Diplomasi
Trump, Pekin’de kırmız halı ve ABD-Çin bayraklarıyla karşılandı

İran savaşı, enerji fiyatları ve Çin-ABD teknoloji rekabetinin gölgesinde Pekin’e iniş yapan ABD Başkanı Trump kırmızı halıyla karşılandı.
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşmeler yapmak üzere Pekin Başkent Uluslararası Havaalanı’na iniş yaptı. Trump, Pekin’deki havaalanında, bir orkestra ve yaklaşık 300 Çinli gencin Çin ve ABD bayrakları sallayarak “Hoş geldiniz”, sloganları atmasıyla karşılandı.
Üç günlük bu devlet ziyareti, Amerikan başkanının son dokuz yıl içinde gerçekleştirdiği ilk ziyaret. ABD’den bu ülkeye lider düzeyindeki son ziyaret, Trump’ın ilk döneminde, 2017’de yapılmıştı.
Ziyarette, Trump’a, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ve Beyaz Saray Müsteşarı Stephen Miller eşlik ediyor.
Hazine Bakanı Scott Bessent da bugün Güney Kore’nin başkenti Seul’de Çin ile yürütülen ekonomi ve ticaret müzakerelerinin tamamlanmasının ardından Pekin’e hareket etti.
Trump’ın eşi Melania Trump’ın katılmadığı ziyarette, aileden oğlu Eric Trump ile onun eşi Lara Trump yer alıyor.
Dünyanın gözü Pekin’de
Trump-Xi zirvesi, küresel ekonomi üzerindeki belirsizlikler ve gerilimler nedeniyle dünya çapında yoğun bir ilgiyle izleniyor.
Bunlar arasında ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık, enerji maliyetlerini artıran ve küresel gıda güvenliğini tehdit eden faktörler yer alıyor.
Ayrıca, dünyanın en büyük iki ekonomisinin ticaret gerilimleri ve teknoloji rekabeti gibi sorunlar arasında ilişkilerini istikrara kavuşturup kavuşturamayacağı konusunda da büyük bir uluslararası ilgi var.
Geçen yıl Washington’un Çin ithalatlarına daha yüksek gümrük vergileri koymasının ardından Pekin nadir topraklar ihracatını kısıtlayarak yanıt vermişti. İki ülke o zamandan beri ekonomik ilişkilerdeki istikrarı sağlamaya çalışıyor. Trump ve Xi, geçen ekim ayında Güney Kore’de buluştuklarında bir yıllık bir ticaret ateşkesi üzerinde anlaşmışlardı.
Pekin’deki görüşmelerinde, iki liderin, Çin’in ABD mallarını ek satın alması ve ülkeler arasındaki ticaret gerilimlerini hafifletmenin diğer yollarını tartışmaları bekleniyor.
Trump, yarın (perşembe günü) bir karşılama törenine katılacak ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşecek, ardından bir devlet yemeği düzenlenecek. İki lider, cuma günü çay içip çalışmalı bir öğle yemeği için tekrar bir araya gelecek.
İran çatışmasının, Tayvan meselesi, yapay zeka, nükleer silahlar ve kritik mineraller gibi konularla birlikte gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.
“Büyük sembolik anlamı var”
Trump’ın Pekin’e varışı, ABD başkanlık sözcüsü Anna Kelly’ye göre “büyük sembolik anlam taşıyan bir ziyaret” olacak.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Xi’nin “Başkan Trump ile Çin-ABD ilişkileri ve dünya barışı ile kalkınması konularında derinlemesine görüş alışverişinde bulunacağını” söyledi.
Sözcü, devlet başkanı diplomasisinin ikili ilişkilerde stratejik yönlendirme sağlamada “değiştirilemez bir rol” oynamakta olduğunu vurguladı. Çin’in, ABD ile işbirliğini genişletmeye ve farklılıkları yönetmeye hazır olduğunu belirtti.
Tayvan
Tayvan, ziyaret öncesinde büyük bir endişe kaynağıydı. Tayvan’daki ABD müttefiklerinin, Trump’ın büyük bir anlaşma için Tayvan’ı bir koz olarak kullanabileceği yönünde korkuları vardı. Ancak ABD müttefiklerinin bu endişeleri büyük ölçüde yatıştırıldı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, ABD’nin Tayvan’a yönelik politikasının “değişmeden kaldığını” söyledi.
Trump, Xi ile yapacağı görüşmede ABD’nin Tayvan’a silah satışını gündeme getireceğini açıkça belirtti, ancak Rubio, bunun “ziyaretin önemli bir parçası olmayacağını” söyledi.
“Burada Tayvan Boğazı’nda istikrar olmasının, Çin, ABD ve dünya için faydalı olduğunu düşünüyoruz ve bu bizim duruşumuzdur. Bu duruşu savunmaya devam edeceğiz” dedi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise ay başında Rubio ile telefon görüşmesinde Tayvan’ın Çin-ABD ilişkilerindeki en büyük risk noktası olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.
Amerikan devlerinden çıkarma
Ziyaretin en ilgi çekici yanlarından biri aralarında Tesla’nın patronu Elon Musk, Apple CEO’su Tim Cook ve Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da olduğu 17 Amerikan şirketinin temsilcilerden oluşan iş heyetinin Trump’a eşlik etmesi.
Finans sektöründen, varlık yönetim şirketleri Black Rock’ın kurucusu ve patronu Larry Fink ile Blackstone’un kurucu ortağı ve patronu Stephen Schwarzman, yatırım bankaları Goldman Sachs’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su David Solomon ile Citigroup’un Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Jane Fraser, finansal hizmet sağlayıcıları Mastercard’ın CEO’su Michael Miebach ile Visa’nın CEO’su Ryan McInerney heyette yer alıyor.
Teknoloji sektöründen ise Musk ve Cook’un yanı sıra uçak üreticisi Boeing’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Robert Kelly Ortberg, havacılık ve uzay şirketi GE Aerospace’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Henry Lawrence Culp, çip üreticileri Micron’un CEO’su Sanjay Mehrotra ile Qualcomm’un CEO’su Cristiano Amon, çip donanımları ve lazer ekipmanları üreticisi Coherent’ın CEO’su Jim Anderson, biyoteknoloji şirketi Illumina’nın CEO’su Jacob Thaysen ile sosyal medya ve teknoloji şirketi Meta’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dina Powell McCormick, Trump’a eşlik ediyor.
Gıda şirketi Cargill’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Brian Sikes da heyette.
Trump, iki günlük zirvede güçlü iş bağları kurmayı hedefleyerek, Xi Jinping’den, “Amerikan şirketlerine açılmasını” istedi. ABD Başkanı, “ilk isteği” olarak Xi’den, uzun zamandır Çin’deki faaliyetlerinde düzenleyici engellerden şikayetçi olan büyük Amerikan şirketleri için daha elverişli bir ortam yaratılmasını talep edeceğini söyledi.
Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımda şunları yazdı: “Başkan Xi’ye, olağanüstü bir lider olan Xi’ye, Çin’i ‘açması’ için, bu parlak insanların sihirlerini çalıştırabilmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni daha da yüksek bir seviyeye taşıyabilmesi için dilekçemi sunacağım. Gerçekten de, birlikte olduğumuzda, bu benim ilk isteğim olacak.”
Orta Doğu’daki çatışma, ABD’de benzin fiyatlarının fırlaması ve başkanın 2024 seçim kampanyası sırasında yenmeyi vaat ettiği enflasyonun yeniden alevlenmesi Trump’ın onay oranlarının düşmesine neden oldu.
Trump başlangıçta mart sonu ve nisan başında Çin’e gitmeyi planlıyordu, ancak İran ile ateşkes sağlanana kadar ziyareti erteledi.
Diplomasi
ABD ve Türkiye, F-16 görüşmelerine yeniden başladı

ABD ve Türkiye, F-16 savaş uçakları konusundaki görüşmeleri yeniden başlattı.
Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak Al-Monitor’a verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında New York’ta bu hafta gerçekleşmesi beklenen bir toplantı öncesinde bu gelişmeyi aktardı.
Geçen hafta gazetecilere konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Erdoğan ve Trump’ın BM Genel Kurulu’nun kenarında bir araya gelebileceğine işaret etti.
Görüşmenin gerçekleşeceğine dair resmi bir teyit bulunmamakla birlikte, Türk ve ABD’li yetkililerin bir şekilde bir araya gelmesi bekleniyor.
Erdoğan, pazartesi sabahı erken saatlerde New York’a vardı ve salı günü Genel Kurul’da bir konuşma yaptı.
Ayrıca Erdoğan’ın, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamad el-Sabah ve Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanıyla toplantılar yapması bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı’na göre Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da aralarında bulunduğu geniş bir heyet eşlik ediyor.
Türkiye ve ABD’li yetkililer arasındaki görüşmelerde, savunma alımları iki başkent arasındaki çözülmemiş sorunlardan biri olmaya devam ettiği için, silah satışlarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.
ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı mevcut yaptırımlara ve Ankara’nın olası F-35 alımına ek olarak, Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonu da her iki başkentin gündemine geri döndü.
Fidan, cumartesi günü NTV’ye verdiği demeçte, “Yaptırımlar ‘bizim için bir engel’ ve bunların kaldırılması için çalışıyoruz. Tüm bunları tetikleyen S-400 meselesinin nasıl çözüleceğine dair bazı yaratıcı fikirler de var,” dedi ama ayrıntılara girmedi.
BM toplantısı, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen ve büyük ölçüde silah satışlarına odaklanan görüşmenin ardından geliyor.
2020 yılında Türkiye, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması nedeniyle “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi oldu.
Ayrıca, yaklaşık 1,4 milyar dolar ödediği altı adet F-35 uçağını teslim alması da engellendi.
Bu yasa, Rusya, İran ve Kuzey Kore ile yapılan işlemleri caydırmak amacıyla 2017 yılında Kongre’de ezici çoğunlukla kabul edilmişti.
F-35 programından çıkarılmasının ardından, Ekim 2021’de Ankara, 40 adet yeni F-16 Block 70 savaş uçağı ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kiti satın alma talebinde bulundu.
Mühimmat ve diğer teçhizatı da içeren önerilen paketin değeri başlangıçta yaklaşık 23 milyar dolar olarak belirlendi. Washington, 2024 yılında bu satışı onayladı.
Fakat aynı yılın ilerleyen aylarında Türkiye, paketi küçülttü ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti satın alma planlarını rafa kaldırdı.
Bunun yerine, mevcut F-16’larının bir kısmını yurt içinde modernize etmeye karar verdi.
Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.
Trump’ın 2025’te ikinci dönemine başlamasının ardından Ankara, ABD yönetimini CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya ikna etmeye çalıştı.
Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.
ABD’ye göre Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olmaya devam etmesi, yaptırımların kaldırılması önünde hukuki bir engel teşkil etmeye devam ediyor.
ABD yasalarına göre Ankara’nın bu sistemi “elinden çıkarması” gerekiyor.
Temmuz ayında Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından Türk medyası, Ankara’nın sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmayı değerlendirdiğini bildirmişti.
Rusya da konunun Ankara ile Moskova arasında görüşülmekte olduğunu doğruladı fakat herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği belirsizliğini koruyor.
F-16 müzakerelerinin yeniden başlaması, F-35’ler konusunda ilerleme kaydedilememesi nedeniyle Türkiye’nin hava caydırıcılığını sürdürmek amacıyla hava filosunu yenileme çabalarının bir parçası.
ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin’e göre, Türkiye şu anda 230’dan fazla F-16 uçağı kullanıyor.
Bu uçaklar, Türkiye’nin savaş uçağı filosunun bel kemiğini oluşturmaya devam ediyor.
Bu filoda F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ varyantları yer alıyor. F-16 Block 30 uçakları için şu anda devam eden modernizasyon çalışmalarının 2027 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.
Türkiye Savunma Sanayileri Başkanlığı’na göre, Block 40 ve 50 uçaklarının modernizasyonu ise 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilecek.
Yeniden başlayan görüşmelerin, Türkiye’nin planladığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 uçağı alımına mı, mevcut filosunun yurt içinde modernizasyonu için gerekli olan ABD onaylarına mı, yoksa her ikisine mi odaklandığı henüz belirsiz.
Bölgedeki rakipler savaş uçağı filolarını modernize edip beşinci nesil yeteneklerini genişletirken, F-35’lerin bulunmaması nedeniyle Türkiye’nin yeni F-16’lara ve mevcut filosunun modernizasyonuna olan ihtiyacı daha da önem kazandı.
Akdeniz’deki diğer ülkeler de Lockheed Martin askeri filolarını modernize ediyor. NATO üyesi Yunanistan, F-16 filosunun büyük bir kısmını modernize ediyor ve Yunanistan Savunma Bakanlığı’na göre 2024 yılında 20 adet F-35 satın alma anlaşması imzaladı.
Bu anlaşmada 20 adet daha satın alma opsiyonu da bulunuyor. İlk uçakların 2028 yılında teslim edilmesi bekleniyor.
İsrail Savunma Bakanlığı’na göre ise İsrail, halihazırda 48 adet F-35 uçağı kullanıyor.
İlk 50 uçaklık siparişinden iki uçağın teslimatı hâlâ beklemekte olup, 25 adetlik bir sipariş daha verildi.
Diplomasi
JPMorgan CEO’su Dimon: Hindistan Rus petrolü yüzünden cezalandırılmamalı

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan’ın CEO’su James Dimon, ABD yönetiminin Rusya’ya baskı uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Dimon, rafinerilerin teknik altyapısı nedeniyle tedarikçi değişiminin son derece güç olduğuna dikkat çekti.
ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase & Co. CEO’su James Dimon, CNBC TV18 kanalına verdiği mülakatta, Rusya’ya baskı kurma çabalarının Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını hedef almaması gerektiğini söyledi.
Dimon konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Umarım Amerika oturup tüm bu meseleleri etraflıca değerlendirir ve neticede Rusya’ya karşı yapmamız gerekenleri uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırma yoluna gitmez” dedi.
Petrol rafinerilerinin genellikle belirli ham petrol türlerini işleyecek şekilde inşa edildiğine dikkat çeken Dimon, bu teknik durumun alıcıların tedarikçi değiştirmesini zorlaştırdığını vurguladı.
JPMorgan yöneticisi, “Buradan almadıkları takdirde başka bir yerden tedarik etmek zorundalar. O petrol de söz konusu rafinerilere uygun düşen türde olmayabilir” ifadelerini kullandı.
Dimon’ın bu çıkışından günler önce, 19 Eylül gecesi ABD Başkanı Donald Trump, merhum Senatör Lindsey Graham’ın adını taşıyan yeni yaptırım yasa tasarısını imzalamıştı.
“Cehennem yaptırımları” olarak nitelenen düzenleme, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alan ülkelere ikincil ticaret kısıtlamaları getirilmesini öngörüyor.
Yasa kapsamında ABD’ye giren Rus menşeli ürünlere yüzde 500’e kadar, Rus petrolü veya doğalgazı satın alan ülkelerden gelen mallara ise yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanması planlanıyor.
Hindistan yönetimi ise ABD’nin Rusya ve İran’a yönelik bu yaptırım yasasını incelemeye alacağını duyurdu.
Daha önce Axios haber sitesi, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Parti yönetiminin Rusya’ya yönelik “cehennem yaptırımlarına” açıkça karşı çıktığını yazmıştı.
Demokratlar, söz konusu gümrük vergilerinin ABD içindeki fiyatları artırabileceğini ve Trump’a gereğinden geniş ticaret yetkileri devredeceğini savunmuştu.
Tasarıyı destekleyen kanat ise bu adımlarla Rusya’nın enerji satışından elde ettiği gelirleri azaltmayı amaçlıyor.
Moskova yönetimi yaptırımları yasa dışı görüyor. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, Graham tasarısının Trump yönetimine yönelik “kötü bir hizmet” niteliği taşıdığını, kısıtlamaların bizzat Washington için ekonomik sonuçlar doğuracağını kaydetti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ne kadar çok yaptırım uygulanırsa, bu yaptırımları getirenler için o kadar kötü olur” demişti.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da ABD’nin atacağı bu yöndeki yeni adımların Ukrayna krizinde çözüm arayışlarını baltalayacağını dile getirmişti.
Peskov, “Bu girişimler hasmane eylemler kapsamına giriyor. ABD’nin getireceği ilave yaptırımlar, Ukrayna’da barışçıl çözüme dönük çabaları şüphesiz zorlaştıracaktır” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Diplomasi
Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Yapay zeka şirketi Palantir, geliştirdiği askeri veri ve hedefleme yazılımlarını Ukrayna’nın savunma ve kamu mekanizmalarına entegre etti. Gerçek muharebe koşullarında toplanan veriler yeni nesil savunma sanayii ürünlerine aktarılıyor. Kiev yönetiminin dijital dönüşüm politikaları, küresel teknoloji firmalarının savaş sahasındaki test faaliyetleriyle paralel ilerliyor.
Yapay zeka odaklı askeri teknoloji şirketi Palantir, Ukrayna’nın askeri yapılarına ve sivil kurumlarına entegre olarak ülkeyi gözetleme, iz sürme ve hedef imha teknolojileri için bir test sahasına çevirdi.
Peter Thiel tarafından kurulan ve Alex Karp yönetimindeki şirket, 2022’de Rusya ile savaşın patlak vermesinin hemen ardından Ukrayna ordusuna “öldürme zincirini” (kill-chain) hızlandıran veri sistemleri sağlamaya başladı. Bir hedefin tespitinden vurulma veya ölüm anına kadar geçen süreci yöneten bu yapı, şirketin Maven adlı yapay zeka yazılımı üzerinden işliyor.
Şirkete ait Prisma sistemi insansız hava aracı saldırılarını yönlendirirken, Metaconstellation adlı üçüncü ürün ise saldırı öncesinde alçak yörünge uydularını yeryüzündeki herhangi bir alanı izlemek üzere görevlendiriyor.
Askeri alandaki ortaklığın ardından şirket, Ukrayna devlet mekanizmasında hızla etki kazandı. Ukrayna yönetimi 2023 yılında, Palantir’in Dijital Dönüşüm Bakanlığı üzerinden resmi bir temas noktası kurduğunu ve birçok kamu kurumuyla çalışmaya başladığını duyurdu.
Günümüzde söz konusu yazılımlar Ukrayna iç güvenlik birimlerinde ve eğitim sisteminde çalışıyor; ayrıca Ukrayna’nın dünyanın ilk yapay zeka tabanlı “eylemci devleti” (agentic state) olma yönündeki kamu dijitalleştirme adımlarının merkezinde yer alıyor.
Ukrayna’nın dijital dönüşümünün en belirgin alanı, askerlik çağındaki erkeklerin sokaklardan toplanarak cepheye gönderilmesini sağlayan iz sürme altyapısında görülüyor.
Ukrayna yönetimi bu süreçte Oberih adlı ulusal askeri veritabanını dijital ortama aktararak verileri Reserve+ sisteminde birleştirdi. Sistem; vergi, istihdam, ikamet ve sağlık kayıtları dahil olmak üzere kişisel bilgileri devlet sicilleriyle eşleştiriyor ve yapay zeka aracılığıyla kişilerin askerliğe uygunluk durumunu analiz ediyor.
Zorunlu seferberlik uygulamasında kullanılan bu sistem üzerinden yürütülen faaliyetler tepki çekiyor.
Ukrayna Telegram kanallarında, seferberlik birimlerinin erkekleri sokaklardan veya süpermarketlerden zorla araçlara bindirerek cephe hatlarına sevk ettiğini gösteren görüntüler günlük olarak yayımlanıyor.
Palantir veya Kiev yönetimi bu askeri sistemlerin dijitalleştirilmesinde şirketin rol aldığını resmi olarak doğrulamasa da, firmanın çoklu veritabanlarını birbirine bağlama konusundaki uzmanlığı bu iddiaları güçlendiriyor.
Reserve+ sisteminin çalışma prensibi ile Palantir’in kamu kurumlarındaki erişimi aynı doğrultuda ilerliyor.
Söz konusu seferberlik ekiplerinin çalışma biçimi, Palantir’in on yılı aşkın süredir veri araçları tedarik ettiği ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin uygulamalarıyla örtüşüyor.
ICE bünyesindeki Soruşturma Vaka Yönetimi platformu; şahısların okul durumu, aile bağları, çalışma bilgileri, telefon kayıtları, biyometrik verileri ve ikamet adresleri gibi geniş çaplı verileri topluyor. Her iki ülkede de kişilerin yakalanmasına yol açan yazılım temeli benzerlik gösteriyor.
Palantir’in yönlendirdiği kaydedilen Rusya topraklarına yönelik derin menzilli saldırılar ise stratejik bir kazanım getirmemekle birlikte, Rusya’nın karşı saldırılarını tetikledi.
Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına göre bu saldırılar sonucunda Odessa limanları işlevsiz kalarak ülkenin deniz ticareti kesildi, gıda lojistiği altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı ve enerji üretim kapasitesinin yüzde 80’i tahrip edildi.
Saldırılardan elde edilen saha verileri Palantir’in sistemlerine aktarılarak yeni nesil askeri yapay zeka ürünlerinin geliştirilmesinde girdi olarak kullanılıyor.
Şirket hisseleri savaş öncesinde 8 ila 10 dolar seviyesindeyken, savaş sürecinde yüzde 2000’in üzerinde artış kaydederek geçen yıl 200 dolar seviyesine ulaştı.
NATO da bazı AB ülkelerinin itirazlarına rağmen 2025’te Maven sistemini satın aldı ve bu yazılım haziran ayında operasyonel hale getirildi.
Savaş sürecinde Microsoft, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri de Ukrayna pazarındaki faaliyetlerini artırdı.
Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt tarafından kurulan insansız hava aracı şirketi, Rusya’ya yönelik saldırılar için Ukrayna’ya çok sayıda tek kullanımlık insansız hava aracı sağlıyor.
Ukrayna basınında çıkan haberlerde, Schmidt’in yeni sistemleri test etmek için gerçek bir muharebe ortamına ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.
Palantir İngiltere Yöneticisi Louis Mosley, Ukrayna’nın askeri bağlamda yapay zeka için bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştüğünü ve gerçek savaş alanının sağladığı test imkanlarının teknolojik gelişimi hızlandırdığını kaydetti.
Görevden alınan eski savunma bakanı Mihail Fedorov da 2024’te Ukrayna’nın en yeni teknolojilerin denenmesi için en uygun test sahası olduğunu dile getirmişti. Fedorov’un kurduğu yeni askeri yapay zeka girişiminin ana yatırımcısının Alex Karp olduğu açıklandı.
Savaşın uzaması Ukrayna’daki demografik krizi derinleştiriyor. 1991 yılında 52 milyon civarında olan ülke nüfusu, 2021’de 41 milyona geriledi. IMF verilerine göre şu anda Ukrayna kontrolündeki bölgelerde 33 milyondan biraz fazla insan yaşıyor.
2025 yılında ölüm oranları doğum oranlarının yaklaşık üç katına çıkarken, 3 milyon çalışma çağındaki kişi ülkeyi terk etti ve doğurganlık oranı kadın başına bir çocuğun altına indi.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Asya2 hafta önceÇin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı










