Bizi Takip Edin

Avrupa

Solingen’deki bıçaklı saldırının ardından Almanya’da “göçe karşı mücadele” çağrıları artıyor

Yayınlanma

Almanya’nın Solingen kentinde meydana gelen bıçaklı saldırının ardından ana muhalefet partisi Hıristiyan Demokratlar (CDU), Şansölye Olaf Scholz’u hükümetin göç politikasından vazgeçmeye ve göçmen akınını engellemek için bir dizi sert tedbiri hayata geçirmek üzere birlikte çalışmaya çağırdı.

Cuma akşamı Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin orta kesimindeki kentte düzenlenen “Çeşitlilik Festivali”nin ilk gecesi için binlerce kişinin sahne önünde toplandığı sırada meydana gelen bıçaklı saldırıda üç kişi öldü, sekiz kişi de yaralandı. 26 yaşındaki Suriyeli şüpheli bir gün sonra teslim oldu.

Yetkililer, cuma günü öldürülen üç kişinin 56 ve 67 yaşlarında iki erkek ve 56 yaşında bir kadın olduğunu söyledi.

Alman federal savcılar Suriyeli adamın kimliğini, Alman gizlilik yasaları nedeniyle soyadını kısaltarak Issa Al H. olarak açıkladı ve IŞİD üyesi olduğundan şüphelenildiğini söyledi.

Nitekim IŞİD bağlantılı hesaplardan yapılan açıklamada da örgütün Solingen’deki saldırıyı üstlendiğini ileri sürüldü.

Savcılık IŞİD şüphesini araştırıyor

Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti İçişleri Bakanı Herbert Reul, ARD yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, yetkililerin tutuklamaya yol açan “sıcak bir ipucunu” takip ederek geçirdikleri günün ardından “biraz rahatladığını” söyledi.

Söz konusu kişinin sorgulandığını ve delillere el konulduğunu söyleyen Reul, bu kişinin günün erken saatlerinde aranan bir mülteci eviyle bağlantılı olduğunu da sözlerine ekledi.

Bu arada savcılık sözcüsü, Alman federal savcılarının davayı devraldıklarını ve şüphelinin IŞİD üyesi olup olmadığını araştırdıklarını söyledi.

Saldırgan, yetkililerin radarında değilmiş

Cumartesi günü erken saatlerde bir savcı başka bir kişinin de gözaltına alındığını açıkladı. 15 yaşında bir çocuk, “suç teşkil eden bir eylemi bildirmediği” şüphesiyle gözetim altına alındı.

Bild ve Spiegel gazetelerine göre Suriyeli şüpheli, Aralık 2022’de Almanya’ya gelen ve genellikle savaştan kaçanlara verilen “korumalı göçmenlik” statüsüne sahip.

Haber kaynaklarının bildirdiğine göre, daha önce güvenlik güçleri tarafından “aşırılık yanlısı” olarak tanınmıyordu.

CDU, Schengen hareket özgürlüğünün kısıtlanmasını istedi

Bunun ardından CDU lideri Friedrich Merz Pazar günü haftalık bülteninde Almanya’nın mevcut göç politikasının tersine çevrilmesi gerektiğini söyledi ve Scholz’u kendisiyle birlikte çalışmaya çağırdı.

Hükümetin “bir dizi bıçaklı saldırıya” yetersiz yanıt vermesini eleştiren Merz, daha katı bir iltica politikası vizyonunu ortaya koydu.

CDU lideri, diğer hususların yanı sıra, kalıcı sınır kontrollerinin getirilmesini ve AB’nin Schengen hareket özgürlüğünün kısıtlanmasının giderek yaygınlaşan bir uygulama haline gelmesini istedi.

Aynı zamanda Almanya, başvuru sahibinin Almanya’ya ulaşmadan önce başka bir AB ülkesinden geçmesi halinde sığınma talebinde bulunmasını imkansız hale getiren Dublin Yönetmeliği kurallarının da eski haline getirilmesi gerektiğini savundu.

Basında yer alan haberlere göre, zanlının geçen yıl AB ülkesi Bulgaristan’a sınır dışı edilmesi gerekiyordu çünkü Avrupa topraklarına ilk kez orada ayak basmıştı.

Merz ayrıca Almanya’nın kısa bir süre önce Alman vatandaşlığı almak için gereken süreyi kısaltan yeni vatandaşlık yasasının da iptalini istedi.

