Diplomasi
“Trump herkesi anti-emperyalist yaptı”

Le Monde diplomatique’te çıkan bir yazıda, bir zamanlar “solculuğun” kalıntısı olarak görülen Amerikan hegemonyasına karşı mücadelenin tüm dünyada “moda” haline geldiği öne sürüldü.
Gazetenin baş editörü Benoît Bréville imzasıyla yayımlanan “Sınır tanımayan Amerika, kenara itilen Avrupa” başlıklı makale şöyle başlıyor:
“Artık herkes anti-emperyalist… Bir zamanlar solun kalıntısı ya da inatçı bir Soğuk Savaş zihniyetinin belirtisi olarak görmezden gelinen Amerikan hegemonyasına karşı mücadele, bu yılın başından beri beklenmedik bir canlanma yaşadı. Daha önce ABD’nin her işgalini desteklemiş olan New York Times, birdenbire Donald Trump’ın maceracılığına karşı haklı bir öfkeyle doldu: “Yabancı saldırılara karşı diğer ülkeleri savunarak geçirdiği bir yüzyılın ardından, ABD şimdi başka bir ulusun topraklarını ele geçirmeye çalışan bir emperyal güç konumuna geldi” (20 Ocak 2026).”
Bréville, şu ana kadar “emperyalist” terimini yalnızca Rusya’nın dış politikası için kullanan Le Monde’un, “ABD’nin yeni emperyalizmini” sert bir dille eleştirmek için 1970’lerin söylemini yeniden canlandırdığını ileri sürüyor.
Eski Avrupa Komisyonu komiseri Thierry Breton’u dinlerken “kendinizi çimdiklemek istediğinizi” söyleyen yazar, Fransa’nın ‘Amerikan modelini’ benimsemesini ve altyapıyı özelleştirmesini sağlamaya çalışarak geçirdiği girişimci kariyerinin ardından, şimdi aynı kişinin “Washington’u yöneten ‘neo-emperyalist elit’e karşı öfkeyle konuştuğuna” işaret ediyor.
Bazı analistlerin, Trump’ın davranışlarını kişiliğinden kaynaklanan bir durum olarak yorumladığını kaydeden Bréville, diğer gözlemcilerin ise Trump’ın girişimlerini tamamen bilinçli bir genel mantığın parçası olarak gördüğünü hatırlatıyor.
Örneğin diplomat A. Wess Mitchell’e göre Trump, sözde konsolidasyon politikası izliyor; bu, büyük güçlerin tarih boyunca “zaman içinde harcanabilir güçlerini artırmak için konumlarını proaktif olarak güçlendirmek” amacıyla kullandıkları bir strateji… Konsolidasyon, kısa vadeli riski uzun vadeli kazançla takas eder.
Bréville’in hatırlattığı diğer isim ise siyaset bilimci John Mearsheimer. Ona göre Trump aslında, artık ülkesinin çıkarlarına zararlı olduğunu düşündüğü savaş sonrası uluslararası düzenin sonunu getirmeyi amaçlıyor.
Dolayısıyla, büyük güçlerin egemenlik veya yerel halkları hiçe sayarak toprakları ele geçirdiği ve takas ettiği 19. yüzyılı anımsatan bir tür sömürgeciliğe geri dönüyor.
Trump destekçileri ise, Obama ve Biden başkanlıkları döneminde zayıfladığı iddia edilen ABD’nin gücünün yeniden canlandığının bir işareti olarak onun dış politikasını görüyorlar. Uluslararası ilişkiler tarihçisi Arthur Herman, Wall Street Journal’da, “Amerika yeniden tek süper güç oldu” diyerek sevincini dile getirdi.
Araştırmacı Meaghan Mobbs’a göre, Trump’ın müdahaleci politikası, yalnızca ABD’nin “sonuçları şekillendirme iradesini ve yeteneğini koruduğunu”, başka bir deyişle, tüm dünyada havayı belirleme gücünü hatırlatıyor.
Buna karşılık, bazı analistler Trump’ın eylemlerinde “zayıflığın itirafı” ya da “çöküşün eşiğinde olan bir ülkenin son şarkısı” görüyor. Onlara göre, dünyanın elinden kayıp gittiğini gören Trump, ülkesinin çöküşünü önlemek için gösterişli hamleler yapıyor.
Bréville, Amerika’nın çöküşü temasının, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden dört yıldan az bir süre sonra ortaya çıktığını hatırlatıyor.
İlk Sovyet nükleer denemesinden (1949) ABD’nin altın standardını terk etmesine (1971) kadar, Sputnik’in fırlatılması (1957) ve Vietnam bataklığı (1968) üzerinden, saygın akademisyenler defalarca Amerikan hegemonyasının sona erdiğini ilan ettiler.
Daha 1990’ların başında, Sony’nin Columbia Pictures ve CBS Records’u satın alması ve New York’taki Rockefeller Center’ın Mitsubishi’nin eline geçmesiyle, Asya’nın iktisadi hakimiyetine dair korku, deneme yazarı Jacques Attali’yi şöyle yazmaya itti:
“Amerika Birleşik Devletleri, Tokyo’da bulunan yeni bir merkezin bir tür hinterlandına dönüşme riskiyle karşı karşıya. Amerika, 17. yüzyılda Polonya’nın Flanders için olduğu gibi Japonya’nın tahıl ambarı haline gelebilir.”
Bréville, gerçekte ise Japonya’nın o dönemde şiddetli bir krize girdiğini ve daha sonra 1990’ları “kayıp on yıl” olarak adlandırdığını, ABD’nin ise rakipsiz bir hakimiyet dönemi yaşadığını vurguluyor.
