Diplomasi
‘Tayvanlı siyasetçinin ziyareti ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisinin bir parçası’

Çin Dışişleri Bakanlığı pazar günü Tayvan Başkan Yardımcısı William Lai’nin ABD’ye yaptığı ziyareti kınayarak Pekin’in egemenliğini korumak için güçlü adımlar atacağını söyledi. Uzmanlar, ziyareti ABD’nin Çin’i “çevreleme” stratejisi kapsamında değerlendirdi.
Ocak ayındaki seçimlerde Tayvan’ın bir sonraki başkanı olmaya aday Lai, yeni seçilen Devlet Başkanı Santiago Pena’nın yemin töreni için Paraguay’a giderken transit geçiş güzergahı olan New York’a indi.
Cumartesi günü geç saatlerde New York’a varan Lai’yi, ABD’nin Tayvan’daki “defakto temsilciliği” niteliğindeki Amerikan Enstitüsünün Washington Ofisi Direktörü Ingrid Larson ile New York’taki Taipei Ekonomi ve Kültür Ofisi temsilcisi Hsiao Bi-khim karşıladı.
Lai, ABD’de yaşayan Tayvanlılarla özel yemekte bir araya geldi ve orada Tayvan’ın bağımsızlığını savunan bir konuşma yaptı.
Lai’nin ayrıca çarşamba günü Taipei’ye dönerken San Francisco’da bir “mola” daha vermesi bekleniyor.
Pekin: Tek Çin ilkesini ve Çin’in egemenliğini ihlal ediyor
Lai’nin Taipei’den tarifeli bir uçakla New York’a inmesinden kısa bir süre sonra Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Tayvan bağımsızlık yanlılarının ABD’ye yapacakları her türlü ziyarete karşı çıkıldığı” belirtildi.
Lai’nin “Tayvan’ın bağımsızlığı fikrine inatla bağlı bir ayrılıkçı” olarak nitelendirildiği açıklamada, “Çin, Tayvan’ın bağımsızlığını savunan ayrılıkçıların her ne ad altında ve her ne gerekçeyle olursa olsun ABD’yi ziyaret etmesine karşıdır” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, ABD ve Tayvan otoritelerinin Lai’nin siyasi faaliyetleri için “geçiş ziyareti” adı altında yaptıkları düzenlemenin “tek Çin” ilkesini ihlal ettiği, Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verdiği kaydedildi.
Tayvan sorununun Çin’in temel çıkarlarının merkezi ve aşılmaması gereken “kırmızı çizgisi” olduğu vurgulanan açıklamada, “ABD’yi tek Çin ilkesine bağlı kalmaya ve liderlerini ‘Tayvan’ın bağımsızlığını desteklememe’ taahhüdünü uygulamaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada olayın, “Tayvan Boğazı’nda süregelen gerilimlerin Tayvan otoritelerinin bağımsızlık için ABD’nin desteğini sağlama çabalarından ve Washington’ın Tayvan sorununu Çin’i çevrelemek amacıyla kullanma eğiliminde olmasından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koyduğu” görüşü paylaşıldı. Çin’in gelişmeleri yakından takip ettiği ve ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için “kararlı ve güçlü tedbirler alacağı” ifade edildi.
Seçim kampanyası
Tayvan’daki Amerikan Enstitüsü’nün Başkanı Laura Rosenberger, X’te (Twitter) yaptığı açıklamada Lai’yi çarşamba günü eve dönüş yolunda San Francisco’da karşılayacağını söyledi.
Aynı zamanda ayrılıkçı Demokratik İlerleme Partisi’nin (DPP) 2024 Tayvan bölge lideri seçimleri için aday olan Lai adadaki seçmenlerini ve ABD’deki destekçilerini “Çin’in Yeniden Birleşmesi”ne karşı “Tayvan’ın bağımsızlığı”, “demokrasiye karşı otoriterlik” anlatıları üzerinden ikna etmeye çalışıyor.
Öte yandan Lai’nin ziyaretleri Pekin ve Washington’un ilişkileri geliştirmeye çalıştığı bir döneme denk geldi.
Buna Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin ABD’ye yapacağı ve bu yıl içinde ABD Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başjanı Xi Jinping arasında bir görüşmenin önünü açabilecek bir ziyaret ihtimali de dahil.
Tayvan Dışişleri Bakanlığı, bu ayın başında Lai’nin Tayvan lideri Tsai Ing-wen’in temsilcisi olarak Güney Amerika ülkesi Paraguay’ın yeni seçilen Devlet Başkanı Santiago Pena’nın 15 Ağustos’taki yemin törenine katılacağı, seyahati öncesi ve sonrasında ABD’nin New York ve San Francisco şehirlerine “geçiş ziyaretlerinde” bulunacağını açıklamıştı.
Paraguay, Tayvan’ı resmi olarak tanıyan az sayıdaki ülke arasında yer alıyor.
Tayvan lideri Tsai Ing-wen de nisan ayı başında Orta Amerika ülkeleri Guatemala ve Belize ziyaretleri öncesi ve sonrasında ABD’ye “transit ziyaretlerde” bulunmuş, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy ile görüşmüştü.
Çin ordusu, ziyarete tepki olarak Ada çevresinde 3 gün süren askeri tatbikat düzenlemişti.
Pekin, “Tek Çin” ilkesi bağlamında Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına karşı çıkıyor ve bu görüşmeleri “iç işlerine müdahale” olarak değerlendiriyor.
Prof. Dr. Hasan Ünal: Tayvan üzerinden Çin’e karşı vekalet savaşı
Tayvanlı liderin ziyaretini ve ABD’nin Tayvan politikasını değerlendiren Prof. Dr. Hasan Ünal, Washington yönetiminin Çin’e karşı Tayvan üzerinden bir vekalet savaşı yürüttüğünü söyledi.
Özellikle Biden yeniden seçilirse Tayvan üzerinden ABD’nin Çin’e karşı konumunu güçlendirmeye ve vekalet savaşını hızlandırmaya çalışacağını kaydeden Ünal, Amerikan dış politikasında radikal bir değişiklik olmazsa gidişatı böyle gördüğünü ifade etti.
‘Amerikan silah sanayisi açısından ideal senaryo’
“Amerikan silah sanayisi açısından baktığımızda da ideal senaryo bu” yorumunu yapan Prof. Ünal, “Ukrayna’da silah sanayine yapılan yatırımı düşünün, aynı şekilde Çin’e karşı bir mücadeleye girişildiğinde bunun boyutlarını düşünün. Ek olarak ABD, Asya-Pasifik’teki müttefiklerini de böyle bir durumda silahlandıracaktır, ki silahlandırmaya başladı da. Dolayısıyla Pentagon bütçesi de böyle bir durumda artırılacaktır” diye devam etti.
‘Amerikan ekonomisini ve toplumunu olumsuz etkiler’
Bunun ABD derin devleti için harika bir senaryo olduğunu kaydeden Ünal, diğer yandan bu senaryoda ısrarcı olurlarsa bunun Amerika’nın elinde patlayacağını da vurguladı: “Belli kesimler bundan nemalansa da, bu senaryo Amerikan ekonomisini temelde kötü etkileyecektir. Ülkenin temel giderleri için bütçe yok, ancak silah için bütçe var. Bu durum tabii ki ülkedeki sorunları daha da derinleştirecektir, toplumsal, sosyal ve ekonomik çözülmeyi hızlandıracaktır.”
Ancak Ukrayna’da ABD’nin beklentileri çökerse, o zaman Çin’le böyle bir mücadeleye girişmenin Amerika açısından zor olacağını da sözlerine ekledi.
Prof. Ünal diğer yandan Tayvan’daki bağımsızlık yanlısı gruplara da dikkat çekti ve bu grupların da “yeniden birleşmeye” karşı ellerindeki son kozu onamak için ABD’yi bu ziyaretlere zorlamış olabileceği yorumunu yaptı.
Prof. Dr. Barış Doster: Washington’ın Çin’i çevreleme stratejisinin bir parçası
Lai’nin ziyaretinin daha geniş kapsamlı ABD politikaları çerçevesinde okunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Barış Doster şunları söyledi:
“Öncelikle Tayvan’daki siyasetçinin bu ziyareti, ABD’nin Çin’i kışkırtma ve Çin’i yakın çevresinden çevreleme-kuşatma stratejisinden, bu kapsamda AUKUS ve QUAD gibi örgütlenmelerle Çin’in yakın çevresindeki ülkeleri bu stratejiye dahil etme planlarından bağımsız ele alınamaz. Eski ABD Temsilciler Başkanı Pelosi’nin Tayvan ziyareti de bunun öncü adımlarından biriydi. Belli ki ABD’nin bu tarz hamleleri devam edecek.”
İkinci olarak iktisadi unsurlara vurgu yapan Doster, ABD’nin Çin’le giriştiği ekonomik yarışta geri kaldığını, dolayısıyla Pekin’i ekonomik olarak engelleyemeyeceğinin farkında olan Washington’ın elinde geriye bu tarz gerilimleri artırmaktan ve Çin’i kuşatacak şekilde askeri yığınağını tahkim etmekten başka koz kalmadığını ifade etti.
‘ABD’nin Çin’e verdiği sözlere ve ikili anlaşmalara aykırı’
Bu eylemlerin ABD’nin Çin ile yaptığı anlaşmalara ve verdiği sözlere de aykırı olduğunu belirten Doster, bu kışkırtmaların devam edeceğini ancak ABD’nin bunun üstünde Çin’le doğrudan bir çatışmayı ve askeri gerilimi göze alma niyeti olmadığını söyledi.
ABD yönetimi Çin’i diplomatik olarak tanıma sürecinde ‘Tek Çin’ ilkesini benimsemişti. 1979’da bunu yazılı olarak da beyan etti. 1972’de Çin ile ABD arasında ilk görüşmede ABD, “Tayvan ve Çin’i tek parça olarak kabul ediyorum” demişti. 1979 yılına geldiğimizde ise taraflar birbirlerini karşılıklı olarak tanıdılar. 1979’da ABD, ‘Artık Çin’in temsilcisi olarak Tayvan’daki hükümeti değil aksine Çin Komünist Partisi’nin kurduğu Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyorum” dedi. Tayvan’ın Çin anakarasına dahil olduğunu yani tek Çin ilkesini kabul etti. 1979’da bunu yazılı olarak da beyan eden ABD, “Tek Çin ilkesine saygı duyuyoruz ve Tayvan ile ilişkilerimizi ekonomik, kültürel ve resmi olmayan düzeyde devam ettireceğiz” dedi.
Ancak o zamandan beri, bu ilkeyi delen pek çok eylemde bulunan ABD, Tayvan’a sistematik olarak silah gönderdi, adadaki birliklerinin sayısını 4 katına çıkardı, Pentagon Tayvan’a destek için özel bütçe ayırdı ve Washington Tayvan ile bir ticaret anlaşması imzaladı. Diplomatik olarak da ihlalleri devam ettiren ABD, eski Temsilciler Meclisi Pelosi’nin adaya yaptığı ziyaretin yanı sıra, Tayvan liderini de ülkede ağırladı.
Diplomasi
Çin’den Orta Doğu’daki çatışmalarda diyalog çağrısı

Çin’den Afrika ve Orta Doğu’da diplomatik ataklar yükselirken, üst düzey İranlı yetkili, Tahran’ın egemenliğini koruyacağını söyledi.
Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, pazartesi günü Pekin’de üst düzey İranlı yetkiliyle yaptığı görüşmede, Orta Doğu’daki çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak silahlı çatışmanın bir çıkış yolu olmadığını belirtti.
Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın aktardığına göre Wang, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bagheri Kani’ye, Orta Doğu’daki çatışmaları çözmenin yolunun diyalog ve müzakereden geçtiğini belirtti.
Wang ayrıca Çin’in, egemenliğini ve güvenliğini koruma konusunda İran’ı desteklediğini ifade etti.
Wang Yi, “Orta Doğu’daki çatışmalar uzadıkça ve daha geniş bir bölgeye yayılma riski arttıkça, diyalog ve müzakereler ileriye dönük tek uygulanabilir yol olmaya devam ediyor” dedi.
Wang, “Tüm taraflar, yeniden silahlı çatışmaya başvurmak yerine akılcı ve pragmatik bir anlayışla siyasi çözüme odaklanmalı” ifadelerini kullandı.
Çin Dışişleri Bakanlığına göre Kani, bölgesel duruma ilişkin İran’ın tutumunu aktararak Tahran’ın baskı ve tehditler karşısında güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla koruyacağını, bununla birlikte tüm taraflarla müzakerelere açık olmaya devam edeceğini söyledi.
Çin’den Orta Doğu ve Afrika’ya diplomatik seferberlik
Çin, yine pazartesi günü yaptığı açıklamada, üç özel temsilcisinin Orta Doğu, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Orta Doğu Özel Temsilcisi Zhai Jun’un kasım ayının başı ile ortası arasında İran, Umman ve Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini bildirdi.
Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Xianfa da Etiyopya, Cibuti ve Mısır’a gidecek. Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun ise kasım ayı başında Eritre’yi ziyaret edecek.
Mao, “Çin’in özel temsilcilerinin bölge ülkelerine eş zamanlı ziyaretleri, barış görüşmelerini teşvik etmeyi, gerilimi azaltmayı ve bölgesel barış ile istikrarın korunmasında yapıcı bir rol oynamayı amaçlıyor” dedi.
ABD ara seçimleri sonrasında İran’a yeni saldırı ihtimali
Bu diplomatik hareketlilik, salı günü yapılacak ABD ara seçimlerinin ardından Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenme tehdidinin ortaya çıktığı bir döneme denk geliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik askeri operasyonların yeniden başlayabileceğini defalarca ima etti.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney ise geçen hafta, yeni saldırıların gerçekleşmesi halinde “coğrafi sınırlama olmaksızın derhal ve etkili” şekilde misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.
Haberlere göre ABD yönetimi, bazı Körfez Arap ülkelerini ara seçimlerin ardından İran’a karşı düzenlenebilecek “kısa ve yoğun” bir askeri harekâta hazırlıklı olmaları konusunda uyardı.
Bu arada Suudi Arabistan ile Yemen’deki Husiler arasındaki çatışma da ciddi biçimde tırmandı. Bu gelişmeler, Kızıldeniz’den geçen hayati önemdeki deniz ticaret yollarını tehdit ediyor.
Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı diplomasinin odağında
Coğrafi açıdan Mısır, Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz’in kuzey girişini kontrol eden stratejik bir konumda bulunuyor. Afrika Boynuzu’ndaki Eritre ve Cibuti ise Kızıldeniz’in güneyinde, Yemen ve Suudi Arabistan kıyılarının tam karşısında yer alan Babülmendep Boğazı’nın iki yanında bulunuyor.
Cibuti, aralarında Çin’in de bulunduğu çeşitli ülkelerin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor.
Yaklaşık 138 milyonluk tahmini nüfusuyla dünyanın en kalabalık denize kıyısı olmayan ülkesi olan Etiyopya ise Afrika Boynuzu’nun iç kesimlerinde yer alıyor ve deniz ticaretine erişim konusunda büyük ölçüde Kızıldeniz’e bağımlı.
Kasım ayında gerçekleştirilecek ziyaretler, Pekin’in geçen ay çatışmanın önemli taraflarıyla yürüttüğü yoğun diplomatik temasların devamı niteliğinde olacak.
Bu temaslar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanlığı Özel Temsilcisi Haldun el-Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Prens Halid bin Bender bin Sultan da Pekin’de görüşmeler gerçekleştirmişti.
İki hafta önce Wang Yi, Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer ile bir araya gelmişti. Görüşmede iki ülke, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Babülmendep Boğazı üzerinden geçen uluslararası deniz taşımacılığı güzergâhlarının güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.
Xi Jinping: Orta Doğu büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmemeli
Öte yandan Umman Sultanı Heysem bin Tarık, pazartesi günü Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüştü.
Xi, görüşmede Orta Doğu’nun “büyük güçler arasındaki rekabetin ve jeopolitik çatışmaların sahnesine dönüşmemesi gerektiği” uyarısında bulundu.
