Ortadoğu
Trump ve Harris’in Orta Doğu politikaları nasıl olacak?

ABD başkanlık seçimlerinde öne çıkan iki aday, Donald Trump ve Kamala Harris, İsrail, Suudi Arabistan ve İran’la ilişkileri farklı şekillerde yönetecek. Yeni başkan, bu üç ülkeyle güçlü siyasi, güvenlik ve ekonomik bağları devralacak ve dünya genelinde yaşanan jeopolitik değişimlere yanıt vermek zorunda kalacak.
Paul Salem, Al Majalla
ABD başkanlık seçimlerinde yarışan iki adayın, İsrail, Suudi Arabistan ve İran ile olan ilişkilerine bakmanın en basit yolu üç anahtar kelimeyi dikkate alıyor: Müttefik, ortak ve düşman. Kasım ayında yapılacak seçimleri kim kazanırsa kazansın, bu etiketleri ve ülkelerle olan bu sıralı ilişkileri miras alacak.
Ocak ayında göreve başlayacak olan yeni başkan, bu üç ülkeyle süregelen siyasi, güvenlik ve ekonomik ilişkileri devralacak. Ancak 2025’e girerken, dünya genelinde yaşanan büyük jeopolitik değişimler ışığında önemli kararlar alması gerekecek.
Bu yazıda, her ülkenin Washington’la olan ilişkilerinin nasıl ve neden geliştiği analiz ediliyor ve yeni yönetimin karşılaşabileceği zorluklar inceleniyor.
İsrail: Müttefik
Washington ile Tel Aviv arasında resmi bir savunma anlaşması bulunmasa da iki ülke on yıllardır yakın müttefikler olarak hareket ediyor. ABD, resmi bir anlaşma olmaksızın İsrail’e 150 milyar doları aşan askeri yardımda bulundu. Özellikle 7 Ekim’deki Hamas saldırılarının ardından bu ittifak hızla devreye girdi. O günden bu yana, milyarlarca dolarlık askeri destek İsrail’e, Gazze ve Lübnan’a yönelik operasyonları boyunca aktarıldı.
Bu ittifak, Soğuk Savaş döneminde Türkiye ve İran ile olan stratejik ortaklıklara benzer şekilde başlamış olsa da günümüz dünyasında ABD ile İsrail arasındaki bağın daha güçlü bir sebebi var: Amerikan siyaseti, Kongre ve medyanın büyük bir bölümü, İsrail’in güvenliğine yönelik kesintisiz bir destek sunuyor.
Fakat bu destekte bir değişim sinyalleri de gözlemlenebilir. ABD’de genç bir nesil, Amerika’nın İsrail’e olan mutlak bağlılığını sorgulamaya başlıyor. Bu yeni sesler özellikle Demokrat Parti’nin genç üyeleri arasında yükselse de bu hareketin siyasi arenada daha büyük bir etkisi olması için muhtemelen birkaç on yıla daha ihtiyaç var.
Suudi Arabistan: Ortak
ABD’nin Suudi Arabistan’la olan ortaklığı, kökleri 1945 yılına kadar uzanan stratejik bir ilişkiye dayanıyor. Başkan Franklin D. Roosevelt ile Kral Abdülaziz arasında yapılan görüşme, bu ortaklığın temelini attı. Soğuk Savaş döneminde, ABD ile Suudi Arabistan, Sovyet gücüne karşı birlikte çalışmış ve bu süreçte iş birliği bazı ittifak unsurlarını içermişti. 1980’de Başkan Carter tarafından ilan edilen Carter Doktrini, ABD’nin, Arap dünyasındaki bu önemli dostunu korumaya yönelik taahhüdünü somutlaştırdı. Nitekim, ABD, 1991 yılında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline karşı harekete geçmiş ve Suudi Arabistan’ın petrol sahalarını korumak için askeri müdahalede bulundu.
Ancak zamanla, ABD’nin enerji bağımsızlığını kazanması ve Suudi Arabistan’ın ABD içinde İsrail gibi güçlü bir iç desteğe sahip olmaması nedeniyle Washington’un Riyad ile yakınlığı zayıflamaya başladı. Örneğin, 2019’da Suudi petrol tesislerine düzenlenen saldırılarda ya da İran destekli Husi milislerinin Suudi Arabistan’a füze ve İHA saldırıları gerçekleştirdiği dönemlerde, ABD’nin tepkisi oldukça sınırlı kaldı.
Yine de hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat yönetimler, Suudi Arabistan’ın ABD’nin kritik bir ortağı olduğunu kabul ediyor. Bu ortaklık, küresel enerji piyasalarının yönetimi, enerji geçiş süreci, aşırılık ve terörizmle mücadele gibi önemli alanlarda kendini gösteriyor. Ayrıca ABD, Suudi Arabistan’ı, küresel ekonomik istikrarın korunması, ABD dolarının egemenliğinin sürdürülmesi, Çin ile stratejik rekabetin yönetimi ve İran’ın etkisinin kontrol altında tutulması gibi konularda da kilit bir ortak olarak görüyor.
Bunun yanı sıra Suudi Arabistan, Arap-İsrail çatışmasında gerilimin azaltılması ve Filistin sorununa iki devletli bir çözüm bağlamında İsrail ile normalleşme çabalarının destekçisi konumunda. Bu bağlamda, Suudi Arabistan, ılımlı Arap ve Orta Doğu ülkelerinden oluşan bir bloğun lideri olarak ABD için önemli bir role sahip.
Gelecek yıllarda, hangi yönetim Beyaz Saray’da olursa olsun, ABD ile Suudi Arabistan arasında resmi bir savunma anlaşmasının yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Hem Trump hem de Harris’in, ABD, Suudi Arabistan ve İsrail arasında üçlü bir anlaşma peşinde koşacağı öngörülüyor. Suudi Arabistan, özellikle savunma alanında resmi bir anlaşmanın bu üçlü iş birliğinin bir parçası olmasında ısrar ediyor. Bu da Suudi Arabistan-ABD ilişkilerini, bir ortaklıktan ittifaka dönüştürebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
İran: Düşman
ABD ile İran arasındaki düşmanlık, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana tam 45 yıldır devam ediyor. Bu düşmanlık, büyük ölçüde Tahran’ın tercih ettiği bir tutum olarak şekillenmiş durumda. Amerikalı diplomat Henry Kissinger bir zamanlar ABD ile İran’ın ulusal çıkarları doğrultusunda doğal müttefikler olması gerektiğini ifade etmişti. Ancak İran yönetimi için düşmanlık, 1953 yılında Başbakan Muhammed Musaddık’ın ABD destekli bir darbe ile devrilmesinden bu yana tarihi bir mirasa dayanıyor.
Daha sonra İran-Irak Savaşı sırasında ABD’nin Saddam Hüseyin’e verdiği destek, İran’a yönelik yaptırımlar ve İslam Cumhuriyeti’nin İsrail karşıtı tutumu, ilişkileri daha da kötüleştirdi. ABD içinse bu düşmanlık, 1979-1981 yılları arasında yaşanan rehine kriziyle başladı ve İran’ın radikal örgütlere verdiği destekle pekişti. 2023 yılı itibarıyla İran’ın Orta Doğu’daki vekil ağları üzerinden İsrail’e yönelik koordine saldırıları, iki ülke arasındaki gerginliği daha da artırdı. Ayrıca İran’ın Donald Trump’a yönelik suikast planlarına karıştığına dair haberler de ABD kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Washington’da, medya, Kongre ve her iki parti nezdinde İran karşıtı tutum oldukça güçlü ve köklüdür. İran’ın bölgesel nüfuzunu genişletme çabaları ve teröre verdiği destek, ABD’nin İran’ı bir tehdit olarak görmeye devam etmesine neden oluyor. Bu düşmanlığın yakın vadede çözülmesi beklenmiyor.
Nüanslı yaklaşımlar
Trump ve Harris, Orta Doğu’daki İsrail, Suudi Arabistan ve İran ile olan ilişkilerde farklı yaklaşımlar sergileyeceklerdir. Bu üç ülke, “müttefik, ortak ve düşman” parametreleri altında değerlendirilse de her iki başkan adayı, iç politikaları ve küresel öncelikleri doğrultusunda bu ilişkileri farklı şekillerde yönetecekler.
Öncelikle, her iki lider için de dış politika, iç politika önceliklerinin gerisinde kalacaktır. Amerikan kamuoyunun ilgisi, Asya ve Avrupa gibi bölgelere daha fazla yoğunlaşmış durumda. Bu da Orta Doğu’nun, özellikle ABD başkanlarının acil politika gündemlerinde, daha düşük öncelik taşıyacağı anlamına gelir. Dolayısıyla, Orta Doğu politikası, Trump ve Harris’in başkanlığı altında süreklilik arz eden bir stratejik ilgi görmeyecek; daha çok diğer bölgelerdeki gelişmelere bağlı olarak ikinci planda ele alınacaktır.
Son yıllarda, Orta Doğu’daki gelişmeleri büyük ölçüde Hamas-İsrail ve İran-İsrail gerilimleri şekillendirdi. Biden yönetimi döneminde, ABD’nin bu olaylara tepkisi genellikle pasif kaldı ve bölgedeki gelişmeler büyük oranda Washington’un dışındaki güçler tarafından belirlendi. 2024’te Suudi Arabistan ile İran, Çin’in arabuluculuğuyla ilişkilerini normalleştirirken, Türkiye de bölgedeki ülkelerle – Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ile – ilişkilerini yeniden kurmaya başladı.
Netanyahu şoför koltuğunda
Binyamin Netanyahu, Ocak 2025’e kadar Orta Doğu’daki dinamikleri şekillendiren en önemli lider konumunda olacak. Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve İran’la olası bir savaş mı yaşanacak, yoksa bu çatışmaların ardından bir düzen mi kurulacak? İsrail Başbakanı’nın bu süreçte alacağı kararlar, Trump veya Harris’in devralacağı Orta Doğu’nun nasıl bir görünüm sergileyeceğini doğrudan etkileyebilir. Özellikle, iki devletli bir çözümü sürekli reddeden Netanyahu’nun tutumu, ABD’nin Orta Doğu politikasını derinden etkilemeye devam edecek. Kongre’de 50’den fazla kez ayakta alkışlanan Netanyahu’nun, Washington siyasetinde önemli bir etkisi olduğu aşikâr.
Trump
Trump için dost ve düşman arasındaki çizgi keskin ve net. İsrail’i ve özellikle sağcı hükümetini güçlü bir şekilde destekleyecek, Filistin haklarını ise büyük ölçüde göz ardı edecektir. Trump, Suudi Arabistan’ı da sıkı bir şekilde destekleyecek; özellikle silah ticareti ve yüksek teknoloji sektörlerindeki ekonomik bağları güçlendirecektir.
İran konusunda Trump, başkan olduğu takdirde maksimum ekonomik baskı politikasına geri dönecektir. Tahran’ın kendisine karşı gelmesi durumunda güç kullanmaktan çekinmeyeceğini de belirtecektir. İlk başkanlık döneminde, İranlı General Kasım Süleymani’ye yönelik suikast, Trump’ın bu kararlılığını gösteren bir örnekti. Ayrıca, Trump’a yönelik İran kaynaklı bir suikast planı olduğu bilgisi de Trump’ın İran’a karşı daha saldırgan bir tutum sergilemesine yol açabilir.
Fakat Trump, dış politikadaki ana odağını farklı bir yere kaydırabilir: O da Çin. Trump, Vladimir Putin’in Rusya’sını düşman olarak görmüyor. Ukrayna’daki savaşı büyük ölçüde Rusya’nın şartlarına göre çözmeyi ve Moskova ile ilişkileri yeniden inşa etmeyi tercih edebilir. Trump ayrıca, ekonomik yaptırımların yaygın kullanımına özellikle Amerikan dolarının küresel rezerv para birimi olarak gücünü zayıflattığını savunarak karşı çıkmıştı. Bu çerçevede, İran ve Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlara karşı eleştirilerini daha da artırabilir.
Sonuç olarak, Trump, İran’a karşı baskıyı arttıracak, tehditler savuracak, ancak İran’ın müzakere masasına gelmesi durumunda anlaşma yapmaya açık olacaktır.
Harris
Harris, Orta Doğu’ya daha nüanslı bir yaklaşım getirecektir. Trump’ın “dost ve düşman” üzerine kurulu siyah-beyaz yaklaşımının aksine, Harris daha dengeli ve ince bir politika izleyecektir. Harris, İsrail’e güçlü bir destek vermeye devam edecektir, ancak İsrail’in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki saldırgan tutumlarını eleştirmekten de çekinmeyecektir. İki devletli çözümü yeniden canlandırmak için İsrail’e baskı yapmaya çalışacak ama bu çabanın başarılı olup olmayacağı belirsiz.
Harris’in Suudi Arabistan’la ilişkisi de Trump’la kıyaslandığında daha mesafeli olabilir. ABD’nin Suudi Arabistan’a verdiği desteği devam ettirecek olsa da insan hakları ve demokrasi konularında daha sert bir söylem benimsemesi muhtemel. Ancak, küresel enerji piyasalarındaki dengeyi ve bölgesel güvenliği sağlama konusunda Suudi Arabistan’la iş birliği sürecektir.
İran konusunda Harris, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak ve diplomatik çözüm yollarını önceliklendirmek isteyecektir. Trump’tan farklı olarak, Harris’in doğrudan askeri müdahalelere başvurma olasılığı daha düşük. Bunun yerine, diplomasi ve yaptırımları bir arada kullanarak İran’ı kontrol altında tutmayı tercih edecektir.
Harris yönetimi muhtemelen İsrail, Suudi Arabistan ve İran ile ilişkilere daha nüanslı bir yaklaşım getirecektir. Trump’ın benimsemeye eğilimli olduğu siyah-beyaz bakış açısından yoksun olacaktır. Harris İsrail’e güçlü bir destek verdi ve vermeye de devam edecektir. Ancak muhtemelen İsrail’in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki aşırı saldırgan eylemlerini eleştirerek bunu yumuşatacak ve iki devletli bir çözüm için müzakerelere geri dönmeleri için İsraillilere baskı yapmaya çalışacak, bu da muhtemelen başarısız olacak.
Suudi Arabistan’ın sağlam bir ortağı olacak ve Başkan Joe Biden’ın ABD, Suudi Arabistan ve İsrail arasında üçlü bir anlaşma sağlama çabalarını sürdürmeye çalışacaktır. Fakat Harris’in Suudi ve diğer Körfez liderleriyle Trump’ın sahip olduğu sıcak ve güçlü kişisel ilişkilere sahip olması beklenmiyor.
İran konusunda, Biden döneminde öne çıkan yaptırımların kısmi olarak uygulanmasını sürdürecek ve ortaya çıkmaları halinde diplomatik atılımlar peşinde koşmaya devam edecektir.
Bağlayıcı olmayan açıklamalar
Seçimin son haftalarında hem Harris hem de Trump, kendilerinden önce pek çok adayın yaptığı gibi, dış ve iç politikayı kapsayan pek çok konuda muğlak kalacak gibi görünüyor. Her iki aday da göreve geldiklerinde ellerini kollarını bağlayabilecek herhangi bir şey söylemekten kaçınacak ve mümkün olduğunca seçmenleri ya da seçmen kitlelerini yabancılaştırmamaya dikkat edecektir.
Ve kim kazanırsa kazansın, seçimden sonra hangi yönetim kurulursa kurulsun üst düzey pozisyonlara kimin atanacağı hala belli değil. Washington’da bunun neden önemli olduğunu ortaya koyan bir deyiş vardır: “Personel politikadır.” Trump için bu özellikle önemli bir soru zira dış politika danışmanlarının çoğu kendisinden çok daha geleneksel muhafazakâr ve şahin.
Dış politikasını ne ölçüde şekillendirecekleri ve kararların ne kadarının başkanın kendisi tarafından alınacağı son derece önemli olabilir. Trump’ın kafasına estiği gibi davranması ve öngörülemez olmaktan gurur duyması, ana etkiyi kendisinin elinde tutacağına dair bahse girebileceğim anlamına geliyor.
Harris’in başkanlığında hem küresel hem de Orta Doğu’daki yaklaşımlar daha öngörülebilir olacaktır.
Trump kazanırsa, öngörülemezliği bir nimet mi olacak yoksa zaten istikrarsız olan Orta Doğu’ya yeni bir istikrarsızlık unsuru mu ekleyecek?
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa6 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









