Ortadoğu
Sudani’nin ABD ve Haşdi Şabi arasındaki denge siyaseti

Irak, 2003’teki işgalden bu yana 20 yıldır İran ve ABD arasında yaşanan “bilek güreşi”nin merkezinde yer alıyor. Bölgede etkili iki aktör arasında sıkışan Sudani liderliğindeki son Irak hükümeti iki güç arasındaki çekişmeden en az zararla çıkmanın yollarını arıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli The Emirates Policy Center’ın (EPC)Irak Çalışmaları Bölümü, Sudani’nin izlediği “denge” siyasetini ve bu siyasetin geleceğine ilişkin senaryoları ele alıyor:
Sudani Hükümeti’nin Washington ve Irak’ın Silahlı Şii Grupları Arasındaki Denge Oyunu
Temel Çıkarımlar
- Irak Başbakanı göreve geldiğinden bu yana Washington’un çıkarlarının İran yanlısı Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) çıkarlarıyla çeliştiği zorlu meseleleri yönetmekle karşı karşıya kaldı.
- Bu durum onu dengeli bir strateji ve her iki tarafı da tatmin eden geçici çözümler benimsemeye yöneltti.
- Koordinasyon Çerçevesi, Başbakan Sudani’yi silahlı grupları kontrol edebilecek, Irak’ın komşularına karşı açıklığını pekiştirebilecek ve Washington ile karşı karşıya gelmekten kaçınabilecek güçlü bir karar mercii olarak sunmanın kendi çıkarına olduğuna inanıyor.
- Washington, Sudani’yi Şii gruplarla gerilimi azaltacak uygun bir arabulucu olarak görüyor.
Yeni Irak hükümeti Kasım 2022’de Sadr Hareketi’nin siyaset sahnesinden çekilmesinin ardından kuruldu. Bu çekilme, Koordinasyon Çerçevesi’ne, özellikle de radikal unsurlarına, hükümetin eylemlerinin ana hatlarının belirlenmesinde etkili bir rol verdi. Asaib Ehli’l Hak (AAH) örgütü, ekonomik durumunu, mali imkanlarını ve gelecek seçimlerdeki konumunu sağlamlaştırmak için Irak devletinin çekirdek yapısına sızma ve nüfuzunu artırma fırsatını değerlendirme çabalarına başladı.
Buna karşılık Amerikan yönetimi endişeliydi ve bu gelişmeleri Irak’ın İran’ın etkisine daha fazla boyun eğmeye doğru gittiğinin kanıtı olarak görüyordu. Sudani, hükümetinin uluslararası onay alması için desteğine ihtiyaç duyduğu Washington’u yatıştırmaya çalışmak ile İran Devrim Muhafızları’na yakın Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) karşılık vermek arasında utanç verici bir pozisyonda. Bu sorunla başa çıkmak için merkezci bir strateji seçti ve şu ana kadar göreli istikrar ve bölgesel sükunetten faydalanarak başarı elde etti.
Güvenlik Güçleri
Yeni hükümetin kurulmasından bu yana Çerçeve güçleri ve onlara yakın gruplar güvenlik kurumları üzerinde hâkimiyet kurma yarışına giriştiler. Örneğin AAH, ülkenin güvenlik kurumlarındaki mutlak güç merkezlerinden biri olan Irak Ulusal İstihbarat Servisi’ni (INIS) kontrol etmek istiyor. AAH, Mustafa Kazımi deneyiminin tekrarlanmasını ve INIS’nin başına Amerikalılara ve muhalif gruplara yakın bir ismin gelmesini istemiyor. INIS’nin savaşçılarını tutuklayabileceği ve hareketlerini kısıtlayabileceği konusunda endişeleri var. AAH ayrıca INIS’yi havaalanı operasyonuna katkıda bulunmak, seçimlere hile karıştırmak ve sokak protestolarını alevlendirmekle suçladı.
Washington’un bu gelişmeler karşısında vereceği olası olumsuz tepkileri ilişkin kaygılar giderek artıyor. ABD, 2003’ten sonra kurulmasında rol aldığı INIS’nin, yerel müttefiklerinin yardımıyla Tahran’ın Irak’ın güvenlik ortamına hâkim olma çabalarını baltalayacak kilit araçlardan biri olduğunun farkında. Bu nedenle ABD, INIS’yi intikam almak, mezhepsel mücadeleyi yeniden alevlendirmek ve Amerikan çıkarlarını tehdit etmek için kullanabilecek radikal gruplardan uzak tutmak istiyordu.
Bu zorluğun üstesinden en az kayıpla gelmek için Sudani, INIS’nin başına geçti. Eski muhafızların bir parçası olarak görülen ve silahlı grupların çıkarlarına karşı hareket ettiği söylenen birkaç yetkilinin yerini aldı. Bu tür bir merkezci çözüm, Washington’a güvence verdi ve silahlı grupların tepkilerinin şiddetini azaltırken Sudani’nin INIS ile ilgili kararlarını mercek altında tuttu.
Maliye Bakanlığı Meselesi
Haşdi Şabi’nin, özellikle de AAH’nin Maliye Bakanlığı üzerinde kontrol kurmak istediğine dair işaretler de vardı. Bu konunun Washington’dan ve bu bakanlıkta büyük nüfuza sahip olan Sadr Hareketi ile daha önce bu bakanlığı yönetmiş olan ve bakanlıkla sorunları bulunan Kürdistan Demokrat Partisi de dahil diğer Iraklı taraflardan önemli tepkiler alması bekleniyordu.
Bu durum Sudani’yi, çıkarları çatışan tüm tarafları yatıştırmak için başka bir uzlaşmaya zorladı. Maliye Bakanı olarak, bakanlıkta uzun süre çalışmış bir teknokrat olan Taif Sami’yi seçti. ABD Dışişleri Bakanlığı kısa süre önce kendisine Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü verdi. Ayrıca ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Alina Romanowski tarafından “Demir Kadın” olarak tanımlandı.
Sami’nin hizip baskısına karşı koyabilecek kararlılığa sahip olduğuna dair bir inanç var. Irak hükümeti ile ABD Hazinesi arasındaki görüşmelere katıldı. İki taraf, dolar ihalesini kontrol etmek için stratejik bir çizelge belirlemek, Irak’ın bankacılık sistemini reforme edecek mekanizmalar ve tutarlı bir para politikası oluşturmak konusunda anlaştı. İki bakanlık arasındaki bu iş birliğinin, fraksiyonlardan büyük baskı görmesi halinde, maliye bakanlığının işlevini korumaya yönelik bir garanti içerdiği konusunda bir anlaşma var gibi görünüyor.
Petrol Kaçakçılığı Sorunu
Washington, yıllardır devam eden petrol kaçakçılığı ve bunun Irak devleti içindeki gruplar için paralel bir ekonomi yaratacağı konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. Bu durum, hükümetin performansını ve bu soruna karşı etkili önlemler alma kabiliyetini değerlendirmek için bir standart haline geldi. Özellikle petrol kaçakçılığı operasyonlarında kullanılan ağ, hükümetteki çeşitli partiler ile silahlı gruplarla bağlantılı petrol kaçakçıları arasındaki gizli anlaşmalar nedeniyle 2017’de genişlemeye başladı.
Birbirini izleyen hükümetlerin bu taraflarla yüzleşmedeki başarısızlığı, aşırı kayıplara neden olduğu için sorunu daha da artırdı. 2019’da ABD istihbarat teşkilatları Irak hükümetine kaçakçılığa karışan taraflar hakkında rapor sundu. ABD’li yetkililer ayrıca Kataib-i Hizbullah, Asaib Ehl’il Hak ve Nuceba Hareketi’nin söz konusu kaçakçılık operasyonlarına karıştığının altını çizdi.
Bazı Cumhuriyetçi Kongre üyeleri, eski Kazımi hükümetinin petrol bakanı üzerinde baskı yapılmasını ve İran’ın uygulanan yaptırımları ihlal etmesini kolaylaştıran petrol kaçakçılığının durdurulmasını isteyen bir mektupla Başkan Biden’a başvurdular. 2022 tarihli bir ABD raporu, bu grupların petrol kaçakçılığından kazandığı paranın yılda yaklaşık 1,4 milyar ABD doları olduğunu ortaya koymuştu.
Sudani kaçakçılık faaliyetlerini engellemek için çeşitli adımlar attı. Göreve geldikten iki ay sonra hükümeti Basra’nın en büyük ham petrol kaçakçılığı ağını çökertmek için büyük bir mücadele başlatarak bu faaliyetlere karışan güvenlik liderlerini ve tüccarları tutukladı. Sudani daha sonra petrol kaçakçılığı çetelerine karşı amansız bir savaş yürüttüğünü de açıkladı. Geçen günlerde de Diyala vilayetinde petrol kaçakçılığının yüzde 30’unun yapıldığı geçitleri kapatarak bir adım daha attı.
Ancak resmi açıklamalar, bilinen grupların bu kaçakçılık operasyonlarına karıştığına değinmekten kaçınıyor. Onları kışkırtmak ya da Sudani’ye verdikleri desteği çekmeye zorlamak istemiyorlar. Hükümetin bazı önemli grupların rolünü gizlemek için adli makamlarla iş birliği yaptığı iddia edilen “Yüzyılın Hırsızlığı” bunun bir örneği. Kazımi hükümeti bu hırsızlıktan münhasıran sorumlu tutuldu. Bu dava şimdi Kazımi’yi Irak’ta siyasi hesaplaşmaya dönmeyi düşünmesi halinde hesap vermekle tehdit etmek için kullanılıyor.
En Kârlı: Koordinasyon Çerçevesi
Irak’taki gelişmeleri, özellikle de Koordinasyon Çerçevesi’nin ülkenin siyasi sahnesine hâkim olmasına yol açanları göz önünde bulunduran blok, Irak hükümetini yönetmek üzere kendi içinden ılımlı liderler çıkarmaya çalıştı. Bunu yapmak ABD-Şii ilişkilerini yeniden şekillendirebilir ve silahlı grupların çıkarları ve İran’la ilişkiler düzeyinde büyük fedakarlıklar yapmadan Washington’la atmosferi sakinleştirebilir. Bu durum Amerikan baskısını absorbe etmeye yardımcı olabilir.
Son aylarda Çerçeve, silahlı grupların ABD elçiliğine ve Irak’taki yabancı çıkarlara yönelik saldırılarına son verilmesi için bastırdı. Medya aygıtı, durumun koşullarıyla pragmatik bir şekilde ilgilenilmesi ve hükümete Irak’taki ABD askeri varlığıyla başa çıkması için yeterli zaman tanınması fikrini öne çıkararak bu silahlı grupların politikasında bu tür bir değişimi teşvik etmeye çalıştı.
Çerçeve ayrıca Sudani’nin Körfez Arap ülkelerine açılma politikalarını, İran, Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkilerin normalleşmesine yönelik çabalarını ve Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesini desteklediğini açıkladı. Çerçevedeki bazı unsurlar tarafından desteklenen Sudani, Irak’ı doğu ekseninin bir parçası haline getirme arayışlarında silahlı grupların ilan edilen hedeflerinden ve temel propaganda temalarından biri olan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki merkezi rolü fikrinden vazgeçmeye başladı. Bunun yerine, bölgedeki Çin varlığına karşı temkinli davranan Washington’u rahatsız etmekten kaçınmak için bir alternatif olarak Kalkınma Yolu projesini destekliyor.
Koordinasyon Çerçevesi Sudani’nin yaklaşımını desteklemenin kendi çıkarına olduğunu gördü. Sudani’yi silahlı gruplar arasında uyumu sağlayabilecek ve Irak’ın komşularına karşı açıklığını artıracak güçlü bir karar mercii olarak sunarak Washington’la karşı karşıya gelmekten kaçınmak istiyor; Şii ittifakının tarafları ise gelecekteki iç gerilimleri öngörerek iktidarlarını güçlendirmekle meşgul. Pek çok gözlemci Amerikan Büyükelçisinin Bağdat’ta Çerçeve liderleriyle yaptığı sayısız görüşmenin Washington’un Irak siyasetindeki bu tür dönüşümleri anladığını gösterdiğine inanıyor. Sonuç olarak ABD, Sadr Hareketi’nin siyaset sahnesinden çekilmesi ve Koordinasyon Çerçevesi’nin artan etkisiyle ortaya çıkan yeni dengeyle gerçekçi bir şekilde ele alacaktır.
Sonuçlar
Başbakan Sudani taraf tutmanın kendisine korkunç bir senaryo sunacağının farkında. Kendisini bu göreve getiren Koordinasyon Çerçevesi’nin önemli bir parçası olan silahlı gruplarla doğrudan askeri çatışmaya girmekten kaçınmak istiyor. Ayrıca Washington’un bu meselelerle ilgili yaklaşımını göz ardı etmenin sonuçlarının da farkında ki bu da onu her iki tarafı da tatmin edecek geçici çözümler üretebileceği orta yol stratejisini benimsemeye sevk etti.
Son birkaç aydaki gelişmelerin de gösterdiği gibi, Washington’da, Irak Başbakanı’nın istihbarat ve maliye bakanlıklarını, silahlı grupların hakimiyetinden uzak tutması ve petrol kaçakçılığını engellemek için attığı adımların desteklenmesi gerektiğine dair bir inanç var. Washington, Sudani’yi gruplar arasındaki gerilimi yatıştırmak ve Irak’taki (ve Suriye’deki) ABD varlığına karşı askeri operasyonların artmasını önlemek için uygun bir arabulucu olarak görüyor gibi.
Bu da Biden yönetiminin Irak’ta yeni bir silahlı çatışmanın içine çekilmeme ve İran’la nükleer konuda anlaşma ihtimaline zarar verebilecek herhangi bir tırmanışı önleme arzusunu yansıtıyor. Ancak yine de grupların Irak devletini ele geçirmek için kullandıkları ekonomik ve mali rollerini genişletmeye devam edeceklerine dair korkular var.
Sudani’nin silahlı grupların kontrolünü kaybetmesi hem siyasi geleceği hem de Irak’ın geleceği için büyük bir sorun olacaktır. Geniş mali ayrıcalıklar karşılığında grupları dikta yönetiminden vazgeçmeye zorlayarak izlediği denge stratejisi, bu gruplardan bazıları ile devlet ve çeşitli organları arasında gelecekte yaşanabilecek bir çatışmayı önlemek için kalıcı bir çözüm ya da garanti olmayacaktır. Ayrıca bu durum, söz konusu grupların Irak devletini ele geçirme yönündeki nihai hedeflerine ulaşmaları için bir geçit işlevi görebilir.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









