noktasına gelen Sırbistan’ın AB üyelik süreci üzerinde önemli etkiler yaratabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English