Görüşmenin ardından yayımlanan Çin-Umman ortak bildirisinde Maskat yönetimi, Çin’in Orta Doğu’ya yönelik barış önerilerini desteklediğini ve Pekin’in bölgede kalıcı istikrarın sağlanmasında “daha büyük bir rol” üstlenmesini beklediğini açıkladı.
Diplomasi
Trump, olası seçim yenilgisinin faturasını NATO’ya çıkarabilir

NATO ülkeleri, yarın (3 Kasım) yapılacak ABD ara seçimlerinde en kötü senaryoya karşı hazırlık yapıyor.
POLITICO’ya konuşan beş NATO diplomatına göre, Avrupalı müttefikler, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin Başkan Donald Trump’ı ittifaka yönelik saldırılarını önemli ölçüde artırmaya itebileceğinden endişe duyuyor.
Onların endişesi, Trump’ın iç politikada Kongre tarafından kısıtlanması durumunda, ABD ordusunun başkomutanı olarak daha serbest hareket edebildiği dış politika alanında mirasını pekiştirmeye çalışma ihtimali.
Diplomatlardan üçü, bunun Avrupa’dan binlerce askerin daha çekilmesi anlamına gelebileceğini söyledi.
“Genellikle görev süresi dolmak üzere olan başkanların dış politikada sergilediği tutum, hayal kırıklıklarını dışa vurma ile maceracılığın bir karışımıdır,” diyen üst düzey bir Avrupalı savunma yetkilisi, NATO’ya saldırmanın “Trump’ın dünya görüşünün tutarlı bir parçası gibi göründüğünü” ekledi.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Yardımcısı Olivia Wales, POLITICO’ya “Başkan Trump, NATO için herkesten daha fazlasını yaptı” dedi ve müttefiklerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma, Grönland’daki ABD askeri varlığını güçlendirme ve Rusya’nın Ukrayna’daki topyekûn savaşını sona erdirme çabaları konusunda anlaşmalar sağlamadaki başarılarına atıfta bulundu.
Fakat Wales, İran’daki savaş konusunda “Başkan, NATO müttefiklerimizin ABD’nin yanında olması gerektiği konusunda kararlılığını sürdürüyor,” dedi ve şunları ekledi:
“Başkan, Batı’nın kontrollü çöküşünü asla kabul etmeyecek ve yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarımızı pişmanlık duymadan savunmaya devam edecek.”
Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması ve Senato’da kontrolü ele geçirmesi beklenirken, Trump’ın kişisel onay oranları tarihinin en düşük seviyesine geriledi.
Bu endişeler, ara seçimlerden haftalar önce ABD’nin Ukrayna’ya yönelik Starlink uydu hizmetlerini kesmesi ve Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yeni bir yakınlaşma yaşanmasının ardından artan transatlantik gerilimleri vurguluyor.
NATO diplomatlarından biri, seçimlerin kaybedilmesi durumunda Trump için, “Çok sinirlenebilir. [O durumda] çok sert davranacaktır,” dedi.
Endişelerin merkezinde, Aralık ayına kadar yapılması beklenen Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin yaklaşan gözden geçirme yer alıyor.
Üç diplomat, Trump’ın yurt içinde yasama faaliyetlerinin engellenmesi durumunda, MAGA tabanını harekete geçirmek için bu geri çekilmenin kapsamını önemli ölçüde artırmaya çalışabileceğini söyledi.
Eski bir NATO yetkilisi ve Britanya merkezli Royal United Services Institute (RUSI) düşünce kuruluşunda seçkin araştırmacı olan Oana Lungescu, başkanın kıtadaki ABD varlığının devamını, Avrupa’nın Ukrayna’da ABD destekli bir barış anlaşmasını kabul etmesine bağlamaya da karar verebileceğini belirtti:
“Tüm bu konuların, yani ABD’nin askeri varlık gözden geçirmesi, Ukrayna, Avrupa güvenlik düzeni… bir şekilde Putin ile yapılacak çok daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak ele alınması riski var, bu da Avrupa’nın güvenliği açısından çok tehlikeli bir durum yaratır.”
Diplomatlar, Trump’ın ayrıca ittifakın ortak fonuna yapılan ABD katkılarını azaltma, Ukrayna için NATO destekli PURL silah satın alma programını sınırlama ve Rusya ile ilişkileri daha da derinleştirme yönünde adımlar atabileceğini belirttiler.
Cumhuriyetçilerin seçimlerde büyük bir yenilgiye uğraması, Pentagon’da da büyük değişikliklere yol açabilir ve bu durum, şu anda Pentagon’da hazırlanan tüm planlar üzerinde domino etkisi yaratabilir.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, milletvekillerine, özellikle de Demokratlara bütçe ve operasyonlar hakkında düzenli brifingler vermeyi reddetmesi nedeniyle Kongre’de son derece sevimsiz bir figür haline geldi.
Popülaritedeki bu düşüş, Trump’ın seçimlerde ağır bir yenilgiye uğraması halinde Hegseth’in görevden alınabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Bunun nedenlerinden biri de, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Kongre’nin, Hegseth’e, onlarca general ve amirali sebepsiz yere görevden alması ve İran’la süren ve tıkanma noktasına gelen savaş nedeniyle soruşturmalar açacağı düşüncesi.
Bu duruşmalar ve soruşturmalar, Hegseth ve ekibinin elini kolunu bağlayacak ve yönetim için utanç verici bir durum yaratabilir.
Hegseth görevinden ayrılırsa, Pentagon’da bir geçiş dönemi yaşanacak ve bu da ABD birliklerinin Avrupa’dan çekilmesine ilişkin kararların haftalarca hatta aylarca ertelenmesine neden olabilir.
Teorik olarak, Temsilciler Meclisi ve Senato’da Demokratların çoğunlukta olması, ABD yasaları şu anda Avrupa’daki asker varlığı için 76.000 kişilik bir alt sınır getirmiş olsa bile, Trump’ın manevra alanını dışişleri ve savunma konularında bile kısıtlayacak.
Fakat Defense Priorities düşünce kuruluşunda kıdemli araştırmacı olan Jennifer Kavanagh, “En azından asgari asker sayısının hukuki incelemeye dayanabileceği şüpheli ve her halükarda Trump, mahkemeleri görmezden gelmeye son derece istekli davrandı. Trump yönetimi, Kongre’nin finansman yönergelerini düzenli olarak göz ardı ederek, yasama organının yetki vermediği faaliyetlere para harcadı,” dedi.
Trump daha kapsamlı bir asker çekilmesine karar verirse, Avrupa’nın elektronik harp yetenekleri, hava savunma sistemleri, istihbarat ve keşif desteği, havada yakıt ikmali ve bazı lojistik türleri dahil olmak üzere kaynakları yenilemekte “en büyük zorluğu” yaşayacağını belirtti.
Diğer müttefikler ise Trump’ın NATO’ya ağır darbe indireceği konusunda daha şüpheci.
Karadağ Savunma Bakanı Dragan Krapović, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Trump’ın NATO’dan ayrılacağına dair sürekli spekülasyonlar var… fakat bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Avrupa’daki asker sayısının azaltılmasına ilişkin nihai kararı Kongre veriyor,” dedi.
Gelgelelim “Başarı olasılığı yüksek varsayımlarda bulunmak için rasyonel kararlar alan bir inceleme nesnesine ihtiyaç vardır,” diyen altıncı bir NATO diplomatı, Trump ile bu noktaya geldiklerini sanmadığını ekledi.
Diplomasi
Erdoğan, Güney Kore’ye nükleer ve AI ortaklığı teklif edecek

Üç günlük Güney Kore gezisine başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asya ülkesi ile nükleer enerji, yapay zeka (AI) ve savunma alanlarında işbirliği yapmak istiyor.
Bugünkü (2 Kasım) ziyaretine başlamadan önce Güney Kore’nin resmi haber ajansı Yonhap’a konuşan Erdoğan, Türkiye’nin planladığı Sinop nükleer santralinin geliştirilmesinde bir ortak olabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı, devlet kuruluşu Korea Electric Power Corp ile Karadeniz projesinin teknik ve iktisadi şartlarını incelediklerini söyledi.
Erdoğan, Ankara’nın bir ortak seçmeden önce finansman, elektrik maliyetleri ve Türk ekonomisine sağlayacağı faydaları değerlendireceğini de sözlerine ekledi.