Merz, Scholz’un “gevşek göç politikasını” saldırılardan sorumlu tutarken, “[Bıçaklı saldırıların] çoğuna mülteciler karışıyor ve saldırıların çoğunun arkasında İslamcı motifler var,” dedi.

Yeşiller ve SPD farklı tellerden çalıyor

Pazar günü basına konuşan Başbakan Yardımcısı Robert Habeck (Yeşiller) “bu korkunç suçun […] daha sıkı yasalarla önlenip önlenemeyeceği” konusundaki şüphelerini dile getirdi.

SPD’li İçişleri Bakanı Nancy Faeser ise Funke medya grubuna yaptığı açıklamada hükümetin şimdi “terör ve şiddetle mücadele için hangi araçları daha da keskinleştirmemiz gerektiğini ve güvenlik makamlarımızın bu zamanlarda hangi güçlere ihtiyaç duyduğunu” tartışacağını söyledi.

Faeser, “Devlet olarak bu terör eylemine gerekli tüm titizlikle karşılık vereceğiz ve İslamcı tehditle tutarlı bir şekilde mücadele edeceğiz,” dedi.

SPD lideri Saskia Esken, Rheinische Post’a verdiği demeçte partisinin bu konudaki tutumunu yineleyerek, “Şu anda olması gereken, suçluların ve İslamcı tehditlerin Suriye ve Afganistan’a sürekli olarak sınır dışı edilmesidir,” dedi.

Fakat SPD’nin parlamento grubunun başkan yardımcısı Dirk Wiese, Merz’in Suriye ve Afganistan’dan gelen mültecilerin genel olarak artık kabul edilmemesi yönündeki talebini reddetti. SPD’li politikacı, Tagesspiegel gazetesine verdiği demeçte, örneğin birçok kişinin Suriye’de IŞİD’den kaçtığını söyledi.

AfD, saldırıdan “kartel partilerini” sorumlu tuttu

Haftasonu Thüringen ve Saksonya’da yapılacak eyalet seçimlerinde önemli bir başarı elde etmesi beklenen Almanya için Alternatif (AfD) ise Solingen’deki saldırılardan kitlesel göçe meydan veren “kartel partilerini” sorumlu tuttu.

AfD’nin önemli isimlerinden ve Thüringen adayı Björn Höcke, yayınladığı bir videoda, AfD hükümeti altında ne Solingen’deki gibi saldırıların, ne “kitlesel göçün” ne de “iç güvenliğin çöküşünün” olmayacağını öne sürdü.

AfD eş başkanı Alice Weidel ise X’te yaptığı açıklamada, sorunun “kökten çözülmesi” gerektiğini yazdı ve “Göç konusunda derhal bir dönüşüme ihtiyaç var,” dedi.

BSW’den sınır dışı işlemlerini hızlandırma çağrısı

Solingen’deki bıçaklı saldırının ardından Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) eş başkanı Amira Mohamed Ali, sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması çağrısında bulundu.

Pazartesi günü RBB-Inforadio’ya konuşan Mohamed Ali, “Ülkeyi terk etmek zorunda olan insanları bunu yapmaya teşvik etmekten ve gerekirse harekete geçmemiz gerektiğinden bahsetmeliyiz,” dedi ve prosedürlerin hızlandırılması çağrısında bulundu.

Eş başkan, “Süreçler incelenmeli ve yatırımlar yapılmalı. Daha fazla vaka çalışanına ihtiyaç var. Bazı durumlarda, hâlâ eğitimde olan gençler gizli operasyonlarla sınır dışı ediliyor. Öte yandan, hâlâ burada olan suçlularımız var. Bunu kimseye açıklayamazsınız,” dedi.

Wagenknecht: Sığınma hakkı kötüye kullanılıyor

BSW kurucusu ve lideri Sahra Wagenknecht ise hükümeti “naif bir mülteci politikasına” sahip olmakla suçladı.

Wagenknecht verdiği demeçte, “Kontrolsüz göçe izin verirseniz, kontrolsüz şiddete yol açarsınız. Halk bunu uzun zamandır istemiyor, hatta her gün havanın kendilerine karşı döndüğünü deneyimleyen birçok iyi entegre olmuş göçmen bile,” dedi.

Wagenknecht, Faeser’in Solingen’deki saldırıdan önce kamusal alanlarda bıçakların uzunluğuyla ilgili başlattığı tartışmanın, gerçek zorluklar karşısında “çaresiz ve saçma” göründüğünü söyledi. BSW lideri, “Sığınma hakkı tarihi bir başarıdır, fakat yüz binlerce kez kötüye kullanılıyor ve devlet buna izin veriyor,” ifadelerini kullandı.

BSW lideri bir “iltica dönüşü” ve “Dünyaya bir dur sinyali: Almanya’ya gelmeyin” çağrısında bulundu.

Solingen’de AfD gösterisine karşı gösteri

Saldırıdan iki gün sonra AfD gösteri çağrısında bulundu. Pazar akşamı Solingen’de AfD’nin gençlik örgütü Junge Alternative (Genç Alternatif – JA), “Tersine göç hayat kurtarır” sloganı altında bir gösteri çağrısında bulunmuştu.

Sol gruplardan oluşan geniş bir ittifak buna karşı bir gösteri ile cevap verdi. Stern’in haberine göre JA’nın gösterisine çoğunluğu gençlerden oluşan yaklaşık 30 kişi katıldı ve grup “Önce halkımız” yazılı bir pankart açtı. Polis etkinliğin güvenliğini sağladı.

Diğer tarafta ise yüzlerce karşı gösterici ara sokaklarda toplandı. İlk solcu göstericiler on dakika sonra JA’nın miting alanına ulaştığında, iki grup neredeyse çatışıyordu.

JA’nın mitingine sadece on metre kala, solcu göstericiler polis kordonu ile ayrılmış bir şekilde slogan atarken, sağcı grup mitingini düzenlemeye devam etti.

Avrupa

Fransa, manga parkı için Suudi sermayesine yöneldi

Yayınlanma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ofisi, bir zamanlar ülkenin en büyük tema parkı olan yeri manga temalı bir eğlence merkezine dönüştürmek için Suudi Arabistan’dan finansal destek almaya çalışıyor.

POLITICO’ya konuşan altı diplomat, hükümet yetkilisi ve sektör temsilcisinin ifadesine göre, Élysée Sarayı, mali sorunlar nedeniyle 1991’de kapanan ve o günden beri terk edilmiş durumda olan Mirapolis’in yeniden canlandırılması konusunda potansiyel Suudi Arabistanlı yatırımcılarla birkaç aydır görüşmeler yürütüyor.

Müzakerelerin merkezinde, Suudi Kamu Yatırım Fonu’nun bir iştiraki olan Qiddiya Yatırım Şirketi yer alıyor. Suudi varlık fonu, kısa süre önce Paris’te bir ofis açmıştı.

Körfez bölgesinde bağlantıları olan bir diplomata göre, proje kapsamında Suudi yatırımcılar, Paris’in yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısında bulunan eski Mirapolis arazisini satın alacak ve burayı popüler manga serisi Dragon Ball’a dayalı bir tema parkına dönüştürmeyi planlıyor.

Manganın popülaritesindeki patlama, çizgi romanların ve grafik romanların özellikle popüler olduğu Fransa’da da yoğun bir şekilde hissedildi.

Beklenen yatırım tutarı henüz bilinmemekle birlikte, görüşmelere katılan bazı taraflar anlaşmanın 1 milyar avroyu aşabileceğini öne sürüyor.

Bu girişim, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, turizm ve eğlence sektörlerine yapılacak devasa yatırımlarla krallığın petrole bağımlı ekonomisini çeşitlendirmeyi amaçlayan “Vizyon 2030” planının bir parçası.

Qiddiya Yatırım Şirketi, Riyad’a yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta yer alan devasa bir eğlence kompleksi olan Qiddiya şehrinin inşasını denetliyor.

Bu alanda bir Formula 1 pisti, uluslararası turnuvalara ev sahipliği yapmak üzere tasarlanmış büyük bir tenis kompleksi, Amerikan Six Flags zinciri tarafından işletilecek bir eğlence parkı ve Dragon Ball temalı bir başka tema parkı yer alacak.

Müzakerelere yakın üç kaynağa göre, mevcut plan, bir zamanlar Mirapolis’in bulunduğu yere daha küçük ölçekli bir Dragon Ball parkı inşa etmek.

Qiddiya Genel Müdürü Abdullah Aldawood, ülkeye yabancı yatırım çekmek amacıyla düzenlenen “Choose France” zirvelerinin son ikisinde Macron ile bir araya geldi.

Etkinlikte, zirvenin basın dosyasında, “Fransa’da büyük bir turizm ve eğlence projesini araştırmayı” amaçlayan bir mutabakat zaptının imzalandığına, POLITICO’ya göre “gizemli” ifadelerle değinildi.

Bu yılki Choose France zirvesinden birkaç hafta önce Aldawood, terk edilmiş Mirapolis sahasının bulunduğu Île-de-France bölgesinin başkanı Valérie Pécresse ile bir araya geldi.

Toplantıya katılan bir kişinin aktardığına göre, Aldawood ayrıca Business France ve bölgenin ekonomik kalkınma ajansı olan Choose Paris Region’dan ekiplerle de görüştü.

Projenin iyi bir şekilde ilerlediğinin bir göstergesi olarak, geçen ayın sonlarında Paris’i de içeren Île-de-France’ı temsil eden yetkililer, parkın yeniden canlandırılması olasılığını görüşmek üzere 10 kilit bakanlığın temsilcileri, elektrik şebekesi işletmecisi RTE ve toplu taşıma işletmecisi Île-de-France Mobilités ile bir araya geldi.

POLITICO’nun gördüğü toplantı gündeminde, gelecekteki projenin yönetimi, ulaşım altyapısı, enerji gereksinimleri ve arazi edinimi konuları yer alıyordu.

Toplantıya, Macron’un eski Genelkurmay Başkanı ve şu anda Île-de-France bölgesinin valisi olan Georges-François Leclerc başkanlık etti.

Tartışmalara katılan bir bakanlık danışmanı, “Toplantı davetini almadan önce elimizde hiçbir bilgi yoktu ama Élysée’nin bu konuda baskıyı artırmak istediğini anlıyoruz,” dedi.

1987 yılında dönemin Başbakanı Jacques Chirac tarafından açılan ve Suudi milyarder Ghaith Pharaon’un finansmanıyla hayata geçirilen Mirapolis, Fransa’nın tema parkı endüstrisindeki ABD hakimiyetini altüst etme girişimi olarak tasarlanmıştı.

Fakat mali zorluklar hızla arttı. Ziyaretçi sayıları beklentilerin altında kaldı ve birkaç yıl sonra EuroDisney’den gelen rekabet, parkın iş modelini daha da zayıflattı. Mirapolis, dört yıl sonra kapılarını tamamen kapattı.

Mirapolis seçim bölgesini temsil eden Sosyalist Parti senatörü Rachid Temal, tartışmalara dahil olmadığını ve bu aşamada yorum yapmamayı tercih ettiğini söyledi.

Bölgeyi temsil eden Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin milletvekili Aurélien Taché de kendisinin de gelişmelerden haberdar edilmediğini belirtti ve “projenin çevresel ve sosyal yönlerine” özellikle dikkat edeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa Komisyonu, ABD teknolojilerinin yerine yerli çözümlere yönelecek

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki personel eşleştirme servisindeki ABD menşeli bulut hizmetlerini ve yapay zeka modelini Avrupalı alternatiflerle değiştirmeyi değerlendiriyor. Karar, AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin kişisel verilerin işlenmesine ilişkin endişelerini dile getirmesinin ardından gündeme geldi. Komisyon, nisan ayında imzalanan egemen bulut sözleşmesi kapsamındaki dört Avrupa sağlayıcısını ve yerel yapay zeka modellerini test etmeyi planlıyor.

Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki yeni dijital personel eşleştirme servisinde kullanılan Amerikan teknolojilerini Avrupa menşeli bulut platformları ve yapay zeka modelleriyle değiştirmeyi değerlendiriyor.

Euractiv’in bir Komisyon yetkilisine dayandırdığı haberine göre, söz konusu gözden geçirme süreci AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin adayların kişisel verilerinin ABD merkezli bir bulut sağlayıcısı tarafından işlenmesine dair endişelerini iletmesinin ardından başladı

Söz konusu değişiklik, son geliştirme aşamasında olan İş Eşleştirme Uygulaması’nı (Job Matching Application) kapsıyor.

Servisin başlangıçta Amazon Web Services (AWS) altyapısında ve ABD şirketi Anthropic’in Claude dil modeli kullanılarak barındırılması öngörülüyordu.

Komisyon yetkilisi, yürütme organının nisan ayında 180 milyon avro karşılığında imzalanan egemen bulut hizmetleri alım anlaşması çerçevesinde dört “Avrupa egemen alternatifi”ne geçişi değerlendirdiğini doğruladı. Olası tedarikçiler arasında Alman StackIT ile Fransız OVHcloud, Scaleway ve S3NS şirketleri bulunuyor.

Yetkili, Komisyon’un ayrıca Avrupa kökenli dil modellerini de test etmeyi planladığını bildirdi. Halen kullanılmakta olan Anthropic Claude modelinin “önümüzdeki aylarda” daha egemen bir çözümle değiştirilebileceği belirtildi.

Yapay zeka kullanımına dair rehber

Avrupa Komisyonu 2023 yılında personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin bir rehber yayımlamıştı.

Belge, çalışanları gizli bilgilerin veya kişisel verilerin ifşa edilmesi risklerine, önyargılı yanıtlara ve fikri mülkiyet haklarının ihlaline karşı uyarıyordu. Bu uyarılara rağmen yapay zeka araçları hem Komisyon temsilcileri hem de ABD makamları tarafından giderek daha yoğun biçimde kullanılmaya başlandı.

Pentagon mayıs ayında OpenAI, Alphabet bünyesindeki Google ve Microsoft dahil yedi şirketle gizli operasyonlarda yapay zeka kullanımı için anlaşma imzaladı. Politico kaynaklarına göre Avrupa Komisyonu da aday ülkelerin AB üyelik başvurularını inceleme sürecini hızlandırmak amacıyla yapay zekadan yararlanmaya başladı.

Yapay zekanın iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenliğine yönelik tartışmalar sürerken bu teknolojilerin çalışmasında çok sayıda sızıntı ve ihlal kaydedildi.

Temmuz ayında Çinli sohbet robotu DeepSeek’in kullanıcı diyalogları, iş belgeleri ve özel mesajlar da dahil olmak üzere açık erişime açıldı.

Bundan birkaç gün önce Reuters, OpenAI’nin modellerinin kontrol dışına çıktığını tespit ettiğini duyurdu.

Şirket bundan kısa süre önce, yapay zeka modellerinin test edilmesi sırasında Hugging Face platformunun altyapısına saldırdığı “benzeri görülmemiş bir siber olay” yaşandığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Yayınlanma

Alman otomotiv sektörü, Çinli otomobil üreticilerinden gelen rekabet ve Çin pazarının gitgide ısınması nedeniyle zor günlerden geçiyor.

Çin, Almanya’nın otomobil üreticilerinin küresel devlere dönüşmesine katkıda bulunarak onlarca yıl boyunca güçlü satışlar ve milyarlarca kar elde etmelerini sağlamıştı. Şimdi bu durum, Almanlar için en büyük yük haline geldi.

POLITICO’da yer alan analize göre Çin’in kendi otomobil üreticileri, onlarca yıl boyunca gözlemleyip, öğrenip ve yatırım yaparak, artık Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz’den daha ucuz fiyatlarla daha donanımlı elektrikli otomobiller üretiyor.

Bu arada, dünyanın en büyüğü olan Çin’in aşırı ısınan otomobil pazarı bu yıl beşte bir oranında küçüldü ve bu durum, yerli ve yabancı otomobil üreticilerini hayatta kalmak için acımasız bir mücadeleye zorladı.

Alman otomobil üreticilerinin bu ay açıkladığı yarıyıl sonuçlarında, milyarlarca dolarlık zararlar ve Avrupa genelinde işten çıkarmalar ile fabrika kapanışları duyuruları, bu durumun net sonuçlarını ortaya koydu.

Volkswagen Grubu CEO’su Oliver Blume yatırımcılara yaptığı açıklamada, “Ortam, bugün karşı karşıya olduğumuz kadar zorlu hiç olmamıştı. Geleceğe baktığımızda, karşımızda giderek artan riskler var,” dedi.

Sektörün yaşadığı sıkıntılar, Almanya’nın zaten zor durumda olan ekonomisine bir darbe daha vururken, bu sonbaharda yapılacak önemli eyalet seçimleri Şansölye Friedrich Merz’in kırılgan koalisyonu için giderek büyüyen bir siyasi sorun teşkil ediyor.

Alman otomotivinde Çin kaynaklı büyük daralma başladı

Otomotivde yıkılan hayaller

1980’lerden bu yana Çin, Alman otomobil üreticileri için yüksek kârların anahtarıydı.

Devasa ve hızla büyüyen bir pazara erişim karşılığında, otomobil üreticileri Pekin tarafından yerel ortaklarla ortak girişimler kurmaya zorlandı.

On yıllar boyunca bu anlaşma mantıklıydı ve hissedarlara büyük kazançlar sağladı.

Fakat Çinli şirketler, pandemi sonrasında Çin’de hızla yaygınlaşan elektrikli araç teknolojisi konusunda Alman rakiplerini geride bıraktı.

Alman markaları uzun süre Çinli alıcılar arasında prestijliydi ama alıcılar daha iyi teknolojiye ve daha düşük fiyatlara sahip yerel otomobil üreticilerine hızla yöneldi.

Danışmanlık firması Gartner’da otomotiv analisti olarak görev yapan Pedro Pacheco, “Çin’de büyük kayıplar yaşıyorlar ve artık orada toparlanamayabilirler,” dedi.

Sorun sadece Çin’de değil, Almanya’da da kronikleşiyor

Bu sıkıntı, Çin’de değil, Almanya’daki fabrikalarda giderek daha fazla hissediliyor.

BMW, bu hafta 2027 sonuna kadar Almanya genelinde 8.000 kişiyi işten çıkaracağını ve işten çıkarılan çalışanlara tazminat ödemelerinin ekim ayından itibaren başlayacağını duyurdu.

Mercedes-Benz ise çalışanlarından, aynı ücret karşılığında haftalık çalışma saatlerini 35’ten tam 40 saate çıkarmalarını istiyor.

Öte yandan, sektörün amiral gemisi Volkswagen, 100.000 kişiyi işten çıkarmak ve fabrikaları kapatmak için sendikalarla müzakere halinde.

Bu durum, ulusal anketlerde güç kazanan Almanya için Alternatif (AfD) partisine ivme kazandırıyor.

Parti, otomotiv sektöründeki gerilemeyi ve işten çıkarmaları, hükümeti sert bir şekilde eleştirmek için kullanıyor.

AfD eş başkanı Alice Weidel bu hafta, “Volkswagen, Porsche veya Infineon gibi önemli sanayi şirketleri bile kârlarında tarihi düşüşler kaydediyor ve önümüzdeki yıllarda yüz binlerce işten çıkarmayı planlıyor. Bu, iş merkezimizin sanayisizleşmesinin gerçekte ne kadar ilerlediğini gösteriyor,” diye konuştu.

Merz ve koalisyonu, bu sonbaharda AfD’nin Doğu Almanya’daki kalesi olan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak eyalet seçimlerinde, bu kesintilerin seçmenler nezdinde nasıl yankı bulduğuna dair ilk ipuçlarını elde edecek.

Otomotiv devlerinin Çin açmazı

Çinli araçlar Avrupa pazarını domine etmeye başladı

Otomobil üreticileri Avrupa ve Kuzey Amerika’da iyi performans gösterirken, Çin’deki satışlardaki çöküş bu kârları silip süpürüyor.

Yurt içinde şiddetli rekabet ve kapasite fazlasıyla karşı karşıya kalan Çinli otomobil üreticileri, rekor sayıda araç ihraç ediyor.

Avrupa başlıca hedef pazar: Çin şu anda Avrupa’da, Almanya’nın Çin’de sattığından daha fazla otomobil satıyor.

Ve Avrupalı müşteriler bu araçları memnuniyetle satın alıyor. Otomobil lobi kuruluşu ACEA’nın en son verilerine göre, AB’deki Çin menşeli otomobil satışları bu yılın ilk yarısında yüzde 63 artış göstererek 2025’teki 338.000 adetten 2026’da yaklaşık 549.000 adete yükseldi.

Bu rakam, toplam otomobil satışlarının neredeyse yüzde 10’unu oluşturuyor.

Alman otomobil şirketleri Çin’e benzersiz bir şekilde bağımlı olsa da, Renault gibi Çin’de varlığı olmayan otomobil üreticileri bile Avrupa’da artan Çin otomobil satışlarının etkisini hissediyor.

Avrupalı otomobil analisti Matthias Schmidt, daha iyi teknolojiye sahip ucuz Çin otomobillerindeki artışın Renault ve düşük fiyatlı Dacia modellerini zor durumda bıraktığını söyledi.

Renault, perşembe günü yaptığı açıklamada, Dacia’nın 2026 yılının ilk yarısında satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü bildirdi.

Avrupalı şirketler, Çinli rakipleriyle işbirliği yapmak zorunda

Avrupa Komisyonu, bir anti-sübvansiyon soruşturmasının ardından Çin menşeli elektrikli araçlara gümrük vergisi uygulayarak yardımcı olmaya çalışıyor ama bu ek maliyetler akını durdurmada pek etkili olamadı.

Gümrük vergileri şarj edilebilir hibrit araçları kapsamıyor ve bu da Çinli otomobil üreticileri için kârlı bir boşluk bırakıyor.

Bu durumdaki değişim, bazı Avrupalı otomobil üreticilerini Çinli şirketlerle işbirliği yapmaya yönlendiriyor.

Fransız-İtalyan-Amerikan markası Stellantis, Çinli Leapmotor ile ortaklık kurdu. ACEA verilerine göre Leapmotor’un satışları 2025 yılının ilk yarısında sadece 7.701 adetten bu yıl 48.261 adete sıçradı.

Volkswagen’in CEO’su Blume, benzer bir strateji izleyeceklerini ima ederek yatırımcılara, otomobil üreticisinin Avrupa müşterileri için Çin’de üretilen bazı modellerini Avrupa’da üretmeye başlayabileceğini söyledi.

Volkswagen’in önemli hissedarlarından biri olan Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, bu yaz yaptığı açıklamada, otomobil üreticisinin Çin’in teknolojik ilerlemelerinin dışında kalmasının bir hata olacağını belirtti.

Lies, “Amacımız, teknolojik gelişmeleri birbirinden izole etmek olmamalı,” dedi.

Fakat analist Schmidt, böyle bir hamlenin Alman markasına zarar verme riski taşıdığı konusunda uyarıyor.

Bu araçların özünde VW logolu Çin menşeli araçlar olacağını belirten Schmidt, bunun tüketicileri daha ucuz olan Çin versiyonunu satın almaya yöneltebileceğini ifade etti.

Yeni pazar arayışı hızlandı

Avrupalı otomobil üreticileri, gelişmekte olan pazarlarda büyüme yoluyla kendilerini kurtarmaya da çalışıyor.

Blume, yatırımcılarla yaptığı görüşmede, “Kuzey Amerika, Hindistan ve küresel güney, bizim için yarının büyüme motorları,” dedi.

Ne var ki Çinliler zaten bu pazarlarda yer almış durumda. Güneydoğu Asya ve Latin Amerika genelinde elektrikli araç satışlarında Çinli markalar hakim durumda.

Ağır darbe alan Avrupalı otomobil üreticileri, seri üretim konusundaki uzmanlıklarını sunarak savunma harcamalarındaki artıştan da kâr elde etmeyi umuyor.

Blume, yatırımcılara Volkswagen’in bir savunma şirketiyle “çok ileri aşamadaki görüşmeler” yürüttüğünü söyledi ve “bu yıl içinde bir karar alınmasını” beklediğini ekledi.

Fakat özellikle Almanya’daki bazı işçiler, silah endüstrisiyle ilişkilendirilmekten hâlâ çekiniyor.

Ayrıca Pekin’den misilleme gelme riski de var. Bu ayın başlarında Çin, Alman savunma devi Rheinmetall dahil 14 savunma ve teknoloji şirketine ihracat kısıtlamaları getirdi.

Bu önlemler, Çinli şirketlere uygulanan ihracat kısıtlamalarına misilleme niteliğinde olsa da, savunma sektörüne adım atan otomotiv şirketleri risk altında olabilir.

Pacheco, “Avrupalı otomobil üreticileri çok, çok dikkatli hareket etmeliler çünkü bu sadece hızlı bir kazanç değil. Öyle görünebilir ama o satranç tahtasına bir kez girdiğinizde, satranç oynamayı bilmeniz gerekir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English