Ortadoğu
Savaşın ateşi bölgeye yayılıyor

Hamas’ın tüm dünyayı şok eden baskınıyla başlayan ve İsrail’in savaş hukukunu hiçe sayan saldırılarıyla devam eden savaş, bölgeyi barut fıçısına çevirdi. Aktörlerin geniş çaplı bir savaştan kaçınmak için nedenleri olmasına rağmen her geçen gün olayların kontrolden çıkma riski artıyor.
Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu nedeniyle itibarı sarsılan ve caydırıcılığını yitiren İsrail, Gazze’ye kara harekâtı düzenlemek üzere olduğunu bildiriyor. Halihazırda devam eden hava saldırılarının büyüklüğü ve saldırılarında doğrudan sivilleri de hedef alması başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünyadan tepki çekiyor. ABD ve Batı ülkelerinin yöneticileri İsrail’le koşulsuz destek açıklayarak katliama ortak olsalar da bu ülkelerin vatandaşları her gün sokaklarda İsrail aleyhine eylemler düzenliyor. İslam ülkelerinde ise İsrail ve ABD’nin diplomatik temsilcilikleri ile ABD üsleri hedef alınıyor.
İran’da İsrail’e karşı “savaş planı”
İran devlet televizyonu, İsrail’in, Gazze’ye saldırılarının durdurulmaması halinde Tahran’ın “direniş güçleri” olarak adlandırdığı bölgedeki müttefikleri tarafından nasıl saldırıya uğrayabileceğini anlatan bir haber yayınladı. Görüntülü haberde, İsrail’in kuzeyden Hizbullah, doğudan Irak ve Suriye’deki milis güçlerle güneyden de Yemen’deki Husiler tarafından füzeler ve insansız hava araçlarıyla eş zamanlı hedef alınacağı harita üzerinde gösterildi.
İran devlet televizyonu bu planı yayınlamadan önce bile sahada buna uygun gerginlikler yaşanmaya başlamıştı. Hamas’ın 7 Ekim’deki operasyonunun ertesi günü Lübnan’daki Hizbullah güçleri ile İsrail arasında küçük çaplı çatışmalar başladı. Çatışmalarda bugüne kadar 12 Hizbullah üyesi, 2 İsrail askeri öldü. Sınırdaki çatışmalarda ayrıca Lübnan’da biri gazeteci üç sivil ve İsrail’de bir kişi hayatını kaybetti. Hizbullah’ın İsrail’e karşı yeni bir cephe açmasının savaşı uzatacağı ve diğer bölgelere yayılma riskini artıracağı değerlendiriliyor.
Yemen’den füze, Suriye ve Irak’ta üsler hedefte
“Direniş eksenine” dahil Suriye ve Irak’taki İran’a yakın milislerin ABD üslerini hedef almaya başladığı da bölgeden gelen bilgiler arasında. Öte yandan Yemen’de İran’ın “direniş eksenine” dahil olan güçlerden Husilerin İsrail’e füze attığı belirtildi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentago) Sözcüsü General Pat Ryder, Yemen’de karadan fırlatılan, Kızıldeniz boyunca kuzey istikametine, potansiyel olarak İsrail’deki hedeflere doğru gittiği bilgisini paylaştığı 3 füzenin “potansiyel tehdit olarak algılanması” nedeniyle bölgede görevli USS Carney savaş gemisi tarafından vurulduğunu belirtti.
UCLA Burkle Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde Kıdemli Araştırmacı olan Dalia Dassa Kaye’in Foreign Affairs için kaleme aldığı “Gazze’deki Savaş Orta Doğu’yu Ateşleyecek mi” başlıklı analizde savaşın dolaylı aktörlerinin savaşın yayılmasını neden istemedikleri şöyle anlatılıyor: “İsrail Gazze’deki askeri müdahalesiyle meşgul, İran muhtemelen ABD ile olası bir çatışmayı önlemek istiyor ve Washington petrol piyasalarını bozacak, aşırıcılığı körükleyecek ve dikkatleri Ukrayna’daki savaştan çekecek istikrarsızlaştırıcı bir bölgesel çatışmayla ilgilenmiyor. İran’ın bölgedeki en önemli müttefiki Hizbullah, İsrail’le yeni bir savaşın ülkedeki siyasi ve ekonomik krizleri derinleştirebileceği Lübnan’da kendi zorluklarıyla karşı karşıya.”
Analizde İsrail ve Filistin ile komşularının da savaşın yayılmasından çıkarı olmadığı belirtiliyor: “Ürdün ve Mısır gibi Arap devletleri halihazırda mültecilerin gelişiyle daha da kötüleşecek ciddi sosyo-ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Körfez’deki ülkeler için savaşın genişlemesi, iddialı ekonomik kalkınma projelerini sekteye uğratabilir; ayrıca yıpranmış bölgesel ilişkileri onarma ve Libya, Suriye ve Yemen’de devam eden çatışmaları sona erdirme çabalarını da engelleyebilir. Gazze zaten İsrail’in benzeri görülmemiş bombardımanı ve kara harekâtı beklentileri nedeniyle ciddi bir insani krizle karşı karşıya ve İsrail’in büyük bölümü düzenli füze saldırılarının hedefi.”
Mantıklı argümanlar rafa kalkabilir
Ancak Gazze’deki savaştan kaçan Filistinlilerin sığındığı hastanenin bombalanması savaşın sınırlı kalacağına ilişkin tüm bu mantıklı argümanları rafa kaldırma potansiyeli taşıyor: “Ancak hastane trajedisinden önce bile Hamas’ın saldırılarının büyüklüğü ve Gazze’de savaş devam ederken sahadaki gerçekler kilit aktörlerin stratejik hesaplarını değiştirmeye başlamıştı. Bu değişimler bölgesel gerilimi daha olası kılıyor ve İran ile İsrail arasında çatışma riski özellikle yüksek.”
İsrail ve İran’ın on yıllardır karada, havada ve denizde gölge bir savaş yürüttüğüne dikkat çekilen analiz, İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü “ahtapot stratejisi” gereği İran dışındaki milislere ve İran içindeki nükleer bağlantılı hedeflere saldırı düzenlediğini hatırlattı. Karşılığında İran’ın da ticari nakliye gemileri de dahil İsrail’e bağlı hedeflere yönelik saldırılarının arttığına dikkat çeken analizde İran’ın hem ABD hem de İsrail’den gelen provokasyonlara verdiği yanıtlarının nispeten ölçülü kalmasının İsrail’i yanlış bir hesaplamaya yöneltebileceği belirtildi: “İsrailli liderler bu itidali, İran’ı daha geniş bir çatışma başlatmaktan başarıyla alıkoydukları şeklinde yorumladılar. İsrail’in İran’la ilgili varsayımları giderek Gazze’deki Hamas’la ilgili savaş öncesi varsayımlarına benzemeye başladı: İsrail, ciddi bir misilleme ya da daha geniş çaplı bir savaş riskine girmeden düşmanının kabiliyetlerini periyodik olarak azaltabileceğine – çimleri biçebileceğine- inanıyordu.”
Analize göre İran’da da benzer bir özgüven hakimdi: “İran, Hizbullah güçlerinin İsrail’e oluşturduğu tehdit de dahil kendi caydırıcı yeteneklerinin, İsrail’in önemli bir tepkisine maruz kalmadan bölge genelinde gücünü pekiştireceğine ve nükleer duruşunu sürdürmesine izin vereceğine inanmış olabilir. Son aylarda Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı yapılan yaygın protestolar İran’ın zayıflamış bir İsrail’in, provokasyonlarına meydan okumayacağı varsayımını güçlendirmiş olabilir. İsrail ve İran’ın her ikisinin de üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanması iki ülkeyi tehlikeli bir yola sürüklüyordu. Her iki taraf da kontrol edilemez bir tırmanma riskine girmeden periyodik olarak diğerini iğneleyebileceğini hayal ediyordu.”
Ancak şimdi İsrail-İran çatışmasının önündeki engellerden bazıları yıkılıyor olabilir: “Mevcut savaş Hizbullah’ın İsrail’e geniş çaplı bir saldırısına, İsrail’in Hizbullah’a büyük bir saldırısına, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine saldırısına ya da benzer büyüklükte başka bir olaya yol açarsa, bariyerler tamamen yıkılabilir. İsrail ve İran bu tür gelişmeleri varoluşsal tehditler olarak görebilir ve liderlerini doğrudan çatışma konusunda daha az temkinli hale getirebilir.”
“İsrail’in dikkati dağılmış ve hırpalanmışken…”
“Bu yıkıcı sonuç kesin değil, ancak her iki taraftaki mevcut düşünce, çatışmayı kısıtlamak yerine tehlikeli bir genişlemeye doğru itebilir. Tahran’daki liderler İsrail-Hamas savaşını, Lübnan ya da Suriye’den vekaleten saldırılar düzenleyerek İsrail’in kapasitesini azaltmak ya da Irak ve Suriye’deki ABD güçlerine yönelik milis saldırılarının yeniden başlamasını teşvik etmek için bir fırsat olarak görebilir. Bu operasyonlar halihazırda başlamış olabilir: 18 Ekim’de ABD, Irak’ta ABD güçlerinin konuşlandığı bir üssü hedef alan insansız hava araçlarını durdurdu. Eylemlerini Gazze’deki Filistinlilerin çektiği acılara bir yanıt olarak niteleyen İran, bölgesel ve küresel ilişkilerini bozmadan İsrail ve hatta ABD ile karşı karşıya gelebileceğini de düşünebilir. (…) İran’ın bakış açısına göre, İsrail’in İran hedeflerine yönelik önceki saldırıları cevapsız kalmıştı ve bir karşılık verilmesi gerekiyordu. İsrail’in dikkati dağılmış ve hırpalanmışken, Hamas’ın saldırısıyla zayıflıkları açıkça ortaya çıkmışken, şimdi uygun bir zaman olabilir. İranlı liderler sadece intikam almayı değil, İsrail’in Gazze’deki savaşı sona erdirdikten sonra askeri gücünü İran’a yöneltme ihtimalini de düşünüyorlarsa, Tahran önleyici eylemi bir gereklilik olarak bile görebilir.
“Hazır ABD tam destek vermişken…”
“İsrail’in Hamas’ın saldırısını öngörememesi ve engelleyememesi, düşmanlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda uzun süredir sahip olduğu varsayımları altüst etti. Kendisini yok etmek isteyen bir düşmanın ‘kontrol altına alınabileceği’ ya da ‘yönetilebileceği’ düşüncesi -şimdiye kadar İsrail’in Hamas’a yönelik politikasını yönlendiren bir varsayımdı- itibarını yitirdi. İsrail gözünü İran’a dikerse, füze ve nükleer tesisler ile Devrim Muhafızları’na bağlı yerler de dahil olmak üzere İran’daki hükümet hedeflerine geniş çaplı saldırılar düzenleyerek ahtapotun başına doğru ilerlemeye karar verebilir. İsrailli liderler ülkelerinin sarsılan caydırıcılığını yeniden tesis etmenin tek yolunun İran’la doğrudan ve açık bir şekilde yüzleşmek olduğuna inanmaya başlayabilirler. Biden yönetiminin mevcut savaşın başlamasından bu yana İsrail’e taahhüt ettiği güçlü askeri destek, İsrailli yetkililerin İran’a yönelik bir saldırı durumunda ABD’nin desteğine güvenebileceklerine dair inançlarını artırabilir.”
Çatışmadan kaçınmak daha büyük tehlike mi?
Analiz özetle şu uyarıları yapıyor: “İsrail ve İran arasında daha fazla çatışma, hatta tam ölçekli bir savaş bile bölgeyi istikrarsızlaştırabilir, küresel piyasaları bozabilir, sivillere büyük zarar verebilir, ABD güçlerini bölgeye çekebilir ve hatta belki de İran’ın nükleer kapasitesini silahlandırmasına neden olabilir. Savaşın henüz bölgeye yayılmamış olması, dünya liderlerini bir genişlemenin olamayacağı düşüncesine sevk etmemelidir. Ne de olsa İsrail ve İran’ın tırmanma dinamiğinin temelini oluşturan kırılgan ve hayali varsayımlar öfke, yanlış hesaplama ya da strateji değişiklikleriyle aniden bozulmaya meyilli.
Bu çatışma ancak tüm tarafların bölgesel bir savaştan kaçınmak istemesi halinde kontrol altında kalacaktır. Şimdilik bu koşul geçerli gibi görünüyor. Ancak gelecekte de geçerli olacağının garantisi yok. Sahadaki durum değişken ve İsrail, İran ya da her iki ülkenin stratejik hesaplarındaki değişiklikler, liderlerinin daha geniş çaplı bir çatışmadan kaçınmanın hayatta kalmaları için birbirleriyle savaşarak karşı karşıya gelmekten daha büyük bir tehlike oluşturduğuna inanmalarına yol açabilir.”
Ortadoğu
İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.
Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.
“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”
İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.
Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.
Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.
“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”
İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.
İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.
Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.
“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.
Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.
“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.
Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.
Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.
Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.
“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”
Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.
Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.
İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.
“Lübnan adına karar vermiyoruz”
İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.
“Trump’ın iddiaları yalandır”
ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.
Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.
“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.
Ortadoğu
ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.
ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.
Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.
Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.
Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.
Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.
Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”
İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.
Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.
Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.
Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.
Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.
Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı
Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.
Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”
Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.
Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı
Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.
Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.
İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.
Ortadoğu
İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.
İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.
The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.
Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.
Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.
“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”
Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.
Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.
Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.
Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.
Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.
Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor
ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.
The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.
Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.
Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı
CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.
Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.
Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