Seul ve Ankara, geçen yıl Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’un Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında nükleer enerji alanında işbirliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
Anlaşma, reaktör teknolojisi, saha değerlendirmesi, ruhsatlandırma, finansman ve iş modelleri alanlarındaki işbirliğini kapsıyor.
Cumhurbaşkanı, “Bu konuyla ilgili Kore ile yürüttüğümüz müzakerelere büyük önem veriyoruz. Koreli dostlarımızın nükleer enerji alanındaki deneyimlerinin farkındayız,” dedi.
Erdoğan, Yonhap’a verdiği mülakatta savunma, yarı iletkenler, yapay zeka ve robotik alanlarını da potansiyel işbirliği alanları olarak belirledi ve Güney Kore’den daha fazla yatırım ve ortak üretim çağrısında bulundu.
Erdoğan, “Amacımız, bu potansiyel fırsatları somut girişimlere dönüştürmek, şirketlerimiz için iş fırsatlarını kolaylaştırmak ve karşılıklı yatırımları artırmak,” dedi.
Ülkelerin 15 milyar dolarlık ikili ticaret hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirten Erdoğan, Güney Kore lehine olan dengesizliğin giderilmesi için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı, Güney Kore’nin Türkiye’nin PD170 turbo dizel uçak motoruna gösterdiği ilgiyi memnuniyetle karşıladı ve insansız hava araçları, motor teknolojileri ve elektronik sistemler gibi alanlarda ikili savunma sanayi işbirliğini genişletmek için önemli fırsatlar gördüğünü belirtti.
Erdoğan şöyle devam etti:
“Güçlü üretim altyapısı, nitelikli işgücü ve stratejik konumu ile Türkiye, Koreli yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor. Güney Kore’nin teknoloji ve inovasyon alanındaki uzmanlığını Türkiye’nin üretim gücüyle birleştirerek çok daha büyük başarılara imza atabiliriz.”
Erdoğan, mevcut ikili işbirliğinin örnekleri olarak Hyundai Motor Group’un Türkiye’deki uzun süredir devam eden otomotiv üretim faaliyetlerini ve POSCO’nun çelik sektöründeki yatırımlarını gösterdi.
Aynı zamanda Hyundai’nin İzmit’teki fabrikasında elektrikli araç üretimine başlamasını memnuniyetle karşıladı.
Ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçenler de dahil olmak üzere küresel enerji piyasaları ve ticaret yollarına yönelik ciddi risklere işaret ederek, Güney Kore’nin Türkiye’nin ulaştırma ve lojistik altyapısına daha fazla yatırım yapması çağrısında bulundu.
“Mevcut kriz, uluslararası ticaret için güvenilir alternatif güzergâhlar geliştirmenin ne kadar hayati önem taşıdığını bir kez daha ortaya koydu,” diyen Erdoğan, tarihi Hicaz Demiryolu’nu yeniden canlandırma planları da dahil olmak üzere, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ulaştırma ve lojistik bağlantılarını genişletmeye yönelik Türkiye’nin çabalarına dikkat çekti.
“Kore şirketlerinin Türkiye’nin bölgesel ulaştırma ve lojistik yatırımlarına daha fazla katılımını arzu ediyoruz,” diyen Erdoğan, Ankara’nın ülkede yatırım yapmak isteyen Kore firmalarını desteklemeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Erdoğan, iki ülkenin uzun soluklu dostluğunu geleceğe taşımaları çağrısında bulunarak, aralarındaki bağı “kanla pekiştirilmiş” bir bağ olarak nitelendirdi:
“Nesiller boyu aktarılan kardeşlik ve karşılıklı güven bağları, ilişkilerimizin merkezinde yer alıyor. Bu değerli mirası gelecek nesillere daha da güçlü bir şekilde aktarmak bizim sorumluluğumuz. Ziyaretimizin, iki ülke arasındaki işbirliğini daha da ileriye taşımak için somut adımların atılmasına zemin hazırlayacağına inanıyorum.”
Güney Kore ve Türkiye, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin 70. yıl dönümünü kutlayacak.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya7 gün önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı










