Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suudi Arabistan ve BAE’nin “vizyon” rekabeti

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında her geçen yıl daha da görünür hale gelen rekabetine ışık tutuyor. Normalleşme anlaşmaları yoluyla “İran tehdidi” azaldıkça bu tehdide karşı geçmişte omuz omuza mücadele eden iki ülkenin motivasyonu da müttefiklikten rakibe doğru kayıyor. Makaleye göre, “iki ülke arasındaki çatlak genişledikçe Moskova, Pekin ve hatta İran’la gelişen ilişkilerinin birbirlerine karşı bir denge unsuru olarak hız kazanma ihtimali var. Bu da ABD’nin Orta Doğu stratejisinin etkinliğini zayıflatabilir.”

***

Suudi Arabistan ve BAE’nin Gizli Rekabeti

İki ülke müttefik gibi görünse de giderek bölgesel rakipler haline geliyor.

Arash Reisinezhad ve Mostafa Bushehri

İsrail-Hamas savaşı, barış içinde bir arada yaşama yönündeki bölgesel eğilimin belirginleştiği bir dönemde ortaya çıktı. Ortadoğu’nun bu doğrultudaki dönüşümü, fiili liderleri Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zayid arasındaki dostluğun da sembolize ettiği üzere, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki giderek yakınlaşan ittifakla temsil edildi. İki ülke, 2017 yılında Katar’a uyguladıkları başarısız ablukanın da gösterdiği gibi, Katar’ın Arap dünyasında genişleyen yumuşak gücüne karşı birleşti. Yemen’de İran destekli Husilere karşı 2014’ten bu yana yürütülen askeri kampanyada aynı safta yer aldılar. Ayrıca Pekin ve Moskova’ya karşılıklı olarak yaklaşarak ABD ile geleneksel ittifaklarından farklı, daha bağımsız bir politika benimsediler.

Ancak bu görünürdeki kardeşlik ittifakının altında, her iki ülkenin de Arap dünyasında liderlik için yarıştığı sessiz bir mücadele yatıyor. Suudi Arabistan ve BAE perde arkasında birçok boyutta aktif bir jeoekonomik rekabet yürütüyor.

İlk olarak, yabancı yatırım için büyük bir rekabet söz konusu. Bu rekabet, Abu Dabi’nin Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) merkez bankasının Riyad’da kurulması önerisine itiraz ettiği ve nihayetinde bankanın kurulmasının engellenmesinde rol oynadığı 2009 yılına kadar uzanıyor. 2012 ve 2022 yılları arasında BAE’nin GSYH’ye yatırım akışı Suudi Arabistan’ınkinden yaklaşık 3,5 kat daha fazla oldu ve Dubai, büyük çok uluslu şirketlerin Orta Doğu merkezlerinin yaklaşık yüzde 70’i için tercih edilen yer haline geldi. Bu arada, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sayesinde 2022 yılında petrol fiyatlarında yaşanan artış, Suudi ekonomisinin yüzde 8,7 ile G-20 ülkeleri arasında en yüksek büyüme oranına ulaşmasını sağladı ve bu da kendi önemli sermaye akışını yarattı. Suudi Arabistan, Basra Körfezi bölgesinde faaliyet gösteren yabancı şirketleri merkezlerini kendi topraklarına taşımaları için aktif bir şekilde teşvik etti ve merkezlerini taşımayan şirketlerin Riyad ile iş ilişkilerini kesme riskiyle karşı karşıya oldukları uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan (dünyanın en büyük petrol ihracatçısı) ve BAE (beşinci en büyük) arasındaki enerji politikaları bu rekabeti daha da yoğunlaştırdı. 2021 yazında Riyad ve Abu Dabi arasında, OPEC+ içinde Suudi liderliğindeki üretim kesintilerini uzatma planına ilişkin açık bir anlaşmazlık ortaya çıktı ve BAE bu öneriyi reddetti. Bu gerginlik kısa sürede çözüme kavuşturulsa da Abu Dabi’nin Riyad’ın OPEC+ içindeki hakimiyetine itiraz ettiği ve OPEC’ten çekilmeyi düşünebileceği söylentileri yayıldı.

Küresel prestij rekabeti Suudi Arabistan ile BAE’nin arasını da açmış durumda. Her iki ülke de önemli uluslararası toplantılara ev sahipliği yaparak yumuşak güçlerini artırmak için stratejik yatırımlar yapıyor. Suudi Arabistan Geleceğe Yatırım Girişimi konferansını düzenlerken, Abu Dabi de Birleşmiş Milletler tarafından her yıl düzenlenen Dünya Yatırım Forumu’na ev sahipliği yapıyor. Her iki forum ve konferans da küresel liderleri ve yatırımcıları bir araya getirerek küresel sorunlara yenilikçi çözümler önerilmesini kolaylaştıran platformlar olarak hizmet veriyor. BAE’nin Orta Doğu’da türünün ilk örneği olan Expo 2020’yi Dubai’de düzenlemesinin ardından Suudi Arabistan Expo 2030’a ev sahipliği yapma hakkını elde ederek tarihe geçti. Ayrıca Dubai, geçen yıl çok önemli yıllık BM iklim değişikliği konferansının yapılacağı yer olarak seçildi. Abu Dabi’nin şubat ayında Dünya Ticaret Örgütü bakanlar konferansına ev sahipliği yapacak olmasıyla birlikte zirvelere ev sahipliği yapma konusundaki kararlılık devam ediyor. Katar’ın 2022 FIFA Dünya Kupası’na başarılı bir şekilde ev sahipliği yapmasının ardından Riyad, elit oyuncuları çekerek ulusal futbol liginin profilini yükseltmek için girişimlerde bulundu. Suudi Arabistan 2021 başından bu yana spor anlaşmalarına en az 6,3 milyar dolar ayırarak önceki altı yılın toplam harcamasını dört kattan fazla aştı. Bu, yeni dönemde futbolun jeopolitiğinin ilk tezahürü olabilir. Dubai, konser ve gösterilere ev sahipliği yapmak üzere ünlüleri çeken, nispeten açık ve kozmopolit toplumuyla tanınıyor. Ancak bu ayrıcalık artık sadece BAE’ye özgü değil. Aralık 2023’te Riyad, Orta Doğu’nun en büyük müzik festivali olan MDLBEAST Soundstorm’a başarıyla ev sahipliği yaptı. Bu çabalar toplu olarak, bu iki ülkenin uluslararası imajlarını yeniden şekillendirmek ve küresel sahnede kendilerine yönelik olumlu algıları teşvik etmek için gösterdikleri çabaları yansıtıyor.

Son ve en önemli rekabet ise iki ülkenin izlediği “vizyon” stratejileriyle ilgili. (Ekonomisini) Çeşitlendirme yolculuğuna yıllar önce çıkan BAE, Khalifa ve Cebel Ali limanlarıyla ilgili stratejik girişimler ve havayolu şirketi Emirates’in başarısıyla kendisini küresel bir ulaşım ve iş merkezi olarak konumlandırdı. Bununla birlikte, Muhammed bin Salman 2016 yılında Suudi ekonomisinin çeşitlendirilmesine yönelik iddialı bir yol haritası olan Vizyon 2030’u başlattı. Bu vizyonun en önemli projesi, Suudi Arabistan’ı bölgenin önde gelen altyapı, ulaşım, teknoloji, iş ve finans merkezi olarak konumlandırmayı amaçlayan milyarlarca dolarlık bir girişim olan NEOM girişimidir. Riyad ayrıca kendisini bir deniz ve hava lojistik merkezine dönüştürmek için Riyad Air’in kurulmasıyla birlikte 100 milyar doların üzerinde bir kaynak ayırdı. Bu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki en büyük ve en işlek liman olması planlanan Cidde İslami Limanı’na yapılacak önemli yatırımlar yoluyla Birleşik Arap Emirlikleri limanlarının hakimiyetine meydan okumayı da kapsıyor. Başka bir ifadeyle, “vizyon” rekabeti Riyad ve Abu Dabi’yi çoğu zaman birbirlerinin aleyhine olacak şekilde bir modernizasyon ve çeşitlendirme yarışına itti.

İlginçtir ki İran’la yakınlaşma bu rekabeti kızıştırabilir. Tahran ve Riyad arasında Pekin’in öncülük ettiği yumuşama, Suudi Arabistan ve BAE için bölgedeki birincil ortak tehdidi etkili bir şekilde ortadan kaldırdı ve böylece Basra Körfezi’nin kuzey ve güney kısımları arasında uzun süredir devam eden jeopolitik çatışmaları azalttı. İlerleyen dönemde bölge, odağın İran ve KİK arasındaki jeopolitik rekabetten Suudi Arabistan ve BAE arasındaki jeoekonomik rekabete kaydığı yeni bir döneme girebilir.

Her iki ülke de birbirlerine doğrudan meydan okuma anlamına gelen ticari politikaları benimsiyor. Temmuz 2021’de Suudi Arabistan, yerel sanayi üretimini desteklemek için korumacı politikalar uygulamaya başladı. Bu düzenlemeler, serbest bölgelerde üretilen veya İsrail girdileri kullanan malların tercihli tarife imtiyazlarının dışında tutulmasını öngörüyor. Bu tutum, Birleşik Arap Emirlikleri ekonomisinin temel taşlarından birini oluşturan ekonomik serbest bölgelere doğrudan meydan okuyor. Yabancı yatırımcıları ülke içinde iş kurmaya çekmek için tasarlanan bu düzenlemeler, BAE ile İsrail arasında artan ticari ilişkilere açık bir karşı çıkış niteliğinde.

İsrail’e yönelik politika da bir başka potansiyel ayrışma alanı. BAE 2020’de İsrail’i resmen tanırken, Suudi Arabistan şimdiye kadar İbrahim Anlaşmalarına katılmaktan kaçındı. İsrail ve BAE kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayarak ikili ilişkileri güçlendirdi. Bu ekonomik ilerleme Riyad’ı nispeten savunmasız bir konuma getirdi. İsrail-Hamas savaşı Suudi-İsrail normalleşme sürecini yavaşlattı; ancak Riyad’ın anlaşmaların temel taşı olması beklendiğinden diyaloglar muhtemelen yeniden canlanacaktır. Muhammed bin Selman’ın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için özellikle nükleer programı ve güvenlik garantileri konusunda ek tavizler istemesi şaşırtıcı olmayacaktır; böyle bir hamle Muhammed bin Zayid’in İsrail politikası üzerinde baskı yaratabilir.

Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki çatlak genişledikçe, Moskova, Pekin ve hatta İran’la gelişen ilişkilerinin birbirlerine karşı bir denge unsuru olarak hız kazanma ihtimali var. Bu da ABD’nin Orta Doğu stratejisinin etkinliğini zayıflatabilir ve Beyaz Saray’ın bölgenin önemini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Bu bağlamda, Abu Dabi ve Riyad’ın ABD’nin bölgedeki politikalarına uyum sağlamasına kesin gözüyle bakılmamalı. Tıpkı İsrail-Hamas savaşının patlak vermesi gibi, Suudi Arabistan ve BAE arasında artan jeoekonomik rekabet de Orta Doğu’nun daha barışçıl hale geleceği yönündeki basit görüşe meydan okuyabilir.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English