Diplomasi
Siyasal İslam konulu forum Abu Dabi’de gerçekleştirildi

TRENDS ev sahipliğinde Abu Dabi’de düzenlenen “Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele” temalı forum “kapsamlı yol haritası” çağrısıyla sona erdi.
Harici’nin medya partnerlerinden olduğu etkinlikte, uzmanlar ideoloji güdümlü şiddetin ortak kalıplarına dikkat çekti; kapsamlı bir yol haritası ve vatandaşlık değerlerinin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
Abu Dabi – 16 Eylül 2025 — TRENDS Araştırma ve Danışmanlık Merkezi’nin “Bilgiyle, birlikte aşırılığa karşı” temasıyla Fairmont Bab Al Bahr Oteli’nde düzenlediği 5. Siyasal İslam Yıllık Forumu, ideoloji güdümlü şiddetin “ortak şiddet kalıpları”nı ele aldı. Foruma BAE, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Fransa, İtalya, Hindistan, Endonezya, Portekiz, Polonya, Mısır ve Ürdün’den üst düzey yetkililer, akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Birleşik Krallık eski Savunma Bakanı Sir Liam Fox, Fransız Senatör Nathalie Goulet forumda konuşma yapan üst düzey isimler arasındaydı.
Katılımcılar, aşırılıkla mücadelenin güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması; entelektüel, toplumsal ve kültürel boyutları da kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, gerçek mağduriyetlerin ideolojik istismardan ayrıştırılması, gençlere liderlik ve inovasyon için sivil kanallar açılması ve eğitim kurumlarının siyasallaşmış dindarlığın etkisinden korunması forumun öne çıkan önerileri arasında yer aldı.

Açılışta konuşan TRENDS CEO’su Dr. Muhammed Abdullah Al-Ali, çeşitli aşırıcı akımlar arasında örtük kesişimleri gösteren “yeni entelektüel haritalar”a ihtiyaç bulunduğunu belirterek, dijital çağda örgütlerin propaganda ve istihdam mekanizmalarını çözmeden kalıcı sonuç alınamayacağını ifade etti. Al-Ali, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçip “bu söylemleri mümkün kılan yanılsamaları”nın deşifre edilmesi çağrısı yaptı.
Dr. Al-Ali, ideolojinin tebliğci söylemi şiddet projeleriyle birleştirme kapasitesini gösteren bir örnek olarak Müslüman Kardeşler’e işaret etti; Müslüman Kardeşler’in dijital devrimden yararlanarak çevrimiçi platformlar üzerinden taraftar devşirdiklerini belirtti. Aşırılıkla mücadelenin, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçerek bu tür grupların yeni kuşakları çekmesini mümkün kılan yanılsamaları da ortadan kaldıracak; entelektüel ve siyasi uzmanlık ile ittifakları bir araya getiren küresel bir yol haritası gerektirdiği konusunda uyardı. Sözlerini, ideolojik şiddet yerine birlikte yaşam ve insanlık anlatılarının başlatılacağı bir platforma dönüşmesi için akademik araştırma, kamu politikası, teknoloji ve siyasi iradeyi bütünleştiren kolektif çabalara çağrıda bulunarak tamamladı.
Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi (MBZUH), aşırılıkçı ideolojiyle mücadelede ölçülebilir katkılarından dolayı “TRENDS Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele Küresel Ödülü”nün ilk kazananı oldu. TRENDS Bilimsel ve Akademik Konseyi üyesi Prof. Radvan es-Seyyid, üniversitenin ılımlılık, vatandaşlık ve diyalog değerlerini yaygınlaştırmadaki rolüne dikkat çekti.
Forum tartışmaları boyunca konuşmacılar, farklı aşırılıkçı hareketler arasında kapalı dünya görüşü, biz-onlar ayrımı, lider kültü, komplo söylemi ve şiddeti meşrulaştıran anlatılar gibi benzer zihinsel ve davranışsal yapılar bulunduğunu vurguladı. Dr. Halife Mubarek ez-Zaheri (MBZUH), bu hareketlerin ulusal çerçeveleri reddeden, ittifaklar-dezenformasyon-şiddet sarmalına yaslanan bir strateji izlediğini anlattı.
Sir Liam Fox, “dini aşırıcı” ifadesinin yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “dini araçsallaştıran siyasal aktörler”le karşı karşıya olunduğunu söyledi; Popper’ın Hoşgörü Paradoksuna atıfla hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüzlüğün yayılmasına müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurguladı. Senatör Nathalie Goulet ise politik İslam ile aşırı sağ arasındaki şiddet ve finansman ortaklıklarına değinerek, şeffaf olmayan fon akışları, hayır kurumlarının kötüye kullanımı ve kripto varlıklara dikkat çekti.
Dijital alanın rolü öne çıkarılarak hükümetler, sivil toplum ve teknoloji şirketleri arasında işbirliği ile çevrim içi aşırılıkçı içeriklere karşı farkındalık kampanyaları yürütülmesi, çoğulculuk ve vatandaşlık temalı alternatif anlatıların güçlendirilmesi istendi. Ayrıca, ideolojik şiddete karışan devlet veya örgüt tüm aktörlerin uluslararası hukuk karşısında hesap vermesi, erken uyarı ağları kurulması ve eski aşırılık yanlılarına yönelik rehabilitasyon programlarının yaygınlaştırılması önerildi.

Oturumlardan öne çıkanlar
ABD West Point bünyesindeki CTC Sentinel Genel Yayın Yönetmeni Paul Cruickshank moderatörlüğünde gerçekleştirilen yüksek düzeyli oturumda, Fiyaz Mughal (Faith Matters) aşırılığın gerçek mağduriyetler ile kimlik krizlerinin birleşiminden beslendiğini; sosyal medyanın yankı odaları yaratarak radikalleşmeyi hızlandırdığını anlattı. H.E. Dherar Belhoul Al Falasi (Al-Majlis Group) ise bazı yapıların boykot kampanyaları üzerinden öğrencileri belirli ağlara yönlendirmeye çalıştığını, böylece eğitim sektöründe nüfuz ve finansman oluşturduklarını kaydetti.
Birinci oturumda; Prof. Alessandro Ferrari (Insubria), demokrasinin düşmanlarıyla mücadelede özgürlükleri koruyan bir araç olarak “militan demokrasi” kavramını sundu. Prof. Radvan es-Seyyid, tarihe yeni bir okuma gerektiğini ve modern ulus-devletin aşırılıkla mücadelede zorunlu çerçeve olduğunu vurguladı. Dr. Vael Salih, farklı akımların ortak duygusal seferberlik, ikili dünya algısı ve sembolik şiddet pratiklerine dikkat çekti. Prof. Patrice Brodeur (Montreal) siyasal-dini-eğitsel-toplumsal bütüncül işbirliğinin şart olduğunu, Dr. Orla Lynch (Cork) ise katılım motivasyonlarına odaklanılması gerektiğini belirtti.
İkinci oturumda; Spasimir Domaradzki (Varşova) Orta ve Doğu Avrupa deneyimlerinden hareketle aşırılığın fikri temellerinin sökümünü, Muhammed Halfan es-Savafi ideolojik aşırılığın milliyetçilik ve neo-Nazizm dahil geniş bir yelpazeye yayıldığını anlattı. Meşari el-Taydi (Asharq Al-Awsat) kaynak araştırmalarının sistematikleştirilmesi çağrısı yaptı. Dr. Anne Speckhard (ICSV) terörün “ölümcül kokteyli”ni grup-ideoloji-toplumsal destek-bireysel motivasyon olarak tanımlayarak, şiddete geçişi tetikleyenin “grup” dinamiği olduğunu vurguladı. Aimen Dean (BK) ise katılım motivasyonlarının pratik okumasına ilişkin yöntemler paylaştı.
Üçüncü oturumda; Dr. José Pedro Zúquete (Lizbon) Avrupa’da kimlik hareketleri ile İslamcı gruplar arasında “karşılıklı radikalleşme” olgusunu inceledi. İmam Muhammed Tevhidi, kutsal metinlerin şiddete meşruiyet için suistimal edilmesine karşı dini liderlikte sorumluluk çağrısı yaptı. Prof. Yon Machmudi (Endonezya), “sert güç” (hukuk-güvenlik) ile “yumuşak güç” (deradikalizasyon-eğitim-toplum güçlendirme) bileşimini önerdi. Dr. Orla Lynch ikinci kez söz alarak eski üyelerin deneyimlerinden hedef kitleye erişim stratejileri çıkarılabileceğini söyledi.
Dördüncü oturumda; Omar el-Beşir et-Turabi (Al-Mesbar) aşırılıkçı düşüncenin “tedarik zinciri”ni; eğitim ve hayır faaliyetleri üzerinden kurulan sosyal tabanı anlattı. Abdullah bin Bijad el-Uteybi aşırılığın tarihsel sürekliliğine dikkat çekti. Hamad el-Husani (TRENDS) bazı yapıların dine, devlete ve topluma bileşik tehdit oluşturduğunu belirtti. Osama el-Delil (El-Ahram) kavramsal netlik için “siyasallaştırılmış din değil, İslamileştirilmiş siyasi suçluluk” terimini önerdi. Em. Tümg. Salih el-Muayta (Ürdün) ise barışçıl düşünce ile şiddetin ayrıştırıldığı bölgesel bir strateji çağrısı yaptı.

Forumun genel sonuç bildirisine göre, dini platformlar ve hayır çalışmaları için etik ilkeler/şartname hazırlanması, eğitimde eleştirel düşünmenin güçlendirilmesi, gençler için sivil liderlik kanallarının açılması ve dijital erken uyarı-izleme ağlarının kurulması yol haritasının temel sütunlarını oluşturuyor. Bu kapsamda, medya-akademi-kamu politikası-teknoloji işbirliğiyle çoğulcu vatandaşlığı güçlendiren alternatif anlatıların yaygınlaştırılması öne çıkıyor.
Etkinlik, Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi ve BAE Siber Güvenlik Konseyi iş birliğiyle; The National, Sky News Arabia, Al-Ain News, Harici Medya, Aletihad Haber Merkezi ve Al-Khaleej’in medya desteğiyle gerçekleştirildi.
Harici Medya kurucusu Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır etkinliğe Türkiye’den katıldı.
TRENDS Hakkında
2014’te Abu Dabi’de kurulan TRENDS Araştırma ve Danışmanlık, bağımsız bir düşünce kuruluşudur. Küresel ortaklarla yürüttüğü araştırma programları, yayınlar ve düzenli etkinliklerle bölgesel ve uluslararası düzeyde etki üretmeyi amaçlar.

Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı











