Avrupa
Schröder, ülkenin geleceğinden endişeli: ‘Avrupa, ABD’nin taşrası olma yolunda’

Eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder, Berliner Zeitung için kaleme aldığı makalede, Almanya’nın ekonomik ve siyasi gidişatına dair karamsar bir tablo çizdi. Mevcut hükümetin politikalarını eleştiren Schröder, ülkenin sanayi modelinin miadını doldurduğunu savunurken, barışın tesisi için Rusya ile yeniden işbirliği yapılması gerektiği çağrısında bulundu.
Eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder, Berliner Zeitung gazetesinde yayımlanan kapsamlı makalesinde, Almanya’nın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik darboğaza dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki koalisyonun dağılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçtiğini hatırlatan Schröder, mevcut Friedrich Merz (CDU) hükümetinin de ülkenin sorunlarına çözüm üretemediği vurgusunu yaptı.
Almanya’nın ekonomik temellerinin sarsıldığını belirten Schröder, “Sendikalar ve şirketlerin işbirliğiyle mümkün olan, ekonomik performans ile toplumsal uyumu birleştiren ülkemizin eski iş modeli, son yıllarda belirgin kırılma noktaları gösterdi. Dahası, bu modelin artık bir geleceği yok” ifadelerini kullandı.
Schröder, hükümetin mevcut sorunlara yönelik yaklaşımını yetersiz bulduğunu vurgulayarak, “Ülkemizin sadece acil bir tadilata değil, her şeyden önce köklü bir modernizasyona ihtiyacı var” değerlendirmesini yaptı. Ekonomik göstergelerin alarm verdiğine dikkat çeken deneyimli siyasetçi, işsizliğin üç milyon sınırına dayandığını ve şirketlerin yüzde 41’inin istihdamı azaltmayı planladığını kaydetti.
“Savaşa değil, barışa hazırlıklı olmalıyız”
Makalesinin en dikkat çekici bölümünü dış politika ve güvenlik stratejilerine ayıran Schröder, Almanya’da yükselen “savaşa hazırlık” (Kriegstüchtigkeit) retoriğine karşı çıkarak, “barışa hazırlık” (Friedenstüchtigkeit) kavramını ifade etti.
Silahlanma harcamalarındaki artışı ve militarist söylemleri eleştiren Schröder, “Savaş, insanların öldürülmesine hazır olmak demektir; çünkü iddiaya göre bu gereklidir. Ben buna karşı çıkıyorum: ‘Ortak Güvenlik’ fikri, ‘barışa hazırlıklı olmak’ adına hâlâ doğrudur” görüşünü dile getirdi.
NATO ülkelerinin askeri harcamalarının Rusya’nın bütçesini katbekat aştığını hatırlatan Schröder, “Dünya silahlanarak yok mu edilecek?” sorusunu yöneltti. Ukrayna’daki savaşı “haksız ve uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirmekle birlikte, savaşın kök nedenlerine inilmesi gerektiğini kaydetti.
Schröder, “Bu savaşın, NATO’nun askeri altyapısının Rusya sınırına kadar genişletilmesi endişesiyle ve Ukrayna’nın ‘Avrasya sahasındaki’ gelecekteki rolüne dair spekülatif düşüncelerle ilgili bir geçmişi var” ifadelerini kullandı.
Rusya ile enerji işbirliği ve “Düşmanlaştırma” uyarısı
Başbakanlığı döneminde Rusya ile kurulan enerji ortaklıklarını savunan Schröder, bu politikanın bugün “şeytanlaştırılmasını” anlamsız bulduğunu belirtti.
Enerji güvenliği ve ekonomik istikrar için diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini vurgulayan Schröder, şunları kaydetti:
“Şansölye olduğum dönemde hayata geçirdiğim politikayı doğru bulmaya devam ediyorum: Rusya’dan uygun fiyatlı enerjinin güvenli ve istikrarlı bir şekilde tedarik edilmesi. Rusya ile bu tür işbirliği biçimlerine ihtiyacımız var.”
Rusya’nın “ebedi düşman” olarak kodlanmasına karşı çıkan Schröder, “Rusya, barbarların ülkesi değil; büyük bir kültüre ve Almanya ile çok yönlü tarihsel bağlara sahip bir ülkedir” dedi.
Almanya’nın, iki dünya savaşında Rusya’ya saldırmış bir ülke olarak barış için özel bir sorumluluk taşıdığını hatırlattı.
Trump dönemi ve Avrupa’nın “taşra” olma riski
ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte Avrupa’nın jeopolitik konumunun zayıfladığını ifade eden Schröder, Washington’ın yeni güvenlik stratejisini eleştirdi.
ABD’nin kendi hegemonyasını yeniden tesis etmeye çalıştığını belirten Schröder, Avrupa’nın bu denklemde ikincil bir konuma itildiğini şu sözlerle ifade etti:
“ABD, belirleyici ‘iç alan’ olmak isterken, Avrupa’nın bir ‘dış alan’ rolüyle yetinmesini ve bir kenar süsü olarak kalmasını hedefliyor.”
Schröder, Avrupa Birliği’nin mevcut rotasıyla uluslararası önemini yitirdiğini, dünyanın teknolojik ve ekonomik dinamiklerinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını vurguladı.
BRICS+ ülkelerinin yükselişine dikkat çeken eski Şansölye, Avrupa’nın Lizbon’dan Urallara kadar bir bütün olarak hareket etmesi gerektiği görüşünü savundu.
İç politikada demokrasinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Schröder, kamuoyunda tartışma ortamını daraltan mekanizmaları sert bir dille eleştirdi. İfade özgürlüğünün kısıtlandığını belirten Schröder, “Demokratik söylemi daraltan ve yeni belirsizlikler yaratan ‘sansür ağlarını’ (Zensurnetzwerke) endişeyle izliyorum” dedi.
Neyin doğru veya yanlış olduğuna demokratik tartışma ortamında karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Schröder, “Aksi takdirde, giderek daha fazla insan güvensizliğe sürüklenir ve kenara itilir. Demokrasi tartışmayla yaşar” uyarısında bulundu.
Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin yükselişine de değinen Schröder, partisinin (SPD) durumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Anket sonuçlarına atıfta bulunan Schröder, “AfD’nin anketlerde iktidar ortağı SPD’nin neredeyse iki katı oya ulaşması ve SPD’nin seçim sonuçlarında tek haneli rakamlara düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalması beni sarsıyor” ifadelerini kullandı.
Schröder, SPD’ye seslenerek partinin “sol merkez” kimliğini yenilemesi, barış, sosyal uyum ve inovasyon konularında öncü rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











