Bizi Takip Edin

Avrupa

Starlink’in 11 bin uydusuna karşı AB’nin yeni ağı 2029’a kaldı

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, Elon Musk’ın Ukrayna’daki bağlantıyı kısıtlama kararının ardından kendi uydu ağlarını kurmak için harekete geçti ancak bürokrasi engeline takıldı. AB’nin 17,5 milyar dolarlık IRIS2 projesinde ilk fırlatmalar 2029’a planlanırken, mevcut Avrupalı alternatifler hantal terminalleri ve az sayıdaki uydusuyla Starlink’in gerisinde kalıyor.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna için Starlink’e rakip olacak kendi uydu ağlarını kurma çalışmalarını hızlandırdı ama bürokrasi duvarına çarptı.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Avrupa’yı kendi uydu projelerinde gaza basmaya iten gelişme, SpaceX’in patronu Elon Musk’ın Ukrayna’da Starlink iletişim ağının kullanımını kısıtlama kararı oldu.

Avrupa Birliği (AB), 348 uydudan oluşacak kendi ağı IRIS2’yi kurmak için Eutelsat ve iki ayrı şirketle sözleşme imzaladı.

Yaklaşık 17,5 milyar dolara mal olacak projede ilk uyduların 2029’da fırlatılması planlanıyor.

Fransız Stratejik Araştırmalar Vakfı kıdemli araştırmacısı Serge Plattard, “En büyük engel yönetim” dedi.

Plattard’a göre proje, tıpkı planlanandan neredeyse 10 yıl gecikmeyle 2016’da çalışmaya başlayan uydu navigasyon sistemi Galileo gibi gecikme riski taşıyor; uzman, AB’nin IRIS2 projesi için finansman ve alt yüklenici seçimi konularında henüz tam mutabakata varamadığına dikkat çekiyor.

Mevcut alternatiflerin terminalleri hantal, yeni uydular ise yıllar sonra

Bugün alçak Dünya yörüngesinde uydu işletebilen tek Avrupalı şirket, Eutelsat’ın alt kuruluşu OneWeb.

Şirket şimdilik yaklaşık 650 uyduyu yönetiyor ve bu sayıyı 2030’a kadar yaklaşık 1300’e çıkarmayı hedefliyor; buna karşılık Starlink’in yörüngesinde halihazırda 11 binden fazla uydu var.

WSJ’ye göre OneWeb teknolojisi, “hantal, ağır ve çok enerji harcayan” terminalleri yüzünden Ukrayna’nın kullanımına pek uygun değil.

Üstelik SpaceX kendi özel teknolojilerini kullandığı için, Starlink veya Starshield’dan OneWeb’e geçmek binlerce terminalin değiştirilmesini gerektirecek.

SpaceX’in ticari uydu ağı Starlink; bireylerin, şirketlerin ve kamu kurumlarının kullandığı geniş bant internet erişimi sağlıyor ve doğrudan SpaceX tarafından yönetiliyor.

Starshield ise güvenli iletişim, Dünya gözlemi ve uydulara özel ekipman yerleştirilmesi dahil ulusal güvenlik alanındaki devlet görevleri için tasarlanmış ayrı bir SpaceX kolu.

Ek kriptografik koruma araçları barındıran ve gizli verilerle çalışmayı öngören bu sistem, Starlink teknolojilerini kullanıyor; hatta bazı iletişim hizmetleri aynı uydu grubuna ve yer altyapısına dayanıyor ama kontrolü ABD hükümetinin elinde.

Diğer yandan Helsinki ve Kiev yönetimleri, 300 milyon avroluk yardım paketi kapsamında Ukrayna’nın Finlandiyalı uydu operatörü Iceye ile Nokia’nın kuracağı planlanan uydu iletişim ağına katılacağını perşembe günü duyurdu.

Ancak bu projede de ilk uyduların fırlatılması ancak 2028 yılı için planlanıyor.

Teknolojik egemenliği sağlamak adına Kanadalı uydu iletişim şirketi Telesat da kendi alçak yörünge uydu ağı Lightspeed’i tanıttı.

Şirket, 288 uydudan ilkini aralık ayında fırlatmayı ve 2028 başlarına kadar tam kapasiteyle çalışmaya başlamayı hedefliyor.

Ukrayna SİHA’larında hız sınırı ve kesintiler başladı

Ukrayna insansız hava araçlarına iletişim sağlayan Starshield’ın çalışmasındaki kısıtlamalara dair ilk haberler 14 Ekim gecesi geldi.

Ukrayna Savunma Bakanı’nın eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sıkılaştırıldığını, kendi verilerine göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda bile kesildiğini duyurdu.

Financial Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberine göre bu kesintiler; insansız hava araçlarının yönetimini, ön cephedeki birliklerin ikmalini ve cephe gerisindeki hedeflere yönelik vuruşları zorlaştırdı.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de sistemin kısmen yeniden çalışmaya başladığını bildirdi. Zelenskiy eski hız parametrelerinin kademeli olarak geri döndüğünü, ancak Ukrayna ordusuna yönelik kısıtlamaların henüz tamamen kaldırılmadığını söyledi.

22 Ekim akşamı ise ABD Başkanı Donald Trump, Musk’ın Ukrayna’nın Starshield erişimini yeniden açtığını duyurdu.

Bundan önce WSJ, Amerikan liderinin kısıtlamaları kaldırmasını istemek için Musk’ı telefonla aradığını yazmıştı; gazetecilerle konuşan Trump ise iş insanını bu konuyla ilgili arayıp aramadığını açıklamayı reddetti.

Kısıtlama emrini kimin verdiği konusunda iddialar çelişiyor

The Economist dergisinin verilerine göre Musk, Rus petrol rafinerilerine düzenlenen saldırılar nedeniyle Kiev’i cezalandırmak için Ukrayna’da Starlink’in çalışmasını kısıtlama talimatı verdi.

Dergiye konuşan kaynaklardan biri, SpaceX patronunun Beyaz Saray ile kısıtlamaları devreye soktuktan sonra iletişime geçtiğini söyledi.

Musk’ın Ukrayna’da Starlink’i kısıtlama emrini bizzat verdiğini daha önce The Wall Street Journal da yazmıştı; The Telegraph gazetesine göre ise iş insanı Starlink’in çalışmasını kısıtlamayı teklif etti ve Trump da bunu kabul etti.

Musk, Starshield’ın ABD hükümetine ait olduğunu ve onun tarafından yönetildiğini, dolayısıyla sistemin kullanım şartlarını Amerikan makamlarının belirlediğini açıklamıştı.

Trump ise kısıtlamalarda parmağı olduğu iddiasını reddederek “Kim olabileceğini bilmiyorum ama her halükarda ben değilim. Elon olması da pek muhtemel değil” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da 18 Ekim’de Washington’ın Starlink’i yavaşlatma talimatı vermediğini savundu.

Daha sonra, 24 Ekim’de açıklama yapan Musk, Ukrayna ordusunun Starlink uydu iletişim sisteminin kullanım şartlarını ihlal ettiğini ve sistemi insanları öldürmek amacıyla insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlemek için kullandığını söyledi.

Musk ayrıca Starlink’in “karıştırılması veya imha edilmesi imkansız tek sistem” olduğu gerekçesiyle Ukrayna savunması için belirleyici önem taşıdığını belirtti.

SpaceX patronu, “Starlink kapatılırsa Ukrayna cephesi derhal çöker. Bu bir tehdit DEĞİL, sadece bir gerçeğin tespiti” ifadelerini kullandı.

Avrupa

Ukrayna kredisine ret sinyali Berlin’i kızdırdı

Yayınlanma

AB liderleri Ukrayna için 45 milyar avroluk yeni bir kredi paketi hazırlarken, Çekya, Slovakya ve muhtemelen Macaristan’ın plana katılmak istememesi Almanya’da tepki yarattı. Berlin, ortak güvenliğe katkı vermeyen ülkelerin bölgesel kalkınma fonu taleplerini veto edebileceğinin işaretini veriyor.

Avrupa Birliği içinde Ukrayna’ya yönelik yeni mali yardım planı çatlağa yol açtı; bazı üyelerin geri adım atması Almanya’da tepkiyle karşılandı.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, kimi AB ülkelerinin yeni destek paketine katılmaya yanaşmaması Berlin yönetiminde rahatsızlık yarattı.

AB liderleri, Ukrayna’nın 2027 yılındaki finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla 2026 sonuna kadar yaklaşık 45 milyar avroluk yeni bir destek paketinde uzlaşmayı hedefliyor.

Planlanan kaynağın, mevcut AB bütçesinin garantörlüğünde Kiev’e kredi olarak verilmesi öngörülüyor.

Çekya ile Slovakya bu kredi paketinde yer almak istemediklerini şimdiden hissettirdi. Gazeteye konuşan iki kaynak, Macaristan’ın da bu girişimin dışında kalabileceğini belirtti.

Aralık 2025’te Kiev için kararlaştırılan 90 milyar avroluk krediye de katılmayan bu üç ülkenin tutumu, AB içinde Ukrayna’ya en güçlü desteği veren ülkeleri kızdırdı.

Bu ülkeler, söz konusu tavra karşılık olarak, AB’nin daha az gelişmiş bölgelerine yönelik harcamaların artırılmasını isteyen “Uyumun Dostları” grubunun taleplerini desteklemeyebileceklerini dile getiriyor.

Politico’ya konuşan bir Alman diplomat, “Ortak güvenliğimize yönelik en büyük tehdide karşı savunmada yer almayı reddedenlere, vergi mükelleflerimizin uyum fonlarından bir avro daha aktarmak isteyeceği nasıl ciddi şekilde düşünülebilir?” sözleriyle tepkisini aktardı.

Öte yandan başka bir Avrupalı diplomat, hem Ukrayna’nın hem de AB’nin iç programlarının finansmanının korunması gerektiğini savundu.

Aynı diplomat, vatandaşlara AB’nin Kiev için kaynak bulurken kendi iç harcamalarını neden ciddi biçimde kısmak zorunda kaldığını anlatmanın zor olacağını söyledi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya verilen desteğin Avrupalı devletlerin bütçelerine ağır bir yük getirdiğini belirtmişti.

Merz, ABD’den silah ve askeri teçhizat alımı için kaynak gelmediği halde Almanya ve müttefiklerinin Kiev’e yardımı finanse etmeyi sürdürdüğünü kaydetmişti.

AB Konseyi, eylül ayında Ukraine Facility programı kapsamında Ukrayna’ya yaklaşık 3 milyar avroluk yeni bir dilimin verilmesini onaylamıştı. 2024-2027 yıllarını kapsayan bu program, Kiev’e 50 milyar avroya kadar kaynak sağlanmasını hedefliyor.

Euractiv’in aktardığı verilere göre ise Ukrayna, haziran ayında 7,2 milyar avro ile Nisan 2024’ten bu yana aylık bazdaki en yüksek Batı askeri yardımını aldı.

Finansmanın önemli bir kısmını Avrupalı ülkeler sağlarken genel destek seviyesi, ABD’nin doğrudan askeri yardımının kesilmesinden önceki verilerin gerisinde kalmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya ordusunu Ukrayna yapımı füzelerle donatacak

Yayınlanma

Almanya, Ukrayna tasarımı 1000 kilometre menzilli Bars seyir füzelerini ordusuna katmaya hazırlanıyor. Berlin yönetimi ilk partiyi haftalar içinde alıp 2027 başında test etmeyi, sonuçlar olumlu çıkarsa yüzlerce sipariş vermeyi planlıyor.

Almanya, kendi ordusu için Ukrayna tasarımı Bars seyir füzelerini satın almaya hazırlanıyor.

Financial Times’ın (FT) tedarik planlarını bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre Berlin, ilk küçük partiye ilişkin anlaşmayı önümüzdeki haftalarda imzalamayı hedefliyor.

Alman ordusu Bundeswehr, füzeleri 2027 başında teknik testlerden geçirecek.

Denemeler başarılı sonuç verirse Almanya yüzlerce füze sipariş edebilecek.

Tepkili motorla çalışan Bars, 1000 kilometreye kadar menzile ulaşıyor. Füze, modeline bağlı olarak 105 kilograma kadar faydalı yük taşıyabiliyor.

Ukrayna’da bu araçlar “füze-dron” diye de adlandırılırken, FT’nin aktardığına göre Almanya’da düşük maliyetli seyir füzesi sınıfında değerlendiriliyor.

Bars füzelerini son aylarda Almanya topraklarında faaliyet gösteren bir Ukrayna-Almanya ortak girişimi üretiyor. Gazete, bu şirketin adını ve tesisin yerini açıklamadı.

Masraflarını Almanya’nın karşıladığı ve üretimi ülkede yapılan ilk füze partisi ekim ayında Ukrayna’ya teslim edildi.

Şimdi bu tesisin Bundeswehr’in ihtiyaçları için de devreye sokulması planlanıyor.

Üretim, Ukrayna’nın 2025 yılında başlattığı “Build with Ukraine” programı kapsamında yürütülüyor.

Program, üretim kapasitesini büyütmek amacıyla Ukrayna silahlarının yurt dışında üretilmesini ve Ukraynalı geliştiricilerin NATO ülkelerinin pazarlarına girmesini hedefliyor.

FT’nin değerlendirmesine göre Bars füzelerinin tedariki, Bundeswehr’in Ukrayna tasarımı bir taarruz silahını satın aldığı bilinen ilk örnek olacak.

Norveç Savunma Araştırmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Fabian Hoffmann, Almanya’nın bu ilgisini sahadaki kullanım tecrübesine bağladı.

FT’ye konuşan Hoffmann, “Bu, Ukrayna’nın seri üretimi en yüksek ve düşük maliyetli seyir füzesi. En fazla uçuşu o yaptı; bu da sistemin muhtemelen en oturmuş silah olduğunu gösteriyor” dedi.

Berlin alternatif sistemleri de gündemde tutuyor

Almanya aynı zamanda ABD merkezli girişim Covenant’ın geliştirdiği Anthem füzelerinden de deneme amacıyla küçük bir parti almayı planlıyor.

FT’ye konuşan bir kaynak, Bars’ın Anthem’den daha ucuz olduğunu, Alman yetkililerin ise iki sistemi birden satın almaya açık baktığını söyledi.

Berlin ve Kiev, Mayıs 2025’te uzun menzilli silahların ortak üretimi konusunda uzlaşmıştı.

Almanya’nın 5 milyar avroluk askeri yardım paketinde yer alan bu mutabakat kapsamında iki ülkenin savunma bakanları bir memorandum, şirketler ise işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz bu adımı askeri-sanayi işbirliğinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Kızıldeniz’deki Aspides misyonunu genişletmekte zorlanıyor

Yayınlanma

AB, Kızıldeniz’de Yemen direnişine karşı kurulan Aspides misyonunu, büyük savaş gemileri konusunda yetersiz olduğu için genişletemiyor.

Uzmanlar, Avrupa Birliği’nin büyük savaş gemileri konusunda yetersiz kaldığını, uzun süreli bir deniz çatışması için gerekli füze stoklarından yoksun olduğunu ve mürettebat ile tersane kapasitesi sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Avrupa ülkelerinin AB’nin Aspides misyonu için yeterli sayıda gemi sağlamakta zorlandıkları Kızıldeniz’den, Rus insansız hava aracı saldırılarının seyrüsefer özgürlüğünü engellediği Karadeniz’e kadar, son dönemdeki krizler Avrupa’nın deniz gücü konumunun sınırlarını ortaya koydu.

Avrupa Politika Merkezi’nde (EPC) savunma analisti olan Mihai Sebastian Chihaia, Rapporteur’e verdiği demeçte, “AB’nin yeterli varlığı var mı? Bence yok,” dedi.

Avrupa Savunma Ajansı’nın (EDA) denizcilik bölümü başkanı Jürgen Scraback da bu görüşe katılarak, “Birlik olarak hatırı sayılır bir deniz gücüne sahibiz ama korvetlerden muhriplere kadar uzanan büyük gemilerimiz yetersiz,” dedi.

IISS Askeri Denge 2026 raporuna göre, AB’nin deniz gücü dengesiz bir şekilde dağılmış durumda.

En gelişmiş gemilerin büyük çoğunluğunu Fransa ve İtalya işletiyor; bunları İspanya, Almanya, Yunanistan ve Hollanda izliyor.

Fransa dokuz denizaltı, bir nükleer güçle çalışan uçak gemisi ve üç amfibi çıkarma gemisi işletirken, İtalya altı denizaltı, bir konvansiyonel güçle çalışan uçak gemisi ve 17 ana yüzey savaş gemisine sahip.

İspanya ve Almanya önemli yüzey savaş gemileri ve amfibi yetenekler katarken, Yunanistan ve Hollanda önemli denizaltı ve fırkateyn filolarıyla katkıda bulunuyor.

Kuzey ve Doğu Avrupa donanmaları ise daha çok bölgesel savunma, devriye ve mayın savaşına odaklanıyor.

İsveç dört denizaltı ve beş gizli korvet işletirken, Finlandiya’nın 20 devriye ve kıyı savaş gemisi ile sekiz mayın savaş gemisi, Polonya’nın ise 21 mayın önleme gemisi bulunuyor.

Belçika ve İrlanda’nın da aralarında bulunduğu daha küçük filolar ise fırkateynler, devriye ve deniz güvenliğine yoğunlaşıyor.

AB’nin 27 üye devleti, IISS’nin 2026 envanterinde belirtilen iki büyük uçak gemisi, yaklaşık 40 denizaltı, en az 20 muhrip ve 34 fırkateynin yanı sıra çok daha büyük bir devriye gemisi ve mayın önleme gemisi filosunu toplu olarak işletiyor.

Buna kıyasla, ABD Kongre Bütçe Ofisi’nin Mayıs 2026 tarihli raporuna göre, ABD Donanması’nın savaş gücü gemileri 291 adet.

Bu sayıya 11 uçak gemisi, 66 denizaltı ve 85 büyük yüzey savaş gemisi dahil.

Pentagon’un Çin’in askeri gücü hakkındaki 2025 raporu’na göre, Çin Donanması üç uçak gemisi, 58 denizaltı, 42 muhrip, 50 fırkateyn ve 50 korvetten oluşuyor.

Çin ayrıca 60 adet füze donanımlı kıyı devriye gemisi de işletiyor.

Rapporteur’e göre sadece gemi inşa etmek sorunu çözmüyor. Avrupa donanmaları, bir çatışma başladığında savaşmaya devam edebilmek için yeterli sayıda hava savunma, gemisavar ve kara saldırı füzelerine de ihtiyaç duyuyor.

Ukrayna ve İran’daki savaşlar aynı dersi ortaya koyuyor: Gemiler, onlara eşlik eden silah sistemleri olmadan sınırlı bir değere sahip. Scraback, “Füzeler kesinlikle birincil ihtiyaç,” dedi.

EDA, Rapporteur tarafından incelenen ilk Savunma Hazırlık Raporu’nda şunları yazdı:

“Avrupa deniz kuvvetleri, yalnızca ABD ve Çin donanmalarının gerisinde kalacak şekilde çok sayıda büyük platformu bünyesinde barındırıyor; fakat bu platformların bazıları savaş yetenekleri açısından yetersizlik gösteriyor.”

EDA’nın raporu, hava savunma sensörleri, önleme füzeleri ve komuta-kontrol ağlarında kritik eksiklikler olduğunu belirtiyor ve planlanan yatırımların “Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz kaldığı” uyarısında bulunuyor.

Avrupa donanmaları ayrıca, deniz kuvvetlerinin kapasitesini artırma çabalarını baltalama tehlikesi yaratan ciddi personel eksikliğiyle de karşı karşıya.

Scraback, “Gemiler inşa edebiliriz, ancak bunları işletmek için nitelikli personele sahip olduğumuzdan emin olmalıyız,” diye vurguladı.

Birkaç AB ülkesi, yeterli sayıda askere çekmek için şimdiden zorlanıyor: Almanya, 2035 yılına kadar daimi silahlı kuvvetlerini yaklaşık 180.000 askerden 260.000’e çıkarmayı hedefliyor ve bu hedefe ulaşmaya yardımcı olmak için yeni bir askerlik hizmeti modeli uygulamaya koyuyor.

Hazırlık durumu da bir başka kısıtlayıcı unsur. Genel bir kural olarak, gemilerin görevlendirme, bakım ve mürettebat eğitimi arasında dönüşümlü olarak görev alması nedeniyle, operasyonlar için üç gemiyi hazır tutmak dokuz gemilik bir filoya ihtiyaç duyulabileceği anlamına gelir.

Daha iyi bakım programları ve mürettebat rotasyonu, filoların mevcut gemilerini daha fazla görevlendirmelerine yardımcı olabilir.

Chihaia, “Buradaki asıl mesele hazırlık durumu. Gemilere sahip olmak yeterli değildir; aynı zamanda bunları kısa sürede denize sevk edebilmeniz de gerekir,” diye ekledi.

Chihaia, Avrupa’nın gemileri inşa etme, onarma ve yenileme kabiliyetinin, şu anda işletmekte olduğu gemi sayısı kadar önemli olduğunu savundu.

Rusya’nın Karadeniz’deki kayıpları, insansız sistemlerin pahalı konvansiyonel savaş gemilerini nasıl tehdit edebileceğini gösterd,.

Bu nedenle Avrupa ülkeleri sadece yeni gemilere değil, hasar görmüş gemileri onararak hızlı bir şekilde hizmete geri döndürebilme kapasitesine de ihtiyaç duyuyor.

Tersaneler, vasıflı işgücünden üretim kapasitesine kadar kendi kısıtlamalarıyla karşı karşıya.

Hükümetler daha fazla savaş gemisi sipariş etse bile, sanayi acil bir askeri ihtiyacı karşılayacak kadar hızlı bir şekilde teslimat yapamayabilir.

Bu zorluğun boyutu oldukça büyük: Bir fırkateyn inşa etmek yaklaşık üç yıl sürebilir; bu da Avrupa sanayisinin filoları hızlı bir şekilde yenilemesini veya talepteki ani artışı karşılamasını zorlaştırıyor.

Chihaia, gelecekteki filoların geleneksel savaş gemilerini insansız sistemlerle birleştirmesi gerekeceğini söyledi.

Fırkateynler ve muhripler hâlâ vazgeçilmez olacak ama daha küçük sistemler, yüksek değerli gemilerin korunmasına yardımcı olurken gözetleme ve saldırı yeteneklerini genişletebilir.

Ukrayna, savaş nedeniyle Moskova’nın daha büyük filosuna karşı koymanın yollarını bulmak zorunda kaldığı için deniz insansız sistemlerinde önde gelen bir yenilikçi haline geldi.

“Yaparak öğrenmeliyiz,” diyen Chihaia, Baltık ve Karadeniz’i donanmaların yeni yetenekleri test edip geliştirebileceği ortamlar olarak gösterdi.

Fakat insansız sistemler, geleneksel gemilerin her durumda yerini alabilecek nitelikte değil.

Denizde operasyon yürütmek teknik zorluklar barındırır ve dayanıklılık, gelişmiş sensörler ve önemli miktarda silah yükü gerektiren görevler için daha büyük gemiler hâlâ gerekli.

Scraback, mürettebatlı gemilerin güç gösterisi açısından da önemli olmaya devam ettiğini belirterek, askeri ve siyasi açıdan “büyük bir mürettebat taşıyan bir geminin, tam otomatik bir gemiden her zaman farklı algılanacağını” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English