Bréville şöyle devam ediyor:
“Bir gün gerileyen, ertesi gün ise hegemonik bir ülke: bu salınım, tarihin darbelerine direnen ve her zaman yeniden ayağa kalkabilen bir ülke olan Amerikan mitolojisinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. 2008 finansal kriziyle yeni bir dönem başladı. Batılı finans kurumları çökerken, gelişmekte olan ülkeler tek bir güç ve tek bir blok etrafında örgütlenmiş dünya düzenine meydan okudu. BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ilk zirvelerini düzenledi ve Washington, 2011 Arap Baharı’nda dost diktatörlüklerin düşüşünü pasif bir şekilde izlerken, dünya meseleleri Washington’un kontrolünden çıkmış gibi görünüyordu.”
Hem iktisadi olarak Çin’in yükselişini hem ABD’nin özellikle BM’de gitgide daha izole hale geldiğini kabul eden yazar, yine de Asya’nın yükselişine rağmen dünyanın hâlâ aynı eksen etrafında dönmeye devam ettiğini savunuyor.
ABD’nin, “dost” hükümetleri destekleyerek, “düşmanlarını” devirerek ve diğer ülkelerin kaynaklarını sindirme, şantaj ya da güç yoluyla ele geçirerek küresel gündemi belirlediğini belirten yazar, bu ülkenin 1776 ile 2019 yılları arasında yurt dışında toplam 392 askeri müdahaleye karıştığını aktarıyor.
Yazar, Trump’ın, seleflerinden farklı olarak, emperyalist hedeflerini evrenselci bir ahlak söylemiyle örtbas etmediğinin altını çiziyor:
“Monroe Doktrini, Latin Amerika’yı Avrupa sömürgeciliğinden korumayı amaçlıyordu; Soğuk Savaş dönemindeki çevreleme politikası, resmi olarak ‘özgür dünyayı’ totalitarizmin yayılmasından korumayı hedefliyordu; 2000’li yıllardaki rejim değişikliği operasyonları ise demokrasiyi ihraç etme arzusuyla meşrulaştırılıyordu … Fakat Trump bir şey istiyorsa –petrol, maden, para– onu alır.”
Trump’ın kendisini kısıtlamak için nedeni olmadığını da ileri süren yazar, diğer büyük güçlerin konumlarını şöyle özetliyor: Rusya, ABD’nin Ukrayna meselesine yeniden dahil olmasını istemiyor; AB ise ABD’nin bu meseleden çekilmesinden korkuyor. Hindistan ve Brezilya ticaret yaptırımlarından çekiniyor. Çin ise kendi çıkarları tehdit edilmediği sürece başkalarının işlerine karışmıyor. Şu an için dünyanın polisi olacak ne iradesi ne de askeri kaynakları var.
Dolayısıyla ABD hegemonyasının, “acil durum ipi” olmadan işlediğini savunan Fransız yazar, 20. yüzyıl boyunca uluslararası işçi örgütleri, sosyalist ve komünist partiler, ulusal kurtuluş hareketleri, Bağlantısızlar Hareketi ve hatta küreselleşme karşıtı hareketin, ABD emperyalizmine karşı “dayanışma, kitlesel seferberlikler ve bütüncül, tutarlı bir karşı söylem” oluşturabildiğina işaret ediyor.
Ne var ki, solun şu anda her kıtada zorlandığını vurgulayan yazar, BRICS ülkelerinin birbirinden farklı çıkarları, mevcut küresel iktisadi sisteme bağlılıkları ve halklarının refahına yönelik düzensiz yaklaşımlarının, bir alternatif ortaya koymalarını engellediğini savunuyor.
Bréville’e göre ahlaki öfkeyi siyasi güce dönüştürebilecek gibi görünen uluslararası bir ortak cephe yok.
Cezasızlığın, Trump’ı özellikle Avrupalı “müttefiklerine” karşı daha da sert adımlar atmaya teşvik ettiğini belirten yazar, Avrupalı liderlerin durumunu sert bir biçimde eleştiriyor:
“O, onların boyun eğiciliğinin sınırlarını çok iyi biliyor. Washington, Avrupalı yetkililerin ve liderlerin telefonlarını dinleyebilir (Barack Obama döneminde olduğu gibi), onların arkasından pazarlık yaparak silah sözleşmelerini ellerinden alabilir (Joe Biden döneminde olduğu gibi) ve Avrupa şirketlerini, belirlediği ülkelere yönelik yaptırımlara uymaya zorlayabilir; bunu da (son 30 yıldaki her ABD başkanının yaptığı gibi) devasa para cezalarıyla tehdit ederek yapabilir. Askeri ve ekonomik açıdan, ayrıca enerji ve dijital teknoloji konusunda ABD’ye bağımlı olan Avrupalılar, her türlü aşağılanmayı kabullenmekten başka bir şey yapamazlar. Asla ABD diplomatlarını sınır dışı etmekle, kendi gümrük vergilerini artırmakla, şirketleri yasaklamakla, askeri üsleri kapatmakla, casusları yaptırım altına almakla ya da spor etkinliklerini boykot etmekle tehdit etmezler.”
Dolayısıyla AB, uluslararası etkisinin azalması nedeniyle Trump için “özellikle kolay bir av” haline gelmiş durumda.
Yazara göre Eski Kıta Gazze’den Venezuela’ya, hatta Ukrayna’daki barış müzakerelerine kadar pek çok önemli konuda kenara itilmiş durumda ve bu müzakerelerde de adeta bir “baş belası” olarak görülüyor.
2004 yılında %31 ile zirveye ulaşan AB’nin küresel GSYİH’deki payı, 20 yıl sonra sadece %17’ye düşmüş durumda ki yazara göre bu çarpıcı düşüş, transatlantik ilişkilerin asimetrisinin kanıtı.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor










